4 Eylül 2018 Salı

SA6764/SD1120: Dolar'ın Egemenliği Sarsılırken...

"Türkiye, Batı'nın prangalarından kurtulma aşamalarını birer birer geride bırakırken, yaşadığı zorlukları ders niteliğinde diğer ülkelerin cesaret klasörüne depolamaktadır. Bu zorlu bir süreçtir, ancak geri döndürülemez bir süreç olduğu içindir ki; 2002'den beri süren büyük bağımsızlık mücadelesinde ABD Hegemonyasına açıkça meydan okumaktadır."


Türkiye şu anda iki yüzyıllık ABD hegemonyasının sona ermesi gerektiğini açıkça ilan eden ve bunun için savaşan bir ülke konumundadır. ABD hegemonyasının sürmesini sağlayan yüzlerce araçtan en etkili olan iki tanesi Askerî Güç ve Ekonomik Güç'tür. Askerî güç de Ekonomik Gücü desteklemek için vardır;  Küresel Dolarizasyon bu anlamda Amerika Birleşik devletlerinin karşılıksız olarak bastığı değersiz kağıdın para olarak ABD hegemonyasının sürdürme imkanı bulabildiği tek alandır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 Eylül 2018'de Kırgızistan'da "Uluslararası ticarette dolar egemenliğine son verilmeli" diyerek ABD hegemonyasına karşı açıkça savaş ilan etti. Erdoğan, Türkiye-Kırgızistan İş Forumu'nda "Uluslararası ticaretin dolara bağımlılığı daha büyük bir sorun haline gelmektedir. Aramızda yerli milli parayı kullanmak suretiyle dolar egemenliğine yavaş yavaş son vermek gerekiyor. Son haftalarda ülkemizin maruz kaldığı saldırılar bunun en çarpıcı örneğidir. Bu manipülasyonla Türkiye'nin sağlam ekonomisi üzerinde şüphe bulutları oluşturulmaya çalışılıyor. Döviz kuru saldırısı üzerinden hedef Türkiye'yi ekonomik olarak teslim almaktır. Kur baskısı sadece bizim sorunumuz değil" diyerek tarihsel dolarizasyon sürecine dikkat çekmiş ve bu sürecin sonra ermesi gerektiğini ilan etmiştir.

İngiltere'nin (Sterlin) ve Avrupa Birliği'nin (Euro) kendi paralarının gücünü ve bağımsızlıklarını koruma kaygısı ile ABD'ye karşı Çin'le (Yuan-Renminbi) çok sıkı ekonomik işbirliğine girerken karşılarına aldıkları şey de Dolar'dır ve Dolarizasyon'un kuşatma gücüdür. Çünkü ABD doları etkin bir silah ve tehdit aracı olarak kullanmaktan çekinmemektedir. Ülkelerin varoluşsal sorunlarını azdıran bu haksız güç, yaklaşık 16 triyon dolarlık borcu ile ABD'nin hakimiyet hakkının olamayacağını kanıtlamaktadır. Ve bu sorun sadece Türkiye'nin sorunu değildir. Erdoğan'ın Rusya, Çin ve İran'la milli paralarla ticaret yapmak için geliştirdiği işbirliklerine Avrupa Birliğini de katma çabası Dolarizasyon'a karşı küresel bir tepki oluştuğunu göstermektedir.

Dolar'la beslenen ABD merkezli uluslararası düşünce kuruluşlarının yayınladığı analizler, ABD'nin ve Dolar'ın yaşadığı derin yalnızlığı maskelemekte ve konuyu Türkiye ile sınırlı göstererek dikkatlerin Erdoğan'ın bahsettiği şekliyle Türkiye Ekonomisi'ne yönelik saldırıdan çekilmesini ve sadece ve yalnızca yaşadığı krizin tek sorumlusunun Türkiye'nin kendisinin ve Erdoğan'ın olduğu yalanının yayılmasını amaçlamaktadırlar.

Eski Dünya Bankası baş ekonomisti ve eski IMF birinci başkan yardımcısı Anne O. Krueger, 27 Ağustos 2018 , tarihli 'Türkiye ve ABD için Bir Trajedi- A Tragedy for Turkey and the US' başlıklı manipülatif analizinde, "Türkiye, gevşek mali ve para politikaları ve dış borçlanmanın etkisiyle sürdürülemez bir büyüme döneminin ardından, nihayetinde ekonomik bir hesaplaşma ile karşı karşıyadır." yalanına sarılmaktadır.

