Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Kimin konusuydu bu? İki bin yaşındaki Katolik Kilisesi ölürken hangi akademi ya da fakülte ‘çalışanı’ tartışacaktı bunları? Ya da Diyanet İşleri Başkanlığının böyle bir kapasitesi var mıydı?"
Sıklıkla ‘Kur’an’ diyorduk, ayetlerin rehberliğinde düşünüyorduk, ama bugüne kadar olduğu gibi somut olarak atılmış adımlar olmadan her şey lafta kalmaya mahkûm olacaktı. Yaşı geçkinler zaten yapabilecekleri bir şey kalmadığı için hayattan dışlanmışlardı, onları ancak ölüm paklardı, orta yaştakiler için de yapılabilecek fazla şey yoktu, sadece farkında olanların hayatlarındaki anlamları sorgulamalarına ve karar vermelerine yardım edebilirdik; bunlara karşılık gençler ve çocuklar için, gelecekte doğacak olanlar için yapacağımız çok önemli işler vardı. ‘İlk Hasat’ bize bu imkanı verecekti.
Klasik medya araçlarına alışmış, ancak yıpranmış, yorulmuş algıların internetin bilgi bombardımanına cevap vermesi gittikçe zorlaşıyor, bilgiye olan talep de geçmiş yüzyıla oranla katlanarak artıyordu. Arz-talep ilişkisine bağlı olarak da hem bilgi enflasyonu oluştuğunu hem de artan ilginin aşırı bilgi bombardımanı altında evrilerek genel bir duyarsızlığa neden olduğunu görüyorduk. İnsanlık için bir geçiş dönemi olduğunu düşündüğüm mevcut zamanda bilgi kaynakları güvenilirlikleri oranında diğer kaynaklardan ayrışıyordu.
‘İlk Hasat’ bu anlamda kendi çerçevesini ve hedeflerini oluşturmuş olmanın öz güveniyle yola çıkacaktı. Allah’ın her şeye şahit olduğunu bilen ortak bir aklın ürettiği, bireyden topluma, toplumdan uluslar arası ilişkilere uzanan çizgide psikolojik, sosyolojik, dinî, politik, ekonomik, edebî ve felsefî perspektiflerle yapılan analizlerin, sanat değeri yüksek çalışmaların ve kendi alanlarında kanaat oluşturabilecek çevirilerin oluşturduğu bir arşivin, gelecek zaman için olduğu gibi, şimdiki zaman için de iddialı içeriklere sahip olması, öz güvenimizi olumlu etkileyecekti. Doğal olarak bu özgüven okuyucularımıza da sirayet ederek büyük bir sinerji oluşturacaktı. Öyle umuyordum.
Pek çok klasik medya aracının ulaşamayacağı bir referans aralığında, internet yayıncılığı içinde kendine özgü bir ruh taşıyacaktı internet sitemiz. Hiçbir şekilde gündemin baskın karakteri karşısında ezilmeyen, geçmişi ve geleceği birbirine bağlayarak yorumlayan özgün çalışmalarımızla önümüzdeki yüzyılın düşünme biçimine şekil vermeye çalıştığı iddiasında olacaktık.
Birçoğu yozlaşmış olsa da insanlığa ait değerlerin hızla yok olduğu bir dünyada yeni yüzyıl karmaşık bir gelecek vaat ediyordu. Din dışı ya da din karşıtı faktörlerin ürettiği cinsiyet teorisi ile insanlığı varoluşsal bir tehditle yüz yüze bırakan Batılı hastalıkların karşısında duracak saygın duyarlılıklar henüz organize olmuş değildi. Kendiliğinden organize olabilmesi için de yüzyılların geçmesi gerekecekti.
