31 Mart 2013 Pazar

SA218/KhB15: Beddua

(Kanlarına sıyrılmış yüzüne bakma, sıyrılan insanlığın son nefesi)
(Bil artık; hayat dirilerin, ölüm katillerin huzur bulacakları son kafesi)
(…)
Alnı paramparça… yüzüne sıçramış parçalanmış beyni
Kanıyla sıvanmış yüzü, akları sıyrılmış gözleri oldu mu hiç çocuğunun?
Hiç, bir leş gibi
Kafası kayalara çarpa çarpa sürüklenen bir gövde gördün mü kendi kanından?
Kendi kanından
Canından büyüttüğün bebeğini
Öldürülmüş alnıyla kopardılar mı hayattan?

30 Mart 2013 Cumartesi

SA217/AH7: Yeni Avrupa’nın Eski Filmi: Sefiller - Les Misérables

Alt tabaka, ahlaksız ve hırsızdı; yoksul kadınlar fahişeydi.


Kilisede, kilisenin o seküler haşmetinde geçmişindeki ‘hırsız’ damgasının utancıyla evlatlık edindiği kızdan ve zengin damadından kaçan yaşlı Jean Valjean son nefesini verirken tipik melodram havası kokuyordu. Sefillerde 'Kurtuluş'u kilisede resmeden Victor Hugo öyle ölmemişti ama… 

22 Mayıs 1885’te 83 yaşında ölürken "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kâfidir."diyecekti; o bir deist ve aynı zamanda bir masondu.

27 Mart 2013 Çarşamba

SA216/DT13: Teksas-Tommiks Nesli ve Bumerang

Görmek ve göstermek


Okuduğumuz kitaplar, dergiler, ansiklopediler, seyrettiğimiz filmler, diziler, dinlediğimiz müzik dâhil her şey dimağımızı yavaş yavaş dokur. Zihnimizin derinliklerine gömülür her şey. Keyifli, hüzünlü dakikalarımızda zihnimizin derinliklerine gönderdiğimiz veriler en sonunda büyürken bizi oluşturur. Düşüncelerimiz, biz farkında olmadan bizim sandığımız biçemlerle kuşatılır. Rüyâlarımızdaki gibi kahraman oluruz daima; kral olur, prens olur, şövalye olur, bilge olur içimizdeki acemi çaylak. Hatta Rodi ve Tommiks olur.

26 Mart 2013 Salı

SA215/SD28: Ayrılıkları Yutkunarak Derinleştirmek ya da Konuşarak Anlaşmak

“İnsanların içlerinde tuttukları sorular, cevaplanmayacak olan sorulardır.”

Tersinir önermelerin insanların mevcut algılama/değerlendirme mekanizmalarını sarstığını, oluşan sarsıntının insanları en hızlı, en sıcakkanlı tepkilere zorlamasının, "mantıksal zemini" olmayan "heyecan yoğunluğu" yüksek sözel ve fiziksel tepkiler oluşmasına zemin hazırladığını- insanları kışkırttığını- kabullenmek gerekiyor. Ancak bu kabullenme, tersinir önermelerin ve bu önermeleri üretenlerin temel gerekçelerini anlamak adına, duygu yoğunluğu yüksek, mantıksal zemini çürük analizlerin öne alındığını ifade etmez.

Varılan noktada sorulması gereken soru ne olmalıdır? "Tersinir önermeler mi kışkırtıcı, yoksa tersinir önermelerin alışılagelmiş kalıpları zorlaması mı?"

25 Mart 2013 Pazartesi

SA214/ME18: Kolibri Dedi ki: “Er Kişi Niyetine…”

“Elleri dolaşıktı insanların, ayakları kavgalı. Anlamsızdı sesler, öyleydi ölüm; öyle soğuk, öyle alışılmaz.”
Kanatları o kadar hızlıydı ki; gözlerimle takip etmem imkânsızdı. Geldi, tam burnumun karşısında durdu. Yakut yeşili alnı, yakut kırmızısı boynu, koyu çimen yeşili gövdesi vardı. Kanatlarının rengi göğün rengine karışıp duruyordu.  Anlatacak çok şeyi vardı Kolibri’nin. Çok uzak topraklardan gelmişti, gördüklerini anlatacaktı bana.

Tüm dikkatimle ona baktım; kulaklarımı seslerden arındırdım… Kanatlarından yükselen şarkıları dinledim. Anlayamadım önce; gözlerine baktım. Burnumun bir karış uzağında havaya sabitlemişti kendisini. Güneş akşama dönmek üzereydi yüzünü, acelesi vardı. Onu anlamalıydım.