Anne O. Krueger , benzerlerinin ifadelerini tekrarlamakta, "Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye, ekonomik ve jeopolitik bir başarı hikayesiydi. Bunda, ABD'nin önemli bir rol oynadığını gururla iddia edebilirdi. Ara sıra ikili anlaşmazlıklar olmasına rağmen, Türkiye on yıllar boyunca güvenilir bir müttefik olarak kaldı. Ama son yıllarda bütün bunlar değişmeye başladı . Bu yaz, Türk ekonomisi aşırı gevşek para ve maliye politikalarının ağırlığı ile kriz yaşadı" ve çarpıtmalarına devam etmektedir:

"Türkiye'nin yaşadığı para krizi, Türk hükümetinin sürdürülemez ekonomi politikalarını tersine çevirmesi için bir uyandırma çağrısı olabilirdi. Ama Trump yönetiminin attığı  adımlar sayesinde Başkan Erdoğan'ın “Bunlar ülkemize karşı açılan ekonomik savaşın kurşunlarıdır, gülleleridir, füzeleridir."demesine neden oldu."

Erdoğan 11 Ağustos'ta liradaki sert düşüşü Türkiye'ye karşı açılmış bir ekonomik savaş olarak nitelendirmiş ve bazı ülkelerle ticarette dolar yerine, yerel para birimiyle kullanılması amacıyla hazırlık yapıldığını söylemişti. Krueger, Erdoğan'ı suçladığı yazısında klasik batı ikiyüzlülüğünü net bir şekilde yansıtmaktan ve çelişkiye düşmekten çekinmemektedir ve Avrupa'nın, Dolarizasyon'a karşı mücadelesinde Erdoğan'a destek vermesinden korkmaktadır:

"Emin olmak gerekirse Erdoğan suçsuzdur. Ancak Türkiye'nin Batı ile bütünleşmesinin uzun zamandır Avrupa ve ABD için önemli stratejik faydalar sağladığı unutulmamalıdır. I. Dünya Savaşı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra, Türkiye, laik modernleştirici Mustafa Kemal Atatürk'ün yönetiminde, Batı'ya katılmak için ulusal emelleri olan bağımsız bir ülke olarak ortaya çıktı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, bu projeyi NATO, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (Dünya Ticaret Örgütü'nün öncülü) arasına katılarak ciddi bir şekilde sürdürdü. 1950 ile 1953 arasında Türk birlikleri Kore Savaşı'nda Birleşmiş Milletler Komutanlığı altında savaştı. Daha sonra, 1963'te Türkiye , Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Ortaklık Anlaşması imzaladı; 1995 yılında, AB ile üretilen mallar için gümrük birliğine girdi. Son olarak, Türkiye, Avrupa Birliği'nin göçü engelleme çabalarında hayati destek sağladı. Dolayısıyla, AB'nin Erdoğan hükümetinin insan hakları ve hukukun üstünlüğü hakkındaki siciline ilişkin kaygılarına rağmen, Avrupa'nın Trump'ın Türkiye'ye yönelik mevcut politikasını desteklememesi muhtemeldir."

Krueger, çelişkilerle dolu analizinde Türkiye'nin Batı'ya ne kadar sadık olduğuna dair özgeçmişini özetlerken, gittikçe artan Batı karşıtlığının küresel olarak yaygınlaştığını, Batı'nın Batılı olmayanlar için özellikle Türkiye için önemini ve değerini yitirdiğini görmezden gelerek, ABD ile İttifak'ın Batı ile ittifak demek olduğunu ve bu ittifak biterse Türkiye'nin refah ve yüksek yaşam standartlarını kaybedeceğini ileri sürerek artık çürümüş olan Batı'nın güçlü geçmişinin hayali ile yaşadığını göstermektedir:

"Trump, Türk krizine karışmasaydı, zaten Erdoğan'ın popülaritesi kesinlikle düşmüştü ve hükümetinin ekonomi politikaları değişmek zorundaydı. Ülkenin ekonomik sorunlarının ev yapımı olduğu ve iyi zamanların sürdürülemez olduğu Türk kamuoyuna aşikar olacaktı. Fakat şimdi Erdoğan'ın inkar edilemezliğe sahip. Türkiye ekonomisine “ekonomik savaş” ilan eden yabancılara karşı çıkarak, daha fazla kamu desteği alıyor. Bazı değişiklikler yapılsa bile, bu ikili bir trajedi ayrılıkla sonuçlanacak. ABD önemli bir müttefiki kaybedecek ve Türkler refah ve daha yüksek yaşam standartları için şanslarını kaybedecekler."

Türkiye, Batı'nın prangalarından kurtulma aşamalarını birer birer geride bırakırken, yaşadığı zorlukları ders niteliğinde diğer ülkelerin cesaret klasörüne depolamaktadır. Bu zorlu bir süreçtir, ancak geri döndürülemez bir süreç olduğu içindir ki; 2002'den beri süren büyük bağımsızlık mücadelesinde ABD Hegemonyasına açıkça meydan okumaktadır.


Seçkin Deniz, 04.09.2018, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-36, Sorgulamalar



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı