Alper Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alper Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2022 Perşembe

SA9703/AS72: Bir Çocukluk Hikâyesi

     Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Düşündü ve bir roman yazmaya karar verdi."

Çok eskiden bir çocuk vardı, iyi tanırdım. Küçük kafasında uzaydan gelmiş de yeri ve yerdekileri tanır gibi davranıyordu, büyümüş de küçülmüş derler ya öyle.

Peygamberlerin hayatını okumuştu okuma yazma öğrendiği ilk yıllarda, hep onların uğruna çaba gösterdikleri hayata özenirdi. 

8 Mart 2022 Salı

SA9581/AS71: Kur'an'ı Doğru Anlama Çabası Müslümanları Protestanlaştırmak(!) mıdır?

     Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Hadis'in meali ile amel etmeye neden itirazınız yok?"

'Kur'an Müslümanlığı' tartışılıyor, bunun tehlikeli olduğu söyleniyor. Kendilerini Ehl-i Sünnet diye tanımlayanlar korku pompalıyorlar. Kur'an Meali okumakla Kur'an'ın anlaşılamayacağını iddia ediyorlar.

Müslüman, inancının temel kaynağı olan Kur'an'ı okuyarak amel etmesi gereken her türlü kaideyi öğrenmiş olacak, o halde 'Kur'an Müslümanlığı' neden tehlikeli bir durum olsun? 

Teknolojinin geliştiği bu çağda karşılaştırmalı mealler üzerinden 'Arapça' aslına uygun maksadı anlamak isteyen bir Müslüman'ın elindeki imkanları değerlendirmemesi için ne gibi bir sebep olabilir? Başka türlü Müslümanlık mümkün mü?

9 Kasım 2018 Cuma

SA7100/AS70: Çocuklarınız ve Hurâfeler'den Deizm'e Şeytan'ın Yolu

"Şimdi söyleyin; çocuklarınız soru sordukları ve sizi günahlarınızda suçüstü yakaladıkları için mi suçlular, yoksa aslında birer müşrik olarak, Allah'a iftira atanlar olarak bu günahlarınızı çocuklarınıza da taşımaya çalıştığınız için siz mi suçlusunuz?"


Gençlerin sorularını ciddiye almazsanız, ezberlerinizle, yanlışlarınızla, maslahat kaygınızdan dolayı saçma olduklarını bile bile kabullendiğiniz Hurâfelerle onlara karşı çıkarsanız, onlar da sizi ciddiye almazlar. Ne sizi ne de inandığınız her şeyi kendilerine ait kılmayı düşünürler. O halde, Allah'ın yarattığı fıtratın gereği olarak davranan gençlerinize, Allah'tan korkarak, doğru olan Din'i, Kur'an'ın anlattığı dini öğretin ki, onları inkar edemeyecekleri Allah'ın varlığını sorgulamaya sürüklemiş olmayın. 

10 Ağustos 2018 Cuma

SA6637/AS69: Eğer Yeryüzündekilerin Çoğuna Uyarsan...

"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız." Kâf 16


Onlar kendileri gibi doğan, nefes alıp veren, yiyen, içen, seks yapan ve ölen insanlara tapınıyorlar. Ne kadar hazin bir sefalet. Tapınıyorlar, ama tapındıklarının farkında değiller; sorarsan Allah'a veya Tanrı'ya inandıklarını söylüyorlar, ama dua ederken, korkarken öncelik tapındıkları insanlarda, Allah'ta değil... 


Şeyh onları gözetler, onlara yardım eder, onları cezalandırır diye inanıyorlar; öyle inandırılmış çoğu; peki bilmiyorlar mı insanı ve kainatı sadece Allah gözetler, insana ve tüm mahlukâta sadece Allah yardım eder, gerçek cezalandırıcı sadece Allah'tır? Biliyorlar, hepsi biliyor, müridleri de biliyor şeyhleri de hocaefendi dedikleri insancıklar da. Peki bunu neden yapıyorlar?  

23 Haziran 2018 Cumartesi

SA6369/AS68: Kahramanlar Hainlerle Kardeş Olamaz

"Onlar, dinleri, mezhepleri, ırkları, kölelikleri ve  ideolojileri ile bir tek ortak nokta olan şeytanın yolunda birleşen Çoğul Ötekilerdi ve Tekil Bizler azar azar artıyorduk; onlar bizi görüyordu, biz de onları görüyorduk."



