Antiseptik Anafor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antiseptik Anafor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2016 Pazar

SA3791/AS63: Sızıntı Yaratıklar; Bir Direnişin Sırtındaki Kamburlar

"İlânihaye hangi hain muvaffak olmuştur ki? Elli sene yüz sene sonra da olsa hangi ihanet saklı kalabilmiştir?"


Allah her şeyi görüyor, her şeyi kaydediyor ve bir gün hiç kuşkusuz herkes yapıp ettiklerinin hesabını verecek, ama en çok insanları aldatanların hesabı çetin olacak, ben buna inanıyorum. Aramızda hiç kimse "Ben aldanmadım, aldanmam" deme yetkinliğine sahip değil; aldanmamak için her şeyi bilmek lazım; lâkin insanoğlu her şeyi bilme kabiliyetini haiz değil, o yüzden aldanan insan niyetindeki esastan ve aldandığını anladıktan sonraki tutumundan sorumludur.

Uzun zamandır memleketimizdeki, dünyadaki hadiselere bakıp durmama rağmen yazıp çizmek içimden ve elimden gelmiyor. En son 29.03.2015 tarihini attığımı gördüm, taslak olarak dosyalarda duran ve öylece bıraktığım olmayan yazının altına. Berbat bir dört sene geçirdi bu memleket, her yerinden sarsıldı; hepimiz de bu sarsıntıların bizzat içindeydik, kaçamadık, kaçamazdık; müdahil olduk, çaba sarf ettik ve nihayetinde binbir beladan en büyüğü olanı 15 Temmuz Darbesi'ni def ettik ve geldik, yeniyi eskiyle mukayese ederek yazmaya, anlatmaya devam etmeye karar verdik.

30 Eylül 2014 Salı

SA912/AS62: Didaktik/Psikal Faşizm'e Soru: Sen Hiç Fâkir Gördün mü, Psikiyatr Dr?

"Acaba G.W.Bush hiç çocukken kurban kesilmesine tanık oldu mu?" 
Alper Selçuk


Mübarek Kurban Bayramı’nın ikinci günü akşam; yemek yiyoruz. 9 Aralık 2008, 17:00 Haberlerini NTV’de izleyelim, dedik. Spiker, Kurban Kesimi ile ilgili ‘uzman’ görüşünü öğrenmek(!) ve öğretmek(!) amacıyla bir doktor bağladı ekrana; bir psikiyatrist. Psikiyatr doktor, uzmanlık görüşlerini yavaş yavaş serdetmeye başladı. Sekiz yaş altı çocukların ibadet kasıtlı kurban kesilmesini anlayamayacağından dem vurdu ve sâdede geldi, ‘Hayvan katliâmı’na tanıklık eden çocuk ve travmalar, tırnak yemeler, hayvan sevgisinin oluşmaması ve daha nice kötü şeyler’ konulu uzun bir analiz yaptı. Kurban keserken çocuklarını bu ‘vahşet’ten uzak tutmayanların ödünü patlattı. 
***
Öd bu; patladığı zaman, meseleyi -çocuğun yaşına bakmadan -uzatır da uzatır; çocuk, genç olur, yetişkin olur ve bu tür travmalar yaşamaması için hep bu ‘vahşet’ten uzakta tutulmaya gayret ettirtir adama. “Kuzu gibi bir yetişkin yetiştiririz”, dedirtir; hayvan sevgisiyle dopdolu, travmatik hiçbir özelliği olmayan süper insan yetiştiririz sandırır. 

30 Ağustos 2014 Cumartesi

SA862/AS61: Kurtlar Vadisi Günü ve Saati/ Kurtlar Vadisi Toplumu

"İvedik toplumunu analiz eden populistler, neden Kurtlar Vadisi toplumunu merak edip sosyopsikolojik araştırmalara konu etmiyorlardı?"


Turizm mücevherâtçısında çalışan kırklı yaşların grileştirdiği saçlarıyla ‘olgun bir adam’, Perşembe akşamı, Show TV ekranında ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinin yeni bölümünden önce yayınlanan bir önceki bölümün özetini göz ucuyla izlerken, Lise 1‘deki oğlunun ‘sınıfta kalma’ ihtimâline dair olabilecekleri tartışıyordu.

***

O gün, 11 Haziran 2009 perşembe akşamı idi ve daha önceki tüm perşembe akşamlarında yaşandığı gibi bakkal, lokantacı, pazarcı, kasap, inşaat işçisi, çiftçi, öğretmen, avukat, pilot, polis, asker, gazeteci, yazar, siyasetçi, vali, profesör, hatta doktor ve eşlerinden, kardeşlerinden, çocuklarından, anne-babalarından müteşekkil milyonlarca izleyici günlerdir bekledikleri yeni bölümü izlemek üzere tüm planlarını yapmışlar, acil işlerin çıkmaması için dua ederek ve uzun süren reklamlara kızarak, küfrederek oturup bekledikleri diziyi izlemekteydiler. Akşam namazını reklam arasına denk getirip kılanlar da, içkilerini ellerine alıp koltuklarına kurulanlar da aynı ekrana bakıp aynı şeyleri izlemek ve aynı şeyleri düşünmekte ‘birlikte’ idiler.

29 Haziran 2014 Pazar

SA742/AS60: TRT’de Tasavvuf Kısırdöngüsü

"Muhakkak iyi bir şeydi Tasavvuf ve diğer şeyler. Kur’an dinlemesek ne olurdu ki?"


TRT’de Hayko Cepkin’in ‘Demedim mi’ adlı klibi sık sık/yerli yersiz dönüp duruyor. Ekranın sağ alt kenarında bir de ilahiler vurgusu var. Birer şarkı formatına dönüştürülen ilahilere karşı olumsuz bakışımı korurken, aslında ilahilerin tasavvufu beslediğinin ve yaygınlaştırdığının da farkındaydım. Tasavvuf’a karşı ironik bir konumlandırma yapıldığını da düşünüyorum.
***
TRT’de tasavvuf fırtınası estiğine dair zihnimde peydahlanan her şey sunuculuğunu Serdar Tuncer’in yaptığı TRT 1’deki Ramazan Sevinci (1)programını izlerken birdenbire gelen öfke dalgasıyla başladı. Öfke kıvılcımlarının kafamın içinde dönüp durmasının öyküsünden bahsetmek istiyorum size. Olayın öncesini de anlatmam gerekir. Ramazan’ın başından beri iftardan önce hep Kur’an okunmasını bekledim; tefsir yapılsın, mealler üzerinden açıklayıcı bilgiler verilsin, Hadislerin ışığında kişisel ve sosyal sorunlar irdelensin, Hz.Peygamber’in hayatından hadiseler aktarılsın, sahabilerle ilgili öyküler anlatılsın vesaire. Bugün 15. Gün de bitti ve ben beklediklerimin hiçbiri ile karşılaşmadım. İstanbul’da ikamet edenler için herhalde Kur’an tilavetini izlemek ve dinlemek nasip olmuştur.

22 Haziran 2014 Pazar

SA728/AS59: Islak İmza; Mertliğin Reddi

“Bu imza da kurudur kardeşim, ıslak olduğunu kanıtlayın, tüm belgeleri kimin hazırladığını/hazırlattığını söyleyeceğim!”

Sahiden ıslak mıdır bu imza? Islaksa, sürekli ıslak tutulmak için nasıl bir mürekkep kullanılmıştır acaba? Kadınların makyaj malzemelerindeki kimyasallardan kullanılmış olabilir mi? Kullanılmışsa, kadın kokusu da sinmiştir muhtemelen. Aklım alamıyor; yahu hangi imza ıslak kalabilir?
***
İlk duyduğumda ıslak-kuru imza görüntüleri doldurdu hayallerimi. Kuru imza’yı anlamaya gayret ettim. Niye kuru? Nasıl kuru? Kuru ise bir de bunun yaş hâli vardı elbette eşyanın tabiatı gereği –imza eşyâ mıydı bu arada?-. Kuru üzüm, kuru kayısı ve dâhi kuru fasulye ıslak yani yaş, yani suyu buharlaşmamış hâllerini de gömmüşlerdir hâfızâmıza.

22 Mayıs 2014 Perşembe

SA687/AS58: Devlet Ağa ile Kamuoyu Önünde Hasbihâl

"Benim özel hayatım toplumu ilgilendirmez, toplumu düşüncelerimin ilgilendirmesi lazım. Benim hayatım dümdüz bir ülkücü cizgidir, zigzag yoktur ki renkli olsun."
                                                Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı


Bugün güzel bir cumartesi. Ama ben şaşkınım. Şaşkınım, çünkü; gözlerim açık, bugün Devlet Bahçeli’nin ‘gerilim ve çatışma yüklü yeni dönemin baş aktörü‘ dediği AK Parti’nin eseri olan 17. Anayasa Değişiklikleri ile ilgili yaptığı yazılı açıklamayı okuyorum MHP’nin resmi internet sitesinden. Gerçeküstü bir dünyadayım ve muhteşem bir imitasyon filmi izliyorum, (ajitasyon değil, lütfen). İnönü, Demirel, Erbakan, Baykal, Cindoruk, Yılmaz ve benzeri bir yığın orijinal ağızdan sonra bu imitasyonu izlemek gerçekten hârika. Bu imitasyon muhteşem bir karma, maksikarma.

