31 Temmuz 2014 Perşembe

SA806/KY4-FM12: Ölülerden Medet Umanlar; Lütfen Bir Doktora Görünün! Please!

“İnanın inanamıyorum. Vallahi inanamıyorum.”


Adamlar sabah akşam “Her canlı ölümü tadacaktır” buyruğuna rağmen, peygambere, “Sen de ölümlüsün” diyen ve ölülerin, kendileri dahil, kimseye bir yardımları dokunmayacağını Allah, 'Allahın yakınından kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseyi yardıma çağırandan daha sapık kimdir? Oysa onlar bunların çağrısının farkında olamazlar.'(Ahkaf 46/5) ayetiyle belirtmişken bu nasıl bir anlayıştır ki, “Onlar bir ümmetti gelip geçti. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandığınız; siz onların yaptıklarından sorulacak değilsiniz.” (Bakara; 134) diye işaret edilen geçip gidenleri peşleri sıra dolaştırıyorlar?

Beyler, efendiler inanın Peygamber de “De ki, ben de sizin gibi beşerim!”(Fussilet; 6) denerek bizim gibi acıkınca yiyen, susayınca su içen, evlenen ve vakti saati geldiğinde de “Bütün nefisler ölümü tadacaktır” buyruğu gereğince vefat edendir. Vefat edenlerin de durumu Ahkaf suresi 5. Ayette verilmektedir.

SA805/KY9-NK23: Ağabeyimden Gelen Mesaj/Kansere Karşı Tedbirler

“Altında da şöyle yazıyordu: Lütfen bu makaleyi hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderin.”


Evet, ağabeyim hastalık sürecinde benimle yakından ilgileniyor ve kanserle ilgili eline geçen bilgileri sık sık gönderiyordu. Aşağıdaki bilgi de ağabeyimin gönderdiklerinden birisi.

John Hopkıns Hastanesi'nden

1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.

2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.

3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.

30 Temmuz 2014 Çarşamba

SA804/TG36: İsrail'in Ahlakî Yenilgisi Yıllarca Peşimizi Bırakmayacak

“Öldürdüğümüz Filistinli sayısı 1000’i geçti. Daha kaç tane gerekli?”


"Eğer uluslararası kanunlara göre bunlar kanunî ise o zaman uluslar arası kanunlardan çok pis kokular geliyor demektir."

Eğer kazanılan zafer öldürülen insan sayısı ile ölçülüyorsa İsrail ve ordusu büyük bir zafer kazanmıştır. Bu kelimeleri yazmış olduğum Cumartesi ve sizin onları okuduğunuz Pazar gününden beri ölü sayısı artık 1000 (% 70-80 sivil) değil, daha da fazla.

Ne kadar daha fazla 10 mu, 18 mi? Üç tane daha hamile kadın mı? Aynı sedye üzerinde taşınan, gözleri yarı açık, ağızları aralanmış, bebek dişleri gözüken, üzerindeki giysiler kana bulanmış beş çocuk daha mı? Kurmay başkanı Benny Gantz ve Savunma Bakanı Moshe Ya'alon; eğer zafer düşmanın yeterli miktarda sedye olmadığı için bir sedye üzerinde katledilmiş çocukları yığmasını sağlamaksa, o zaman siz ve sizi takdir eden İsrail ulusu kazanmış demektir.

29 Temmuz 2014 Salı

SA803/KY4-FM11: Yerin Yedi Kat Altında Düşşel Bir Röportaj

Yerin altındaki yedinci kat hangisiydi?

Gazeteci- Efendim size yapılan işkenceleri anlatır mısınız?

Gözaltındaki elaman- Efendim anlatmaya gerek var mı? Bakın doğru düzgün kimseyi dinleyemiyoruz. Ne güzel yatak odalarına kameralar koyardık, kaç gündür bu işi yapamıyoruz. Elimizdeki telefonların şarjları bitmek üzere nasıl şarj edeceğimize, edip edemeyeceğimize dair bir bilgimiz yok. Bütün bunların üstüne bir de LED ekranlı tv’den yoksunuz.

Gazeteci- Efendim daha önce iftar bile yapamadığınıza dair haberler çıkınca koğuşlarda iftar sofrası kurulduğuna dair fotolar yayınlandı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Gözaltındaki elaman- İftar sofrası böyle mi olur? Ne tahin helvamız, ne ananasımız, ne keşkülümüz, ne de künefemiz vardı. Ben alışmışım, özellikle ananassız iftar açamıyorum. Bu bir zulümdür. Bu bir işkence değil midir?

SA802/SD156: "tefekkür patikaları" /22.09.2006/ 552. patika


...bir de...
...derin sessizliğini tebesümlerle yoğuranlara bak...
...tenlerinin aklığından alınlarındaki izlere kadar sürüp giden patikalara...
...tefekkür patikalarına...
...dudaklarındaki dualara...
...içlerine sinen ilahî dinginliğin teslimiyetle yükselen rengine...
...göz bebeklerinin kainatı taşır gibi durduklarını görürsün...
...ışıldamadıkları dem yoktur; gecenin karanlığında iblis'e bulaşmayan uykuda bile...
...hakkın ve sabrın onlarda dillendiği yer, ruhlarının ve bedenlerinin her yeridir...
...onlar incitmez...
...onlar incinmez...

28 Temmuz 2014 Pazartesi

SA801/KY4-FM10: Gündem ve Kerbela ile Tarihsel Hesaplaşma

“Ne Kerbela sizin sandığınız gibi bir mekândı ne de Huseyn bildiğiniz insandı.”


Şaşkınım. Ama gerçekten şaşkınım. Şaşkınlığım daha önceki davalar başladığında başlamıştı. Davaların niye açıldığına şaşırmamıştım. Davadır açılır. Yok; şaşkınlığım ona değildi. Açılan davalara taraf olunmaya şaşırmıştım. Dava açanlar delilleri ortaya koyuyordu. Ki öyle olması gerekir. Hakkında dava açılanlar da bunların uydurma olduğunu söylüyordu. Ki; öyle olması da gayet doğal. Şaşkınlığım, bu açılan davalarda tarafların bence tuhaf olan tavrıydı.

Dava açanlara taraf olanlar nezdinde dava açtıkları kişiler kesin suçluydu; neredeyse mahkemeye bile gerek yoktu. Deliller kesindi. Haklarında dava açılanların tarafında olanların nezdinde ise mahkeme anlamsızdı; çünkü iddialar külliyen uydurmaydı. Delillerin uydurma olduğuna dair kati kanaati olanlar taraf oldukları kişilerin savunmalarından öte bir şey değildi elbet. Öyle ya memleketin hatırı sayılır bir nüfusu dava açılır açılmaz nasıl birden hukukçu olmuş olabilirlerdi ki?

27 Temmuz 2014 Pazar

SA800/FT23: Sırpların Redd-i Mirası yahut Kilise’ye Tematik İsyan; Aziz Georgije

Sveti Georgije ubiva azdahu-Свети Георгије убива аждаху- St George Shoots The Dragon-Aziz George; Efsanevi Ejderha Avcısı

“Başka hangi ulus güneşe bizim gibi lanet eder ki? 
Güneşe lanet ederiz, ama kanlı güneş; O bir mucizedir. Her zaman bizim üzerimizde parlar. 
Güneşle birlikte nimete, Meryem Ana’ya ve hatta Tanrı’ya bile lanet ediyoruz. 
Bu olgulara lanet okuyan bir millet nasıl olur da bir umut taşıyabilir ki?”             
Filmin Dedası'ndan 

Böyle bir film çekilmiş ve varmış! Fakat bizim haberimiz yok; biz yüzlerce yıl özellikle bize karşı kullanılmış olan bir baskın kültür kodunun çözülüşünü atlamışız, evet hem de büyük bir ihmalle Aziz Georgije filmiyle Sırpların 11. Yüzyılda üstlendikleri ve 20. yüzyılın sonuna kadar bütün Hıristiyan Dünya’sını temsilen karşılaştıkları her Müslüman’a karşı büyük bir şevkle tutundukları/ oynadıkları yok edici/koruyucu Aziz Georgije rolünden bir çırpıda vazgeçtiklerini fark edememişiz.