Sinsi sinsi dolaştılar hepimizin arasında. Gözlerinden anlamayalım diye içlerindeki şeytanları, hep yere baktılar. Bizimle birlikte secdeye vardılar, bizimle birlikte kurban kestiler 'Allah rızası için' diyen çatallı dilleriyle... Her zaman gülümsediler. Boyanmış maskelerle sahnelerimize çıktılar, kitaplarımıza sindiler adım adım. Akçeli her mekanda peydahlandılar. Rütbeli her makamda cirit attılar. Gazetelerin, televizyonların en parlak köşelerinde oturdular ve yavaş yavaş kustular; fark edilene kadar utanmaksızın adaletten bahsettiler.

Biz onları diğer herkes gibi aynı mescidde saf tutanlar olarak kabul ettik. Anlamadılar, bizi aldattıklarını sandılar; oysa biz Allah'ın bize Hucurât 10'da emrettiği gibi "Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız." emrine uyuyorduk, gelecekte bir gün ihanet ederlerse, yola tuzaklar dökerlerse  diye onları uyarıyorduk. Onlar anlamadılar, onlar Allah'a layıkı ile inanmadılar.

25 Mayıs 2018 Cuma

SA6197/AS67: Endülüjans Artığı Müşriklerin Karanlığı

"وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً"  

Resul dedi: “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” (Furkan 30)



"Kur'an öylece sessiz, terk edilmiş..." 

Harıl harıl çalışıyorlar; içlerindeki nefretin, kinin ve düşmanlığın şeytandan alınmış bütün niteliklerini suratlarında, dillerinde, fiillerinde ayan beyân teşhir ediyorlar. Seyrediyoruz. İçimizde büyük bir acıma duygusuyla izliyoruz, azız; azdan korkanlar onlar, onlardan korkmayan bizler azız... ama çoğalıyoruz her geçen gün, çoğalacağız adım adım harf harf cümle cümle... ve onlar korkmaya devam edecekler.

Korkuyorlar, çünkü içlerindeki vahşi yaratığın tescil edilmesine sebep biziz; çünkü çirkinliklerini bizim varlığımız, varoluşumuz, asaletimiz karşılarında durarak teşhir ediyor. Bizi sevmiyorlar bu yüzden, sevmeyecekler de. Onlar İblis'in insanı sevmediği gibi, insanı sevmiyorlar insandan şeytanlar olarak... şimdilik çoklar.

8 Nisan 2018 Pazar

SA5922/AS66: İçimizdeki İnsanın İsyan Ettiği Gün

"Bugün vicdanların yeryüzünde her an tek tek öldürüldüğü gün; çocuklarını öldüren insanlığın gözlerini başka tarafa çevirerek sustuğu gün..."


Oradalar öylece. Her gün geçtikçe büyüyorlar mı, küçülüyorlar mı bilmiyorsunuz. Bilmiyorsunuz çünkü her an farklı tepkilerle, birbirine zıt tutumlarla karşınıza çıkıyorlar. Kimi zaman aşırı dindar bir görüntüyle fırlıyorlar ibadethânelerden, kimi zaman kapitalizmin ruhuyla şarap içiyorlar.. 

Sağcı, solcu, islamcı, laik, sufist-tarikatçı, yahudi, hristiyan, budist, ateist ve artık moda deyimle deist; her an bir değişkenin içine doluşarak birbirine benziyorlar, sonra başka bir değişken başka bir benzeşme hastalığı. Hepsinin ortak birkaç özelliği var; ün, para, makam, kadın-erkek aşkı, sanat-edebiyat-felsefe hayranlığı ve gösteri merakı.

12 Ocak 2018 Cuma

SA5471/AS65: Çoğul Ötekilere Karşı

"Öteki, daha uzaktaki, yakındaki, başkası da ya da dişi olan, erkek olan farklı değil; farklı sandığınız için birbirinizin ne düşündüğünü biliyor olmaktan kaçıyorsunuz... "


Nasıl dayanıyorsunuz kendinize, nasıl katlanıyorsunuz içinizden geçenlerin tutarsızlığına? Tutup da kendi yakanızdan kendinizi sürüklemiyor musunuz hiç bir köşe başına? Gün gün dağılıp giden kendinizi toparlamak için neye ihtiyacınız var? Birbirinizin etinden beslenmekten ne vakit vazgeçeceksiniz? Ne vakit zihninizin bir yerine gömdüğünüz şeytanın fısıltılarını karşınıza alıp hesaba çekeceksiniz? Ne vakit söylesenize?