***
Ama ben onu 2002’de genel seçim kararı aldırmasındaki ısrarı ve 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesindeki tutumu ile ayrı tutmuştum diğerlerinden. Bu ülkeyi iki kez berbat kilitlenmelerden çıkarıp almıştı, ferâsetli tutumuyla. Ne yapacağım şimdi?
***
Neyse… Miras, müsrif tarafından tüketilir zaten. Muhteşem bir yazı zamanı tasarladıysam bu vakitte, demek ki; Devlet Ağa muhabbet mirasını günbegün tüketmişti. Bizde ona, müsrif hâline hürmeten eskimiş bir muhabbetle bakmaya devam edeceğiz. Eski muhabbetler ekşi koksa da nitekim…

15 Mayıs 2014 Perşembe

SA678/AS57: Steril Karmaşa; Sorular ve Cevaplar, İyilik ve Kötülük

"Gerçek; sebep olunan her şeyden insanın pay alacağıdır. Zerre kadar iyilik ile zerre kadar kötülük mahsub edilecektir insandan."


"Bilgeler düşünür, cesurlar savunur ve işçiler üretir" diyen Platon, soruların  ve cevapların ilk katilidir.

Derinlerde kaynaşan soruların en donanımlısı karşınıza dikilirse bir gün, ne yaparsınız? O soruya dair fikir mâziniz mevcut ise herhangi bir mesele olmaz size göre; dimağınızdaki tortular geçiştirilmiş değilse o soruları sormuş ve cevaplarınızı yeterlileştirmişsinizdir; ama ya size yönelen sorunun sahibine göre “ mesele” varsa? Onun fikir mazisi ile size yönelmiş olan sorunun sizdeki cevapları yeterince örtüşecek midir? O kendi minik sorgu burgularıyla kendi zihninde açtığı yere sığdırabilecek mi cevaplarınızı? Veya gerçekten buna niyetli midir?
***
Tenkid sıfatlı ise sorunun içeriği, biliniz ki; o buna niyetli değildir... Zira; kendi kabuklaşmış cevaplarıyla sizin davranışlarınız zıt göründüğü için size yöneltmiştir sorusunu ve cevaplarınızın fayda oranı onun için yüksek ölçülerde olmayacaktır. Merak kurgulu içeriğe sahipse soru, yine problem vardır... Zira; kendi zihninde yeteri kadar yer açmış değildir, fikir mazisi yetersizdir ve cevaplarınızı anlayıp anlayamayacağı belirsizdir...

8 Mayıs 2014 Perşembe

SA668/AS56: Mürteci - Mütedeyyin İllüstrasyonu

"Birbiriyle farklı düzlemlerde olan ayrık şeylerin ayrılması gibi bir sorununun varlığını düşünmek bile geometrik anlamda saçmadır ve bilimdışıdır. Dolayısıyla aralarına ince ya da kalın çizgi çizmek gibi bir determiniteden söz edilemez."


“'Mürteci’ ile ‘mütedeyyin’ arasındaki o ince çizginin ihmali, dine ve inançlı kesime yönelik saldırılarla bütünleşince…” 21 Kasım 2008 tarihli Star Gazetesi’ndeki “Solcu Müslüman olur mu?” başlıklı köşe yazısında Şâmil Tayyar, böyle giriş yapıyor bir parağrafa…
***
Şâmil Tayyar gibi dikkatli bir şahsın böyle bir bakış açısına sahip olduğunun farkında olup olmadığını bilmiyorum. Onun yazı çizgisinden yansıyan düşüncelerini biliyor olduğumdan, böyle hastalıklı açısına da sahip olduğunun farkında olmadığını, böyle bir durumun da alışılageldik ‘algısal bozunma’dan kaynaklandığını düşünüyorum. O da bu bozunumun kurbanı olmuştur muhtemelen. O’nun bu yazısı belki de konuyu incelememiz için fırsat olmuştur.
***
Bu hastalıklı bakış açısını saptayabilmemiz için öncelikle iki sözcüğün sözlük anlamlarına bakmamızda fayda var. Kolay denetlenebilir olması bakımından internetteki sözlükleri kullanalım. Mürteci, irtica ile ilişkili; Wikipedia’ya göre gerici, TDK’ya göre yeni düzene karşı direnen (kimse), gerici; Mütedeyyin, dinle ilgilenen, dinî hassâsiyetlere dikkat eden; Wikipedia ve TDK’ya göre de dindâr, demek. Gördüğümüz gibi, bu iki sözcüğün sözlük anlamları birbiriyle ilişiksiz. Ama nasıl ilişkili hâle getirildiklerini mukâyese bâbında iki ünlü isimden, iki akademisyenden dinleyelim.

