28 Haziran 2013 Cuma

SA270/SD40: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 5 (6-10 Haziran 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz


  
(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

6-10 Haziran 2011 (159 Tweet)

10 Haziran 2011
385. Cengiz Çandar ne zaman günah çıkaracak acaba?

10 Haziran 2011
384. Cengiz Çandar'ın 'Kime mi oy vereceğim? Ne mi olur?' başlıklı yazısı kadar tabanı ıslak bir ayakkabı giydiniz mi?

10 Haziran 2011
383. @DenizUlke Sıkışmışlık psikolojisi Madame; her meslekte yoğun zamanlarda olur

27 Haziran 2013 Perşembe

SA269/KhB19: Sarkık Yürek

(Anne derken çocuklar, çocuktular her yaşta)
(Baba derken de çocuklar, her yaşta)
(…)
Bir babam vardı
Bir de annem
Bir ona kayardı yüreğim, bir ona
Bir çıkış arardım
Bir o açardı yüreğini, bir o...

SA268/KY3-NT3: İnsanın Kendi Olması ya da Özgürlük

 “Her tercih bir özgürlüktür ve kendi sonuçlarını doğurur.”


En çok dillendirilen ve en çok istismar edilen şeylerin başında gelir özgürlük. Çünkü en etkili bir savunma mekanizması olarak görülüyor. İnsan yaptığı hatayı savunmak ve meşru görmek için ilk başvurduğu şey “ben özgürüm” demek oluyor. Oysa insanın “kendi” olmasının adıdır özgür olmak.

İnsanı sorumlu tutup sınırlayan hayatın ta kendisidir. İnsan hayatı kurallarına göre, yani insanca yaşamalıdır. Tercih edip karar vermesi gereken insan, bunun sonuçlarından kaçamaz.

SA267/SD39: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 4 (1-5 Haziran 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz


(Lütfen Twitter Tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

1-5 Haziran 2011 (128 Tweet)

5 Haziran 2011
226. 50. patika/30.08.2002/ "sat, bir şeyler artık; sirke'den başka" puruzsuzpatikalar.fikir.tk/index/blog/50-

5 Haziran 2011
225. 49. patika/30.08.2002/ "kibirkonmaz bilgelik" puruzsuzpatikalar.fikir.tk/index/blog/49-…

5 Haziran 2011
224. 48. patika/28.08.2002/ "bizim köy; aşk yoktur mirim" puruzsuzpatikalar.fikir.tk/index/blog/48-…

25 Haziran 2013 Salı

SA266/AyS10: Gezi Parkı Psiko-Sosyolojisi/ Katatonik Sosyal Şizofreni

Bu parça ‘Katatonik Sosyal Şizofreni’ teşhisiyle tedavi görmesi gereken, kaskatı kesilmiş, iletişimi reddeden bir gerçeğimiz.


Ekolali, Ekopraksi, Karmaşık İrade Bozuklukları,  Davranış Bozuklukları, Rijidite, Bölünmüş Akıl

Gezi Parkı’na yönelik belediye tadilat planlarını protesto ederek, orada çadır kurdular; sonra olanlar oldu, ağızlarındaki baklayı çıkardılar. Başbakan Erdoğan’ı indirmeyi hedeflediklerini söylediler.  Onlar kim miydi? Her biri sosyolojik gerçeklik rüyasına dalan analizcilerin sevgili laboratuar denekleriydi.
./.
Hiçbir eğitimleri, birikimleri, araştırmaları olmadığı halde sadece ideolojik reflekslerle, psikoloji, psikanaliz, sosyoloji uzmanı pozlarında her tarafı yakan-yıkan, kitap okuyan, kadınlara saldırıp, bebekleriyle birlikte tekme tokat döven, polislere küfredip taşlarla, demir bilyeli sapanlarla saldıran , taksimin ve Türkiye’nin birçok yerinde duvarlara, arabalara, panolara, tabelalara, pankartlara Başbakan Erdoğan’a ve ölmüş annesine yazdıkları küfürlerle ruhlarındaki kiri her tarafa saçan ve bir kısmı bira ve şarap tüketicisi olan göstericileri tahlil ettiler, anlamaya çalıştılar, anladılar ve sonra onlar da dönüp diğerleri gibi Erdoğan’a “Bunlar haklıdırlar, suçlu sensin, sen onları anlamadın istifa et! dediler.