SA799/ÇY4-DB8: Breaking the Silence-Sessizliği Kırmak: İsrailli Kadın Askerlerin İtirafları – İtiraf 1

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Kadın Askerlerin İtirafları- Women Soldiers’ Testimonies

İtiraf 1

İsim: *** | Rütbe: Baş Çavuş | Birim: Sınır Muhafız | Bölge: Genel

“Bir şekilde, bir kadın askerin sahada da kendisini daha çok ispatlaması gerekir. Saldırabilen bir kadın asker, ciddi bir savaşçıdır. Yetenekli, top kesici. Oradayken yanımda öyle biri vardı. Uzun zamandır oradaydı.  O -Vay be- herkes onun ne kadar cesaretli olduğundan bahsederdi, çünkü o Arapları gözünü bile kırpmadan aşağılayabiliyordu. Yapması gereken buydu.”

Giriş Bileti” mi?

SA798/SD155: Eski Türkiye'nin Engelleri/ Hukuk Bazlı Reformlar ve Ürken Fincancı Katırları

"Hukuksuzluğun içinde bataklananlar, hangi etik ölçeklere göre hukuktan bahsedebilirler ki?"

Bugüne dek elde edilmiş olan kişisel ve kurumsal rantların ve çıkar döngülerinin artık sürdürülebilir olmadığını anlayan bu mantık güdücülerinin esas derdi nedir?
.
Biraz sohbet edelim, tüm kurumlarıyla değişen ve gelişen Türkiye'de hakkında. AK Parti İktidarı'na saldıranların bol olduğu bir zamanda bu sohbet kesinlikle gerekli. Hayatınız boyunca bir şeylerin tarafı olmuşsanız, sohbetimizi anlamanız güç gelebilir, ama eğer; siz de siyâset'in ve kamplaşmaların berbat havasından bunalan bir neslin bunalan çocukları iseniz, gelişmiş ülkelerdeki hayat standartlarını hak ettiğinizi düşünüyorsanız ve bu düşüncelerinizin gerçekleşmesinin siyasetçiler ve partilerle mümkün olduğunun farkındaysanız sohbetimizden tad alacağınıza eminim.

Sohbetimizin ana konuları olacak. Bu ana konular üzerinde birer vatandaş olarak gezineceğiz; eksikleri, fazlalıkları, değişiklikleri, yenilikleri inceleyeceğiz; (Ben meslek birliklerine taktım kafayı. Her şeye karşı çıkıyorlar; dertleri ne görelim beraberce) taraf tutmayacağız, tutsak bile bu kendi tarafımız olacak, bizim için yapılan düzenlemelerin hakkını vereceğiz.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

SA797/ÇY4-DB7: Breaking the Silence-Sessizliği Kırmak: İsrailli Kadın Askerlerin İtirafları - Giriş

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Kadın Askerlerin İtirafları- Women Soldiers’ Testimonies

“Bir şekilde, bir kadın askerin sahada da kendisini daha çok ispatlaması gerekir. Saldırabilen bir kadın asker, ciddi bir savaşçıdır. Yetenekli, top kesici. Oradayken yanımda öyle biri vardı. Uzun zamandır oradaydı.  O -Vay be- herkes onun ne kadar cesaretli olduğundan bahsederdi, çünkü o Arapları gözünü bile kırpmadan aşağılayabiliyordu. Yapması gereken buydu.”

SA796/SD154: "tehdit ve terbiye" /29.09.2006/ 553. patika


...tehdit olmazsa, ne olur?...

...ceza koşulsuz herhangi bir tehdit düşünülemeyeceğine göre, ceza gerçeği olmadan terbiye olamaz mı?...
...tehdit, terbiye etmek için midir?...
...ve terbiye, gerçekte uyaran adına yönlendirilmiş olmak mıdır?...
...uyarılara kulak tıkayan biri, uyaranın cezalarını göze almıştır...
...uyarıların içeriği onu endişelendirse bile, kişi önemsemediği bir uyarıya yerleşik tehdidi, eylemlere bağlı olarak da cezayı, çok fazla umursamaz...
...bu durum, uyarıcının tazyiki arttırmasına neden olur; tehditler ve cezalar ağırlaşır...
...burada uyarıcı için herhangi bir tanımlama yapmak gerekmiyor...

