Değerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Değerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2018 Salı

SA5675/SD903: Norm, Normal ve Normalleşme Nedir? Normları Kim Belirler?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Şeyler'den müteşekkil insanın yine şeylerden müteşekkil diğer insanı, kendi sınırlı yeterliliği ile kapsamaya ve çerçevelemeye çalışması da hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda bir hak ihlalidir."


Normalleşme taleplerinin değer kazanabilmesi için 'Normal' ve 'Normalleşme' üzerine düşünmek zorundayız, aksi halde binlerce yıldır yapılan hataları tekrarlar dururuz... İnsanın kendisine ve çevresine bakarken nasıl düşündüğünü anlayabilmemiz için, onun hangi normali ya da normalleri standart olarak kabul edip gördüğü şeyleri o standartlarda algıladığını, yorumladığını ve bir karar aralığına sürüklediğini ve davrandığını tespit etmiş olmamız gerekiyor. 

Tabi bunun yanında insanın 'norm(lar)'a ne kadar uygun davrandığı sorusu da varoluşun, açık bir şekilde cevaplanmış asıl sorularından biri; sayısız 'suçlu' ve 'günahkâr'la dolu insanlık tarihinde kanıt aramaya gerek yok; bizzat kendimiz 'norm(lar)'a uygun davranıp davranmadığımızı çok iyi biliyoruz.

6 Şubat 2018 Salı

SA5603/SD890: Belirsizliğe Kaybetmemek; Şeyler Arasındaki İlişki Kaç Zihinsel Katmandır?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Şeyler arasındaki ilişkilerin çözülmesi ya da bu ilişkilerin çözüldüğünün zannedilmesi kaskatı kesin gerçekliğin, bugüne kadar olduğu gibi, yine bilinebilir olduğu yanılgısına taşıyor insanı."

 

'Şey', madde, ruh, eşya, söz, olay, iş, durum, duygu veya kastedilen yönelinmiş olgu ya da düşünce yerine kullanılan bir sözcük. Aynı anda kapsamı, sınırları daraltılarak belirlenmiş her şeyi temsilen kullanılabileceği gibi, kimliği dolayısıyla kapsamı, sınırları yoğaltıldıkça belirsizliği de doğuran bir sözcük. 

Eğer, evrenin (kâinâtın) şeylerden oluştuğuna dair tezlere kuantum fiziğini dikkate alarak bakarsak, geçmişte atom olan şey, şimdi parçacıkları temsil edecek ve çıplak bir gerçekle karşılaşacağız; küçük şeylerin küçüklüğünün alt sınırına ulaşamayacağımız gibi büyük şeylerin üst sınırına da ulaşamayacağız, ancak mümkün olduğu kadar küçük şeylerin bileşikler oluşturarak daha büyük şeylere dönüştüğünü göreceğiz. Şeylerin küçükten büyüğe doğru form değişimleri ile elde edilen bileşikler farklılaştıkça da onlara verilmiş adları göreceğiz. 

23 Ocak 2018 Salı

SA5528/SD880: Şeyler'deki Ayrım'ın Yapay Sebepleri

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Herhangi bir 'şey'e odaklandığımızda o şeyin kemiyet(nicelik) ve keyfiyet(nitelik) analizlerini yaparken, onu bileşenlerine ayırarak baktığımızda neler görürüz? Kemiyete dair olan mı keyfiyete dair olan mıdır büyük ve önemli olan?"

 

Küçük şeyleri büyük şeylerden ayıran nedir? Büyüklüğü ve küçüklüğü kim belirliyor? Büyük hangi ölçüye ve bakış açısına göre büyük, küçük hangi değer katsayısı ile küçük? Şeyler daima bu tehdit altında; küçük ve büyük ayrımı onları bulundukları muazzam ve mükemmel birliktelikte rahatsız etmeyi hedefliyor. Gerçekte şeylerin insanların bu ayrımını pek umursamadıklarını söylemek gerek; ciddiye bile almıyorlar, ciddiyetsiz insan algısının bir salgın gibi her yeri istilâ etmesi şeyleri değil, insanları ilgilendiriyor; o halde insanları rahatsız etmeli... Ben rahatsız oluyorum mesela.