24 Haziran 2013 Pazartesi

SA265/SD38: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 3 (Şubat-Mayıs 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz

(Lütfen Twitter Tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

Mayıs 2011 (60 Tweet)

31 Mayıs 2011
98. Hadi çocuklar… uyku vakti... sevinin başucunda gecenin... tırnaklarınız yeşermesin...

31 Mayıs 2011
97. Kozmik Oda çok iyiydi... TRT bunu açıklamalı... 

SA264/AS26: Darbe Mızraklarının Suskun Çocukları ve Lanetli Miras

“Çıkrık ne kadar sağlam olursa olsun, kolları güçlü olmayan adam kuyunun derinliklerindeki suyu yukarı çekemez.”
 Mustapha Méditerrané


Zamanın aynalara yansımayan köşklerinde oturtup durduğumuz, bize sezdirmeden büyüyüp giden içimizdeki biz, doğmamış olanların doğup büyüdükleri ve bizim eskiden durduğumuz yerlerde durmaya başladıkları zamanlarda ve onların diri, heyecanlı seslerini duyar olduğumuz anlarda uyanır. Bu uyanma öyle sıradan bir uyanma değildir tabi. Tıpkı bu uyumanın sıradan bir uyuma olmaması gibi.
***
Galiba, bir yaştan sonrası ciddi bir uyanma dönemi her açıdan. Kapı kulplarını tutup sarsmak için sahici bir uyanma dönemi. Bu uyanışta içimizdeki biz, genç insanları görüverir birdenbire ve şaşkınlıkla içimizdeki bize, karşımızda onlar varmış gibi seslenir: ”Siz ne zaman büyüdünüz? Biz ne zaman eskidik? Ne haldesiniz? İyi yetiştiniz mi? Sahiden biz sizi yetiştirebildik mi? Yoksa siz de bizim gibi tırnaklarınızla kazıya kazıya mı geldiniz bizim eski yerimize?. Yoksa, evet yoksa bizden bazıları gibi kuyruğuna mı yapıştınız heveslerin, kuklaların?” dersiniz.

23 Haziran 2013 Pazar

SA263/ÂA17: Leş Yiyici Küresel İttifak, Suriye, Türkiye ve Gezi Parkı Terörü

“Aldığı darbelerle daha da güçlenen Türkiye’yi ve Suriye’yi daha karanlık günler beklemiyor.”


Suriye’de aşağılık bir katliam var. Vahşice katledilmiş  bir halkın leşi üzerinden stratejik çatışmalar üreten, anlaşan, ayrışan hayvanlar sürüsü tehditlerle ağızlarındaki salyaları sağa sola savurarak konuşuyorlar. Evet konuşuyorlar; bunlar konuşan leş yiyici hayvanlar.

Rus Ayısı, Amerikan Sırtlanı, Alman Domuzu, İngiliz Çakalı, Fransız  Kuzgunu Cenevre sofrasında paylaşabileceklerini sandıkları Suriye’nin zavallı leşini tekrar savaş meydanına sürüklediler. New Age Wampir türü İran’ın, Rusya ve Çin’le birlikte hazırladığı, Türkiye’nin ısrarla karşı çıktığı ve SMDK’yı karşı strateji ile enforme ettiği için Esed temelli strateji çöktü ve anlamsız Cenevre görüşmeleri rafa kaldırıldı.

22 Haziran 2013 Cumartesi

SA262/YB10: Beyaz/ Sınanmış Renkler 10

“Siyahın, kırmızının hırpaladığı yeşili sarınır, arınmışlığın beyazına ulaşmak için.”


Kara’nın görünmesini istemedim, bu sebeple çok uzakta ve okyanusun bu ıssız noktasında durduk. Gecenin son karanlıkları saklanıyorlar gökyüzünde yavaş yavaş. Kıtalar, kara, insanın karmaşık renklerle olan ilişkisi demek.

Güverte serin; küpeşteye tutunarak suya bakın. Köpükleri görüyor musunuz? Köpükler ne kadar beyaz değil mi? Arınmışlığın simgesi gibiler fokurdayan suyun göğe sıçrayan yüzünde. Saflık biraz daha fazla yayılmacıdır biliyor musunuz? Saflık, arınmışlıktan başkadır; arınsanız da saflığınız dirilmez.