Gözleriniz size ait olmayana meylederken her dakika, her dakika sürüklenirken nefsinizin baştan çıkarıcı heveslerinin peşinden, nasıl dayanabiliyorsunuz kendinize? Kendiniz öteden-beriden, içeriden-dışarıdan hırsla gözü dönmüş bir şekilde nasıl tanrılar ediniyorsunuz öyle? Hiç mi korkmuyorsunuz size sınırlarını tek tek açıklayan Allah'tan?

27 Ekim 2017 Cuma

SA5070/AS64: Çoğul Ötekiler ve Tekil Bizler

"Vazgeçin; yavaş yavaş vazgeçin ya da birdenbire vazgeçin; kabul edin artık o maskelerle var olmaya çalıştığınızı."


Telaşlı hayatların nasıl bu kadar sakin olabildiklerini anlamaya çalışıyorum, telaşta sükûnet nasıl mümkün olabilir ki? Oluyormuş oysa, oysa olan da o anlarda oluyormuş; o sükûnetin telaşla ilişkisi sonra ortaya çıkıyormuş; derinden, alttan sezdirmeden deliriyormuş telaşlı hayatlar...

Nasıl anlamalı olan biteni? Nasıl üstüne gitmeli bu hengamenin? Nasıl dayanaklarından çürüyen bu gidişâta dur diyebilirim, diyebilirsin, diyebilir o ya da diyebiliriz, diyebilirsiniz, diyebilirler onlar? Çoğul ötekiler derler mi, tekil bizler der miyiz? Nasıl üstüne gitmeli bu cazgır hengâmenin?

25 Aralık 2016 Pazar

SA3791/AS63: Sızıntı Yaratıklar; Bir Direnişin Sırtındaki Kamburlar

"İlânihaye hangi hain muvaffak olmuştur ki? Elli sene yüz sene sonra da olsa hangi ihanet saklı kalabilmiştir?"


Allah her şeyi görüyor, her şeyi kaydediyor ve bir gün hiç kuşkusuz herkes yapıp ettiklerinin hesabını verecek, ama en çok insanları aldatanların hesabı çetin olacak, ben buna inanıyorum. Aramızda hiç kimse "Ben aldanmadım, aldanmam" deme yetkinliğine sahip değil; aldanmamak için her şeyi bilmek lazım; lâkin insanoğlu her şeyi bilme kabiliyetini haiz değil, o yüzden aldanan insan niyetindeki esastan ve aldandığını anladıktan sonraki tutumundan sorumludur.

Uzun zamandır memleketimizdeki, dünyadaki hadiselere bakıp durmama rağmen yazıp çizmek içimden ve elimden gelmiyor. En son 29.03.2015 tarihini attığımı gördüm, taslak olarak dosyalarda duran ve öylece bıraktığım olmayan yazının altına. Berbat bir dört sene geçirdi bu memleket, her yerinden sarsıldı; hepimiz de bu sarsıntıların bizzat içindeydik, kaçamadık, kaçamazdık; müdahil olduk, çaba sarf ettik ve nihayetinde binbir beladan en büyüğü olanı 15 Temmuz Darbesi'ni def ettik ve geldik, yeniyi eskiyle mukayese ederek yazmaya, anlatmaya devam etmeye karar verdik.

30 Eylül 2014 Salı

SA912/AS62: Didaktik/Psikal Faşizm'e Soru: Sen Hiç Fâkir Gördün mü, Psikiyatr Dr?