25 Temmuz 2014 Cuma

SA795/TG35: İsrail’in Güzel Rüyası Bir Kâbusa Dönüştü

“Nasıl mümkün oldu? Dünya bu korkunç şeylerin olmasına nasıl oldu da izin verdi?”  
Gabor Maté, 22 Temmuz 2014

“Tel el Hava bölgesinde çıkarttığım adamın alt tarafı kopmuştu, üst tarafı simsiyahtı. Vücudunda deri, kıl, saç yoktu. Yangın yoktu, nasıl bir bomba bu?” 
Hızır el Helo, Gazzeli Ambulans Şoförü/ ‘İsrail Ambulansa Bile Ateş Açıyor’

Budapeşte’de yetişmiş Yahudi bir genç, Nazi soykırımından kurtulmuş bir bebek olarak, bazen beynimi döndürecek derecede bir güçle yankılanıp duran bir soru ile yıllarca boğuşup durdum: “Nasıl mümkün oldu? Dünya bu korkunç şeylerin olmasına nasıl oldu da izin verdi?”  

Bu, bir çocuğun safça sorusuydu. Şimdi daha iyi biliyorum: Bu bir gerçek. İster Vietnam’da, ister Ruanda’da veya Suriye’de olsun insanlar bilerek veya bilinçsiz ve umutsuz bir şekilde bu korkunç duruma destek oluyorlar. Bugün Gazze’de hastanelerin bombalanmasını, ailelerin akşam yemeğinde katledilmesini, sahilde top oynayan çocukların öldürülmesini meşru hale getirecek yollar buluyoruz.  

SA794/KY9-NK22: Radyoterapiyi Bırakmak İstiyorum!

“Dayanamıyorum bu acıya, lütfen Bahadır Abi’yi arayıp sorar mısın; radyoterapiyi bırakırsam ne olur?”


Radyoterapiye başladım, ama hâlâ kendime o soruyu soruyordum: ne için kanser oldum? Şu anda bu hastanede bulunmam ne içindi? Ne yapmam gerekiyordu? Radyoterapiye girip kaçarcasına hastaneden uzaklaşanları kesinlikle anlıyorum, ama ben bir şeyler yapmam gerektiğini hissediyordum.

Bunun için Pediatrik Onkoloji servisindeki çocuklara katkı verebileceğimi düşünerek oraya gittim. Güler yüzlü ve şefkat dolu başhemşire Menekşe Hanım’la tanıştım. Ona kanser tedavisi gören çocuklara nasıl katkı verebileceğimi sordum. Maddi ya da manevi ihtiyacı olan o kadar çok hasta vardı ki, hangi çocuğa neler yapılabileceği konusunda teferruatlı bilgi verdi. Hemen harekete geçtim ve dostlarım yine beni yalnız bırakmadılar. Benim hiçbir şey yaptığım yoktu aslında, dostlarım oyuncak, kitap ve para veriyor ben de onları Menekşe Hemşire vasıtasıyla çocuklara iletiyordum. Bu postacılık işi bile kendimi iyi hissetmeme sebep olmuştu. Hepsine tek tek minnettarım.

24 Temmuz 2014 Perşembe

SA793/TG34: Emekli İsrailli Askerlerin Filistin İtirafları- Breaking the Silence-Sessizliği Kırmak: Organizasyon

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 


Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

Breaking the Silence (Sessizliği Kırmak), İkinci İntifada’nın başından beri İsrail ordusuna hizmet etmiş ve İşgal Edilmiş Bölgeler’deki günlük hayatın gerçekliğini İsrail halkına bildirmeyi kendilerine görev edinmiş emekli askerler tarafından oluşturulmuş olan bir organizasyondur. Günlük hayatta sivil halkla karşı karşıya gelen ve bu halkın günlük hayatının kontrolünde görevli olan genç askerlerin ödediği bedel konusunda insanlar arasında bilinç uyandırma çabası içerisindeyiz.