23 Mart 2013 Cumartesi

SA213/IE11: Maşrapa

 
“Öyledir. Uzaklaşmaktır hayat; dosdoğru bir nüve ile doğan insan için.”

Doğduğu andan itibaren zamana paralel olarak annesinin bedeninden geleceğe doğru bir ok gibi fırlayan insan, sarındığı alışkanlıklarla örer dakikalarını. Anların dokunuşlarına odaklanmış bütün uzuvlarıyla, ruhunun sınır taşlarını döşer; iyiye ya da kötüye kanat çırpan tüm başkaldırıları tek tek törpülendiğinde, insan, ağırlıklarıyla oluşmuş bir bütündür artık. Öğrendikleri, onu alışkanlıklarını doldurduğu maşrapasından beslenmeye zorlar.

SA212/ÂA15: Sıfır Sorun Stratejisi Işıldıyor

“Bu kez zafer çığlıkları atanlar wampirler değil.”

Obama’nın ikinci yarıda Pentagon’a balans ayarı yapmasından hemen sonra savunma ve dışişleri bakanlarının yanı sıra CIA direktörünü de değiştirmesi, ABD’nin küresel politik manevralarına şaşılacak derecede hükmettiğini gösteriyordu. Ancak; İsrail’i Mavi Marmara vahşeti dolayısıyla, Türkiye’nin istediği koşullarda bir özre zorlaması ve bunu bizzat İsrail’i ziyaret ederken sonuçlandırması, Netanyahu’nun kulağından tutarak Erdoğan’dan özür diletmesi neo-con ve siyonist lobilerin boynuna vurduğu boyunduruğun parlaklığını arttırdı.

20 Mart 2013 Çarşamba

SA211/MB7: Tradisyonal Gerginlikler ve Arayış Psikolojisi

İnsanın inşâsının bilgiyle mümkün oluşu, bilgiyi ve bilgi üreteçlerini önemli kılıyor. İnsanı bilgilendirme süreçlerinin tarih boyunca çatışma alanları olarak egemenlerin gündeminde sık yer bulmasının tek sebebi, bilginin ve bilgiye ulaşımın kontrolü ile tasarlanan insan profilini inşâ etme hakkını süreklileştirmekti. Sürekliliğin kesintisizlikle ilgisi, akıntıya kontrol dışı verilerin girmesini engellemeyi de zorunlu kılıyordu.

19 Mart 2013 Salı

SA210/AS21: Darbecilere: “Çula Sarın, Küle Otur!”*

"18 Mart 2013 günü Ergenekon Terör Örgütü'ne dair yargılamada savcı mütalaasını açıkladıktan bir gün sonra 19 Mart 2013 akşamı gerçekleştirilen, Adalet Bakanlığı ve Ak Parti Genel Merkezi'ni hedef alan bombalı ve lavlı saldırılar tarihe geçecek kadar önemlidir."
Tarih yazar; eski kahramanlar bileklerinin gücüyle birer ikişer adam toplar, ordu yapar, serhadler aşarlarmış. O kahramanların hangisini sayayım bilmiyorum; en son M.Ö 10.000 filminde gözlerimle gördüm; bir genç tek başına çıktığı yolda, kahramanlıklarıyla ordu kurmuş, dağları taşları aşmış, Firavun’u fildişinden yapılmış mızrağıyla öldürüp, onun tanrı olmadığını, aksine sıradan bir ölümlü olduğunu kanıtlamıştı.

18 Mart 2013 Pazartesi

SA209/PZ13: 80 Darbesi Kanatıyor Hâlâ

“Tadı damağımı yakıyor o vakitlerin. Ruhum daralıyor yine.”


Halk neticelere bakar. İşi var mı, canı emniyette mi, çoluk çocuğunun rızkını temin ederken arkasını kollayan bir devlet emniyeti var mı, dinini-imanını muhafaza edebiliyor, emir ve nehiyleri mahiyetiyle, lâyıkı ile yerine getirebiliyor mu, neslini şerden uzakta tutabiliyor mu? 80 darbesi geldiğinde hiçbirimiz bu suallerin cevabını iç ferahlığı ile veremiyorduk; anlattım, hiçbirimiz emniyette değildik. Asker, devletin yapması gerekeni beş sene gecikerek yaptı, her gün akan kan durdu.