2 Mayıs 2014 Cuma

SA660/AS55: Filistin Ateşi

23 Nisan 2014, Filistin'de Birlik Hükümeti için Uzlaşma: 

"Filistin’de Batı Şeria yönetimini elinde bulunduran El Fetih ve Gazze Şeridi’nin yönetimini elinde bulunduran Hamas, birlik hükümeti için uzlaşıya vardı. Anlaşmaya tepki gösteren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, "Mahmud Abbas, Hamas ile barışı seçti" dedi."


Filistin acıların içinde pişiyor. 1948'den beri yitirilen nesillerin/şehitlerin her birinin akan kanı gelecek zaman Araplarının tümü için birer keffâret oluyor. Filistin ateşi, bilinçlenmiş Müslüman kıvamında tüm Arap ülkelerini yakıp geçecek ve ilk anda diktatörlüklerin tümünü yıkacak bir ateş. Bugün Filistinli Arapları bir açık hava cezaevinde açlığa, hastalıklara mahkûm eden İsrail'i verdikleri dolaylı destekle, karşılıklı çıkar ilişkileriyle ayakta tutan tüm Diktatör Arap Ülkeleri, bağımsız ve demokratik bir Filistin'in bütün Arapların kanına işleyecek muhtemel zaferlerinden korkuyorlar. Açıkça Arap diktatörlüklerinin tümü halklarının Filistinli Arapların yaydığı bilinçli güçten etkilenmesinin önüne geçmek istiyorlar.

24 Nisan 2014 Perşembe

SA650/AS54: Aşağılık Kompleksi - Flaş Haber: Obama ‘Soykırım’ Demedi

24 Nisan 2014/Son Dakika: Obama'dan 24 Nisan Açıklaması:


"ABD Başkanı Barack Obama, Ermenilerin 1915'teki olayların yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan günü ile ilgili açıklamasında, büyük felaket anlamına gelen "Meds Yeghern" ifadesini kullandı.  Açıklamasında,"Bugün Meds Yeghern'i anıyor ve 20. yüzyılın en kötü mezalimlerinden birinde can verenleri onurlandırıyoruz. 99 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni katledildi ya da ölüm yürüyüşüne zorlandı; bu insanların ölümlerinin ve acılarının yasını tutuyoruz."

Aşağılık kompleksinde 5 yıl geçmesine rağmen bir şey değişmemiş; 24 Nisan 2009'da yaptığım eleştiriyi aynen aktarıyorum: 

24 Nisan 2009 gece yarısı tüm haber kanalları ekranların sol alt satırlarını ve sol ya da sağ sütunlarını iri puntolar ve kalın bantlarla kırmızı ve sarı renklerle doldurdular: Flaş Haber: “Obama ‘Soykırım’ Demedi. ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan yazılı başkanlık açıklamasında, 1915 Ermeni olayları için "soykırım" nitelemesini kullanmadı. Türkçe'ye "büyük felaket" olarak çevrilen Ermenice "Meds Yeghern" sözüne yer verdi. Barack Obama, "Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi, 'büyük felaket' de, bizim anılarımızda yaşamalı" diye konuştu.”

20 Nisan 2014 Pazar

SA643/AS53: Paralı Alıcısı Olmayan Bir Keyif

"Sürünen bir “Kapitalizm” Yoksulu Keyiflendiriyor."


