Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2026 Pazartesi

SA11882/KY20-MEK116: Oruç; Sarsıcı Bir Yüzleşme

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Bireyin ahlakî ve ruhî gelişim ve olgunluğu için değerli bir süreçtir din. Tanrı’ya akıl içinde kalarak, toplumsalı örselemeden varabilmenin makul bir yoludur ama Tanrı ile temas tamamen bireysel bir çaba, kişioğlunun içinde esip duran bazen serin bir bahar meltemi, bazen kırıp döken sert bir fırtına. Din buna makul bir çerçevedir ve hiç şüphesiz çok yanı ile kültürdür. Ama inanmak, cesaretle, cüretle insani kapasiteye dair ciddi bir zorlama işidir."


Fasting; A Shattering Confrontation

Kibirli modernler dine biraz tepeden bakmayı severler; insanlığın tarihini böler, sınıflar, ilkelden moderne doğru lineer bir çizgiye dizerler olan biteni. Kendi tezlerine dayanak diye de insanlık aleminin biraz periferisinde kalmış bir iki üryan kabile, birkaç kemik ve kalıntı üzerinden devasa anlatılar inşa ederler. Bu asık suratlı, mekanik, kalpsiz ve sıkıcı tezler, güçlünün, egemenin, sömürgenin haksızlığına meşruiyet getirdiği için de katlarında onanır, onların fonladığı hormonlu ve besleme bilim çevrelerinde çabucak taraftarlar bulur, medyanın ve iktidarın yarattığı zorunlu meşruiyet zemininde hızla kitlelere yedirilir ve insanlar biraz bıyık altından gülerek bu cilalı, kalpsiz tezlerin mutlak gerçekler olarak buyurulmasını izler.

28 Eylül 2021 Salı

SA9380/SD2193: Beşer'in Sınırları- Çoraklaştırdığınız Şey (Terapi)

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Sabrı, hakkı tavsiyeyi, hoşgörüyü, fikir alışverişini, saygıyı kaybetmemiş erkekler ve kadınlar kavga etmezler, birbirlerini severler... eğer kavga varsa, sevgi diyerek bunlarsız çoraklaştırdığınız şey tek başına hiçbir şeye yetmediği içindir..."

Ne zaman tüm algılarımı topyekun insana, dünyaya ve kainata teksif etsem, her seferinde gördüklerimin ağırlığı yüzünden vazgeçiyorum; zavallıyız...

Ne zaman algıladığım bir şeyi tahlil etmeye kalksam, her seferinde içimde bir şeyler acıyor... bugüne dek anlatanlar anlattılar, pek bir değişmedi, anlatsan ne olur ki, deyip vazgeçiyorum...

18 Temmuz 2013 Perşembe

SA293/ME21: “Tanrı Zıddıyla mı Vardır?”/ Son Oyun

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-3



Soru romanındaki karmaşayla çatışarak büyüdü düşüncelerinde:


Şeytan’ı kötülüğün Tanrı’yı iyiliğin temsilcisi olarak  konumlarken sıradan bir kolaycılığa başvurduğunu hatırladı. Şeytan olmasaydı Tanrı var olurdu, çünkü şeytanı yaratan Tanrı’ydı. O halde şeytan Tanrı’nın zıddı olamazdı. Kadın-erkek, iyilik-kötülük, siyah-beyaz, gece-gündüz zıtlıkların körelmiş netliğinde, varlıksal olarak sorguya  gerek duyulmayacak kadar zıtlardı. Ama Tanrı, hayır; o zıddıyla var olmak zorunda değildi.

Düşünürken gömüldüğü sessizliği çok uzun sürdü.

20 Haziran 2013 Perşembe

SA260/IE13: Özgürlüğün Âmirleri

“İnsan özgürlüğünün tanımını yapamaz ve özgürlüğüne dair âmir, hâkim bir hüviyeti hâiz olamaz.”


Özgürlük; alevli bir arzu, yalınkılıç koşuşturan bir iç travma. Sebeplerin, isteklerin denetleyemediği, ördüğü, öngördüğü bir çağlayan sesi. Bir kez tadına varıldığında asla unutulmayan, tekrarlanma tezkeresi sık sık açılıp kapanan bir emir, bir tat, bir uçuş serüveni…  Ancak önce tanımlanması, âmiri belirlenmesi gereken bir duygudur.

Özgürlüğü tanımlayacak ve özgürlüğün kullanımında emredecek olan kim? İblis mi, nefs mi, Allah mı? Kim ne kadar güçlü? İnsan iradesinin üzerinde tahakküm kuran, aslında kim? İnsan, hâkim mi, mahkûm mu? İblis hâkim mi, mahkûm mu? Hâkim olan Allah’ın mahkûm olması düşünülebilir mi?

24 Mayıs 2013 Cuma

SA247/ME20: “Roman, Yaratmak mıdır?”

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-2



Yumuşak çağıltıyla gelen ses, art arda yankılandı zihninde:


Yazar bilmediği, tanımlayamadığı bir sesle kuşatılmış olmaktan dolayı sarsıntı geçiren zihnini toparladı ve yavaş yavaş cevap verdi:

1 Mayıs 2013 Çarşamba

SA233/ME19: “Tanrı Roman Yazmaz!”

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-1

Nerede olduğunu bilmiyordu. Karanlıktı. Sessizdi bulunduğu yer. Hiçbir şey duymuyor, görmüyordu. Elleriyle herhangi bir yere dokunmaya çalıştı. Dokunamadı. Paniğe kapıldı. Yürümek istedi. Bacaklarına hükmedemedi. Ayakları çıplaktı. Yere yapışmış gibiydi tabanları; kaldıramıyordu ayaklarını. Panik büyüdü içinde. Neredeydi, neler oluyordu? 

Zihnini toparlamaya çalıştı. Öncesini düşündü yaşadığı ânın. Olmadı, hiçbir şey hatırlamıyordu; hafızası silinmiş gibiydi. Bir an kaçırıldığını düşündü. Kim yapabilirdi bunu? Bir roman yazarından kim ne isteyebilirdi?

26 Ocak 2013 Cumartesi

SA162/AS17: Didaktik Diyalektik ve Didaktik Anti Diyalektik; Sorumluluğa Karşı Sorumsuzluk ve Allah

"İnsan ‘gassal önünde bir meyyit’ değildi."

İnsanlar sürekli aldandılar; sarsılıp ayrıldılar, sapa yollarda kayboldular. Akıllarını kullandıklarını sandılar; acılar içinde kıvrandılar. Akıllarından yoruldular, akıldan uzağa kaçtılar. Bilmiyorlardı; zannediyorlardı. Zanları onları İblis’in ebediyet ağacına sürükledi. İnsanlardan bazıları bazılarına itibar ettiler, diğerleri sonradan gelenler bu itibâra hürmet edip geçmişi yücelttiler; atalarının dinini icat ettiler. Bazıları ise yüceltilmiş her insanı akılsızların akılsızlığında eritti. İman edenler, iman ettiklerini söyleyen akılsızlar sebebiyle akılsız olarak tahkir edildiler. İnsan ‘gassal önünde bir meyyit’ değildi.

Seçkin Deniz Twitter Akışı