17 Mart 2013 Pazar

SA208/FT7: Dibe ‘First Class’ Yolculuk; Hollywood ve Yeşilçam İzlekleri

Ahlak bitmişti. Suç, tarihinin en büyük gösterisini yapıyordu. Güç kötülüğün ellerindeydi. Hayatların tümü, kurgusal ya da değil birer dramdı. Alay edilmemiş hiçbir din, doğa ve yasa kalmamıştı."


Seksen üç yıl sonra bugün, buradan Hays Code/Hays Yasası (ya da Production Code/Üretim Yasası-1930)’nın üç genel ilkesi(*) nasıl görünüyor? Genel Amerikan reflekslerini dikkate alan ilkeler, seyircilerinin ahlâkî standardını düşürecek hiçbir film çekilmemesini, filmlerin izleyiciyi suça, günaha, kötülüğe sempati duymaya yöneltmemesini; sadece dramın gereklerine uygun doğru yaşam örnekleri sunulmasını; doğa ya da insanî yasalarla alay edilmemesini, bunların ihlaline alıştırılmamasını istiyordu. 

16 Mart 2013 Cumartesi

SA207/MEY18: Çocuk Yapmak, Kitap Okumak ve Öğretmen Maaşları

“Kitap alacak, çocuk ‘yapacak’ kadar para istiyoruz, kötü bir niyetimiz yok.”


Bir terslik var bu işte. Biliyorum, ama yapabileceğim bir şey yok. Kitap okuyanların genellikle kitap alacak parası yok, kitap alırken para hesabı yapmayacak olanlar da kitap okumuyorlar. Tıpkı çok çocuk yapınca bakabilme sorunları olmayanların az çocuk yapması, bakma sıkıntısı çekecek olanların da çok çocuk yapması. Galiba dünyaya getirmek ve yapmak başka şeyler.

İnsan nasıl çocuk yapar, biyolojik olarak dünyaya getirmek çocuk yapmak mıdır? Aradaki büyük farkı işim çocuktan ‘genç yapmak’ olduğu için çok iyi biliyorum. Bana sorarsanız bu terslik, doğanın, doğallığın kendisini koruma güdüsünden ve hayatın sürekliliği adına Allah’ın insana yüklediği yapısal bir döngüden besleniyor. Ve sağlıklı bir durum bu; kötü değil. Her fonksiyon tersiyle var olduğunda bire-bir ve örten olur çünkü. Neden mi? Anlatayım, ama bu biraz uzun bir hikâye olacak.

15 Mart 2013 Cuma

SA206/YB7: Kırmızı/ Sınanmış Renkler 7

“Kırmızı yoksa, siyah yoksa, yeşil yoksa, beyaz yoksa; renkler yoksa, toprak yoksa ne tadı var kahvenin?”
Kilimin yünden renklerine baktım uzun uzun. Kırmızı çok pörsüktü. Öfke, şehvet, kin, kıskançlık, ıslık çalan rüzgârın yüzüne gülümsemiyordu pek. Göğün dudakları griydi. Güneş sarsık bacaklarını çekip alıyordu kışın kurumuş, sert çarşaflarından. Arada bir çekip tutuyordu gri bulutları gözünün önünden… sonra da salıveriyordu. Gemi, biraz tedirgindi suyun koynunda. Güverte yine topraksı.

Kırmızının sizi ne kadar yorduğunu konuşmak istedim sizinle bugün. Direnen, siz yaşadıkça zihninizin en kuytu köşelerinde bağırıp çağıran, sık sık kovup durduğunuz öfkeyi, şehveti, kini ve kıskançlığı ellerinden tutup karşınıza çıkarmak istedim. Yüzleşin diye; yüzleşin ve birbirinizi kabullenin diye.

14 Mart 2013 Perşembe

SA205/SD27: Kurgusalcı Uzak Batı Manipülasyonu; Muhafazakârlaşan Türkiye

"Zengin batılı ülkelerin tıkanan ekonomileri, gelişmekte olan ve her yıl daha da gelişen ekonomisiyle büyük, güçlü ve müreffeh bir Türkiye'yi açık bir şekilde rakip görmektedirler."


