Serbest Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serbest Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2018 Pazartesi

SA6256/ÇY11-HK19: Toprak'la Bağımız ya da Toprak Bilincimiz

"Şöyle bir şey var ki, sizin toprakla olan ilişkiniz, yani toprak sizin şehirle bağınızda temel unsursa duygularınız elbette o bölgenin doğa olaylarına ve toprak yapısına göre şekil alacaktır."


“Kalbini, anasından doğduğu gibi koruyabilen insan, toprağından ayrılmayan insandır” demiş Nurettin Topçu. Bu sözü duyduğum günden beri, toprağından ayrılmayan insan ve kalbini korumak kavramları üzerine uzunca düşündüm. Bu düşünce üzerine tefekkür ederken, toprağı nasıl tanımladığımı düşündüm. Toprak sözcüğünün tek başına bir coğrafya terimi olmadığını gördüm, öğrendim. Toprak insanın doğduğu, büyüdüğü, gözyaşını akıttığı, ekmeğini çıkardığı, sevdiklerini emanet ettiği; geçmişini, geleceğini bugününü inşa ettiği yer.

28 Mayıs 2018 Pazartesi

SA6214/ÇY11-HK16: Dolar, İsraf ve İftar Çadırları

 "İnce hesaplar peşinde koşmanın kitabını yazacak adamlar, iş teknik meseleler olunca beylik laflar etmekten öteye geçemiyor. Ancak ucuz laflarla akşamı ediyor."


Son günlerin ve ülke ekonomisi kurulduğu günden bugüne en dillere destan tartışması şüphesiz, Dolar! Sokakta herkes konuştu, diyeceğini dedi. Tüm kelimeleri tüketti sıra bize geldi. Vatandaşı da dinlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim: sadece konuşuyoruz.

Evet sadece konuşuyoruz çünkü sokakta konuştuğumuz insanlar her ne hikmetse, sözü döndürüp dolaştırıp işsizliğe, ekonomiye ve enflasyona getiriyor. Tamam şunu kabul ediyorum. Vatandaşın yaşamını bizzat etkileyen şey bu başlıklar, bu doğru. Ama şöyle de bir mesele var ki kimse onu konuşmuyor: israf, lüks, gösteriş... Daha sıralarız, ama gerek yok.

21 Mayıs 2018 Pazartesi

SA6176/ÇY11-HK14: Kritik Sorular Çağı

"Düşünsenize, sorulma gününü bekleyen bir soru kendini nasıl hisseder?"


Bir şeyi bilmek çoğu zaman tek başına yeterli olmuyor. İnsan zaten “biliyorum” dediği şeylerin kaçta kaçını hakikatiyle biliyordur ki? 

Böylesine derinlikli cümlelerle yazıyı açmamızın elbette bir sebebi var: “sormayı dert edinmek.” 

Halk arasında az bir bilginizin olduğu konuların sorusunu soramazsınız. Çünkü genel kanaatte, soru bilinmeyen şey üzerine sorulur. İnsan hayatına dönüp baktığında gerçekten de sadece bilmediğini öğrenmek için mi soru sorduğunu açıkça görebilir. Herhalde soru, bu kadar sığ ve kısa bir içeriği barındırıyor olamaz içinde. Bir de şu çerçeveden bakalım meseleye; sormanın gülünç olacak ne yanı var ki her şeyi çok iyi bildiği düşünülen kimsenin sorduğu sorular, diğerleri tarafından böyle karşılansın?...

14 Mayıs 2018 Pazartesi

SA6136/ÇY11-HK11: Hasretimizin Vakti Hiç Değişmiyor; Hep 11 Ay

Artık yavaş yavaş kışa dönüyor Ramazan ve hasretimizin vakti hiç değişmiyor. Hep 11 ay!

 

Yarın gece sahura kalkıp, çarşamba günü ilk orucumuzla Ramazan ayına başlamış olacağız. Sahuruyla, pidesiyle, iftarıyla, tahinli ekmeğiyle özlenen tatlarla buluşmak bir yana, Kuran-ı Kerim ayı olması vesilesiyle de kitabımızla daha çok ilgilenmek, teravihlerle yatsı namazının keyfine varmakta ayrı bir heyecan ve mutluluk... Bu saydığım güzellikler Ramazan-ı Şerif’i sevmeye sadece birkaç sebep.

İlk oruç tutmaya başladığımız zamanlar kış oruçlarına denk geliyordu. Sahurda, sobanın fırınında ısıtılan tahinli ekmekler, gün boyu bizi tok tutar ama yağlı olması nedeniyle de hemen susatırdı. 

7 Mayıs 2018 Pazartesi

SA6093/ÇY11-HK9: Eski ile Yeni'nin İmtihanı

 "Yeni'nin eskimesi, 'Eski'nin yerinin hemen doldurulması ve bu dönüşümün çağdaki değişimlerle beslenmesi kıyamete kadar sürecek..."


Teknoloji ve birey ilişkisi, her şeyin hızla değiştiği çağımızda gün geçtikçe farklı bir tartışma konusu haline geliyor. Bugün biten tartışma, diğer gün yeniden gündeme geliyor. En basit örnekle aile içinde yaşanan bazı sürtüşmeler, yanlış anlaşılmalar bu ilişki çerçevesinde gerçekleşiyor. 

Bir zaman önce kuşak ayrımı olarak başlayan eski-yeni ya da genç-yaşlı çatışması şimdi teknolojiyi bilmenizle ya da ona ne kadar adapte olduğunuzla da alakalı. Hızla gelişen teknolojiyi takip edebilmek eğer bir süreçse; bu süreçte doğanlar teknolojiye uyum sağlamakta zorluk çekmiyor, takip edip ayak uydurabilmesi kolay oluyor. Her türlü yeniliğe ve yeni fikre açık olan bu yaş gruplarına teknolojiyle yoğrulmuş bir nesil diyebiliriz.

30 Nisan 2018 Pazartesi

SA6050/ÇY11-HK7: Gayret'in Sıkıcı İlerleyişi

"Evet; gayret sıkıcı bir bekleyiştir, ancak o gayreti gösterirsen beklemeyi hak edersin."


"Birilerinin bizi elimizden tutarak, inşâ etmek için en ufak bir gayret sarf etmediğimiz güzel bir geleceğe götürmesini bekliyorsak, beyhude bekliyoruz. Herkesin yolu hak ettiğine varıyor; yanılmaz adaletin şaşmaz kaidesi bu” diyor Gökhan Özcan bir yazısında. Ne kadar da haklı. Bir yanda dişini tırnağına takarak bir yere gelenlerin aşırı heyecanlı öyküsü, diğer yanda 'gayret' kelimesini çocuğuna isim olarak vermek isteyenlerin dünyası…

İnsanoğlu, verdiğinin karşılığını hemen almak ister. Ne yazık ki hayat bize her zaman aynı hızla cevap vermiyor. Kimimiz belki şanslıyız, daha işimizin yarısındayken emeğimizin karşılığını alırız. Halk arasında buna kısmet deriz ve kısmeti açık olanın işleri çoğu zaman rayında gider. Ama kısmet diyerek gayreti ötelemek olmaz. 

23 Nisan 2018 Pazartesi

SA6008/ÇY11-HK5: Beni Yetiştiren Muhalif Yaklaşımlar

 "Yapılan işlere bir müddet muhalif gözüyle bakmak (sadece siyasi anlamda değil) kaliteyi artırıyor. Otokontrolü elden bırakmamayı sağlıyor."


Muhalif olanlardan her zaman korkarız. Bu korku iki şeyden kaynaklanıyor bence; ya kendi fikirlerimize güvenmediğimizden ya da karşımızdakinin bizim inandığımız fikirleri alt üst edeceğinden… Ben hayatıma sürekli benden aykırı düşünenleri çektim. Etrafımdaki arkadaşlarımı bile iki türe ayırabiliriz. Benim gibi düşünenler ve muhalifler... 

Gerçi muhalif derken, muhalif olmakla neyi kastediyorum bunu da anlatmam gerekir. Bana karşı muhalif olmak, temel kabullere göre ayrı görüşlere sahip olmak demek. Ortak buluşabildiğimiz nadir noktanın olduğu kişileri ben görüşlerime muhalif olarak nitelerim. Muhalif dedim, ama olumsuz görüşler yazacağımı düşünmeyin. Muhalif görüşlerin, düşünce hayatımı geliştirme konusunda çok etkisi var. Bugün biraz bu süreçten bahsetmek istiyorum.

18 Nisan 2018 Çarşamba

SA5977/ÇY11-HK4: Eğlence Sektörü de Savaşır

"Eski-yeni savaşında bakalım kim kazanacak? Önemlisi izleyici, okuyucu, tüketici her ne derseniz onun konumunu ardalamadan neler yapılacak, neler olacak?" 


Bir şeyi okumak mı, izlemek mi daha iyidir derseniz, ikisi de kendi içinde ayrı kulvarlardadır derim. Aklıma gelen ilk örnek Hannibal, Harry Potter, Sherlock Holmes… Bu kitapların dizileri ve filmleri çekildi, onlarca figürü satıldı. Figür demişken en geniş evrene sahip olan Star Wars’u da unutmamak lazım. 

Her türlü içerikle karşımıza çıkan ve milyonlarca hayranı bulunan bu yapımlar, sektörün en çok tüketilen içeriklerinin başında geliyor. Ama yeni nesil bilim kurgu, fantastik ve gerilim dizi-filmlerle artık yeni bir söylem üretilemiyor. Tabi bu noktada Star Wars’u ayırmak gerek. Efsanelerden olan Star Wars’ı çok sevdiğim için araya sıkıştırmak istedim. Yoksa diğer yapıtlara oranla kendi hikâyesini uzun yıllarca üretme potansiyeline sahip nadir evrenlerden. Star Wars, Star Trek belki birkaç tane daha sayabiliriz.

9 Nisan 2018 Pazartesi

SA5927/ÇY11-HK1: Yola Çıkma Cesareti

"Ama önemli olan şu ki; neyi, nerede, nasıl yapmam ya da yapmamam gerektiğini anladım. Yazdığım cümleyi dönüp bir kez daha okumam gerektiğinin, korkmadan yazıda değişiklik yapabileceğimin farkına vardım. Yazarak zihnimi durgunlaştırdığımı ve düşüncelerimin akışına yön verebildiğimi gördüm."


Bana göre bir insanın yazıya başlamak için en az iki kelimelik bir derdi olmalı. Ve yazısını onun üzerine inşa etmeli. Ama ben önce başlığı koyar, özetimi yazar, daha sonra anlatacaklarımı yazarım. Başlığa, en üste iliştirilmiş nokta muamelesi yapmam. Çünkü nokta sonda olur ve ben onu yazacağım son cümlede ait olduğu yerde görmek isterim. Diğerlerine nazaran ben yazıyı özelden genele götürürüm.

Başlık bende, kafamdan geçen cümlelerden her birinin anında farklı şekillere bürünmesiyle ilişkili. Kafamdaki cümle akışını daha düzenli hale getirip asıl meseleden sapmamak adına ilk başlığı atarım. Eh, haliyle altını neyle dolduracağım meselesi en büyük endişem olur. Mesela bu yazıya bir başlık koymadığım için bu kadar uzun ve alakasız bir girişle karşıladım sizi. 

Seçkin Deniz Twitter Akışı