31 Ocak 2013 Perşembe

SA167/ME15: Düşüncelerin Resimleri

"Düşüncelerin bütün resimleri, özenle çizilmiş çerçevelerin içindeydi ve hepsi tasarlanmıştı."


Başı biraz öne eğikti. Tepedeki tasarruflu lambanın ışığı ensesinde parlıyordu. Yazıyordu, adam. Parmakları bilgisayarının klavyesinde gezinip duruyordu. Bazen hızlı bazen yavaş, düşüncelerini derliyor, toparlıyor ve ansızın harflere yükleyerek ekranda somutlaştırıyordu. Sonra yine duraklıyor, ekranda yazılanları okuyor, sözcüklerin kayan anlamlarına yüklediği estetik kıvılcımları keyifle senkronize ediyor ve yüzüne sinmiş ciddiyeti değiştirmeksizin parmaklarını harflerin üzerinde gezdirmeye devam ediyordu.

30 Ocak 2013 Çarşamba

SA166/KY2-NC3: Eksik Coğrafya



Gün doğarken çocuk
Kimsesiz bir esrikliği ısıtacak avuçlarında
Sokağın ucundan görünen mavi bir deniz
Kim bilir nasıl yoracak suyun kalbini
Yalnızlık akşamdan kalma, düşbaz
İnatla uzatacak sürgününü çocuğun
Nasılsa deniz şuracıkta

SA165/PZ11: Milletin Kalbini Beş Senede Yerinden Söktüler


“Aklından, kalbinden Allah’ı, Allah korkusunu çıkardığınızda çocuk ne olacaktı? Terörist olacaktı.”

İnsan çocuk sahibi olana kadar başkadır, çocuk sahibi olduktan sonra başka. Çocuk, insanın gaddarlığını söküp atamıyorsa karakterinden o insandan hayır gelmez. Esnaflık, insanı insan sarrafı yapar. Her türlüsünü görürsün insanın. Hırsızını, arlısını, arsızını, kumarbazını, ayyaşını, kadınını, erkeğini, namuslusunu, yalancısını.

Çocuk sahibi olup da merhametten eser göstermeyen insanlara hiç itimat etmedim. Sözlerini tutmazlar, yalandan kaçmazlar; ancak yarına bir ceset bırakırlar. İnsandaki asaleti onlarda bulamazsınız. Soyun sopun Allah indinde itibarı yoktur amma terbiye, edep soydan soptan öğrenilir. Yetimi, öksüzü de Allah terbiye eder. 

29 Ocak 2013 Salı

SA164/AH2: Karanlık Bir Film; Poe’nin Kendisi ya da Poe’nin Şiiri/ Kuzgun-The Raven

“Delilikten muzdarip değilim; her anın tadını çıkarıyorum.” 
E.A. Poe


"Ölüler, ölüleri dişleyen bir kuzgun, karanlık yer altı koridorları. Yunan mitolojisinden fırlamış cehennem figürleri... Kuzgun, gerçek bir paranoya..."

Büyük çarklara bağlı sarkaç giyotin, her geçişinde yalvaran tombul gemicinin göbeğini biraz daha derinden yararken, böyle bir vahşetin nasıl tasarlanabileceğini düşünüyordum. Yönetmenin dehşet verici bu vahşeti tüm gerçekliği ile yansıtmak için hiçbir ayrıntıyı ihmal etmediğine şahitlik edebilirim. Çarkların gıcırtısı, sallanan giyotin, ortasından ikiye ayrılan bir adam ve fışkıran kanlar.