Uluslararası bilinirlilik düzeyi yüksek bazı batılı yayın unsurları (dergiler ve gazeteler),Türkiye'de muhafazkârlığın arttığına dair art arda anketler yayınlıyor ve bu anketlere bağlı olarak yorumlar yapıyor, Türkiye'nin geleceğine dair kehânet varyasyonları üretiyorlar. Aynı koşu yolunun yerli müdavimleri veya uzantıları da benzer sonuçlara ulaşmak için özel olarak üretilmiş sorularla dolu anketler yapılmasını sağlıyor ve bu anketlerin yönlendirilerek elde edilmiş sonuçlarına herkesten saklı bir yerde bakıyor, değerlendiriyor; bu verilere dayanarak diledikleri formatlarda yazılar ve yorumlar tezgâhlıyorlar. 

13 Mart 2013 Çarşamba

SA204/AyS7: Çakallar’ın Ölümü

Pundunu  kazarken ölüyorlar.

Acımasızlar; her biri yıllarca sırtlarına geçirdikleri çeşit çeşit uysal hayvan postlarını sıyırdılar sırtlarından. Tek ve kıpkırmızı suratlarla hepsi birbirinin tıpkısı. Kusuyorlar. Kaybettiklerini çok iyi biliyorlar. İki yüzyıllık savaş bu; çıldırmalarını, salyalarla süslü ağızlarını şapırdatarak bağırıp çağırmalarını normal karşılamak gerek. Tuhaftır; teker teker ölüyorlar, teker teker sürükleniyorlar sosyete dilberlerinin gözlerinde tabak büyüklüğündeki karanlık gözlüklerle doluştuğu sosyetenin son şov yeri, müslüman câmilerine. Ama şeytan azapta gerek.

12 Mart 2013 Salı

SA203/AÇ9: Şiddet Sarmalı’na Çözümcü Bakış

"Şiddetin cinsiyetlere bağlı bir formunun olmadığı anlaşılsa da besleyici olmadığından, çatışma üretmediğinden medyada ya da akademik çalışmalarda gündem oluşturmuyor."

Formel, akademik bakışların toplumların yapısal sorunlarından kaynaklanan rahatsız edici davranışlarını kategorize ederken takındıkları tutum, çözümcü olmaktan uzak. Şaşırtıcı olan, çözüm teklifleri içermeyen bu bakışların sadece tespite yönelik zihinsel karalamalarla ekranlarda ya da herhangi bir medya ortamında ciddiye alınmaları. 

Çözüme yönelik önermeler içermeyen bu tespitlerin, sorunların çözülmüş olmasını ummak gibi irrasyonel beklentilerle topluma sunulması sorunları daha da karmaşıklaştırıyor. Ödenmemiş borçların listesini yapmanın o borçları ödenmiş yaptığını sanıyor olmaları, bu türden bakışların ne kadar palyatif ne kadar işlevsiz olduklarını da anlamamızı sağlıyor.

11 Mart 2013 Pazartesi

SA202/RK5: Savaşlar, Faiz ve Kıtlık Tanımlı Ekonominin Sonu

"Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma!. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir!"
Kapitalizmin yayılma araçları savaşlara bağımlıdır. Her savaş sonrası bütçesi açık veren devletler yüksek faizle yerel ve küresel para kaynaklarınca tedarik edilen kredilere müracaat ederler. Savaşlar, kapitalizmin en etkili yayılma araçlarıdırlar. İnsanların hayatlarını doğrudan etkileyen ve gelecek nesilleri borçlandırarak kendisine bağımlı hâle getiren kapitalizmin önüne çıkarılabilecek ilk ve en güçlü engel bu sebeple barıştır.

SA201/AH6: Osman Sınav ve Mustafa Kutlu’dan Arkası Saklı Bir ‘Uzun Hikâye’

“Rakı ve Cuma Selamlığı aynı ruhta ikamet etmez, etmeyecek!”

‘Uzun Hikaye’nin siyah-beyaz son karesindeki gözlüklü, kır saçlı gülümseyen adamın gözlerinde donan sevincin sıcaklığı, ansızın boşluğa düşmüş bir film soğukluğu içirtmişti bana. Her filmin sonuna düşürülen uzamış, alıştırılmış mutlu sonun bu kez başka bir şekilde, belirsizliğe savrulmuş bir yumruk gibi her şeyi askıda bırakmasıydı şaşırtıcı, belki de alışılmadık olan. Sanki bir şaka yapmıştı Osman Sınav, donukluk çözülecek ve yürüyüp gidecekti uzadıkça uzayan sonrasını isteten hikâye…

Vagon evin kaybolmuş sofrasına el ele yürüyen yeni kaçakların geleceği muzdarip bir yolculuğun ilk adımlarını tırmanmalarına alışmıştık şimdiden, ama ya savcı?