İnsanın özgürleşme isteğini sınırsızlaştıran ve talep edilen bu özgürlüğü hayvanların özgürlüğüyle eşdeğer tutan, hatta hayvanların genetik duyarlılıklarından ve cinsiyet formlarından daha sapkın ve aşkın taleplerle hızla taraftar toplamaya çalışarak ve küresel düzeyde devletlere baskı kurarak insanın doğal varlığını yok etmeyi hedefleyen projelerle saldıran Samirîlere karşı en az o projelerin direktörleri kadar bilinçli yaklaşmadığımız sürece çok daha kötü bir dünyayla karşılaşacaktık.
‘İlk Hasat’ kişisel kaygılardan, grup etkileşimlerinden ve ideolojik saplantılardan uzak bir duygu ve düşünce dünyası inşâ etmeyi hedefleyecekti. Her insanın kendi inançları doğrultusunda yaşama özgürlüğü olduğuna inanıyorduk ve herhangi bir inancın ya da düşüncenin bir diğer insan için zorlayıcı, hatta aşağılayıcı bir güce kavuşmasını istemiyorduk. Özgürlüklerin sınırlarının diğer özgürlüklerin sınırlarında durması gerektiğini düşünerek, ‘Sizin dininiz size, benim dinim banadır” diyor ve bu bağlamda Batılı akımların, antik çağlara ait hastalıkların normalleştirilmesine yönelik her türlü girişimi insan haklarına ve özgürlüklerin varlığına aykırı buluyorduk.
Özellikle çocuklar için doğal hayat alanlarının özel ve dokunulmaz olduğunu savunuyor ve çocukların fiziksel ve ruhsal gelişim süreçlerine ‘irrasyonel nedenlerle dokunulmasına’ karşı çıkıyorduk. İyi damıtılmış bilgiyle, doğru sorgulama teknikleriyle yetişmiş nesiller için geleceğin aydınlık olacağına inanıyor ve bu geleceğin inşasında öz güveni yüksek bir bakış olmayı tercih ediyorduk. Kendi doğal akışı, ‘İlk Hasat’ı geleceğin topluluğu olmaya götürecekti; Allah’tan bunu diliyorduk.
Fırsat buldukça telefonuma ‘İlk Hasat’la ilgili notlar alıyordum. İki günlük taziye süresince karşılaştığım insanların bana emrettiklerini düşündüğüm şeyler bunlardı. Yapabileceğimi bildikleri için hepsinin bana emretme hakları olduğunu düşünüyordum sürekli.
Ben bu toplumun çocuğuydum ve bir sistem mühendisiydim, benim yapabileceklerim diğer meslek gruplarının yapabileceklerinden çok daha etkili sonuçlar alınmasını sağlayabilirdi. Bekçilerin milyonlarca insan arasından beni bulmaları başka türlü açıklanamazdı. Taziye için gelen akrabalarımın gözlerindeki beklenti ile örtüşen temel bir nedendi bu.
6 ve 7 Ağustos günleri, yani yirmi üçüncü ve yirmi dördüncü günler bir anlamda ‘İlk Hasat’ın sistem kurgusunun sosyolojik gerekçelerini sıralamıştı bana. Hatta babamın, annemin bana bakışlarında da bunu görebiliyordum; sanki yapmam gereken bir şeyler varmış da yapmamışım gibi hissediyordum; aşmam gereken o kadar çok engel vardı ki.
Salı günü mesai sonrası Kolağası ve Sakallı’yla birlikte taziye yerine gelen ve ‘Fırtına’ya İlk Hasat’la ilgili her şeyi anlattım, heyecandan yerinde duramıyor!’ diyen Meraklı’nın ‘bir hafta’ dediği sürenin iki günü geçmişti neredeyse, beş gün sonra ‘İlk Hasat’ için nasıl bir tasarımla çıkacaktı karşıma, merak ediyordum.
Fırtına, taziyenin ikinci günü sabah uğramış ve hemen şirkete gitmişti, ben yokken işleri aksatmamak gerektiğini çok iyi biliyordu, bu yüzden çok fazla konuşamamıştık, fakat mutlaka konuşacaktık. Fırtına başkalarının cehaleti adına bedel ödeyen biri olarak da hazırdı ‘İlk Hasat’a.