İşgal edilmiş bölgelerde hizmet eden askerler, askeri operasyonlara şahit olmaları veya bizzat bu operasyonlara katılmaları sebebiyle büyük ölçüde değişim geçirmektedir. Filistinlilere karşı gerçekleştirilen taciz, yağma ve özel mülklere verilen zarar yıllardır süren bir uygulama olsa da aşırı ve münferit vakalar olarak lanse edilmektedir.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

SA792/ KY6-SK21: Filistin ve Liderlik Zamanı

“Dünya’da pek çok trajedide uluslararası örgütlerin ve özel elçilerin aczini gördük. Bu sefer büyük liderliğe her zamankinden çok ihtiyaç var.”

 Gazze, 22 Temmuz 2014

Çarşambanın ilk saatleri... Gazze'ye yardım kampanyalarından söz ediliyor... Yedi yıldır kuşatılmış olan, nüfusun yüzde 40'ı işsiz ve yüzde 80'i yardıma muhtaç olan Gazze'ye ...

İsrail önce 'evlerden çıkın' uyarısı yapıyor, sonra bombalıyor... Bugüne kadar Filistin'de silahlı direnişi eleştiren Filistinliler dahi artık silahlı direnişin arkasında... Her seferinde daha fazla Filistinli, İsrail'in Filistin'i bir sonraki yok etme adımının bahanesi olacak girişimlere hazır hale getiriliyor. Bu girişimler, roket saldırıları, intihar bombacıları anlamına geliyor. Yani bu yolla radikalleşmiş oluyorlar. Şiddet şiddeti doğuruyor.

Karşılıklı olarak İsrailliler de, Filistin nefreti kusacak kadar radikalleşiyor. Bu politikalar İsrail'de taban bulmuş oluyor.

Sonsuz Ark İsrailli Eski Askerlerin Filistin İtiraflarını Yayınlıyor; Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak

'Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak' 
Sonsuz Ark 
Bir “Nahal”  50 Tugayı Askeri, Bir Filistinli'nin Evinde Ayakta Nöbette, Hebron 2003

8 Temmuz 2014'te saldırılarına başlayan İsrail, 23 Temmuz 2014'e kadar 700'e yakın ölü, 5000'e yakın yaralı sivili; çocuğu, kadını, yaşlıyı Ramazan Ayı'nın mübarek oruçlu günlerinde, İftar Saati'nde, Teravih Vakti'nde ve Sahur Vakti'nde bir arada iken öldürdü ve yaraladı.

Düzenli bir ordusu, savaş techizatı, tankı, tüfeği, uçağı, helikopteri bulunmayan Filistin, özellikle Gazze, kendisini savunan  direnişçilerine destek vermek ya da vermemek gibi bir iradî beyan özgürlüğüne asla sahip olmadı. İsrail'in her türlü fırlatma aracıyla gönderdiği bombalara karşı duracak gücü yoktu sivillerin. Ölmek ve yaralanmak dışında üçüncü bir seçenekleri de yoktu.

SA791/KY1-CÇ69: İsyan (Oyun)/ Birinci Perde - Sahne: 7-8-9

 SAHNE YEDİ

Tülay Hanım - Evvelkiler

(Tülay Hanım yaşına uygun olmayan bir akşam kıyafeti ile sağdan telaşla girer. Etrafa bakınır. İzleyicileri yeni fark etmiş gibi davranır, yapmacık bir gülüşle izleyicileri selamlar. Anlatıcı tekrar koltuktaki Uşağa yönelir. Uşak başını geri atar. Anlatıcı sırıtmaktadır. Hizmetçi, Tülay Hanım’a doğru koşar.)

Tülay Hanım- (Yapmacık bir öfke ile) Neler oluyor burada? Çığlık atmak da neyin nesi?

Hizmetçi- (Anlatıcıyı işaret eder, ağlamaklı) Tülay Hanım görüyor musunuz şu kaba adamı? Bilseniz...

Tülay Hanım- (Hizmetçinin sözünü keser, şaşkın ve öfkelidir) Bu ne cüret.. bana adımla hitap etmeye nasıl cesaret ediyorsun? Bu küstahlığın yanına kalır mı sanıyorsun? Hep benim pısırık Avni yüzünden bunlar!