10 Mart 2013 Pazar

SA200/KhB14: Yahudi Çocuk

(Bir bebek doğduğunda, ağlıyorsa analar)
(Oğuldur bilir, dışarıda bekleyen babalar)
(…)
Göğün renkleri var sırtında
Gülüyor gözlerin çocuk
Ellerin uçuşuyor
Tertemiz dudakların…
Bakıyor bana ey çocuk
Bakıyor merakla
Bakıyor insanlığa masum göz bebeklerin…

8 Mart 2013 Cuma

SA199/DT12: İyilik Tohumu Filiz Verdiğinde

Çocuğun ektiği tohum daha katışıksız yeşeriyor...

Ekilmiş hiçbir tohum yerinde durmazmış, derler; bunu iyi biliyorum. Otuz yıl sonra bir gün, bunu şaşkınlıkla bir kez daha tasdik ettim. Bir düğündeydik, mevlidi okunan, yemeği erkeklere ayrı, kadınlara ayrı verilen klasik bir düğünde. 

Uzun süredir görüşemeyen akrabalar, tanıdıklar, düğünde, tâziyede karşılaşırlar; minik gruplar oluşturur ve geçmişi anar, yeniyi sorarlar birbirinden. Bayramların bile bir araya getiremediği akrabaları, düğünler ve ölümler bir yerde buluşturur. Dedikodular yapılır ve bir dahaki düğüne, cenazeye kadar herkes kendi hayatına gömülür.

7 Mart 2013 Perşembe

SA198/ÂA14: Küstah Ağızdaki Dilenci Bakla Teorisi/ ABD, Türkiye’nin Gölgesinde

“ABD’nin küresel ağırlığını sürdürebilmek için özellikle Ortadoğu ve Kafkaslarda Türkiye ile işbirliği yapmaktan başka çaresi yok.” 
Seçkin Deniz*, 02.04.2009


ABD’de 17 milyon çocuk aç. Birkaç Avrupa ülkesinin toplam nüfusu kadar çocuk barınma ve yiyecek sıkıntısı çekiyor. Dokuz milyonluk Somali’nin çektiği açlık sefaleti hatırlanırsa iki Somali yapıyor bu nüfus. Yetişkinlerle beraber bu sayı 47 milyon. 

ABD, sömürülen bir Afrika ülkesi değil, aksine bütün dünyayı sömüren bütün wampirlerin ana yatağı. Açık ki; bu wampirler kendi ülkelerinde, kendileri dışındaki insanlara karşı da merhametsizler. Beş yıl süren Kuzey-Güney Savaşı da o wampirlerin eseriydi.

5 Mart 2013 Salı

SA197/AS20: Terâzisi Kırık Teşne Adamlar

Tercihli Başlık: 
‘Teşnelik Komplikasyonları veya Bir Yere Kapağı Atmak’


II.Bayezid döneminden başlatırım ben teşnelik komplikasyonlarını; dilerseniz Adem ile Havva’nın ölümsüzlüğe teşne halleriyle yasak meyveyi yemesine de uzatabilirsiniz hikâyeyi. Ama o zaman iş daha da büyüyecek; insan denen varlığın özüne doğru yolculuk yapmak zorunda kalacak, mevzûmuzdan uzaklaşacaksınız. Bize bu düşünce zamanında lâzım olan Dünya’da yaşayan insan’ın teşne hallerinden üreyen komplikasyonlar değil şimdilik; Türkiye’de yaşayan insanların teşnelik komplikasyonları. Neden II.Bayezid? Onun bu komplikasyonlardaki günahı ne? (Fâtih’in Hurufî sevgisi ayrı bir meseledir). Bir değil birden çok günahı var bu hususta Bayezid-i Sânî’nin.
***

4 Mart 2013 Pazartesi

SA196/ME17: Gösteri

“Gölgemden başkasıyla konuşamazdım bunu dostum. Bu gösteri dünyasında çok aptal olmadığımın en büyük kanıtı da bu değil mi sence?”
Onları gördüğümde her şey sıradandı, sıralı durağanlıkları kadar nefes alıp veriyorlardı. Güneş, öğle tepesinden sıyrılmış, kadın gölgelerinin saçlarından daha fazla uzadığı zamana kayıyordu. Kızıldı, güneşin boyunlarını yere doğru eğmiş dallarının ucuna sırtını dayayan ağaçların arasından gönderdiği bûseler. 

Nehir, güneşin kızıl bûselerini ıslatıp ıslatıp gövdesinin sarıp durduğu kumsallara gönderiyordu. Gökboylu sulak başka ağaçların köklerine uzanan hafif gri, bol serinlik baharın ot kokulu dokunuşlarına az daha kırmızı bir rakkase gibi coşup duracaktı. Cemre bohçasının ucunu toprağa sarkıtmıştı.

3 Mart 2013 Pazar

SA195/IE10: İnsanın İçinin İşi

"İçindeyken çaresiz, içindeyken yargılanan, ama içine de hükmeden bir güce sahip, fakat biraz zayıf, biraz sanık."


 İnsan dışından içine doğru yol aldığında, dışının her türlü müdahalelerine karşı tuttuğu kılıçlarını kınına soktuğunda, içine çekilerek yapayalnız kaldığında sadece kendisini duyar. Doğmadan önce içine yüklenmiş kendisini. Her seferinde onu soruşturan, dönüştüren, yenileştiren ve sonraki dış serüvenlerine hazırlayan kendisini.

İnsan, kınına giren kılıcın kanını temizleyen kın gibi temizler kendisini. İçine girerken, dışında bırakır insan, savaşlardan artakalan iyiyi ya da kötüyü. İçine girerken zihnini döver yalnızlık ve yürekleri dağlayan çığlıklar, acılar yankılanır içinin duvarlarında.

2 Mart 2013 Cumartesi

SA194/ÇY1-EK1: Oturum Şifreli

"Her şey bir simgeye tıklamakla başlıyor, tıpkı şimdi olduğu gibi."


İnsanın canı sıkılır, yapacak bir şeyler arar. Bilgisayarda oyun oynamak, film izlemek, gezmeye gitmek ve bunun gibi şeyler yapmak ister insan. Canı sıkılan insan asabî olur, tripler atar ve yapacak bir şey bulana kadar bu böyle devam eder. Canımın sıkıldığı herhangi bir günde size bilgisayarla neler yaptığımı anlatmak istiyorum. Örneğin bugün.

Bilgisayarın kasasındaki o büyük düğmeye bastım; ama duvar kağıdının, masaüstü simgelerinin olduğu o ekranı göremedim genelde olduğu gibi. Gözüm hemen oturum adına ve şifre kutucuklarına takıldı. Tahmin edeceğiniz gibi bilgisayar şifreliydi.

Eyüp Kaan Yakında 'Çırak Arkçı/Yazar' olarak Sonsuz Ark'ta


'Çırak Arkçılık/Yazarlık' heyecan versin istedik. Her yaştan bir ruh aksın Sonsuz Ark'ta... Eyüp Kaan'ın 'Kalfa' ve 'Usta' olup olmayacağına siz tıklamalarınızla karar vereceksiniz...

Sonsuz Ark, 02.03.2013

SA193/MEY17: Barış Süreci, Korku ve Korunma Süreci mi?

"Güneydoğu Anadolu insanı korkuyor ve korunuyordu. Kendi dilini konuşmaktan korkuyor ve konuşmayarak korunuyordu."
“İyi akşamlar, Hocam!”

İrkilmiştim. Duraladım ve sesin geldiği yöne, sağa baktım. Karanlıktı; hiçbir şey görünmüyordu. “İyi akşamlar!” Dedim ve yürümeye devam ettim. Ses, kaymakamlık lojmanının önünde nöbet tutan bekçiye aitti. Yüzünü görmemiştim, kendisini tanımıyordum; fakat o beni tanıyordu. Yürüyüşümden tanımıştı.

Aylardır bu ilçedeydim ve herkesin akşam karanlığının çökmeye başladığı, akşam saat 4 gibi, erken saatlerde evlerine çekildiğini, ilan edilmemiş bir sokağa çıkma yasağına uyduğunu biliyordum.

1 Mart 2013 Cuma

SA192/SD26: Uyarı: Barış Süreci İçin Reklam Arası

 
Sürecin Gizli Tutanakları 

Milliyet'in yayınladığı imralı görüşme tutanakları doğruysa da değilse de okudum... gülümsedim ve seyretmeye devam etmeye karar verdim, ama biraz ‘Barış Süreci’ için reklam arası:

1- Öcalan daima ergenekonun, kontrgerillanın adamıydı ve şu anda yine onların talimatını uyguluyor.

Seçkin Deniz Twitter Akışı