Yazma Sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazma Sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2018 Pazartesi

SA7044/KY59-MLÖZ51: Başkalarına Seslenirken...

"Niyetim, dilimin bana verdiği imkân dâhilinde elimden geldiğince bir şeyler anlatabilmek. Başkalarına seslenirken, aynı zamanda başkalarının sesine kulak verebilmek. Biliyorum ki her işin makbulü, az da olsa devamlı olandır. Dualarım da bu yönde."


“…fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!” diyor Allah, Duha suresinin son ayetinde. Şüphesiz her Müslümana yöneltilen bu sözün benim üzerime de vazife olduğunu biliyordum. Anlatmalıydım, fakat nasıl anlatmalıydım? 

İnsanlar var olduklarından beri bir şeyler yazdı, çizdi, yazmaya da devam ediyorlar ve her yazarın kendine has bir üslubu var. Kiminin sözü dinlenir, yüreklerde tesir bulur ve etkili olur, kimininki okunmaz bile. Kimi tüm vaktini insanlığın karanlık deliklerde yok ettiği ne varsa, apaçık görünür hale getirmek için harcar ve hakikatin ortaya çıkması için var gücüyle uğraşır, kimi de şeytanın kulağına üflediklerini satırlara döker. Ezelden beri süregiden hakikat kavgası böylece devam eder. 

16 Nisan 2018 Pazartesi

SA5966/ÇY12-EÖRS1: Yazmayı Gerçekten Sevdim

 "Kalemin hakkını vermek için kalemle aramda disiplinli ve samimi bir bağ kurmam gerektiğini öğrendim. Düşüncelerimi baskılamak yerine, onları serbest bırakmam gerekiyor; bunun da farkına vardım."


Yazmak sevdiğim, ama öylesine gelişen bir şey (di) benim için. Anlık bir heyecan gibi, ama gelip geçici olmayan anlık heyecanlardan biri.

Eğitim süreci başlarken ilk defa "gerçekten yazıyor muyum, gerçekten yazabilir miyim?" sorusunu sordum kendime. Sanırım yazmayı ilk defa ciddiye almaya başladım..

Daha önce yazarken hissetmediğim bir his eğitim süreci boyunca bırakmadı peşimi. 'Olacak mı?' endişesinin verdiği bir baskı hissi.

9 Nisan 2018 Pazartesi

SA5927/ÇY11-HK1: Yola Çıkma Cesareti

"Ama önemli olan şu ki; neyi, nerede, nasıl yapmam ya da yapmamam gerektiğini anladım. Yazdığım cümleyi dönüp bir kez daha okumam gerektiğinin, korkmadan yazıda değişiklik yapabileceğimin farkına vardım. Yazarak zihnimi durgunlaştırdığımı ve düşüncelerimin akışına yön verebildiğimi gördüm."


Bana göre bir insanın yazıya başlamak için en az iki kelimelik bir derdi olmalı. Ve yazısını onun üzerine inşa etmeli. Ama ben önce başlığı koyar, özetimi yazar, daha sonra anlatacaklarımı yazarım. Başlığa, en üste iliştirilmiş nokta muamelesi yapmam. Çünkü nokta sonda olur ve ben onu yazacağım son cümlede ait olduğu yerde görmek isterim. Diğerlerine nazaran ben yazıyı özelden genele götürürüm.

Başlık bende, kafamdan geçen cümlelerden her birinin anında farklı şekillere bürünmesiyle ilişkili. Kafamdaki cümle akışını daha düzenli hale getirip asıl meseleden sapmamak adına ilk başlığı atarım. Eh, haliyle altını neyle dolduracağım meselesi en büyük endişem olur. Mesela bu yazıya bir başlık koymadığım için bu kadar uzun ve alakasız bir girişle karşıladım sizi. 

22 Kasım 2017 Çarşamba

SA5203/KY34-EE4: Hâlâ Bir Çırağım

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Yazmak, yazamaya niyetlenmek, yazmak için kendimi ikna etmek kolay olmadı. Kendimi bildim bileli bir şekilde okuyordum, gerektiğinde konuşuyordum da. Yazmak pek de aklımıza gelen bir şey olmamıştı. Hem zaten birileri yazıyordu ve yazmak kim biz kimdik? Biz de dünya da büyük bir türbülansa girmiştik, kaos âdiyattan olmuştu. 

Coğrafyamızın ve Türkiye’nin karşılaştığı meseleler, problemlerin çeşitliliği ve de yazanların birkısmının çok ciddi güven kaybına ve hayal kırıklığına yol açmaları, hatta dayanılmaz hale gelmeleri büyük bir problemdi. Yazabilenlerin bir kısmındaki kibir ve samimiyetsizlik, riyakarlık, ahlaksızlık, dertsizlik ve cehâlet artık katlanılamaz boyutlara ulaşmıştı.

15 Nisan 2016 Cuma

SA2757/SD418: 'Dünya'nın En İyi Yazarı'

"Ben günlerce uyuyamadım.... "Yazdığım yazıdan nasıl para alırım?" diye... neyse..."


Çok uzun zaman önce bir roman yazmıştım, gençtim, heyecanlıydım; 17 yaşındaydım... Bir yayınevine gönderdim... Amacım para kazanıp babamın borçlanarak ödediği 12 Eylül darbe rejiminin koyduğu peşin 50 bin liralık verginin borç yükünden kurtulmaktı... 

Yayınevine daktiloyla yazdığım romanımın bir bölümünün, o zaman güç bela bulunabilen fotokopi ile kopyasını çekip göndermiştim.. Yayınevi bana cevap verme nezaketinde bulundu; biraz daha roman okumam lazımmış... Oysa binlerce roman okumuştum. Keşke saklasaydım o gönderilen yazıyı... Kızmış ve kağıdı yırtıp atmıştım ve 'Dünya'nın En İyi Yazarı' olacağım demiştim 17'imde... 

26 Şubat 2016 Cuma

SA2534/ÇY10-AÖ1: Yazıyor.. Kâğıt Kalemin Kundağı

"Kâğıt kalemin kundağı, sardım sarmaladım ikisini, hazırladım harfleri, bayram günü giyinmiş gibi, hayallerimi özgür bıraktım ve utanmadım, korkmadım, çekinmedim, zorlandım ama pes etmedim, vaktini bekledim, emek sabır demekti, satırlarım filiz verene kadar bekledim."


Ahşap bir masa, rengi solmuş; belki 1980’lerden kalma, üzerinde yaşanan tarihi belirsiz hatıraların izleri var; çizilmiş kırmızı, mavi ve kurşuni renkli kalemlerle. Belki haylaz bir çocuk yaptı, belki kafası karışık bir âşık ya da ruhu darılmış biri. İzler var işte eskiden kalma. Şimdi ben de izler bırakacağım üzerinde, kimsenin görmeyeceği.

Bir kalem, bir kağıt ve hayallerim. Beynimde harfler raks edip hayallerime renk katıyor, gecenin karanlığında güneşi doğuruyor, yıldızlar parlarken bir anda ellerimde bitiveriyor. Hasat mevsiminde sarı başaklarla dolu tarlanın içindeyken karlı dağlara da buluyorum kendimi. Zalim bir kralın kölesiyken bir anda Hürrem Sultan oluveriyorum. Leyla gibi kurak bir çölde susuzluktan bayılmak üzereyken okyanusta bir balinan karnında buluyorum kendimi, tıpkı Yunus misali. Hayallerim beni sürüklüyor bir masalın içine, masalın içinde bir şiirim şairi olmayan. 

1 Şubat 2016 Pazartesi

SA2429/KY13-AO50: Aydın Kimdir?

"Aydın" gerçeğin farkında olmadan hakikati güncelle örülü çağlarüstü gerçekle buluşturur.


Eğer bir zihin güncele yenik düşüyorsa onun "aydın" sayılması akıl dışıdır. "Aydın", geleceğe ulaşmak için yolu aydınlatan, ışığının açısını gitgide büyütebilendir. Bunun olabilirliği ise yaşadığı atmosferin kendisine engin nefes almasına bağlı. Işığını atmosferin her yanına uzanarak alamayanın evrensel bir ışık, insanlığa yarayacak şeyler üretmesi imkansızdır.

Eğer bir düşünce çağlar ötesine uzanamıyor ve dünyanın en ücra köşesine nefes olamıyorsa söyledikleri, süslü sözlerin ötesine geçemez. Elbet bu pozisyonda olanlara da ihtiyaç var, bunlar küçümsenemez. Ancak, bunlar sadece güncelin peşinde koşarak, onu biçimlendirip, cilalayarak güncelin önünü açarlar ve kitleleri belirginleştirdikleri gerçekliğin ardında yürütürler. 

28 Ocak 2016 Perşembe

SA2413/KY13-AO49: Yazmak Korkulur Şey Olmamalı..

"Sahne görünendir, göze yansıyandır. Ona bakan gözün keskinliği dekorun çeşitliliğini anlamayı kolaylaştırır. Hepsi bu.."


Yazdıklarımızı özgürce yazamıyorsak söylediklerimizin fazlaca anlamı yok. Eğer yazdıklarınızla düşüncenizi başkalarının süzgecinden geçirmeyi zorunluluk görüyor ve bu kalıpta yazıyorsanız aslında onların istediği türden şeyler üretiyorsunuz ki; bu söylenmiş olanın tekrarından başka bir şey olmaz ve topluma hiçbir şey katmaz. Sözlerinizi şuradan, buradan cilalasanız da sonuçta sadece renkli bir taklitçi olur çıkarsınız.

Yazma korkusunu atan toplumlar bir hukuk gözeterek yazmış olsalar da düşünüleni yazabilme özgürlüğü hukukla söz arasındaki mesafeyi kısaltır. Hukuk sözün gelişmesine ayak uydurur, kendini yeniler ve toplumun, farklı düşüncenin önünü açar.

23 Kasım 2015 Pazartesi

SA2082/ÇY9-SU1: Merhaba

"Canımın kaynama, ruhumun teğet, aklımın durma noktası"


Ustam'la nasıl karşılaştığımın bir önemi yok. Önemli olan karşılaşmamızın kendisiydi. Ben ona “Ustam” demeden önce, okul hayatım dışında kimsenin bana akıl hocalığı yapmasına müsaade etmedim. Asi, başına buyruk ve kendi bildiğini okuyan biri oldum çok zaman. Bundan hoşnut muydum dersiniz? Elbet değildim. Vicdanım özellikle, insanlarla aramıza koyduğum mesafeden dolayı beni için için oyuyordu. Ancak hayat bize, kimsenin bizi kendimizden daha fazla düşünmeyeceğini öğretti.

11 Haziran 2015 Perşembe

SA1409/ÇY8-D1: Yazmak Serüvendir

"Gözlüyordu.. İnsanların mimiklerini, jestlerini, kılık-kıyafetlerini, neler hissedebileceklerini, neler düşünebileceklerini.."


Yüzünü buruşturdu.. "Yine olmadı", diye söylendi.. Yeni bir word sayfası açtı.. İlk kez yazmaya başladığı anı hatırladı.. Kendini kırk yıllık usta yazar sanıp kağıda ve kaleme bir davranışı vardı ki, görmeye değerdi.. Yüzüne hafif bir tebessüm geldi.. "Ya sabır, yeniden Bismillah", dedi.. 

Yazmak bir serüvendi ve çıktığı serüvende gördüğü, duyduğu, hissettiği ve öğrendiği ne varsa samimi bir şekilde anlatabilmeliydi.. Doğal.. gocunmadan.. saklamadan.. öykünmeden.. yüksünmeden.. minnet ettirmeden.. "Neyse, neyse", dedi.. "Gevezeliği bırakmalı.. "

22 Mart 2015 Pazar

SA1228/ÇY7/AF1: On Türk Lirası

***   

"Tuncay evde ekmek kalmamış. Markete gidip alır mısın?"

Tuncay parayı aldı. Markete gitti. Tazesinden bir ekmek aldı. Kağıda sardı. Çocuğun biri şupur şupur dondurma yiyordu. Tuncay'ın ağzı sulandı.