"Acaba G.W.Bush hiç çocukken kurban kesilmesine tanık oldu mu?" 
Alper Selçuk


Mübarek Kurban Bayramı’nın ikinci günü akşam; yemek yiyoruz. 9 Aralık 2008, 17:00 Haberlerini NTV’de izleyelim, dedik. Spiker, Kurban Kesimi ile ilgili ‘uzman’ görüşünü öğrenmek(!) ve öğretmek(!) amacıyla bir doktor bağladı ekrana; bir psikiyatrist. Psikiyatr doktor, uzmanlık görüşlerini yavaş yavaş serdetmeye başladı. Sekiz yaş altı çocukların ibadet kasıtlı kurban kesilmesini anlayamayacağından dem vurdu ve sâdede geldi, ‘Hayvan katliâmı’na tanıklık eden çocuk ve travmalar, tırnak yemeler, hayvan sevgisinin oluşmaması ve daha nice kötü şeyler’ konulu uzun bir analiz yaptı. Kurban keserken çocuklarını bu ‘vahşet’ten uzak tutmayanların ödünü patlattı. 
***
Öd bu; patladığı zaman, meseleyi -çocuğun yaşına bakmadan -uzatır da uzatır; çocuk, genç olur, yetişkin olur ve bu tür travmalar yaşamaması için hep bu ‘vahşet’ten uzakta tutulmaya gayret ettirtir adama. “Kuzu gibi bir yetişkin yetiştiririz”, dedirtir; hayvan sevgisiyle dopdolu, travmatik hiçbir özelliği olmayan süper insan yetiştiririz sandırır. 

30 Ağustos 2014 Cumartesi

SA862/AS61: Kurtlar Vadisi Günü ve Saati/ Kurtlar Vadisi Toplumu

"İvedik toplumunu analiz eden populistler, neden Kurtlar Vadisi toplumunu merak edip sosyopsikolojik araştırmalara konu etmiyorlardı?"


Turizm mücevherâtçısında çalışan kırklı yaşların grileştirdiği saçlarıyla ‘olgun bir adam’, Perşembe akşamı, Show TV ekranında ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinin yeni bölümünden önce yayınlanan bir önceki bölümün özetini göz ucuyla izlerken, Lise 1‘deki oğlunun ‘sınıfta kalma’ ihtimâline dair olabilecekleri tartışıyordu.

***

O gün, 11 Haziran 2009 perşembe akşamı idi ve daha önceki tüm perşembe akşamlarında yaşandığı gibi bakkal, lokantacı, pazarcı, kasap, inşaat işçisi, çiftçi, öğretmen, avukat, pilot, polis, asker, gazeteci, yazar, siyasetçi, vali, profesör, hatta doktor ve eşlerinden, kardeşlerinden, çocuklarından, anne-babalarından müteşekkil milyonlarca izleyici günlerdir bekledikleri yeni bölümü izlemek üzere tüm planlarını yapmışlar, acil işlerin çıkmaması için dua ederek ve uzun süren reklamlara kızarak, küfrederek oturup bekledikleri diziyi izlemekteydiler. Akşam namazını reklam arasına denk getirip kılanlar da, içkilerini ellerine alıp koltuklarına kurulanlar da aynı ekrana bakıp aynı şeyleri izlemek ve aynı şeyleri düşünmekte ‘birlikte’ idiler.

29 Haziran 2014 Pazar

SA742/AS60: TRT’de Tasavvuf Kısırdöngüsü

"Muhakkak iyi bir şeydi Tasavvuf ve diğer şeyler. Kur’an dinlemesek ne olurdu ki?"


TRT’de Hayko Cepkin’in ‘Demedim mi’ adlı klibi sık sık/yerli yersiz dönüp duruyor. Ekranın sağ alt kenarında bir de ilahiler vurgusu var. Birer şarkı formatına dönüştürülen ilahilere karşı olumsuz bakışımı korurken, aslında ilahilerin tasavvufu beslediğinin ve yaygınlaştırdığının da farkındaydım. Tasavvuf’a karşı ironik bir konumlandırma yapıldığını da düşünüyorum.
***
TRT’de tasavvuf fırtınası estiğine dair zihnimde peydahlanan her şey sunuculuğunu Serdar Tuncer’in yaptığı TRT 1’deki Ramazan Sevinci (1)programını izlerken birdenbire gelen öfke dalgasıyla başladı. Öfke kıvılcımlarının kafamın içinde dönüp durmasının öyküsünden bahsetmek istiyorum size. Olayın öncesini de anlatmam gerekir. Ramazan’ın başından beri iftardan önce hep Kur’an okunmasını bekledim; tefsir yapılsın, mealler üzerinden açıklayıcı bilgiler verilsin, Hadislerin ışığında kişisel ve sosyal sorunlar irdelensin, Hz.Peygamber’in hayatından hadiseler aktarılsın, sahabilerle ilgili öyküler anlatılsın vesaire. Bugün 15. Gün de bitti ve ben beklediklerimin hiçbiri ile karşılaşmadım. İstanbul’da ikamet edenler için herhalde Kur’an tilavetini izlemek ve dinlemek nasip olmuştur.