22 Temmuz 2014 Salı

SA790/ KY12-TG33: İsrailli On İnsan Hakları Organizasyonu Tarafından Yayınlanan İsrail’e Yönelik ‘Savaş Suçu’ Basın Bildirisi

 22 Temmuz 02:00 itibarı ile Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 8 Temmuz’da başlayan ve hâlen süren, insansız hava araçları, savaş uçakları, helikopterler, tanklar ve savaş gemileri ile yapılan saldırılarında 517 ölü (154 çocuk, 58 kadın, 28 yaşlı) ve 3550 yaralı (1125 çocuk, 629 kadın, 144 yaşlı) olduğunu duyurdu. (Ediz Tiyanşan, TRTTürk/ Gazze)  
Bu bir soykırımdır.  
Sonsuz Ark


10 adet İnsan Hakları Organizasyonu tarafından İsrail'in Gazze saldırıları sırasında Uluslararası Savaş Hukukunu çiğnemesine yönelik acil bir mektup Başsavcıya iletildi.

Gazze'ye gerçekleştirilen saldırıların niteliği ve yüksek oranlı sivil kayıplar hakkında bugün yayınlanan raporların ardından on adet insan hakları organizasyonu Başsavcı Yehuda Weinstein ile acil bir temas gerçekleştirdi. Elde edilen bu bilgiler uluslararası savaş hukukunun aşırı ölçüde ihlali konusundaki endişeleri artırmaktadır.

Organizasyonlar Başsavcıdan hükümete savaş kanunları ihlalleri ve saldırgan angajman politika ve kurallarını yeniden değerlendirmesi konusunda uyarıda bulunmasını talep etmektedir.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

SA789/KY1-CÇ68: Korsan

“Ne yazın dünyasında olup biten şeylerin olup bitmemesi için elinden bir şey gelir, ne gerçek dünyadakilerin. Sen kimsin? Sıradan bir kitapçı.”


-I-
Yazmaya gerekçe bulamıyorum. Ve fakat yazmak istiyorum. Hem noktasız, virgülsüz, ünlemsiz yazmak. Öylesi yazdığımda “İşte bir gramer cahili -ya da bilisizi- daha! Hem konuştuğu dili bilmiyor, hem de yazarlığa kalkışıyor. Bu işin cılkı çıktı.” diyeceklerin sayısı bir hayli fazla olacaktır.

Örneğin “Bir hayli fazla” doğru bir anlatım mıdır gramer açısından? Bunu bilemiyorum. Sorun salt gramerciler değil. Yani eleştirmenler değil. Eleştirmenlerin ne söyleyecekleri çok da umurumda değil. Dediğim gibi yazmaya gerekçe bulamıyorum.

Kimi “Çağına tanıklığı” gerekçe göstermiş, kimi “Ötelere özlem”, kimi “Değiştirme” hevesinde, kimi bilmem ne! Peki, ben niye yazayım? Sahi niye yazmak istiyorum? Yapacak bir işim olmadığından değil.  İşte güzel güzel kitap satıyorum. Korsan baskı, orijinal baskı. Ne bulursam.

SA788/ Sonsuz Ark-YD3: Haaretz: “Bilim Adamları Aşkenaz Yahudileri’nde Şizofreniye Yatkınlık Geni Keşfetti”

DNA örneklerine katkıda bulunan 2500 İsrail Aşkenaz Yahudisi’nin 1000 tanesi Şizofreniye bağlı ruhsal bozukluklardan etkilenmiş, 1500 tanesinin ise sağlıklı olduğu görülmüştür.”


İsrailli ve Amerikalı bilim adamlarının keşfettikleri bir gen Aşkenaz(*) Yahudileri’nde ruhsal bozukluklara; şizofreni hem de şizoaffektif bozukluk ve manik depresyon yakalanma olasılığını artırıyor. Son zamanlarda Nature Communications yayınlanan bir araştırmaya göre, Aşkenaz Yahudileri’nde bulunan DNST3 geninin varyasyonları sebebiyle şizofreni ve benzeri hastalıklara yakalanma oranı yüzde 40 daha olası... Söz konusu gen, Aşkenaz Yahudilerinde bozuklukları yaşama olasılığını % 40, genel nüfusta ise % 15 oranında yükseltiyor.