SA163/AÇ7: Erdoğan’ın İllegal Yapılanmalara Karşı Dalga Stratejisi

Adil yargılamanın gerçekleştirilmesinden sorumlu olanlar daha neyi beklemektedirler? İnsanların daha fazla eziyet görmelerini mi?” 
06.01.2013, İlker Başbuğ, 26.GKB, Silivri



Türkiye, 25 Ocak 2013 Cuma akşamı 24TV’de, Başbakan Erdoğan’ın aşağıdaki sözleri sona erdiğinde büyük bir şaşkınlık içindeydi. Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde risk alarak kalemleriyle, sözleriyle hayatlarını ortaya koyanlar, darbe ve terör örgütü soruşturmalarına karşı çıkarak ‘eski’ ayrıcalıklı konumlarını sürdürmek için bu tür illegal yapılarla gizli organik bağ kuranlar, yakın-uzak herkes neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

26 Ocak 2013 Cumartesi

SA162/AS17: Didaktik Diyalektik ve Didaktik Anti Diyalektik; Sorumluluğa Karşı Sorumsuzluk ve Allah

"İnsan ‘gassal önünde bir meyyit’ değildi."

İnsanlar sürekli aldandılar; sarsılıp ayrıldılar, sapa yollarda kayboldular. Akıllarını kullandıklarını sandılar; acılar içinde kıvrandılar. Akıllarından yoruldular, akıldan uzağa kaçtılar. Bilmiyorlardı; zannediyorlardı. Zanları onları İblis’in ebediyet ağacına sürükledi. İnsanlardan bazıları bazılarına itibar ettiler, diğerleri sonradan gelenler bu itibâra hürmet edip geçmişi yücelttiler; atalarının dinini icat ettiler. Bazıları ise yüceltilmiş her insanı akılsızların akılsızlığında eritti. İman edenler, iman ettiklerini söyleyen akılsızlar sebebiyle akılsız olarak tahkir edildiler. İnsan ‘gassal önünde bir meyyit’ değildi.

25 Ocak 2013 Cuma

SA161/KhB11: Ak Kanat

(Çabalamıştır insan bağırarak, asırlar kadar uzun gecelerce)
(Kurtulmak için, gecelerden gelen şeytanın tırnaklı dişlerinden)

(…)
Sıçradığında elleri sağa sola,
                                     yukarıya
Kıpırdadığında dudakları kendinden habersiz
öfke saçtığında
                      kan çanağına dönmüş gözleri
duyma onu öyle, görme!

22 Ocak 2013 Salı

SA160/IE8: Mücrim

"İnsan, kendisine yöneltilen güvenin sırtını sıvazlayarak diline sarı benizli bir ayrılık şarkısı doladığında, kendisi  için hazırlayacağı boşluklarla dolu bir dünyayı inşâ ettiğini bilemez!"


Toprak kımıldadığında… dağlar yürüdüğünde… ağaçlar, binalarla kol kola diz çöktüklerinde ve yer sıkıştığı bir yerden yarıldığında, insan dudaklarına sinmiş haykırışları tutamaz. Gözlerinde karanlık bir korkunun getirdiği bilinmezlikle şaşkınca kalakalır insan. Kaçacak yeri yoktur.

Ve kasırgalar, seller, göklerin öfkesini kuşanıp insanların tutundukları her şeyi yerle bir ettiğinde… ve lavlar, volkanların tepelerinden alevlerle fışkırıp yere inmek ve insana doğru akmak için yükseldiğinde… ve denizler, okyanuslara savrulup dağ dağ yükselen dalgalarla gemileri alabora ettiğinde… insanın muhtaç olduğu tek şey güvendir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

SA159/AyS4: İleri Demokrasinin Küpleri

"Sabır taşıyız biz dört nesil dedelerimizden. Taş değil küpüz biz; ileri demokrasinin işlemeli sabır küpleri. Doluyoruz yavaş yavaş; dolacağız daha."

Demokrasinin ilerisinden bahsedince Başbakan; atmosfer gök kuşaklarıyla doluyor. Gözlerimiz parlak, gönlümüz mesrur ve dimağımız apak.  Yüz elli yıllık cadı avı sona erecek diye umutlanıyoruz. Ya da belki namaz kılan, oruç tutan gericiler olmaktan kurtulduğumuz hülyası sarıyor akılsız başımızı. Akılsız başımız, korkudan sabra devredilen bekleme sürelerine takılıyor sonra. Bekliyoruz hasretle, ileri demokrasinin yağmur gibi yüzümüze salacağı damlalarını.

20 Ocak 2013 Pazar

SA158/ÂA12: Küresel Dönüşüm; Anti-Crusade(*), Aksayan Motorlar ve Füzyon

"Sular vahşi Batılılar için, yani ABD ve AB için çekiliyor ve şişkin balıklar, karıncaların, yani Afrikalıların midesini doldurmak için ölecekler."

Batı, sonunda geri çekile çekile büzüşecek ve dizlerinin üstüne çökecek. Doğu’ya yalvaracak; Afrika’nın önünde diz çökecek; Kuzey’in vahşi batılıları siyahların işyerlerinde işçi olarak çalışacaklar. 

Geri dönüşü olmayan bu sonucun açık göstergeleri Amerika Birleşik Devletleri’nde var. Amerikalılar kölelerinin renginde olan birini başkan yaptıklarında, ‘siyahların emrinde çalışan beyazları’ tarihe kazıyarak beyazların zihnine not düşürdüler; zaten çok daha önceden siyah patronlar beyaz işçi çalıştırmaya başlamışlardı. Amerika’da başlayan bu süreç Avrupa’ya da sirayet edecek. Avrupa siyahların yönettiği, patron olduğu bir kıta olduğunda, beyazlar dedelerinin kendilerine miras bıraktığı sefaleti sonuna kadar hissedecekler.

18 Ocak 2013 Cuma

SA157/DT10: Kelek, Gullelerim ve Hırs

"Savaş alanında veya düelloda yendiğimiz bir adamın canını bağışlamış gibi, şişinirdik. Şimdi de öyle değil mi, rekabet ve kazanma hırsının olduğu her alanda?"


Kumara nasıl alışır insan? Gulle (Bilye) oynamak ya da yutma (ütme) ağırlıklı oyunlar çocukları kumara alıştırır mı? Şu sıralar, online bilgisayar oyunlarında sürekli birilerini öldüren çocuklara baktıkça gullelerimiz masum kalıyor zihnimde… En kötü ihtimalle kumarbaz olurduk, ama katil olmazdık, öldürmeyi kanıksamazdık diye düşünüyorum. Belki de hatalıyım, yorum yapamayacağım.

İki kötülükten birini seçmek zorunda mıyız? Değiliz elbette; peki ya insanın içindeki kazanma hırsını ne yapacağız? Kazanmak ve en iyi olmak? Bir çocuğu bırakın, sıradan bir yetişkin bile kazanma, rakiplerini teker teker yenme azminden, heyecanından bahsetmeden durabilir mi?

17 Ocak 2013 Perşembe

SA156/MEY14: Kuşku Bulutları ve Helal-Haram Tartımız

“Bu yazı, merhum babamın şahsında benzer tüm babalara ithaf edilmiştir.”

İş, güç…çağın getirdiği hengâmeler. Haberler, kitaplar, dergiler, sinema ve bir de internet. Kavganın bu türlüsüne dalmış olanlaradır sözüm. Kimseyi yadırgamıyorum, kimsenin her bir vakitte elinde tuttuğuna da dikmiyorum gözlerimi. Yüksek bir tepeye çıkıp bağıracak hâlim de yok. Suskun, içe kapanık ve çâresiz çocukların gözlerine bakıyorum ben.

Büyüdüksıra büyüklerinin şaşkın bakışları altında yalan söyleyen, sofrada herkesin tabağındakilere göz diken bencil çocukların günah öncesi dönemlerine yaklaşıyor gözlerim. Günah öncesi dönem, Piaget’in bilişsel gelişim kuramında yok. Gelişim psikolojisi ergenlik dönemini tahlil ederken konuya biraz değinir Dinî gelişim parağrafında, fakat daha fazlası yok. Günah öncesi dönem, günahın tohumlarının atıldığı ya da tam tersi günah üreten nefsin önüne setlerin dikildiği dönemdir.

15 Ocak 2013 Salı

SA155/SD22: Türkiye'de İslâmî Ruhbanlık Sınıfı İdeali'inin İflâsı; Müslümanlar 'Kişi'leşiyor(*)

"Çarklar insanları öğüttüler."