21 Haziran 2013 Cuma

SA261/SD37: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 2 (Ocak-Aralık 2010)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz

(Lütfen Twitter Tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

Aralık 2010 (5 Tweet)

26 Aralık 2010
35. Dikkat buyurula İstanbullu olmak, İstanbul'da yaşamak demek değildir. İstanbul'daki Bizansın kişinin ruhuna sinmesi demektir...

26 Aralık 2010
34. İstanbullu olmak kalleş olmak demektir... Kalleşlerle bir arada yaşadığın zaman en azından kalleşleri tanımak zorundasın..

20 Haziran 2013 Perşembe

SA260/IE13: Özgürlüğün Âmirleri

“İnsan özgürlüğünün tanımını yapamaz ve özgürlüğüne dair âmir, hâkim bir hüviyeti hâiz olamaz.”


Özgürlük; alevli bir arzu, yalınkılıç koşuşturan bir iç travma. Sebeplerin, isteklerin denetleyemediği, ördüğü, öngördüğü bir çağlayan sesi. Bir kez tadına varıldığında asla unutulmayan, tekrarlanma tezkeresi sık sık açılıp kapanan bir emir, bir tat, bir uçuş serüveni…  Ancak önce tanımlanması, âmiri belirlenmesi gereken bir duygudur.

Özgürlüğü tanımlayacak ve özgürlüğün kullanımında emredecek olan kim? İblis mi, nefs mi, Allah mı? Kim ne kadar güçlü? İnsan iradesinin üzerinde tahakküm kuran, aslında kim? İnsan, hâkim mi, mahkûm mu? İblis hâkim mi, mahkûm mu? Hâkim olan Allah’ın mahkûm olması düşünülebilir mi?

SA259/DT15: ‘Karşı Taraf’ Tencere-Tava-Korna Çalıyor

“Düşüncesizliğiniz, acımasızlığınız, hoyratlığınız, saldırganlığınız ve bencilliğiniz çocuklarımıza miras kalıyor.”

Hangi yaşta biter çocukluk? Pedagoji kuramcılarının çocukları var mıydı? Fantastik sorulara ayıracak zamanım yok, biliyorum. Yine en iyi bildiğim şey, çocukları olmayan kuramcıların söylediklerinin anlamsız ve temelsiz olduğu gerçeği. Gerçek bu ve benim bu gerçekten hiçbir kuşkum yok.

Kendi çocuğunun bilişsel gelişimini, fiziksel ve biyolojik evrimini gözlemeyen, analiz etmeyen bir kuramcının ikna ediciliği ancak ait olduğu sentetik, kurgusal üniversite çevrelerinde bir şey ifade edebilir; tabana inmez, gerçeklik değerini kazanmaz.

18 Haziran 2013 Salı

SA258/KY3-NT2: Sorunlu Eğitimin Zorunluluğu

“Madem devlet bu sorunlu eğitimi zorunlu yaptı; öyleyse ebeveynlerden devraldığı sorumlulukları yerine getirmek zorundadır.”


Neresinden tutarsan tut, yırtılan bir çarşaf gibi eğitim sistemimiz; yama ve dikiş tutmayan.
İnsanları körleştiren ve düşünme seciyesini bloke eden bir sistem. Bu sistemin fabrikasına giren kişi cahil olarak çıkıyor öbür taraftan.

Kör, sağır ve dilsiz oluyor. Birilerinin görmesini istediği gibi görüyor, duymasını istediği gibi duyuyor ve konuşmasını istediği gibi konuşuyor hale geliyor insan.

SA257/KhB18: Ömür/ Üç Yaprak Destanı

(Mor/solgun, sarı, yeşil gülümser teni yaprakların)
(Kardeşlikleri düşer gözyaşlarından ayrılıkların)
(…)
Minik yeşil kanatlardı onlar
Tormurcuk tomurcuk, dal dal, yanyana
Koklaşıyorlardı yanaklarına çarpan yağmurla…
(…)
Küçük küçük, ninni tadında salınışlarla
Büyüyorlardı esen rüzgarın kollarında
Birlikteydiler bir kökte…

16 Haziran 2013 Pazar

SA256/SD36: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 1 (Kasım-Aralık 2009)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz


(Lütfen, Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz.)