Araştırma, Yaşam Bilimleri Fakültesi dekan yardımcısı Profesör Ariel Darvasi tarafından Kudüs İbrani Üniversitesi New York Tıp Araştırma Feinstein Enstitüsü'nden Dr Todd Lencz ile koordinasyon içinde yapılmıştır. Araştırmanın ilk bölümü Aşkenaz Yahudileri üzerinde şimdiye kadarki en büyük örneklem grubunu oluşturmaktadır… DNA örneklerine katkıda bulunan 2500 İsrail Aşkenaz Yahudisi’nin  1000 tanesi Şizofreniye bağlı ruhsal bozukluklardan etkilenmiş, 1500 tanesinin ise sağlıklı olduğu görülmüştür.

SA787/SD153: "evrensel doğruluk endeksi; vicdan" /30.09.2006/ 554. patika


...vicdan, Allah'ın içimize yerleştirdiği ilahî ölçüdür...
...o her gün, her an bizi sorgular...
...nefs ve iblis ona mâni olmaya, yeni ölçüler koymaya çalışır...
...sonsuz ve kesin olan bilgiden insanların çekip aldıkları pay, her insanın kâbiliyetlerine/sezgilerine mahkûm olan bir paydır...
...nitekim bu pay, iblisin sezgilere müdâhil olması ve mahkûmiyeti hasebiyle, daima kuşkular içerir ve kesinlik özelliklerine sâhip değildir...
...vicdan için harcanan emeklerin tümü de, bu tür 'pay' dağılımlarından nasiplenmiştir...
...ancak buna karşılık; vicdanın esas yeri hakkında varılmış kanaatlerin çoğu, kâbiliyete tekabül eden paylardaki yetersizliğe mahkûmdur ve asla yeterli değildir...

20 Temmuz 2014 Pazar

SA786/KY16-EŞ1: Gazze'de Çocuk Olmak

“Ben binlerce Saraybosnalı savaş çocuklarından biriydim. Bugün benden Gazze’de binlercesi var.”


Savaşta çocuk olmak aklın alamayacağı bir güç demekti. O yaşta bile birkaç bidon taşıyabilmek, bidon dolusu kızağı çekmek, büyük bir hızla koşmak, kurşunlara yakalanmamak ve sık sık aç olmak, yıllar boyunca verilen aynı yemeğe hayır dememekti çocuk olmak.

Savaşta çocuk olmak okul defterlerine mümkün olduğu kadar küçük harflerle yazmak ki daha uzun kullanabilmek, demekti.

Savaşta çocuk olmak aslında yeni başlayan çocukluğu bitirmekti.

Oyuncaklarımızı değiştirdik. Kimin daha güzel bebeği veya arabası var düşüncelerinin yerini kim daha çok bombalar hakkında bilgiye sahiptir, kim daha iyi bombaları ayırt edebiliyor düşünceleri aldı. Mermi kovanlarının arkasında renkler olurdu bazen, renkleri sayıp kim daha çok renge sahiptir diye yarışırdık. Savaş çocuğu olmaya zorlandık ama, yine de beklemedikleri şekilde iyi göğüs gerdik.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

SA785/ÇY2- HK5: Seküler Dünya’nın Çarkları Arasında Direkli Oruçlar ve Dualar

“Ramazan ayı kimileri için bir önem arz etmiyor artık, kimileri için de Ramazan'ı çocuklara anlatmak”


Her sene daha bir özençle, heyecanla başlarız Ramazan Ayı'na. Birçok plan yaparız liyakatine erişebilmek için. Son yıllarda hepimizin bildiği gibi acılı ve buruk geçiyor Ramazan-ı Şerif'imiz. Müslüman coğrafyanın maruz kaldığı zulüm, bütün gün aç ve susuz iftarı bekleyen bizlerin lokmasını boğazına diziyor. Bir gözümüz medyada fakat gelişmekte olan sadece küffarın zulüm çemberi; gitgide büyüyor ve uzuvlarından ayrılmış çocuk cesetleri, vahşette gelinen noktayı gösteriyor.