Mahalle'nin cimri ve hırsız zengini iflâs ettiğinde, yoksulun gözleri parıldar. Kendi cebine giren hiçbir şey olmayacağı halde, yoksul, zenginin müflis hâlinden keyif alır. Psikanaliz yahut sosyoloji bu keyfe nasıl bir teori üretmiştir, keyfin süresi ne kadardır; yoksul buna da aldırmaz. Müflis zengin bir daha zengin olsun ya da olmasın; bununla da ilgilenmez. Yoksulun gözlerindeki parıltı, zenginin kendisi gibi 'algılıyor' hâle gelmesinden üremiştir ve hayatında bir an buna şahit olmak bile yoksulun gözlerinin parıldamasına ve keyif almasına yeter, hatta artar. Başkaca kez olmasa da, zaten yoksulluğa alışkın olan için vak’a’nın tekrarına hâcet yoktur.
***
Papa XVI. Benedictus, son küresel-kapitalist-ekonomik krizi, İlâhî bir uyarı olarak nitelendirirken mürteci olarak adlandırılmadı. USA Başkanı G.W.Bush, yıkık, çökmüş görüntüsüyle 'ulusun sisteme olan inancının sürmesi isteğini'  yalvarırcasına televizyonlarda canlı yayında dile getirirken de, kimse çıkıp onu küçümsemedi, onun gaflarıyla alay etmedi. Avrupa'nın dev ülkeleri yana yakıla çâre ararken, merkez bankası başkanları, zengin G7’ ler sık sık bir araya gelerek piyasalara para pompalarken de kimse onların bu hâlini karikatürize etmedi. Dünya'nın bütün yoksulları yüzlerce yıllık büyük bir olgunlukla ve sessizce, keyif alarak, gözleri parıldayarak bu kan emicileri izliyorlardı.

17 Nisan 2014 Perşembe

SA638/AS52: 'One Minute' Fenomeni - Recep Tayyip Erdoğan

Sonsuz Ark'ın Notu: 
Sami Selçuk'un 5 yıl sonra özellikle Cemaate ait kanalda yaptığı açıklamalara tarihi şahit tutuyoruz:
"Erdoğan'ın o konuşmayı niçin yaptığını anlıyorum. Karşısındaki adam çok dolu bir adam. Onunla başa çıkamadığı için "One minute" deyip hırçınlaştı. Şimon Peres çok deneyimli, kültürlü bir adam. Usta, kibar bir adam. Başbakan ona karşı direnemediği için böyle bir hamle yaptı."
 Sami Selçuk, Emekli Yargıtay Başkanı, 17.04.2014, Samanyoluhaber Canlı Yayını

 David Ignatius, Moderatör,Washington , 29.01.2009, Davos

Yerel seçimler yapılacak Mart’ta. İktidar partisi dışında diğer partilerin neden seçime girdiklerini ısrarla anlamaya çalışsam da anlamıyorum; kim bilir belki de bu bendeki bir zaaftır. Anladıklarını düşünenler lütfen beri gelsinler ve anlatsınlar; ciddî ciddî dinleyeceğim. Anlamama yardımcı olurlarsa teşekkür edeceğim. 

***

Prensip olarak; kategorize edilmekten hoşlanmam ve konu kategorizasyon olunca, Müslüman olarak tasnif edilmek dışında, fersah fersah uzağa kaçarım. Partili değilim, olmadım, olmam da. İktidar Partisi’nin ortalığı kasıp kavuracağını, hemen birçok yerde seçimi rahatlıkla kazanacağını düşünmeme sebep olan şeyler ‘partizanlık’ yaftasıyla etiketlense buna şiddetle ve samimiyetle karşı çıkarım. Ve içtenlikle soruyorum, diğer partilerin seçime neden girdiklerini anlayan var mı?

5 Nisan 2014 Cumartesi

SA620/AS51: Taliban'ın Kestiği İki Parmak

"Bedel ödemek/ödetmek bir kez bir milletin kanına girdi mi iflah olmuyor o millet. Aç, sefil ve birer hayvanınkinden farksız hayatlarıyla Afganlılar, bu kez seçim denen bir şeyin dayatıldığına şahit oldular."


"5 Nisan 2014'teki Afganistan'daki cumhurbaşkanlığı yarışında öne çıkan üç isim, Abdullah Abdullah, Eşref Gani, Zalmay Resul iç politikada ulusal güvenlik, iyi yönetim ve ekonomiye vurgu yapıyorlar. Dış politikada vaatleri benzer. Taliban, Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin halefinin belirleneceği seçimde bir dizi saldırıda bulunacağını, seçimleri sabote edeceğini açıkladı. Taliban, seçimin ABD tarafından sahneye konan bir komplo olduğunu savunuyor ve halktan sandığı boykot etmesini istiyor. Afganistan'ın 2009 başkanlık seçimlerinde, 30 sivil ve 26 asker hayatını kaybetmişti." 