İncil, tahrif edilen Tevrat'ın aslını, Kur'an aynı gerekçeyle, hem muharref ve eklemeli Tevrat'ın (ve Zebur'un) ve hem de muharref ve birden fazla nüshası bulunan İncil'in aslını doğrulayıcı ve dini tamamlayıcı olarak gönderildi. Bu, Allah'ın son ilahî bildirisi olan Kuran'da ayetlerle sabit olduğu için tartışılmaz bir kesinlikle ortadadır ve kuşku götürmemektedir.

Allah'ın önceki peygamberler aracılığıyla gönderdiği mesajların tahrif edildiği apaçıkken, bu tahrifi yapanların mevcut olacağı da açıktır -Kendilerini bağımsız araştırmacı olarak tanıtan Yahudi ve Hıristiyan araştırmacılar bu tahrifleri bilimsel çalışmalarla da kesinleştirmiş durumdadırlar-. Peki, Allah'ın mesajlarını tahrif ederek, tahrif edilmiş bu mesajlarla insanlar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyenler kimlerdi? Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirmek, hukukî değerlendirmelere göre ne anlama geliyordu?

14 Ocak 2013 Pazartesi

SA154/MA8: Algısal Travmalar/Kavramlar ve Sensörel Sorunlar; Kırmızı Tavşan Polemiği

"Nedir ‘Kırmızı Tavşan Polemiği’? Doğa’da ‘Kırmızı Tavşan’ yoktur. Ancak, beyaz bir tavşan kırmızı renge boyandığı zaman, ‘Doğa’da kırmızı tavşan yoktur', denilemeyecektir"


Çok şiddetli bir beyin fırtınası ya da sert, tavizsiz bir teorik/ideolojik tartışma sonrasında tüm tarafların kendileri ile baş başa kaldıklarında yaşadıkları kesinlikle kaçınılmaz bir dönem/an/aralık vardır; özeleştiri/otokritik dönemi/anı/aralığı. İnsanın doğasına karşı çıkamadığı için kaçınamadığı -nefes almak için dudaklarını ve burun deliklerini açması kadar olağan- bu zaman aralığında taraflar, duygusal ve ideolojik reflekslerinden sıyrılarak, yaşadıkları algısal travmaları çözümlemeye çalışırlar.  Bu aralık, geç de olsa gelen -çözümleme sonuçları yeterli olmasa bile- bir dinginlik ve onarım aralığıdır.

13 Ocak 2013 Pazar

SA153/YB4: Paslı Zincirin Pası/ Sınanmış Renkler 4

"Ne zaman yüzeye çıktığınızı, ne zaman derinlere daldığınızı aklınız bilmez. Dağılmak böyle bir şeydir."


Rüzgar alıp getiriyor sesleri. Ağlayan, susan sesleri. Yelkenlerde toplanıyor bütün sesler; duyuyorum. Tuzlu su durgun. Evet; soğuk var. Karın, yağmurun sürüklediği hava güvertede raksediyor bazen. Göz gözü görmüyor; göz göze değemiyor.

Ocak, ocakbaşlarında geçen saatlerin sesine hasret. Her biriniz bir köşede yalnızlığınızı hırpalıyorsunuz. Soğuk, pencerelerden zorluyor, kapılardan sızıyor…üşüyor insanlar; birbirlerini ısıtacak mecalleri yok. Gemi sâkin bu yüzden; sâkinlerini hatırlıyor. Balıklar bile çekilmiş yüzüne yakın yerinden suyun.

12 Ocak 2013 Cumartesi

SA152/AS16: Din Bezirganları ile Dört Bendde Ağalık Kavgası

“Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar.” (Kalem Suresi, 51)  

"Her bir otorite göğü kendi ışığıyla aydınlatmak ister. Oysa tek otorite Allahtır!"