Aralık 2009 (6 Tweet)

20 Aralık 2009
7. Zamanın şaşırması imkansız, insanlar şaşırıyorlar.

20 Aralık 2009
6. Ne biçim bir kin ki bu böyle, ulusalcılık makarasından fışkırıp duruyor; midem bulandı.

Seçkin Deniz'in Twitter Günlükleri Yakında Sonsuz Ark'ta

"Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır."


Seçkin Deniz, 29 Kasım 2009  ilk tweeti "Seçkin Deniz bir araştırmacı" ile giriş yaptığı Sosyal Medya'nın anlık iletişim portalı 'Twitter'da paylaştığı siyasî, ekonomik, edebî, felsefî, dinî  vs düşüncelerini 'Twitter Günlükleri' başlığı altında yayınlayacaktır.

'Twitter Günlükleri' Dünya'nın ve Türkiye'nin geçirdiği dönüşümlerin tarihe ve harflere tutunan fotoğraflarıdır. Hayırlı olmasını diliyoruz

Sonsuz Ark, 16.06.2013

12 Haziran 2013 Çarşamba

SA255/AS25: Çoğul Düşünce: 'Diktatör Gülen'

 “Gülen, Erdoğan'a muhalefetini abarttı. Türkiye karşıtı güçlerle neden aynı safta?”


Bizler ağır bir sorumluluk altındayız. Bizden sonraki nesillerin, insanların, özellikle müslümanların bütün vebali omuzlarımızda. Bizden öncekilerin de yükü ağırdı; fakat biz onların sessiz gölgelerde içlerinde biriktirdikleri o haklı öfkelerin, çelişkilerin, ihtilafların, kararsızlıkların hiçbirine sığınmak hakkına sahip değiliz. Çünkü biz daha başka bir yerdeyiz, daha başka bir zamandayız, daha başka seslerin hızla yayılıp gittiği, nefislerin kızgın alevlerle sarıp sarmalandığı berbat bir dönemdeyiz.
 ***
Dünya yeniden kuruluyor, ama önce yıkılacak. Yıkılıyor her gün her yer, ama nasıl yapılacak? İşte bizim sorumluluğumuz, alnımızı yakan derdimiz bu sebeple külfetli. Sabırla, sukûnetle ellerimizi uzatacak, iyiyi-kötüyü, hayrı-şerri birbirinden ayıracak ve çocuklarımıza hediye edeceğiz. Bunu yapmazsak, yanan ateşin içinde herbirimiz kavrulup gideceğiz; dünya daha fena bir yer olacak.

11 Haziran 2013 Salı

SA254/SD35: Türkiye’nin Zaferi

Türkiye’de Yüksek Gerilim ve Karmaşık Süreç* ya da İdeolojik Savaş, Pervasız Duruşlar/Saldırılar ve Acımasız Soğukkanlılıkların Kökeni