12 Mart 2014 Çarşamba

SA589/AS50: Dücane Cündioğlu’nun 'Çocukça Düşünceler'inin Çelişkilerine Dair Bir Analiz

"Herkes 'biz' diyebilseydi, karşıtlıklar ve çelişkiler aldanmaları gerektirmeyecekti. Herkes 'ben' dediği için karşıtlıklar doğuyor, çelişkiler oluşuyor ve aldanmalar peydahlanıyor."


Dücane Cündioğlu imzalı “Çocukça Düşünceler” başlıklı  hem içerik hem de teknik olarak sorunlu Fıkra'nın Sektörel Analizi'ni yapalım...

“Halkın çoğu çocukça ve çocuksu düşünür ve bu nedenle insanlar hayat içerisinde sıklıkla karşılaştıkları çelişkilerden —zannedildiğinin tam aksine— pek de rahatsız olmazlar.”

Halkın çoğu çocukça ve çocuksu düşünebilse keşke; tam tersine halkın çoğu öğrenilmiş korkular ve çâresizliklerle düşünür, sorular sorar ve verilen cevapları alır. Eğer çocukça düşünselerdi sıklıkla karşılaştıkları çelişkilerden aşırı rahatsız olurlardı ve onlara verdikleri tepkiler dolayısıyla “yaramaz çocuklar“ derdik. Lakin halk, çocukça düşünemese bile eski bir çocuk olan herkesten oluştuğu için, çelişkilerden özellikle yönetsel aklî çelişkilerden en çok rahatsızlık duyan unsurdur. Rahatsızlığını eline geçen her fırsatta belli eder, sadece bu biraz uzun sürer. Siyasetçiyi aldatan da bu sürenin uzunluğudur.

6 Mart 2014 Perşembe

SA579/AS49: Kanaat Önderlerinin Etki Gücünün Sorgulanması ve Spekülatif Bir Örnek: M. Fethullah Gülen

2010 yılında sorduğum sorunun cevabını 2014'te arıyorum: 
"M. Fethullah Gülen bunları neden yapıyor?"
Alper Selçuk, 06.03.2014

 13.06.2010 tarihinde yazılmış aşağıdaki yazıyı, 17-27 Aralık 2013'teki FETÖ ihaneti ve sonrasında her türlü ihanetten daha alçakça 15 Temmuz 2016'daki askeri darbe girişimi sonrasında yeniden okudum; Başbakan Erdoğan'ın bile aldandık dediği düzlemde yazdığım bu yazı, aslında bir tarihe ışık tutmaktadır; bu büyük milletin profesyonel görev paylaşımlarıyla masonlar tarafından nasıl aldatıldığının en büyük delili olarak duracaktır. Dikkatle okumanızı öneririm... Alper Selçuk


Düşüneceğiz; bu hengâmede zekâmızı/aklımızı ve nefsimizi Kur’an’ın kesin hükümlerine amâde kılarak düşüneceğiz. Başka çıkış yolumuz yok. Önce kişinin mükellefiyetine dair çerçeveyi inceleyecek, sonra bu hususta âlim veya bilenler sınıfına bakacak ve en son Gazze’ye insanî yardım götüren İHH organizatörlüğündeki filonun uğradığı saldırıyı ve gerekçelerini, kendi bakış açısına göre değerlendiren M. Fethullah Gülen’in kanaat önderliğini tahlil edeceğiz.
***
Kanaat önderi tamlamasına ilişkin tahlillerin tenkit aynasında yer bulmasının zamanı geldi ve geçiyor. Kadılık, Halifelik, İmamlık, Şeyhlik, Seyyidlik, Dedelik, Şeyhülislamlık, Müderrislik/Fakihlik, Hocaefendilik gibi kurumların itikâdi ve amelî kanaatlerin ‘sor-bildirilen kanaate itaat et’ mekanik istenci ile fetvâ deruhte ettiği dönemler insanlığın ulaştığı farkındalık düzeyinden dolayı sona ermek üzere… Kanaat önderlerinin yanılabilirliği bir hakikat olarak günbegün zihinlerde yer ediyor.