İlk Bend:


‘Geleneksel İslam’ formuna yönelik eleştirilerimin, en aklı başında gelenekselcilerden -özellikle hukukçu olanlarından-  biri tarafından yorumlanış biçimi şu:


“Kur'an’ı da herkes kendi aklıyla istediği gibi anlayabiliyorsa, ortak noktamız kalmıyor."


Birileri tarafından ilim adamı pâyesi verilenlerin kendi akılları dilediği hükmü verirken, bu payeyi almamışların –ilimlerini de ölçememişken ve bu haldeyken onların- kendi akıllarıyla Kur'anı'ı anlamasını yasaklayan tavır zaten baştan kaybetmiştir, baştan bitmiştir. Bu bitiş müslümanı bugünkü haline getiren/bitiren geleneğin bitişidir.

11 Ocak 2013 Cuma

SA151/KY2-NC2: Kırılma Noktası

"Serçenin kanadında uzaklaşan kırılganlık, zehrini akıtmış kalbin esrik bir rüyaya yatışı, daha az ünlem, uç uç  renklerin doğaya hükmedişine şahitlik ve insanın soluğuna ferahlık veren sıradanlık…"


Yazmak fiilini gerekli kılan ne? Pervazdaki serçenin titreyen kanatlarından kaleme uzanan o sessizlik ânı…. Tevile muhtaç bir rüyanın günü sarsan iç bunaltısı… Elinizdeki zap aletinin işe yaramaz oynaklığı ve bir türlü hitama ermeyen solucan kıvraklığı dünyanın…

Eskittiğinizi zannettiğiniz bir hikâye ve belki yeniden olamayacak kadarına sunduğunuz son bir armağan… Bir gül yaprağının yerçekimine aşkla bağlanışı ve bunu fırsata çeviren faydacılığı insanın…

10 Ocak 2013 Perşembe

SA150/AH1: Klasik İtalyan Andacı: Maléna ve İran’da Gergedan Mevsimi

 "İtalya lanetlenmiş bir coğrafya gibi geldi bana. Kendi insanına da acımıyordu. Tıpkı İran gibi"


Bisikletinin sırtına tünemiş olan Renato, film boyunca sürekli izlediği Maléna’nın elinden boşalan pazar çantasını görünce, bisikletinden atlamış ve dökülen pazar harcını toplamasına yardım etmişti. Kadın, teşekkür edip yoluna gitmek için sırtını dönmüşken Renato: “İyi şanslar Bayan Maléna!” dediğinde ona baktı ve gülümsedi.

 Bir saat kırk dokuz dakikalık filmin sadece son karelerinde ergenlik dönemini geçmeye çalışan, kendisine aşık ve kendisini sonuna kadar izleyen ve yardım eden tek insan olan Renato’nun farkına varan ve ona gülümseyen güzel bir kadın.

8 Ocak 2013 Salı

SA149/KhB10: Son İyilik

(Yağıyor lapa lapa kar)
(Yağdığı kadar soğuk)

(…)
Örter mi geceyi
Lapa lapa yağan kar
Örter mi geceden süzülen her heceyi…

7 Ocak 2013 Pazartesi

SA148/KY1-CÇ4: Unutuş


“Unutulacağımı bilerek seçmedim elbet unutuşu. Umdum bağışlanmayı.. kendimce rol biçtim bağışlayacak olana.”

Güneşin dürülüşüne tanık oldum. Apansız olup bitti her şey. Apansız olup biteceği söylenmişti. Söylendiği gibi oldu. Söylenmiş, bildirilmiş olması olacağın olmaması için değildi elbet. Olacağa karşı alınacak bir tedbirin düşünülüp gereğinin yapılması için de değildi. Olacağa karşı alınacak tedbir kendimin kaybolmamasına yönelik olmalıydı. Haber bunun içindi. Bunun için bildirilmişti. Ve ben bunu kulak arkası ettim. Ayrımına varamadan yapıp ettiklerimin.

6 Ocak 2013 Pazar

Ahmet Haydar, Sinema ve Televizyon Eleştirileriyle Yakında Sonsuz Ark'ta

Sonsuz Ark bir isim daha sarıyor göklerine zihinlerin. Ahmet Haydar, izlediklerini yorumlayacak hoş duraklı sözcükleriyle... Sanat mı sinema mı?... Kararı siz vereceksiniz.

SA147/MEY13: Psikiyatristlerin Teorileri ya da Doğal Korku

"Doğal korku, eğitimin doğal bir aracı mıdır?"
Alışılmış bir girişle başlamayalım. Korku’nun tanımı ve çeşitleri korkuyla ilgili çok fazla deneyime sahip insanlar için anlamlı. Çocuklar ve gençler için değil. Dayak korkusunu öne almamıza ve incelememize de gerek yok. Çünkü; genel geçer boyutlarda dayak ciddi biçimde azalmış durumda. Dayağın ve diğer şiddet içeren korkunun bir eğitim aracı olup olmadığı hususunu da ikinci planda tutalım.

SA146/AyS3: Sosyolojik Siyatik ve Barış

"Bırak barışı anlatmayı; defol git! Barış sen gittiğinde gelecektir!"

Barış, erdem, iyilik utanmazların ağzında çirkin durur. Onların gözleri fırıldaktır; dudakları oynak. Ruhları satılmış ve kişilikleri her türlü çirkin sıfatla tutsak. Konuşmalı insan. Gözlerinden alevler fışkıran insanlar gibi. Alevi, çirkinliği yakacak kadar gür olmalı. Bildiği ve söylediği berrak!
./.
Yürümek, ilerlemek ve gelişmekse, yürüyen toplum ilerler ve gelişir. Siyatikli toplumun gelişmesi ise mümkün değildir. Türkiye, siyatikli bir topluma sahip; yürüyemiyor. Düşüncelerine sirayet eden her türlü tümör gözlerine kadar tüm vücuduna yayılmış. Siyatiğin tüm sebeplerini hem ruhunda hem bedeninde taşıyor. Sebeplerin tümü bir tek sebepten üremiş; doğumundan gelen bazı sakatlıklar var çünkü.

5 Ocak 2013 Cumartesi

SA145/SD21: Kâmil İnsan; Halisünatif Sıfat Parçacığı ya da Gerçek Dışı/ İrreel Retorik

“Allah, sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır." Nisâ 28


Erişilebilirlik rastgele bir hedef için mutlak olumlu bir özelliktir. Fakat aynı erişilebilirlik özelliği, beşerin düşünce tarihinde farklı kreasyonlarla oluşturulan soyut hedefler için olumsuz bir niteliğe büründürülmüştür.

Su, hava, ateş, toprak gibi somut algılanabilir hedeflere tutturulan algılar ve derin anlamlar, bu dört unsurun gözlenebilir ve kontrol edilebilir özellikleri üzerinden üretildikleri kadar -gözlenebilir ve kontrol edilebilir özellikler bir hedefi insan için yeterince câzip kılmadığı için- erişilebilirlik özellikleri de üretilen kaotik paradoksların dayandığı ana unsur olmuş; belirsizlik ve belirsizliğe iliştirilen umut, hedefin erişilebilirliği üzerinde bir yanılsama oluşturmak için kullanılmıştır.

4 Ocak 2013 Cuma

SA144/ME14: Sıcak Poğaça

"Asırlar öncesinden gelen sıkıntıları yüklenen sesi, sakin ve otoriter bir kıvamla özenle kesilmiş, yıllarla yıpranmış saçların kibrini kavurdu geçti."


Şeref salonundaki resmî kabul bitmişti. Yorgundu. Özel kalem müdürüne, yarım saat kadar dinlenme odasına çekileceğini, âcil durumlar dışında kimseyle görüşmek istemediğini söyledi. Sırtı ağrıyordu. Boyun damarları gerilmişti. Şakaklarında ısrarlı bir baskı vardı. Alnı, ortasına doğru ilerleyen bir ordu varmış gibi zonkluyordu. Burun boşlukları tıkanmıştı; zor nefes alıyordu. Son kabul de sıkıntılı bir sürecin parçasıydı. Dünyanın bütün sorunlarından kafasına uzanan bir yol vardı sanki… Milyonlarca şey arkası kesilmeksizin doluşuyordu zihnine.