Analize Güncel Şerh:
Giriş'te "1960-1971 arası dönem yönetilen demokrasinin, küresel güçlerce daha sık kontrol edildiği dönemdi. Bu dönem aynı zamanda 1971-1980 arası silahlı çatışma döneminin hazırlayıcısıydı." şeklinde ifade ettiğim gerçeğin, 1960-1971'de temeli atılan Fetullah Gülen adlı bir şahsın liderliğinde kurulan örgütün, hem ait olduğu Türkiye toplumunu hem de birlikte yürüdüğü siyasi parti ve akımları manipüle ederek kullandığı ve devasa bir güce ulaştığı bir Gizli Bir Yapı'yı da içerdiği 17-25 Aralık 2013'ten sonra ortaya çıkan belgelerle (Gülen'in masonlarla, ABD-CIA ile ilişkileri, vs) anlaşılmıştır. Masonik güç, karşıtları ikame ve inşâ etme ilkesini yine binlerce yıllık sinsi ustalığıyla, özellikle kendi ürettiği faşist sisteme karşı yine halkın özgürlük ve demokrasi arayışlarını da sömürmüş, bizzat kendisinin baskı altına aldırdığı, evrensel ilkelerden olan İnanç özgürlüğünü müslüman halka karşı bir havuç olarak kullanmayı tasarlamıştır ve bunu 2012 yılına kadar da başarı ile uygulamıştır. Bugün artık Fetullah Gülen tarafından yönetilen ve FETÖ diye anılan bu örgütün, İslam Dini'ni tahrif etmeyi tasarlayan ve yine İslam'a karşıt olarak, ama yine aynı masonik gücün IŞİD vb örgütlerle inşâ ettiği Radikal İslam'a karşı Ilımlı İslam temelli, fakat müslüman düşmanı, ancak pazarlanan şekliyle Humeyni'ye kurdurulan (Bakınız ilgili Sonsuz Ark yayınları: SA2577/TG180: 1979 Masonik İran Devrimi; Kanıtlar, İlişkiler ve GerçeklerSA3025/TG195: Amerika ve Humeyni Arasındaki Gizli İlişkiler-I) dinci bir diktatörlük için çalıştığı gerçeği de 15 Temmuz askerî darbesinde FETÖ üyesi generallerin NATO-ABD ile sıkı ilişkileri açığa çıkmıştır. Masonik Güç tarafından FETÖ eliyle 1 Mart 2003 Irak'ın İşgalinde emirlere uymayan ETÖ cezalandırıldı, ama bunu bilenler bu örgütlerin tepedeki isimleriydi; Türkiye Masonik Güç tarafından FETÖ ile daha kontrollü ve yeniden tanımlanmış tabanı geniş bir diktatörlüğe hazırlanıyordu. Bugün anlaşıldığı üzere, Masonik Güç ETÖ bahanesi ile seferberlik tetkik kuruluna FETÖ üyesi yargı üyeleri ile girmiş kendi sırlarını güvence altına almıştır.
Türkiye, Allah'ın yardımı ve halkının, polisinin ve vatansever askerlerinin direnişi ile Türkiye'nin Zaferi'ni bir sonraki aşamaya taşımıştır. Analiz'de bahse konu yargısal süreçlerin bu babda halkın ve siyasi iktidar olarak Ak Parti'nin ve lideri Erdoğan'ın tam desteğini alması tarihsel gerçeğin en net fotoğrafıdır, FETÖ'nün masonik paralel bir yapı olarak bu mücadeleyi ifsad edemediği, edemeyeceği 15 Temmuz 2016 FETÖ ihaneti ve buna karşı Türkiye'nin Özgürlük ve Demokrasi direnişi ile netleşmiştir.
Seçkin Deniz, 15.07.2017

Bu analiz, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan iktidar mücadelesinin iç yüzünü anlamak ve anlatmak üzere planlanmış; analizden sentezlenen önermelerle, özellikle saklı tutulmaya çalışılan gerçeklerin birebir yansıtılması hedeflenmiştir.


A-Giriş:


İktidarları, demokratik sistemlerle değiştirmeyi öngören yönetim sistemlerinde, yönetilenlerin tercihleri, yönetenlerin tercihlerini belirler ve sınırlar. Seçim dönemleri, halkın mevcut iktidarın yönetim süresince talep ve beklentilerinin ne kadar gerçekleştiğine dair düşüncelerinin parlamentolara yansıması anlamında çok etkin geri bildirim trafiğinin aşırı yoğunlaştığı dönemlerdir. Halk, seçilmiş iktidarı iktidar olduğu süreçte izlemiş ve değerlendirmiştir. Tercihleri, onun yönetimi belirleme gücünü kullanma arzusundan kaynaklanmaktadır.

10 Haziran 2013 Pazartesi

SA253/PZ15: Dünya Üç Günlüktür; Heder etmeyin!

“Kimse kimsenin ne ekmeğine mani olsun ne de giydiğine, yediğine, içtiğine karışsın. Fakat bir cemiyet adabı müşterek olsun.”


Basri Ağa’nın oğlu Adnan’ı idamla yargıladılar; ne kadar Türkeşçi varsa hepsi ya memleket dışına kaçtı ya da hapse girdi. Adnan da epey vakit kaçtıktan sonra yakalandı ve yargılandı. Neyse ki; beraat etti de babası rahmetlik Basri Ağa inme inmeden kurtuldu bu sıkıntıdan. Varını yoğunu harcamıştı. Sene 82 Allah-u alem.