22 Haziran 2014 Pazar

SA728/AS59: Islak İmza; Mertliğin Reddi

“Bu imza da kurudur kardeşim, ıslak olduğunu kanıtlayın, tüm belgeleri kimin hazırladığını/hazırlattığını söyleyeceğim!”

Sahiden ıslak mıdır bu imza? Islaksa, sürekli ıslak tutulmak için nasıl bir mürekkep kullanılmıştır acaba? Kadınların makyaj malzemelerindeki kimyasallardan kullanılmış olabilir mi? Kullanılmışsa, kadın kokusu da sinmiştir muhtemelen. Aklım alamıyor; yahu hangi imza ıslak kalabilir?
***
İlk duyduğumda ıslak-kuru imza görüntüleri doldurdu hayallerimi. Kuru imza’yı anlamaya gayret ettim. Niye kuru? Nasıl kuru? Kuru ise bir de bunun yaş hâli vardı elbette eşyanın tabiatı gereği –imza eşyâ mıydı bu arada?-. Kuru üzüm, kuru kayısı ve dâhi kuru fasulye ıslak yani yaş, yani suyu buharlaşmamış hâllerini de gömmüşlerdir hâfızâmıza.

22 Mayıs 2014 Perşembe

SA687/AS58: Devlet Ağa ile Kamuoyu Önünde Hasbihâl

"Benim özel hayatım toplumu ilgilendirmez, toplumu düşüncelerimin ilgilendirmesi lazım. Benim hayatım dümdüz bir ülkücü cizgidir, zigzag yoktur ki renkli olsun."
                                                Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı


Bugün güzel bir cumartesi. Ama ben şaşkınım. Şaşkınım, çünkü; gözlerim açık, bugün Devlet Bahçeli’nin ‘gerilim ve çatışma yüklü yeni dönemin baş aktörü‘ dediği AK Parti’nin eseri olan 17. Anayasa Değişiklikleri ile ilgili yaptığı yazılı açıklamayı okuyorum MHP’nin resmi internet sitesinden. Gerçeküstü bir dünyadayım ve muhteşem bir imitasyon filmi izliyorum, (ajitasyon değil, lütfen). İnönü, Demirel, Erbakan, Baykal, Cindoruk, Yılmaz ve benzeri bir yığın orijinal ağızdan sonra bu imitasyonu izlemek gerçekten hârika. Bu imitasyon muhteşem bir karma, maksikarma.

***
Ama ben onu 2002’de genel seçim kararı aldırmasındaki ısrarı ve 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesindeki tutumu ile ayrı tutmuştum diğerlerinden. Bu ülkeyi iki kez berbat kilitlenmelerden çıkarıp almıştı, ferâsetli tutumuyla. Ne yapacağım şimdi?
***
Neyse… Miras, müsrif tarafından tüketilir zaten. Muhteşem bir yazı zamanı tasarladıysam bu vakitte, demek ki; Devlet Ağa muhabbet mirasını günbegün tüketmişti. Bizde ona, müsrif hâline hürmeten eskimiş bir muhabbetle bakmaya devam edeceğiz. Eski muhabbetler ekşi koksa da nitekim…

15 Mayıs 2014 Perşembe

SA678/AS57: Steril Karmaşa; Sorular ve Cevaplar, İyilik ve Kötülük

"Gerçek; sebep olunan her şeyden insanın pay alacağıdır. Zerre kadar iyilik ile zerre kadar kötülük mahsub edilecektir insandan."


"Bilgeler düşünür, cesurlar savunur ve işçiler üretir" diyen Platon, soruların  ve cevapların ilk katilidir.