27 Şubat 2014 Perşembe

SA570/AS48: Üç Maymun Konseptinde Korunan Erbakan

 “Demirel benim sınıf arkadaşımdır. Şahsen dostumdur, kardeşimdir.”
Necmettin Erbakan, 
(28.03.2009, Zaman Gazetesi)

Gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyorken; duyduklarımıza ve gördüklerimize şaşkınlıkla ve inanmazlıkla bakıyorken; akl etmez misiniz, diye emreden Allah’ı düşünüyorum. Diyorum ki; Bunları söylemesem, gündeme getirmesem sorumlu olurum. Gadre uğramış binlerce gencin, milyonlarca yoksulun; bu ülkede yaşayan inanmış insanların çektiklerini görünce de yapacağım işte dedikodu/gıybetle iştigal etmiş olmaktan endişelenmeyeceğim. Bu gün burada bu ülkenin sade bir insanı olarak yaklaşık elli yıla varan bir dönemde insanların hayatlarını derinlemesine etkilemiş bir insanı söyledikleriyle izleyeceğim. Herhangi bir ayrışmaya sebep olma riskim yok, çok şükür. Ayrışma risk olmaktan çıkıp gerçeğe döndüğü için yazıyorum zaten. Bu ayrışmayı başlatan, körükleyen ve sürdüren de Erbakan ve çocukları.

18 Şubat 2014 Salı

SA560/AS47: Leş Kargalarının Ellerinde Bir Hain, Bir Eğri Top -Curve Ball-

 "O Bir Curve Ball, O Hainlerden Bir Hain!"


CIA, o olmasaydı, başka birini veya birilerini bulacaktı; buna zerre kadar kuşku yok. Pakistan’ı ‘Taş Devri’ne döndürmekle tehdit eden ve Pakistan’ın mevcut hâli ile de bu vaadini yerine getirmiş bulunan George W. Bush ve ferikleri, Irak’ı Tunç Devri’ne döndürmekten çekinmeyecekti. Afganistan’ın mağaralar dönemindeki hâlini Ruslardan devralarak Karzai ve benzerleri ile daha da pekiştiren Neocon wampirler herhangi bir hain devşirmekte zorluk çekmeyeceklerdi.
***
Fakat şimdi sadece o var. CIA işi bittikten sonra onu leşleşmiş hâliyle leş kargalarının önüne atacaktı. Ama bu leş sadece kargaların değil, vicdanı olan konuşan tüm iki ayaklıların önünde şimdi. Leş kargaları bu leşi sürükleyerek, aşağılayarak insanların önüne taşıyorlardı. Evet; aşağılıktı, ama o kadar… Kendisini kullananlar ve ülkesini işgal edip milyonlarca insanın hayatını sona erdiren veya zindana çeviren aşağılıklar kadar çok değil… Danimarka askerlerinin Irak’ta ne aradıklarını sorgulamayan Danimarkalı televizyoncular Iraklı bir vatan hainini Almanya’da saklandığı fare deliğinde bulmuşlardı. Buldukları fare Curve Ball (Eğri Top-Muhbir) kod adlı Iraklı hain: Râfid Ahmed Elwân.

19 Ocak 2014 Pazar

SA530/AS46: Ali Bulaç'ın Aydınımsı İlk Epilepsi Nöbetleri

"Her gün ark değiştiren akarsuya ırmak denmez." Mustapha Méditerrané

Eylül ayının dördüncü haftasında (22.09.2008), Kanal 1’de Fatih Altaylı’nın Teke Tek adlı programında Gazeteci-yazar Ali BULAÇ’ı izlerken zihnimden geçenleri sınıflandırmakta zorluk çektim. İnsanın hemen her hâline alışkın olmama rağmen, Ali BULAÇ’ı izlerken ve dinlerken; onu  yadırgadığımı, bundan dolayı sorguladığımı, nihayetinde ona acıdığımı söylemem gerekir. Çevresi mor halelerle içeri çökmüş gözleri çok kararsız bakıyordu Altaylı’ya; kararsız, tedirgin, suçüstü yakalanmış gibi  (Eleştiri(!)lerinin başına açacağı işlerden kaynaklanan bir tedirginlik değildi, sanırım). Danışıklı bir döğüş vardı sanki orta yerde. Altaylı soruyor, BULAÇ ardı sıra, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu. AK Parti’ye karşı pozisyon aldığı gün gibi ortadaydı.
 ***
Söylediklerini dikkatle izledim. Çünkü; Ali BULAÇ, aydının tanımını yapmaya çalışan, böylelikle bir düşünür, aydın olduğunu söyleyen ve yazan biriydi. Ekranda ve mikrofonda olmanın getirdiği geçici güç sanrısı değildi onu etkileyen.Başka bir şeyler vardı; bir hesaplaşma, bir bakın “ipliğinizi pazara çıkarırım” tehdidi, “bu şimdilik başlangıç” tonlu girizgâhlar, ipucu türünden bilgi kırıntıları, vesaire… Eleştiri maskesi ardına saklanmış, kanıtsız, detaysız bir sürü olumsuzluk. 