Ecevitçilerden de vardı idamla yargılanan. Mamak’ta bir sağcı bir solcu koyarlarmış hücreye. Gözaltına aldıklarında saçlarını sıfır numara traşla keserlerdi. Solcu gençlerin saçları, sakalları uzundu, sağcı gençlerin de bıyıkları dudaklarının kenarından aşağı doğru sarkardı. Yani bir gence baktığında hangi fikirden olduğunu anlardın.

8 Haziran 2013 Cumartesi

SA252/MEY21: Tamirci

“Bize 1 km uzaktaki ağaçları saydırıp deli muamelesi yapmasaydınız, bizde bu değişim oluşmazdı.”


Tedirgin zamanların en can sıkıcı günlerinde dersten çıkmış, koridorda yürüyorum. 11. Sınıflardan bir öğrencim seslendi. “Hocam, size yazdığım mektubu getirdim!” Bekledim; kurşun kalemle, kareli defter yaprağına yazdığı bir sayfalık mektubu yüzünde tebessümlerle bana uzattı.”Teşekkür ederim, kızım!” diyerek mektubu aldım ve yürüdüm. Geceler tencere, tava ve korna gürültüleriyle doluydu; gündüzler ise tedirgin düşüncelerle kararıyordu. Herkes uykusuzdu.

5 Haziran 2013 Çarşamba

SA251/KY1-CÇ6: Mecrâsı Yitiklerin Serencâmı

“Mecrâsı yitiklerin ise hiçbir değer yargısı yoktur. Küfretmekten başka dövizleri olmaz.”


 Mecrâsı yitik bir kuşağın serencâmıdır gezi parkı olayı. Değil diyen “devrim” diyen bana bu devrimi özetleyecek bir sloganlarını söylesin.  Göstersin.

“Faşizme Karşı” pankartı dışında hiçbir şey yok. O da 70’lerin moda söylemi. Bitmez. Bitmeyecek de. Tabi burada faşizmin tanımı önem arz ediyor. Nedir faşizm? Damarlarındaki kana kutsallık atfeden birinin takipçileri olduğunu söyleyenler ne denli faşizme karşı olabilir ki? Ya da nasıl bir faşizme karşı olabilir ki?

3 Haziran 2013 Pazartesi

SA250/SD34: Türkiye; İnsan Onurunun Restorasyonu

Türkiye, 31 Mayıs 2013'te yine küresel ve yerel unsurlar eliyle Taksim'de kaosa sürüklenmek istendi. 


Neocon-Ergenekon damar irin akıtmaya devam ediyor. 
31 Mart Vahşeti tekrarlanıyor. 

Sismik dalgalarla derinden sarsılan güzel ülkemiz, onu dışarıdan deney farelerinin bulunduğu bir kutu olarak görenlerin düşüncelerinden yola çıkılarak veya içeriden, sudaki balıkların gözlerinden bakılarak değerlendirilemez; ancak ve ancak bu ülkenin ve Dünya insanlarının menfaatlerini ve huzurunu hedefleyen aklı-ı selim insanlarca değerlendirilebilir.

Bizler, Dünya’nın geldiği zamanın kesif bu aralığında bir dönüşüm sürecinin evrelerini Türkiye’de basamak basamak yaşayan insanlarız. Bulunduğumuz basamaklar da her birimizi yetkin ve haklı çıkaracak perspektifler edinebildiğimiz basamaklardır. Görünürde bir kaosa hizmet eder gibi duran basamaklarımızda ürettiğimiz düşüncelerin her biri içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecinin kalitesine olumlu katkılar sağlayacak, dönüşümü zengin içeriklerle besleyecektir.

1 Haziran 2013 Cumartesi

SA249/KY3-NT1: Masum Değiliz!

"Sorunlara çözüm bulmak yerine, sorunlara maruz kalmaya rıza gösterdik."


Herkes bir şeyler yaparken kaç kişi ne yaptığını fark ediyordur acaba?

Yaşamak sadece yaşamaktan mı ibarettir?

Yaşarken neyi yaşıyoruz? Yaşamak istediklerimizi mi, yoksa yaşamamız gerekenleri mi?

Yığın haline gelmiş, edilgen bir toplum en çok da “yaşam” üzerinden maruz kaldığı saldırılarla mahvolmaktadır.

Sürekli “Mutluluk edebiyatı”nın yapılması bundan ötürüdür.

Seçkin Deniz Twitter Akışı