"Keşke annemden dondurma parası alsaydım." diye düşündü.   
                                                                                         
Marketin kapısından çıkarken ne görse iyi? Yerde On Türk Lirası durmuyor mu?

7 Ağustos 2014 Perşembe

SA821/ÇY5-DÇ1: Yelkenler Fora

“Bu bir gemiye binmek gibiydi. Kendinizi yazı ile ifade etmek.”


İnsanlar hayatlarında pek çok dönemler yaşar. Yaşadıkları evreler, inişli-çıkışlı, bazen zor bazen yorucu bazen de kolay olur. Kişisel gelişim kitaplarını nerdeyse hiç okumadım. İnsanın kendini tanıması ve Yaradan tarafından kendine verilen özellikleri, dünya hayatında onun için doğru kullanması gerektiğine inandım. Böylece sevdiği işleri yaparak kendi ruhunu ve olgunluğunu tatmin edeceğine inandım. Huzurla yastığa başını koyacağına ve ertesi gün mutlu uyanacağına inanarak yaşadım.  Böyle olduğu konusunda da düşüncem aynen devam etmekte…

İnsanları kategorize etmekten hoşlanmadım, ancak her ortamda başkalarının başkalarını kategorize ederek ve tanımlayarak yaşantılarını devam ettirdiğini gördüm. Kendi hayatımda buna asla müsaade etmedim. İnsanları gözlemledim. Gönlü iyilikten ve masumiyetten yana olan çalışmayı seven kendini hayata adamış insanları yanıma aldım. Onlara, yeri geldiğinde, kendimin de rehberlik yaptığına inanıyordum. Fakat hayat ne şekilde devam ederse etsin, etrafınızda ülkenizde ve dünyada yaşadığınız olaylar sizleri mutlaka açmazlara sürüklediği, tıkadığı zamanlar oluyordu.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

SA773/ÇY4-DB5: Akışa Kapılmak

Sonsuz Ark’ın akışına kapılmak ve bu akışta bir damla olmak, başta da söylediğim gibi “iç açıcı”.”

Sonsuz Ark’ı ilk keşfettiğimde, okuma zevkime iyi gelecek bir memba bulduğumu düşündüm. Hatta manifestolarını okumadan, arkçıların ne yapmaya çalıştığını az çok anlamıştım ve özellikle beni cezbeden en önemli şeyin bu olduğunu söylemeliyim.“İç açıcı” sıfatı burası için oldukça uygun.

Aslında burada çırak yazar olma fikri,  ilk başta bana ürkütücü geldi. Şimdiye kadar çoğunlukla okuyan, özel bir kaç şey dışında pek de bir şey yazmayan her insan, “Hadi, sen de yaz. Yapabilirsin.” dendiğinde, başta bir panik yaşıyor. Hele de böyle bir önemli bir misyonu olan bir yerde yazmak, geriyor tabi bir acemiyi.

27 Mart 2014 Perşembe

SA611/ÇY3-BŞ1: Kaybolmuş Bir Vadideki Yankılar

“Küçük bir kızın saçlarında çırpınan ışıklı yağmurlardan damlalar getirdim.”


'Ben geldim'

Bu hiç ummadığınız anlarda karşınıza çıkan, hatta çoğu kez dengelerinizi altüst eden kişinin söylemeyi unuttuğu bir cümle mi?... Aslı yok, aslı belli değil...

Merhaba... Geldim işte...

Çekimser, kâğıda dökülmeye kararsız kelimelerin arkasına sığınarak geldim. Halbuki nasıl da sıralanmışlardı aklımda birbiri ardınca... Mazur görün cümlelerimin mahçup hallerini bugün; yeni tanışıyoruz....

13 Kasım 2013 Çarşamba

SA475/ME25: “İçimde Şeytan Geziyor”

“Kırmızı maskenin altına düşülmüş bir çift kırmızı dudak, şehvetin siyaseti değil mi?”



Onu dertkesen masasının arkasında yazarken yakaladım. Çokça zamandır, zihninin arka sokaklarında devinen şüpheyi irdeliyordu. Gözlerden ırak bir masal kahramanı gibi, delinmez dağları delmeye çalışıyor, insan ruhunun bilinmeyenleri ile ilgili araştırmalar yapıyordu.

Gölgelerin tam tepesine kondum. Yazısını henüz bitirmişti ve gövdesini geriye doğru sarkıtmıştı; yorgunluktan uyuyakalmış gibiydi. Yazdıklarını okudum. Yazısı eksiksiz olarak şöyleydi:

“Kırmızı parti maskesinin altından görünen kırmızıya boyanmış dudaklar bir kadın kokusunun çarpık ruhuna dokunduğumu anlatıyor. Maskenin gözlerindeki gölgelere dikkat kesiliyorum. Kırmızı bir bolluk ruhun hangi çıkışlarında durur? Neden kızgın kahverengi olmaz maskeler? Neden öyle bakıyor gölgelerdeki renkleri belirsiz gözler? Neden maskeler ve neden kırmızı?

26 Ağustos 2013 Pazartesi

SA371/SD57: Harflerin Öyküsü / Yazma Sanatı

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Gerçek, algılandığı kadar paylaşılmayı da zorunlu kılar.”

'Gerekçe'/ 1

Neden harflerin öyküsü?

Yazmayı seven herkesin anlatım öyküleri vardır, benim birçok öyküm var. Bu öyküleri  sizinle paylaşmayı düşünüyorum...

Nasıl yazdığımı bilmenizi istedim; siz de yazmak istersiniz diye umuyorum, umursamamanız da mümkün. Kendini beğenmiş olmakla da suçlayabilirsiniz beni, ama düşünmenizi isterim ki, bunu sanırım yalnızca ben yapıyorum... ve burası da bir okul olmalı... yazı okulu...

24 Temmuz 2013 Çarşamba

SA309/Kâşif M.3: Eşikleri Aşma Aşkına Yolculuk Yapan Yazarlar

“Yazar ölümlüdür; ancak her doğumla başka bir insan var olduğu için okur ölümsüzdür”


Yazar… ayrık insan, düşünceleri diğerlerinden farklılaşan ve farklılaşan düşüncelerini yazarak ifade etmeye ve insanları kendi düşünceleriyle yönlendirmeye çalışan sıradan bir insan; diğerlerinden daha fazla ‘değer’ taşımayan, ancak daha fazla değer taşıdığını düşünerek kırılgan bir hayat alanı üreten ve orada tek başına bir sanal atmosfer kuran… yazarak çoğalmak için yazan ve yazdıkça yalnızlaşan insan.

İyiyi ve doğruyu sorgulayarak, yaşadığı dönemde, kötülüğe karşı bir çıkış serüveni başlatmak isteyen yazar, diğer yazar türünden farklı bir insan türüdür. Kendisini diğer sıradan insanlardan ayrık düşünmez ve onların kötülüklerin farkına varması için çabalar. Çabasının temel hareket noktası, kendisi için iyi olanı seçmek ve diğerleri için bu seçimi anlaşılır kılmaktır.

31 Ocak 2013 Perşembe

SA167/ME15: Düşüncelerin Resimleri

"Düşüncelerin bütün resimleri, özenle çizilmiş çerçevelerin içindeydi ve hepsi tasarlanmıştı."


Başı biraz öne eğikti. Tepedeki tasarruflu lambanın ışığı ensesinde parlıyordu. Yazıyordu, adam. Parmakları bilgisayarının klavyesinde gezinip duruyordu. Bazen hızlı bazen yavaş, düşüncelerini derliyor, toparlıyor ve ansızın harflere yükleyerek ekranda somutlaştırıyordu. Sonra yine duraklıyor, ekranda yazılanları okuyor, sözcüklerin kayan anlamlarına yüklediği estetik kıvılcımları keyifle senkronize ediyor ve yüzüne sinmiş ciddiyeti değiştirmeksizin parmaklarını harflerin üzerinde gezdirmeye devam ediyordu.

Seçkin Deniz Twitter Akışı