Küçük yaşlarda iken düşündüğü veya ilgilendiği şeyleri kendisine göre önemseyen insanın büyük yaşlarda iken yaptığı tasnifi değiştirmesi için -herhangi bir zorlayıcı olmadıkça- bir neden yok. Demek ki şeyleri küçük veya büyük diye ayırmak insanın yaşına bağlı değil. Bakış açısı, ölçü, değer katsayısı ve daha başka etkenler insanın şeyleri küçük ya da büyük diye ayırmasına neden oluyorsa ve bu ayrım diğer insanlar tarafından kesin  ve kesin bir ölçüt olarak değer bulmuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Bu sorunun sebep olduğu diğer sorunların da doğmadan önce ortadan kaldırılması için şeyler arasındaki ilişkiye odaklanmamız şart.

16 Ocak 2018 Salı

SA5490/SD873: Nasıl Düşünmek Gerek?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır."


İnsanı yaratılan diğer şeylerden farklı kılan özelliği düşünmekse eğer, her insanı diğer insandan ayıran şey de 'nasıl düşündüğü'dür. Nasıl düşünür insanlar, nasıl farklılaşırlar? Kim bu soruya cevap verebilmiştir ki? Bilginin, akıl yürütmenin, hüküm vermenin, verilen hükmü denetlemenin temel çerçevesini hangi etken belirliyor? Daha da ötesinde sorulması gereken soru şu olmalıdır; düşünen insan, düşündüğü her şeyi, içeriği, yöntemi ve sonucu değerlendirildiğinde, nasıl emin olabiliyor ve  düşünme faaliyeti sonrasında ürettiği ölçütü hayatına nasıl yansıtıyor?

Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır. Elbette düşünülen şeylerin tamamı sözlere ve hayata yansımaz, ancak ana gövde hiç kuşkusuz insanın hayatına olduğu gibi taşar ve o insanı diğer insanlardan farklı bir yere taşır... Aksi halde insanın yaşaması imkansızlaşır. Düşünce kişiye özeldir, kişinin hayatını idame ettirmesinin ana şartıdır; insan bunu yapamıyorsa, yapamaz hâle gelmişse zaten mükellef olma, iradî faaliyette bulunma özelliğini de kaybetmiş demektir; bitkisel hayattadır ya da artık bakıma muhtaçtır.

9 Ocak 2018 Salı

SA5456/SD866: Kentler ve Çocuklar ve Karanlık

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Kentin karanlığı, yapmayı başaramadığımız şeylerin yokluğundan ortaya çıkıyordu aslında ve şimdi biz korkularla dolu bu bencil karanlığa çocuklarımızı teslim etmemek için kaygılanıyoruz, bildiğimiz ve tahmin ettiğimizden başka sonuçlar olsun diye başka yollar arıyoruz."


Son kırk yılda hızla kentlileşen bizler çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi biliyor muyuz? Yoksa kentlerimizi sonradan sanatsal, estetik kaygılarla düzeltmeye çalıştığımız gibi çocuklarımızı da önce bir yetişsinler, sonra düzeltiriz diyerek mi büyütüyoruz? 

Problemin ne olduğunu belirleme yeteneklerimiz pek gelişmediği için, çözümün ya da çözümlerin dilediğimiz şekilde ertelenebilir, sonra yine dilediğimiz zamanda hayata dahil edilebilir olduğunu zannediyoruz. Ne tür bir kent istediğimizi bilmediğimiz gibi ne tür bir nesil istediğimizi de bilmiyoruz, çocuklarımız da kentlerimiz gibi büyüyor; aynı alışkanlıkla onları da yıkıp yeniden yapabileceğimizi zannediyoruz, hayır öyle değil, kesinlikle değil. Yanılıyoruz; çok bilmediğimiz için.

Seçkin Deniz Twitter Akışı