14 Aralık 2013 Cumartesi

SA499/AS45: Somalili Korsanlar, Ucuz Kitap, DVD-CD Film, Müzik, Kul Hakkı ve Sorgu

"Devler tepişirken, çimenler yeşil kalsın!" 
Alper Selçuk


Somalili Korsanlar Kızıldeniz'de cirit attığından beri, geçmişte de sık sık sorgulanan bir konu hakkında yazmak ve Korsan Kitap, Korsan Film, Korsan Müzik CD-DVD'leri gibi haksızlık ve kanunsuzluk çağrıştıran ve düşünen okuyan, izleyen, dinleyen herkesin, farkındalık diriliğiyle zihnini her seferinde Kul Hakkı manipülasyonuna mahkûm eden, bu kitaplardan, CD ve DVD'lerden aldıkları için paralarını ödedikleri halde kendilerini suçlu hisseden kişileri ve kendimi -almış olsam da olmasam da- yeni bir sorguya davet etmek istiyorum. Başlıkta kullandığım gibi, söz konusu materyaller için de bundan sonra 'Korsan' yerine 'Ucuz' sıfatının kullanıma sokulmasını teklif ediyorum.
***
Sen tüketici kardeşim, gel otur sorgulayalım. Ama önce bir durum tesbiti yapalım beraberce... Bir Kitabevi'ne giriyorsun, kitap seçiyor ve onu almak istiyorsun. Kitabın fiyatını satıcıya soruyorsun, hatta pazarlık ederek indirim yaptırmaya çalışıyor ve sonunda satıcının senden istediği bedeli ödeyip kitabını alıp gidiyorsun. Kitabı alırken de kitabın arkasındaki bandrolün parlak yüzeyinde gezinen 'Devlet Onayı'nı, 'Kitabevi'nin 'Vergi Levhâsı'nı, 'Resmî' olarak kabul edilen bir 'İşyeri'nin 'Yazarkasası'nı -kredi kartıyla aldıysan sana fiş de veriyorlar-  ve bunların yanında kitabın basılırken yazılmış etiketini de görüyorsun. Kitap 24 YTL ise sen onu etiket fiyatından değil de 4-5 YTL'ye almışsan (ki; bu fiilen yaşanılandır, Alper Selçuk), Korsan bir eser aldığının farkında olarak bir hırsız gibi saklana saklana kitabevinden uzaklaşıyorsun.

18 Kasım 2013 Pazartesi

SA480/AS44: Hikmet ve Sanal-Mekanik Hayatlar

"Perdeleri örenleri suçlamakla varacağımız bir yer yok. Bizi inkârcılardan ayıran çok az şeyimiz var."


New York’ta Kasırga-Hortum Terörü - NYC: Tornado Terror- filmini izlerken zihnimde önceki zamanlardan ve deneyimlerden biriken düşüncelerin birdenbire yumrulaştığını fark ettim. Film, küresel ısınmadan kaynaklanan tepkimeler sonucunda atmosferin çift katmanlı bir konuma geçişi ve bu geçişin New York şehri üzerinde oluşturduğu hortum-kasırga etkileri ile mücadele konsepti içinde kurgulanmış mekanik, kuru bir film. Birkaç kahramanlık ve babalık duygusu dışında hiçbir mekanik olmayan örgüsü bulunmayan bu film’in düşüncelerimde neleri yumrulaştırdığını anlatacağım. Zihnim bu yumru’yu hazmedemedi . Anlatma sebebim belki de bu hazımsızlığın bulaşıcı olmasını istememdi. Ki; bu inanmış bir insan için hazmedilebilecek bir şey değildi; olmamalıydı.
***
Gece’nin dinlenmeye ayrılan kısmından gündüzün çalışmak/öğrenci olmak için parsellenen bölümlerine kadar, yaşayan insanın bir bütün olarak yirmi dört saati vardır. Bu yirmi dört saat -uyumanın bazen ne kadar müşkil bir durum olduğunu düşünürseniz- uyuyan insanı da kapsar. İşte bu yirmi dört saatin tamamında büyük bir ihtimalle hepimiz sanal-mekanik bir gereklilikler zincirinin kurbanları olarak yaşıyoruz. Hayatlarımız işimizle, eğlencemizle ve diğer kaydı sabit isteklerimizle sürüp gidiyor. Günler birbirine ekleniyor ve sanal-mekanik gereklilikler(!) sonucunda doğduğumuz zamandan çok sonra aynı sanal-mekanik gereklilikler koşusunda ölüp gidiyoruz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı