Çevirisini yayınladığımız analiz
, Berlin merkezli Bloomberg Haber Otomasyonu ekibi üyesi, Bloomberg Opinion'un eski Avrupa köşe yazarı Leonid Bershidsky'ye aittir ve Rusya-Ukrayna anlaşmazlığında Batı'nın Sovyetler sonrası politikalarındaki hatalara ve Putin sonrası Batı-Rusya ilişkilerine odaklanmaktadır. Rusya-Ukrayna geriliminin temelinde Batı-NATO-Rusya gerilimi olduğunu ve bu gerilimin çözülmesi gerektiğini, Rusya ve eski Sovyet ülkelerinin Putin'in bu yöndeki kararlılığına rağmen Batılı kurumlara yeterince dahil edilmediğini, 'Rusya'nın NATO'nun genişlememesi yönündeki ricalarının pek dikkate alınmadığını ve Rusya'yı örgüte çekmek için hiçbir çaba gösterilmediğini' ifade eden analistin teklifleri şöyledir: "Bağımsız uluslararası gözlemciler tarafından özgür ve adil olarak kabul edilecek seçimlerin yapılması ve Rusya-Ukrayna anlaşmazlığının Hırvatistan ve Slovenya'nın toprak anlaşmazlıklarında Hırvatistan'ın AB'ye üyelik için bir koşul olarak yaptığı tahkim yoluyla çözülmesi gibi atılması gereken adımlara bağlı olabilir." ve "NATO'nun genişlememesi yerine, Rusya ve komşularına, ihlal edilemez sınırlar gibi net kurallar ve lider seçme hakkı gibi değerlerle uyum karşılığında entegrasyon ve katılım, koşulsuz seyahat ve açık pazarlar teklif edilebilir. Yalnız bırakılma talepleri, tam bir ittifak teklifleriyle karşılanabilir." Batı-Rusya savaşından kaçınılması gerektiğini vurgulayan birçok analizden de görüleceği üzere, daha sonra Alman hükümetinin baskısıyla istifa etmek zorunda kalan Alman Deniz Kuvvetleri Komutanı Kay-Achim Schönbach'ın, Hindistan'da, Rusya-Ukrayna krizinin ele alındığı
oturumda, Batılı devletlerin Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ihtimaline yönelik endişesini
"saçmalık" olarak nitelendirmesi ve
"Çin’e karşı Rusya'ya ihtiyaçları olduğunu" ifade ederek
"Putin ateist ama fark etmez. Bir demokrasi olmamasına rağmen bu büyük ülkenin ikili ortak olarak yanımızda olması, Çin'i bizden uzak tutabilir" şeklinde
'Haçlı İttifakı'nı andıran ve
Alman hükümetlerinin Rusya
yanlısı temel felsefî yaklaşımını dile getiren yorumlar yapması, ABD'nin,
Avrupa Birliği'nin yaptırım tehditlerine, SWIFT şantajlarına, Rusya'nın '
Avrupa'ya giden doğal gazı kesme' karşılığına ve
İngiltere'nin kışkırtmalarına rağmen Ukrayna-Rusya arasında Batı-Rusya merkezli bir savaş
olamayacağını açık bir şekilde göstermektedir. Batı, Rusya ile birlikte, en son Ocak 2022'nin ilk günlerinde
Kazakistan'da yaptığı gibi
belirsizlikler üreterek bu belirsizliklerin sağladığı verimli arenada dünyayı şekillendirmek istemektedir.
Xi Jinping ile birlikte yol yürüyen ve
Doğu Avrupa'da,
Balkanlar'da,
Afrika'da,
Orta Doğu'da,
Orta Asya'da Batı ile ortak olarak
gerilimler üreten, askerî darbeler yaptıran Putin'in de istediği şey tam olarak budur. Bugün gerilim olarak görülen şey gerçekte güç gösterisi yaparak
küresel arenada söz sahibi olma hakkının korunması meselesidir. ABD-Rusya arasındaki
oyun teorileri bu anlamda ders verici bir geçmişe sahiptir. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'in yeni NATO kuvvetlerin Doğu Avrupa'da konuşlandırılmasının
'Moskova'ya tehdit oluşturmadığını' ve NATO'nun
'Rusya ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu' söylemesine rağmen Rus Dışişleri Bakanı Lavrov,
26 Ocak 2021'de Duma'da,
"Uzun süredir açıklamalarını dikkate almadığımı biliyorsunuz. Bana göre gerçeklikle bağını çoktan kaybetmiştir." diyerek Rusya'nın esas amacını netleştirmiştir:
"Batı, oluşan çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabul etmeye hazır değil. Bu dünyanın, tek devletin egemenliği altında olmasından daha adil ve demokratik olması gerekiyor. ABD önderliğinde olan Batı ülkeleri, tarihin objektif akışına karşı çıkmaya ve başka ülkelerin çıkarlarını umursamadan kendileri için tek taraflı avantajlar sağlamaya çalışıyor. Rus sınırlarının yakınlarında kışkırtıcı askeri manevralara, Ukrayna'nın NATO'ya çekilmesine, Ukrayna'ya silahların gönderilmesine ve Ukrayna'nın Rusya'ya yönelik doğrudan provokasyon düzenlemeye itilmesine bakmak yeterlidir." 26 Ocak 2021'de CNN yayınında haber spikeri Christiane Amanpour'un NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile Avrupa'daki durum hakkında röportaj yaparken ekranda geçen görüntülerde, Ukrayna'nın ikinci büyük şehri olan
Kharkov'un Rusya etiketiyle
yayınlanması hatadan ziyade mesaj olarak verilen önemli bir detaydır. Türkiye'nin çatışmacı bir dil kullanan ABD ve Rusya ilişkilerindeki derin ve gizli ortaklığı fark etmemesi imkansızdır. Suriye, Libya, Dağlık Karabağ, Somali, Sudan, Mali, Gine, Burkina Faso ve daha birçok yerde
ABD-Rus işbirliği ve ek olarak Putin'le işbirliği yapan Macron liderliğindeki
Fransız dış politikası açıkça Türkiye karşıtı olarak konumlanmıştır. Türkiye'nin bu
'oyun içinde oyun' retoriğini ciddiyetle takip etmesi ve herhangi bir stratejik hata yapmaması şarttır. 26 Ocak 2022'de, ABD'nin Moskova Büyükelçisi John Sullivan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko ile görüşerek Rusya'nın güvenlik tekliflerine ilişkin ABD'nin gizli yazılı yanıtını teslim etmesini takiben,
"Rusya'ya yanıtımız Ukrayna ve Avrupa'daki müttefiklerimizle tam bir işbirliği ve koordinasyon içinde hazırlandı." diyen
ABD Dışişleri Bakanı Blinken'in,
"ABD’nin Rusya’ya nükleer füzeler dahil Avrupa’daki stratejik silahların azaltılması için New START anlaşmasına ek bir mutabakat yapabileceklerini teklif ettiğini" açıklamasından sonra, aynı gün 26 Ocak 2022'de NTV'de katıldığı canlı yayında Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapma tekliflerini yenileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın
, "Rusya'nın, Ukrayna'ya silahlı saldırı ve işgal yoluna gitmeyeceğini temenni ediyorum. Böyle bir adım Rusya ve bölgemiz için akılcı bir hareket olamaz..(..). Rusya-Ukrayna gerginliğinde Türkiye, NATO ülkesi olmanın gerekliliğini yerine getirecektir." şeklindeki açıklaması Rusya'ya da verilmiş somut bir cevaptır. Erdoğan’ın, Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i
‘sorun ve farklılıklarını çözmeleri için’ Türkiye’ye davet etmesine yönelik sorulara, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov,
24 Ocak 2022'de Putin ile Erdoğan’ın yakın gelecekte bir araya gelmeleri konusunu Ankara ile ele almadıklarını söyleyerek cevap vermiş, 27 Ocak 2022 günü ise,
"Putin, Türk liderin davetini memnuniyetle kabul etti. Salgın durumu ve tarafların programları izin verir vermez, Putin'in bu davete icabet etmesini kararlaştırdılar" şeklinde yaptığı
açıklamayla Rusya Devlet Başkanı Putin'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna konusundaki davetini kabul ederek Türkiye'ye gideceğini duyurmuş ve sürecin akışının görülmesini sağlamıştır.