31 Aralık 2012 Pazartesi

SA140/YB3: Adem’in Saçları/ Sınanmış Renkler 3

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Sizi saçlarınızla birbiriniz için süsledi."

Sizleri teknenin salınışlarına bakmış buluyorum çoğu kez; dalgınsınız. Dertli ve kederlisiniz. Hepiniz böylesiniz değil mi? Bebekleriniz gibi bakıyorsunuz güverteden uzağa, dalgalara. Göğün soğuk tırmalayışlarına alışkınsınız, rahatsız olmuyorsunuz. Güvende hissediyorsunuz kendinizi, ama sorguluyorsunuz işte. Sessizce mahzun bakışlarınızla karşılaşıyorum sık sık. Kahvenizi için önce; dudaklarınız ısınsın.

Yılların saçlarınıza yüklendiğini, saçlarınızın her yıl bitiminde daha da ağırlaştığını, sizi sırtınızdan geriye doğru çektiğini söylesem, şaşırır mısınız? Hatta yüklerini taşıyamayan saç parçalarınızın sizden kopup gittiğini? Hani bazen, önünüze döküldüklerinde ya da dağınık olduklarında sizi rahatsız etmelerinin sebebi budur desem?

30 Aralık 2012 Pazar

SA139/ÂA11: ABD-2030 Alternatif Dünyalar Özdeği ve Şişedeki Cin

"Muhtemelen yeni yüzyıl sona ererken 'Birleşik Devletler' diye bir birlikten bahsetmek mümkün olmayacak. Beyaz gerdanlı yaşlı fettan sadece ölecek."


Antik Yunan’ın yorgun ve yaşlı fettanları gibi görünüyor Amerika. Güzelliği, dişlerinin arasındaki karanlık boşluklarda kaybolmuş, sırtı kamburlaşmış, ama gerdanı hâlâ beyaz; eskisi gibi gymnasium gölgelerinde dedikoduların ana konusu olmaya devam ediyor. Çekiciliğini yitirmiş değil; kullanacağı gencecik kızlar ve kaslı delikanlılar var. İştahı da kesilmiş değil. Yeryüzünün tüm insanlarını uydularının, predatörlerinin beslediği iştahla gözetlemeye de devam ediyor.

29 Aralık 2012 Cumartesi

SA138/KhB9: Sadece Susmuş



(Susar susan kahrı ağır gelince seslerin)
(Ağır gelince konuşan boşluğu nefeslerin)

Bağ bağ kopunca içinin telleri
Gözlerinden kopmuş ilk
Gözlerinden sıyrılmış heyecan
Kurumuş ıpıslak elleri.

Susmuş…
(…)

SA137/IE7: Yalnızlık Değişkeni

"Yalnızdır insan; döllendiği andan itibaren çoğalan ya da azalan bir yalnızlıkla doludur."


Sarsık adımlarıyla yürüyen birinin… bir insan çocuğunun yalnızlığı içine doğrudur; içinden dışına doğrudur.  O insan çocuğunun içinden dışına sürüklenen her şeyin içinde bir değişken vardır. İsteklerle, kişilerle, hayallerle, durumlarla, mekânlarla ve eşyalarla doldurulan bir değişken… ya da kıyısına, derisine, ruhuna doluşan, doldurulan çöplerle, tıknefes çoğalan, çoğaltılan bir değişken ve her seferinde fışkırmak için kaçış yolları arayan bir değişken.

27 Aralık 2012 Perşembe

SA136/MA7: Kavramlar ve Başa Çıkılamaz Çocuklar

"Periferik kırılganlık çatık kaşlarımızın önünde dimdik duruyor; çocuklar, esnetilmiş de olsa kendi içerlek doğalarını korumaya devam ediyorlar."


Arz-talep ilişkisinin yetişkinlere ait derin, geniş ve uzun soluklu bir ilişki olduğu; bu kaçınılmaz ilişkide kavramların, kendi özel tanım aralıklarında, bazen sığ, bazen de çok karmaşık anlam yansımalarını sonsuzca kez ve ardı ardına doğurduğu dikkate alınırsa, bir çocuğun kendisi ve diğerleri için oluşturacağı anlam dünyasının kıyılarında gezinirken, yetişkinlere ait kavramsal problemlerle neler yaşayabileceğini iyi irdelemek gerek.

25 Aralık 2012 Salı

SA135/SD20: Özgürleşme; Kabala, Ruhbanlık ve Tasavvuf Prangalarından Kur'an'a Sığınarak Kurtulmak

"İslâm, zihinsel ve bedensel özgürlüğü elinden alınan insan için bu nedenle yeni bir özgürlük mücadelesi, insanın diğer tüm etkenlerden uzak bir şekilde Allah'a teslim olma yöntemlerinin  bütün olarak yer aldığı bir özgürlük sistemidir."


Seçkin Deniz'in Notu:
Daha ayrıntılı analiz için 01.02.2016'da yayınladığım
***
Üçüncü bin yıl Müslümanının bilimin evrenin bilinmezlerine getirdiği açıklamaları -tüm sınırlılıklarına rağmen- artık düşünce sistematiğinde kullanabilmesi gerekiyor. Bilhassa itikât algılarının Vahy'in aslî unsurlarına yaklaşması adına bu aynı zamanda geciktirilmeden yapılması gereken büyük bir operasyon olmalıdır. Hilâfet'in ilgâsından sonra, strateji geliştirme özelliği ortadan kalkan İslâm Dünyası'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nde sıkça tartışılan fikir babalığını 1802 yılında İngiliz Anglikan din adamı William Paley'in yaptığı 'Akıllı Tasarım Kuramı(*)'ndan medet umması, üç yüz yıllık aşağılık kompleksinin klasik sonuçlarından biridir.

SA134/AyS2: Seküler Fondöten: New College Dindarlığı

"Fondöten hümanizmdi, insan merkezli ideolojik referanslarla maskeledikleri şeytânî ilkelerini yeryüzünün bütün damarlarına enjekte ettiler."


Seküler fondötenli formatların sıktığı limonların insana huzur vereceği yok. New College, ateist olmayanı kadrosuna dâhil etmiyor. Kadrosu, çivit rengi değil; simsiyah; gizli, tektonik sarsıntılara karşı yer altına kaçacak sığınakları olan adamlardan oluşuyor. Her dinden her ırktan; fakat biraz daha beyaz, biraz daha konformist, biraz daha kadıncı/kadınsı ve kadınları tecrit eden zihinsel süreç diyebiliriz New College için.

24 Aralık 2012 Pazartesi

SA133/ME13: Kuzgunî Kış Mırıltıları


"Asıl büyük dert şu dostum şu: kış gelecek diye sonbaharın tadını da çıkaramıyoruz."


Kış... Yine soğuklar, yine yağmurlar. Yağmurlar neyse de soğuklar, uf. Soğuklar da neyse de, masraflar… Köyler neyse de, şehirler… Odunun tonu kaç para acaba? Odun satan da kalmadı, odun yakan fazla olmayınca. Odun sobası imalatçıları sac makaslarını paslandıkları çekmecede unuttular. Kömür yakan da var, zaten başka ne yakacaklar ki? Kömürün tonu kaç para acaba? Kömür almayalı on yedi sene olmuş. Fukaraya devlet veriyor, da ne çâre. Bugün var yarın yok, hükümet değişmeye görsün.

22 Aralık 2012 Cumartesi

SA132/AS14: Alegorik Din/Bozunmuş İslâm Algısı

"Allah’ın ayetlerine çağırmak kimi rahatsız eder?"