‘Ateş Yazarı’nın ‘Sıkıntı’ya aktardığım notları insanla, dinle ve bilgiyle kartezyen bağlar kurarak güçleniyordu.
“Bilgiye ilişkin manipülatif paradigmalar değişiyor. Eğer elektronik iletişimin açtığı güçlü, akışkan, etkileşimli bilgi ağında bulunan ulaşılabilir bilgi türleri, hackerler aracılığı ile farklı manipülasyon teknikleri geliştirilerek engellenmezse, insanlık çok uzun bir geçmişi acımasız bir şekilde tarihin görünmeyen noktalarına gömecek gibi görünüyor. Papa XVI. Benedictus’un istifası, (Vatikan tarafından yayınlanan,‘Papalık Yıllıkları’na -Annuario Pontificio- göre XVI. Benedict 265. Papadır) iki bin yıllık kozmopolit bir kültürün sonuna gelindiğini anlatıyor insanlığa.” diyordu ve açtığı Papa parantezini derinleştirerek ilerliyordu:
“İstifanın Katolik Kiliselerinde kontrol edilemez, hatta soruşturulamaz boyutta yaygınlaşan kilise içi cinsel-eşcinsel tâciz-tecâvüz vakalarının örtbas edilmesi ve bu durumun davalara konu olması ile Vatikan’ın yasa dışı kapitalist faaliyetlerle olan çok boyutlu ilişkisi dolayısıyla gerçekleştiği iddiaları, Kardinal Ratzinger’in sağlık sorunlarından kaynaklanan nedenleri önemsizleştiriyor. Ratzinger’in istifası çok önemli. Batı-Hristiyan kültürünün temel eserleri ile birlikte oluşan iki bin yıllık zihinsel-bilgisel kir her türlü dezenfekte faaliyetlerine, manipülasyonlara rağmen artık saklanamıyor. ‘Yüksek Hristiyan Kültürü’ ve ‘Seçkin Batı Medeniyeti’ gibi propaganda araçları, örtülü gerçeklerin açığa çıkardığı utanç verici içerikleri ve büyük çöküş dönemini artık gözden kaçıramıyorlar.”
Kilise, insanın varoluşuna saldırmıştı tarih boyunca; masum çocuklarının ruhlarına ve bedenlerine musallat olmuştu; ama artık açığa çıkmıştı.
“Kilise, misyoner yazarlarının yanı sıra, kolonyal kültür kurbanı ya da hayranı yazarların tasvir ettiği, parlattığı ve özendirdiği büyülü bir paradigmayı koruyabilecek kapasitesinin kalmadığını kabul etti. Ahlâk, kilisenin içinde başlayan eşcinsel ilişkileri antik yunanın ve romanın karanlıklarından çıkarıp yasama organlarında yasalaştırırken, bir başkasına bütün bunların kötü şeyler olduklarını anlatabilecek saflığını yitirdi.” diyordu ‘Bekçi’. “Vatikan’ın sekülarist/ laisist enerji merkezlerine karşı kullandığı ahlâk kozu, Hristiyan toplumları ikna edebilmekten uzak. İngiltere Katolik Başpiskoposu Kardinal Keith O'Brie,1980’lerde rahibelere uygunsuz harekette bulunmakla suçlandığı için istifa ederken, rahiplerin evlenebilmeleri gerektiğini söylemekteydi.”
Bilmek için araştırmak, öğrenmek ve düşünmek gerekiyordu; anlatmak için de bilmek. Kimin konusuydu bu? İki bin yaşındaki Katolik Kilisesi ölürken hangi akademi ya da fakülte ‘çalışanı’ tartışacaktı bunları? Ya da Diyanet İşleri Başkanlığının böyle bir kapasitesi var mıydı?
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