3 Ocak 2013 Perşembe

SA143/PZ10: Medeniyet Öyle Çok Uzun Boylu Bir Şey Değil

"Evimize kilidi 74 harbinden sonra vurduk biz."


70’ler karışık senelerdi. Geçmiş zaman, Demirel’le İnönü çekişiyor derken, 12 Mart Muhtırası geldi. Bizim büyük oğlan bir yaşında daha.  Erbakan’ın meclise girdikten sonra 70’te kurduğu  ilk partisi Milli Nizam Partisi de o zaman kapatıldı. Erbakan’ın adını sanını duyalı iki sene olmuştu. 69’da Adalet Partisi’nden vekil olmak istemişti de Demirel’in, o veto etmişti.  O da Konya’dan bağımsız aday olmuş meclise girmişti.

2 Ocak 2013 Çarşamba

SA142/AS15: İnsan Tapınağının Kâhinleri

"Siz ancak ve yalnız insanı yani kendinizi tanrı ilan edenlersiniz ve kendiniz için icat ettiğiniz tapınakların kâhinisiniz… Ve Delphi kâhininden daha az düzenbâz değilsiniz."


Biraz insan tapınağının ötelerden haber veren kâhinlerinden bahsedelim bugün. Size soralım önce; siz samimi müslümanlara: siz peygamberin kehanetvâri cümleler sarf ettiğine kâni olur musunuz? “Öyle bir zaman gelecek ki…” ile başlayan kehânet dolu cümleler, Mesih ve Mehdi gelecek ya da  kıyamet alametleri gibi tamamen uydurma içeriklerle söyleyenine pâye kazandıran ve gelecekten haber veren cümleler ne zamandan beri Peygamber lisanına rabtedilmiştir, bilir misiniz? Bir peygamber gelecekten haber verme gereğini neden duysun? Kendisine Allah tarafından vahyedilen Kur’an yetmiyor mu?
***
Hadis diyerek her türlü söz pazarına boca edilen cümlelerin, nasıl bir sistematiğin ürünü olduğu konusunda çoğunluğun bir fikrinin olmadığını düşünüyorum. Hadis diyerek söz pazarına sürülen cümlelerin çoğunda Kur’an akaidine zıt içerikler var… Biz, Müslümanlar olarak bize ulaştırılan her bir bilgiyi Kur’an ile denetleyerek, tahkik etmekle mükellefiz… Aksi halde tazyif edilmiş, hakarete uğramış bir dinin müntesipleri olmaktan kurtulamayız.

1 Ocak 2013 Salı

SA141/AÇ6: Erkler Topoğrafyası ve Kalibrasyon Sorunları

Başbakan haksız değil. Meritokratik bir yapı tüm ülkeleri ele geçirmiş durumda ve Başbakanın bu çıkışı onları tedirgin ediyor."


Global denge noktalarına ve bu noktaların lokal bağlantılarına çarpan etkisi yapan bir tartışma, 2012 Aralık ayında Türkiye’nin politik gündemini yalayıp geçti. Atlantik okyanusunun kuzey doğu ve kuzey batı kıyılarında, başkentlerde tedirgin bir rüzgar esti. Türkiye demokrasisinde ‘Erkler Ayrılığı’nın tehdit altında olduğunu düşünen medya mensupları şaşkınlık gösterisinde bulundular.

18. Yüzyıldan beri özgürce tartışılamayan ve halen dayatılan yönetim biçimleri ve sistemler toplumların ve düşünürlerin baskı altında olduğunu gösteriyordu. Başbakan Erdoğan’ın “Kuvvetler ayrılığı zaman zaman önümüze bir engel olarak çıkıyor!” şeklindeki serzenişi, ekonomik krizlerle, diktatörlüklerin yıkılmasıyla sarsılan dünyada yeni bir sorgulama seansının başladığına dair korkular üretti.

Seçkin Deniz Twitter Akışı