"...Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar..." Kur'an/Hacc 72

Doğru oturup doğru konuşalım. Türkiye’de herkesin kafasında kendi dini var. Hani bazı sohbetlerde ve yazılı çalışmalarda bahsedilir ya:’ Ne kadar çeşit Müslüman, o kadar çeşit İslâm’. Önce bunu, yani mevcut durumu netleştirelim. Bunda hem fikir miyiz? Hem fikir olduğumuzda sorunun aslına bakmış olacağız ve buna göre çözüm arayacağız. Hem fikir değilsek, yine kendi kafamızdaki dini İslâm sanmaya devam etmeyecek miyiz? Yine aynı belirsizlik anaforunda birbirimizi yemeyecek miyiz?

21 Aralık 2012 Cuma

SA131/DT9: Vindaviç Çağlarından Kalan Tedirginlikler

"Bir sokak arasında, bir el uzanır, bir silah patlar ve bir adam çuval gibi yere düşer. Geride kalan her ne varsa hepsi tamamen acıdır. Ne öldüren neden öldürdüğünü bilmektedir ne de öldürülen neden öldürüldüğünü…"



Kâbuslar çocukların felaketleridir; o tatlı uykuları bin bir korkuyla paramparça olur. Belki de masumiyetin dış etkenlerle bozulduğunun kanıtlarından biri de kâbuslardır. Ne bilir ki, çocuk bilincinin dehlizlerinde yapışkanlaşan, rüyalarında devleşen kara noktaları? Çocukluğumun karışık zamanlarından ısrarla çıkıp gelen hatırâlarımda kâbuslar da var.

20 Aralık 2012 Perşembe

SA130/MEY12: Bizi Niye Öldürüyorlardı ki?

Dolunay’da Güneydoğu Hatıraları: “Can Cıkıcı Bir Ayrıntıdır Ölüm”

Karşı blokun üzerinden görünüyor çocuksu hâli; gümüşten bir tepsi gibi asılı duruyor gökte dolunay… Balkondayım. İftar geçeli bir kaç saat olmuş, çay içiyorum. ‘Referandum yaygaracıları’ diyorum ben, işte onlar, elleriyle, ayaklarıyla, dilleriyle karabasan kovar gibi davranıyorlar; şaşırıyorum.

İktidar tarafından halkın önüne bir şeyler konuyor, halk da gidecek oyunu kullanacak; o kadar. Ne bu abartı? Vatandaşın devlete karşı bir kaç kazanım elde etmesi, neden rahatsız ediyor birilerini?

19 Aralık 2012 Çarşamba

SA129/KY2-NC1: Arabesk Salınışların Silkeleyicisi ‘Bir Adam’

"Bu, hiç şeksiz her şekilde “yazan” Bir Adam…"


Bir kavganın göbeğinden mi bakmalı bir adama?

Yoksa bir eleğin teneye düşen gölgesinden mi?

O tenedeki yığıntıdan anlar mısınız kaç fırınlıktır hükmü tanelerin?

Yol boyu iz bırakır mısınız o tanelerden dönüşe yüz bulsun diye seneler?

Yoksa cam kenarı, koridor loşluğu ya da muavin koltuğu değiştirir mi yolculuğun seyrini?

18 Aralık 2012 Salı

SA128/YB2: Eskimiş Renkli Yün Kilimler/ Sınanmış Renkler 2

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Ninelerinizin ellerinde kaynatılmış renkler; bakın ne kadar yıpranmış duruyorlar. Ne kadar yorgun ve eskimişler, değil mi? Desen desen örülmüş bir hayat gibi tıpkı."

Gelin şöyle; oturun. Hava biraz soğuk. Gemi sallanıyor fırtınadan. Gök gürlüyor; yağmur akıyor hışımla. Güverte de durulmaz; içeri gelin. Sıcak kaptan köşkü; hepinize yer var bu ademden kalan gemide.
Terlemişsiniz; sıkıntılısınız belli. Gözlerinizden bir sığınak akıyor içinize doğru. İçinizdeki sığınaktan hoşlanmadığınız için buradasınız biliyorum. Sığınağınıza sığamadığınız için yürüdünüz karlı yolları. Kürek çektiniz küçük teknelerle.

17 Aralık 2012 Pazartesi

SA127/KhB8: Ölümdür Bu Ana, Laftan Anlamaz!…


(Analar ölür, analar öldüğünde karalar bağlar sesleri adamların)
(Adamlar ölür analar öldüğünde, sesleri de ölür adamların)

(...)


Gök savruluyor ana, sesin yok
             Rengi yok göğün renklerinde sesinin
Sesimin içinde nefesi yok sesinin

SA126/SD19: Siyaset'in Alacakaranlığında Suflî Kesişmeler ve Çekişmelerle Açığa Çıkan Entelektüel Rezâlet

"Artık sırlar, sahipleriyle mezara gidemeyecek kadar kısa yaşıyorlar." 




Kişideki bilgisel birikim, zekâ, akıl, ahlâk, cesâret ve yüksek bir hedef gibi vazgeçilmez şartlar olmadan entelektüel birikime dönüşmez. Entelektüel birikime sahip olmanın getirdiği en önemli özelliklerden biri de her türlü iç/dış sarsıntıya ve kişinin suflî istek ve beklentilerine karşı edindiği standartların dayanıklılık düzeyidir.

Entelektüel sıfatını hâiz olabilmek, her türlü baskı ve çıkar gruplarına karşı tepki verebilmek demektir. Ancak, bu önermenin karşıtı doğru değildir; tepki verebilmek her zaman entelektüel olmak demek değildir. Tepkilerin çeşitliliği nedensel farklılıklara bağlıdır. Bu sebeple kişisel ve kurumsal tepkiler meydanı olarak siyâset tepkisel çeşitliliklerle ortaya çıkan kesişmeler ve çekişmelerle doludur. Bu da siyâsetin doğası için olağan ve sağlıklı bir formdur. Siyâsetin var oluş gerekçeleri de bu istekler ve beklentilerin olası gerçekleşmelerini sağlamak amacına matuf eylemlere dayanır.

16 Aralık 2012 Pazar

SA125/PZ9: Evlâdın Hayırlısı

“Halbuki yanlış düşünüyormuşuz; kız da evlattı, erkek de. Hangisinin hayırlı çıkacağını kim bilebilirdi ki? Nice sıra sıra oğlu olan insan tanıdım, açtılar, açıkta kaldılar; öyle gözleri kapıda ölüp gittiler.”


Allah ihlaslı niyetle kafasına iş koyana yardım eder. Bize de etti. Dükkânı açtık; ama iş bununla bitmedi. Yine borç harç. Bina inşaat hâlinde.. Dükkânın tabanını kendim doldurttum; betonu döktük, badanayı yaptık.  Raflarını yaptırmaya bir marangoz getirmiştim. Dünyanın parasını istedi. Baktık olmayacak; gittik malzemeyi kendimiz aldık, rafları çaktık. Eski zaman kim ne bilir lüksü, ne bilir rafın iyisini…

14 Aralık 2012 Cuma

SA124/AyS1: Serotonin Hormonu

"Ölse de tarih nasıl silsin bu sosu. O yazardır; ölümsüzdür."


Yazarlığa merak salanların asıl derdi ne? Gereksiz bir soru. Dertlerini merak etmenin anlamı yok. Yazıyorlar işte. Yazıyorlar; okuyan okuyor okumayan da zaten gündemde değil. İmla kuralları editör onayından geçene kadar kimsenin umurunda değil. Söz, saz, dil, sanat işin şakası. Film, haber, yorum lakırdıların harflere bürünmüş hâli. Fikir, bilim, ideoloji makara usulü geviş getiriyor. Tekerlemeler, zeka kıvılcımları, kendini beğenmişlikler, sınıf atlamalar, arabalar, mahalle değiştirmeler hepsi birer ritüel.

Aykut Seçkiner Renkli Gündem Analizleri ile Yakında Sonsuz Ark'ta

Sonsuz Ark'ın yazar kadrosu kendine özgü isimlerle genişliyor... Aykut Seçkiner, gündeme ilişkin görüşlerini serin bir üretkenlikle harflerin ruhuna kazıyacak ve bizlerle paylaşacak...

13 Aralık 2012 Perşembe

SA123/AS13: Geleneğe Başkaldırı/ Geleneksel’in İslâm Manipülasyonu

 İrşâd/Mürşid, Islah, Tefsir, Helal-Haram, Muamelât Kaosu ve Kur’an’ı Arapça Anlamak


"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." Kur’an/ Âl-i İmran 104

İslâm, asırlardır kökleri İsrailoğullarına dayanan büyük bir tahribatla karşı karşıyadır. Algıları sahte perdelerle yanıltan ve insanı Allah’ın mesajlarından uzakta tutan ‘Geleneksel İslâm’ Kur’an’daki İslâm’ı manipüle etmek ve geçerliliğini sorgulatmak üzere özelikle tasarlanmıştır.  Bizim asıl sorunumuz irşad ve ıslahı kimlerin yapacağı meselesidir. Kimler yapacak? Elbette şu yoruma sahip olanlar tarafından değil: "Her ne kadar bu iş, ümmetin her ferdine yüklenmiş bir görev ise de, bu âyetten maksad bu işe bakacak bir grubun bulunmasıdır." Ben bu yorumu ise de kısmından sonra terk ediyorum, terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

12 Aralık 2012 Çarşamba

SA122/IE6: Ak Beyaz, Kara Siyah

"Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı."


Düşündüğünde… düşündüklerinin ruhları sarar insanı. Düşündüklerinin ruhları, düşündüğü anda düşünmediklerinin ruhlarından ayrışır gelir, zihnini sarar, sarmalar… Geçmişin ve geleceğin apışıp kalmışlığında gezindikleri gibi tüm ruhlar, şimdi’nin rengarenk göklerinde çağıldar, coşar ve diri olan insanın kanına girerler. Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı.

İnsanı diriltirler; insanı ölülerden ayırır, ölülerin kalakalmış hâllerini sorgulatır ve yeniden, yeniliklere kanat çırparlar. Kanat çırptığında ruhlar, kendi geçmişlerinden kopar, bir tek ruh olurlar. Bir tek ruh, yepyeni bir ruh… işte insan düşündüğünde o yepyeni ruh doğar; diğer ruhlardan başka, diğer ruhlardan özgür.

11 Aralık 2012 Salı

SA121/ME12: Kusursuz, Dil Değmemiş Tatlar

 "Parlak ve dil sürülmemiş bir iz.  Gerçek bir iz."


Pazarlanmış tatların çirkin/parlak dudaklarından bir iz sıyırmak. Parlak ve dil sürülmemiş bir iz.  Gerçek bir iz. Dillerden sürüle sürüle geleneklerde bile kalamayan bir iz. Bulmak, sıyırmak, hayatın içine yeniden katmak mümkün mü? Pazarlanmış tatların içinde doğanın renklerini bulmak. Ne mümkün? Doğanın kendisi olarak ikram ettiği tatlarının arasındaki o hoş, o mayhoş rayihaların dansına katılmak ne mümkün? Dans ne ki?

Uzun, ince, parlak ve yemyeşil yeşil soğanın bembeyaz dolgun sapından, incelerek sivrilen ve ucunda bütünleşen çağrışımlı yemyeşil güzelliği, hangi pazarlanmış tatlar sınıfında yer alabilir ki? Kim anlatabilir, tuzla yeşil soğanın, ekmeğe kadar uzanan kusursuz ilişkisini? Her bir lokmanın -birer tören gibi- itinayla hayal edildiği andan sonrası.

10 Aralık 2012 Pazartesi

SA120/ÂA10: Erdoğan’ın Kapanları ve Fareler

"Yalnızlaşan ABD, kendisini yalnızlaştıran İsrail’i terk ettiğinde, Dünya daha iyi günlere uyanacak. Erdoğan’ın kapanları, veba yayan fareler için kurulmaya devam edilecek."



AB ve ABD artık kartlarını açık oynuyor. Türkiye, daha doğrusu Erdoğan da bütün küstah hamleleri sert el hareketleriyle masadan süpürüyor. Dağlar, terörist inleri ağır saldırı altında iken BDP’li şahinler susmuş, kıstırılmışlığın verdiği çaresizlikle dilenirken ABD ve AB tarafından çağrılmışlardı.

Nisan ayında Brooking Enstitüsü’ndeki kirli akıl oyunlarına katılan BDP heyeti, daha sonra Avrupa parlamentosunda AB tarafından organize edilen Kürt konferansında şov yaptı. BDP’lilerin ABD ve AB ile neler konuştuğu, hangi kirli stratejik akla ‘Emredersiniz!” dediği, temmuz sonunda açığa çıktı. Cezaevlerini açlık grevi virüsü sarmıştı. BDP’liler ve tutuklu-hükümlü KCK/PKK teröristleri gündüz gözüyle aç kalıyor; gece gözüyle tıka basa karınlarını doyuruyorlardı ki; doktor raporları oyunu deşifre edince bu kez birkaç kurban seçildi.

SA119/MEY11: Çocuklarımızın Ruhlarını Onarıyor muyuz, Öğütüyor muyuz?

"Onların insan olmaktan kaynaklanan haklarını her an küçük vesilelerle yok sayıp, onları hamurdan oyuncaklar gibi algılıyoruz."


Peşinen itiraf edelim; her hâl-ü kârda insan haklarına aykırı davranıyoruz. Ebeveynler veya eğitimciler olarak insanın özüne müdahale ettiğimiz, dayatmalarda bulunduğumuz apaçık; nesnelerimiz olan nesillerimiz bunun farkında, ama biz gözlerimizi kapatıp yaptıklarımızı görmek istemiyoruz. Tüm maskeleme gayretlerimize rağmen saklayamıyoruz işlediğimiz cinayetleri; vakit geçti gidiyor.

Hiçbir çocuğumuz bizim ona öğretmek istediklerimizi öğrenmek istediğini söylemedi, söylemiyor. Biz onun okuyup yazmasını istiyoruz. Biz oyun çağında, ona asla ilgisini çekmemiş olan şeyleri öğrenmesi gerektiğini zorla dayatıyor, onun o masum hayal dünyasına bir zorba olarak giriyor ve onun kurduğu her şeyi târûmar ediyoruz. Sonra ona ne yaptığımızı düşünmeden, o kendisine dayattıklarımızı reddedince onu suçlamaktan utanmıyoruz. Onu başarısızlıkla suçlayıp, kendi başarısızlığımızı ve utanmazlığımızı saklıyor, o masum insan yavrusunu, yüksek çıkarlarımız gereği esefle başkalarına şikâyet ediyoruz. Ona bir başkasının çocuğu veya öğrencisi gibi davranıyor, insafsızca yapayalnız bırakıyoruz.

8 Aralık 2012 Cumartesi

SA118/YB1: Bilgeler İnsanların Dedeleridirler/ Sınanmış Renkler 1

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"‘Sınanmış Renkler’ nefsinizin, çevrenizdeki nefslerin hayattan almak istedikleri tatlarda, gördükleri, yaşadıkları sıkıntılarda, hayallerinde, Allah ile olan ilişkilerinde her ne var ise renk olarak hayatı tamamlayan her şeyi anlatacak. Öncesini, sonrasını ve bizzat kendisini seyredeceğiz dileklerin, dertlerin ve umutların…"


Dedelerin, ninelerin torunlarıyla ilişkileri ne kadar güzeldir… iki taraf vardır bu ilişkide. Taraflardan biri güç bela yürümüş gitmiştir; çıkışta tepesini ve inişte de ardını görmüştür dağın. Geri dönememiştir dağın ardından; ama dağın ardına meyilli torununa yetişmiştir. Uzamıştır boyu, dağı aşmış ve torununun kendisine uzanan eline merhametle uzanmış ve o tertemiz eli öpmüştür; o elden hayat almıştır, o ele hayat vermiştir.

6 Aralık 2012 Perşembe

SA117/SD18: Aydın Bunalımı; Kast Göçerliği ya da Yapısal Bozukluk

"Türkiye'de yaşanan "aydın bunalımı" tipik gelişmiş ülke algoritmalarından biri değildir, aksine kendine özgüdür. "


Türkiye büyük bir "aydın bunalımı" yaşıyor. Bu bunalım çok farklı analizlerle anlaşılabilir ve çözümlenme düzlemine indirgenebilirse -ki; bunu yapacak olanlar da kesinlikle "aydın" kavramıyla taltif edilmemiş, bilge kişiler olacaktır- sosyolojik birçok sorun kendi çözüm mekanizmalarını üretecek ve onları geliştirecektir. Sorunların kendi çözüm mekanizmalarını üretmesi gerçeği, doğru soru ve doğru cevapların analizlere kılavuzluk, denetleyicilik yapmasıyla mümkün olabilecektir. Türkiye ne yazık ki; doğru soru sorma "bilgeliği" ne ulaşabilmiş yeteri kadar nitelikli "insan"a sahip değil.

Bir ülkeyi ilgilendiren sorunların tümü için doğru çözümlere, doğru sorulara verilebilen doğru cevapların, ülkenin bireyleri için kılavuzluk edebilme gücüne sahip olmasıyla ulaşılabilir. Küresel egemenlik kaygısı/hülyası taşıyan ülkelerin sahip oldukları en aslî güç gerçekte sadece budur. Doğru soru sorabilen "bilge" kimliklerin ülkelerin mevcut gerçeğiyle gelecekteki gerçeği arasına koydukları genişleme-derinleşme-yükselme merkezli geçiş ilişkilerini anlamak, sorunların kendi çözüm mekanizmalarını ürettiğini fark etmeye yardım edecektir.

SA116/DT8: Medeniyet Yuları mı, Şalvar mı?

"Bırakalım bence hayatı çocuklarımızın ellerine. Onların nedenleri değerli ve çözümleri bizimkilerden âdil."



Şu sıralar Türkiye’de kentlerde yaşayan hemen herkesin bir kıyafet problemi var. İnsanlar ertesi gün ne giyeceğini düşünüyor. Otuz yıl önceye doğru, yıl yıl geriye doğru gidiyorum; her yıl kıyafet sayısı ve rengi eksiliyor. Çocukluğuma ilkokul sıralarına yaklaşıyorum ve orada duruyorum. Gözlerimin önünde siyah önlüklü, pantolonlarının paçası tozlu bir çocuk görüyorum. Birazdan pantolonunun paçalarındaki tozu görecek ve üzülecek: “Öğretmenimin pantolonu hep aynı, ama paçaları tozlu değil” diyecek, “Ben neden pantolonumun paçalarını tozdan kurtaramıyorum?”


İki tane pantolonum vardı; renklerini hatırlamıyorum, gri ve lacivert olabilir. Ablalarım onları yıkar ve ütülerlerdi. Ütüsü gecikince kıyamet kopardı evde. Ama önlük tekti. Beyaz tebeşir tozunun sindiği omuzlarımı ve önlüğün arkasını göremezdim. Kara önlük tekti; ama beyaz kolalı yaka iki taneydi ve çarçabuk kirlenirdi. Hiç sevmezdim beyaz yakayı… Siyah önlükse umurumda bile değildi.

4 Aralık 2012 Salı

SA115/AÇ5: Türkiye’nin Etnik Uşakları: Kürtler, Zazalar, Araplar ve Lazlar

"Modern uşaklar, paralı köleler olarak söz konusu etnik gruplar prangalarından kurtulmayı talep etmekten asla vazgeçmeyeceklerdir!"



Farkındalık oluşturan, algıları seçmeye zorlayan ve yerleşik algıları rahatsız eden uzun bir soru sormak istiyorum:

“Bütün büyükşehirlerde ve Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’in tarıma elverişli tüm kentlerinde ve İç Anadolu’nun tüm küçük ve büyük yerleşim yerlerinde, özetle Doğu ve Güneydoğu dışındaki tüm bölgelerde, halkın alışveriş yaptığı pazar esnafının, inşaatlarda çalışan ustaların ve amelelerin, fırın, lokanta, eğlence yerleri ve otellerde çalışan her türden işçi ve temizlikçinin, atölyelerde çalışan tekstilcilerin, dericilerin, temizlik şirketlerinde asgari ücretle çalışan işçilerin, balıkçıların, hamalların, korumalık ve ayak işleri diye tabir edilen işlerde istihdam edilenlerin, meyhanelerin, kumarhanelerin ve seks endüstrisinde görünür rollerde bulunanların ve en son mafya üyelerinin (Kurtlar Vadisi vb dizilerdeki ve Mafya filmlerindeki rol modeller minyatür birer örnektir) en çok hangi etnik gruplara dahil olduklarını hiç düşündünüz mü?”

2 Aralık 2012 Pazar

Yaşlı Bilge, Yeni Telveler/ 'Sınanmış Renkler' İçin Geri Dönüyor

"Gerçek bir kuş gibidir; aklınıza ne zaman konacağı belli olmaz!"



Yaşlı Bilge, 09/01/2003 günü saat 19:32' de 79. Telvesini yazmış ve "Gerçek bir kuş gibidir; aklınıza ne zaman konacağı belli olmaz!" demiş ve "Hoş ve hoşnut kal" hoşluk sedasıyla tasını alıp gitmişti.

Şöyle derlemişti son harflerini: 

SA114/KY1-CÇ3: 'fark etmek'

"bilmek için fark etmek, fark etmek için görmek gerekir, görmek ise kendinin farkında olmayı gerektirir."



bilmek fark etmektir. fark edilmek de bilinmek demektir. fark edilen fark edende bir ada kavuşur. adlandırılır. artık hem ad koyan hem de ad konulan değişmiştir. önceki durumlarından bambaşka bir içeriğe bürünmüştür her iki taraf da. coşku sarmış sarmalamıştır her iki tarafı. fark edilen bir anlam kazanmıştır. varlığını duyumsamıştır. var olmanın anlamına, var olma iklimine adım atmıştır.  fark eden de bilişin esrikliğiyle coşmuştur. fark etmenin kendini de fark etmek olduğunu ayrımsamıştır fark eden. o da var olmanın anlamına ermiş, varoluş ikliminde soluk almaya başlamıştır.

1 Aralık 2012 Cumartesi

SA113/RK4: İslamî Ekonominin Kapitalist Paradigmalarla Yaşadığı İlkesel Sorunlar ve Çözümler


"Ekonomik krizin sebebi, gerçek Tanrı'nın yerine “İhtiras Tanrısı"nın konulmasıdır." XVI. Benedictus, Pope


"Kapitalist sistem varken İslamî sistem olamaz; bu bir varlık yokluk sorunudur."

Kapitalizm, kavramsal olarak çok genç bir sözcük; ancak işlevsel olarak insanlık tarihi ile birlikte var olan ve insanların hayatlarını doğrudan etkileyen özellikleri nedeniyle, tüm semavî dinler tarafından ‘illegal’ olarak tanımlanmıştır. Kapitalizm’in temel değişkeni faizdir ve faiz Yahudilik, Hıristiyanlık gibi eski dinlerde yasaklandığı gibi İslam’da da yasaklanmıştır. Fakat bu yasaklama, kapitalizmin kurucuları olan Yahudilerin tefecilik yapmalarını engellememiştir; aksine tefecilik Yahudi ideallerine hizmet eden bir çeşit teknik araçtır ve bizzat Siyonist algı tarafından üretilen yüzlerce değişkenden sadece biridir. İslâmî Ekonomi’nin kapitalist paradigmalarla yaşadığı ilkesel sorunları analiz etmeden önce kapitalizmin kuramsal özgeçmişini ve tasarımcılarını irdelemek zorundayız.

Seçkin Deniz Twitter Akışı