Derinlerde kaynaşan soruların en donanımlısı karşınıza dikilirse bir gün, ne yaparsınız? O soruya dair fikir mâziniz mevcut ise herhangi bir mesele olmaz size göre; dimağınızdaki tortular geçiştirilmiş değilse o soruları sormuş ve cevaplarınızı yeterlileştirmişsinizdir; ama ya size yönelen sorunun sahibine göre “ mesele” varsa? Onun fikir mazisi ile size yönelmiş olan sorunun sizdeki cevapları yeterince örtüşecek midir? O kendi minik sorgu burgularıyla kendi zihninde açtığı yere sığdırabilecek mi cevaplarınızı? Veya gerçekten buna niyetli midir?
***
Tenkid sıfatlı ise sorunun içeriği, biliniz ki; o buna niyetli değildir... Zira; kendi kabuklaşmış cevaplarıyla sizin davranışlarınız zıt göründüğü için size yöneltmiştir sorusunu ve cevaplarınızın fayda oranı onun için yüksek ölçülerde olmayacaktır. Merak kurgulu içeriğe sahipse soru, yine problem vardır... Zira; kendi zihninde yeteri kadar yer açmış değildir, fikir mazisi yetersizdir ve cevaplarınızı anlayıp anlayamayacağı belirsizdir...

8 Mayıs 2014 Perşembe

SA668/AS56: Mürteci - Mütedeyyin İllüstrasyonu

"Birbiriyle farklı düzlemlerde olan ayrık şeylerin ayrılması gibi bir sorununun varlığını düşünmek bile geometrik anlamda saçmadır ve bilimdışıdır. Dolayısıyla aralarına ince ya da kalın çizgi çizmek gibi bir determiniteden söz edilemez."


“'Mürteci’ ile ‘mütedeyyin’ arasındaki o ince çizginin ihmali, dine ve inançlı kesime yönelik saldırılarla bütünleşince…” 21 Kasım 2008 tarihli Star Gazetesi’ndeki “Solcu Müslüman olur mu?” başlıklı köşe yazısında Şâmil Tayyar, böyle giriş yapıyor bir parağrafa…
***
Şâmil Tayyar gibi dikkatli bir şahsın böyle bir bakış açısına sahip olduğunun farkında olup olmadığını bilmiyorum. Onun yazı çizgisinden yansıyan düşüncelerini biliyor olduğumdan, böyle hastalıklı açısına da sahip olduğunun farkında olmadığını, böyle bir durumun da alışılageldik ‘algısal bozunma’dan kaynaklandığını düşünüyorum. O da bu bozunumun kurbanı olmuştur muhtemelen. O’nun bu yazısı belki de konuyu incelememiz için fırsat olmuştur.
***
Bu hastalıklı bakış açısını saptayabilmemiz için öncelikle iki sözcüğün sözlük anlamlarına bakmamızda fayda var. Kolay denetlenebilir olması bakımından internetteki sözlükleri kullanalım. Mürteci, irtica ile ilişkili; Wikipedia’ya göre gerici, TDK’ya göre yeni düzene karşı direnen (kimse), gerici; Mütedeyyin, dinle ilgilenen, dinî hassâsiyetlere dikkat eden; Wikipedia ve TDK’ya göre de dindâr, demek. Gördüğümüz gibi, bu iki sözcüğün sözlük anlamları birbiriyle ilişiksiz. Ama nasıl ilişkili hâle getirildiklerini mukâyese bâbında iki ünlü isimden, iki akademisyenden dinleyelim.

2 Mayıs 2014 Cuma

SA660/AS55: Filistin Ateşi

23 Nisan 2014, Filistin'de Birlik Hükümeti için Uzlaşma

"Filistin’de Batı Şeria yönetimini elinde bulunduran El Fetih ve Gazze Şeridi’nin yönetimini elinde bulunduran Hamas, birlik hükümeti için uzlaşıya vardı. Anlaşmaya tepki gösteren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, "Mahmud Abbas, Hamas ile barışı seçti" dedi."


Filistin acıların içinde pişiyor. 1948'den beri yitirilen nesillerin/şehitlerin her birinin akan kanı gelecek zaman Araplarının tümü için birer keffâret oluyor. Filistin ateşi, bilinçlenmiş Müslüman kıvamında tüm Arap ülkelerini yakıp geçecek ve ilk anda diktatörlüklerin tümünü yıkacak bir ateş. Bugün Filistinli Arapları bir açık hava cezaevinde açlığa, hastalıklara mahkûm eden İsrail'i verdikleri dolaylı destekle, karşılıklı çıkar ilişkileriyle ayakta tutan tüm Diktatör Arap Ülkeleri, bağımsız ve demokratik bir Filistin'in bütün Arapların kanına işleyecek muhtemel zaferlerinden korkuyorlar. Açıkça Arap diktatörlüklerinin tümü halklarının Filistinli Arapların yaydığı bilinçli güçten etkilenmesinin önüne geçmek istiyorlar.

24 Nisan 2014 Perşembe

SA650/AS54: Aşağılık Kompleksi - Flaş Haber: Obama ‘Soykırım’ Demedi

24 Nisan 2014/Son Dakika: Obama'dan 24 Nisan Açıklaması:


"ABD Başkanı Barack Obama, Ermenilerin 1915'teki olayların yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan günü ile ilgili açıklamasında, büyük felaket anlamına gelen "Meds Yeghern" ifadesini kullandı.  Açıklamasında,"Bugün Meds Yeghern'i anıyor ve 20. yüzyılın en kötü mezalimlerinden birinde can verenleri onurlandırıyoruz. 99 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni katledildi ya da ölüm yürüyüşüne zorlandı; bu insanların ölümlerinin ve acılarının yasını tutuyoruz."

Aşağılık kompleksinde 5 yıl geçmesine rağmen bir şey değişmemiş; 24 Nisan 2009'da yaptığım eleştiriyi aynen aktarıyorum: 

24 Nisan 2009 gece yarısı tüm haber kanalları ekranların sol alt satırlarını ve sol ya da sağ sütunlarını iri puntolar ve kalın bantlarla kırmızı ve sarı renklerle doldurdular: Flaş Haber: “Obama ‘Soykırım’ Demedi. ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan yazılı başkanlık açıklamasında, 1915 Ermeni olayları için "soykırım" nitelemesini kullanmadı. Türkçe'ye "büyük felaket" olarak çevrilen Ermenice "Meds Yeghern" sözüne yer verdi. Barack Obama, "Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi, 'büyük felaket' de, bizim anılarımızda yaşamalı" diye konuştu.”

20 Nisan 2014 Pazar

SA643/AS53: Paralı Alıcısı Olmayan Bir Keyif

"Sürünen bir “Kapitalizm” Yoksulu Keyiflendiriyor."


Mahalle'nin cimri ve hırsız zengini iflâs ettiğinde, yoksulun gözleri parıldar. Kendi cebine giren hiçbir şey olmayacağı halde, yoksul, zenginin müflis hâlinden keyif alır. Psikanaliz yahut sosyoloji bu keyfe nasıl bir teori üretmiştir, keyfin süresi ne kadardır; yoksul buna da aldırmaz. Müflis zengin bir daha zengin olsun ya da olmasın; bununla da ilgilenmez. Yoksulun gözlerindeki parıltı, zenginin kendisi gibi 'algılıyor' hâle gelmesinden üremiştir ve hayatında bir an buna şahit olmak bile yoksulun gözlerinin parıldamasına ve keyif almasına yeter, hatta artar. Başkaca kez olmasa da, zaten yoksulluğa alışkın olan için vak’a’nın tekrarına hâcet yoktur.
***
Papa XVI. Benedictus, son küresel-kapitalist-ekonomik krizi, İlâhî bir uyarı olarak nitelendirirken mürteci olarak adlandırılmadı. USA Başkanı G.W.Bush, yıkık, çökmüş görüntüsüyle 'ulusun sisteme olan inancının sürmesi isteğini'  yalvarırcasına televizyonlarda canlı yayında dile getirirken de, kimse çıkıp onu küçümsemedi, onun gaflarıyla alay etmedi. Avrupa'nın dev ülkeleri yana yakıla çâre ararken, merkez bankası başkanları, zengin G7’ ler sık sık bir araya gelerek piyasalara para pompalarken de kimse onların bu hâlini karikatürize etmedi. Dünya'nın bütün yoksulları yüzlerce yıllık büyük bir olgunlukla ve sessizce, keyif alarak, gözleri parıldayarak bu kan emicileri izliyorlardı.

Seçkin Deniz Twitter Akışı