Annem  'Gavur bile gününü sayar' derdi, Ramazan'a hürmet gerek kabilinden... Bu zulmü reva görenlere ben ‘gavur’ demiyorum, nice gavur gördü bu coğrafya; iç içe yaşadık, hal hatır sorduk, yardım ettik birbirimize, dersem hakaret etmiş olurum onlara.

SA784/SD152: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 28 (16-30 Kasım 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

16-30 Kasım ( 330 Tweet)

30 Kasım 2011
10384. Facebook çok dengesiz..sürekli İsmet Özel'i arkadaş olarak ekle teklifiyle geliyor...

30 Kasım 2011
10383. İyilik dostluktur zaten dostluk da iyilik

30 Kasım 2011
10382. @mhmtaysn işi bu... yoluna oturacak ve saptıracak...

30 Kasım 2011
10381. @mhmtaysn Bir şeyi Allah olarak tasnif edip o şeye dönüşmek istiyorlar..nasıl olacaksa... fena ve beka gibi...

18 Temmuz 2014 Cuma

SA783/ÇY3-BŞ15: BRICS’in Yeni Kalkınma Bankası’nın Amacı, Riskler, Olasılıklar

“Yeni Kalkınma Bankası, ABD'nin siyasî ve ekonomik taleplerinden bağımsız olmaya yönelik bir hamle olarak dünya düzenini değiştirmek için atılmış çok önemli bir adımdır.”


Dünya kamuoyuna yansıdığı üzere, geçtiğimiz seneden bu yana altyapısı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar olmasına rağmen 2009 yılında bir araya gelen BRICS grubu üyesi ülkelerin devlet başkanları tarafından Yeni Kalkınma Bankası (New Development) kurulmasına ve grubun kendi döviz rezervlerinin oluşturulmasına ilişkin anlaşmanın, 15 Temmuz Brezilya'da yapılacak BRICS zirvesi sırasında imzalanmasına karar verildi.

Gelişmekte olan ülkelerin kısa vadeli likidite baskılarını ertelemelerine destek amaçlı oluşturulan likidite havuzunun bütçesi, Çin'den  41 milyar dolar, Rusya Hindistan ve Brezilya'dan 18'er milyar, Güney Afrika'dan ise 15 milyar dolar olmak üzere üye devletlerin aidatlarından oluşacak100 milyar dolarlık döviz rezervini kapsıyor. Bu hamleyle gelişmekte olan muhtelif ekonomilerin, ABD’nin giderek azalan mali genişleme politikası nedeniyle karşılaştıkları dalgalanmaları kontrol altına alınması hedefleniyor.

SA782/ÇY4-DB6: Araştırma: “Marihuana (Esrar) Paranoyaya Nasıl Neden Olur?”

“Paranoya: Diğer insanların bize zarar vermeye çalıştığını aşırı düşünme halidir.”
 Prof. Daniel Freeman/ Oxford Üniversitesi


Marihuanadaki ana maddelerin etkileri üzerine derinlemesine yapıldığı kabul edilen araştırmada, araştırmacılar uyuşturucunun kullanıcılar üzerinde paranoyaya sebep olabilen psikolojik faktörlerini tespit ettiklerini söylüyorlar.

İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nden Prof. Daniel Freeman liderliğindeki araştırma ekibi, elde ettikleri bulguları geçenlerde Şizofreni Bülteni’nde yayınladı.

Esrar olarak da bilinen marihuana, Cannabis Sativa ya da Cannabis İndica bitkilerinden üretilen bir uyuşturucu. Esrardaki ana aktif bileşen ve uyuşturucunun çoğunlukla psikolojik etkilerinden sorumlu olan delta-9-Tetrahydrocannabinal(THC)’dir.

17 Temmuz 2014 Perşembe

SA781/FT22: Zülfü Livaneli’nin Avunmak İçin Çektiği Amatör Bir Film; Veda

"Sade ve öz geribildirim cümlesi şu: Salih Bozok günah çıkarıyor ve Livaneli bu günah çıkarma merasimini filmleştiriyor."


 "‘Bir Livaneli filmi’ geçmişi olmayan, samandan alev olarak kalmış afişlerde…"

Web sayfası filme çok büyük bir amaç biçmiş: “Veda’nın amacı, Atatürk’ü sadece Türkiye’ye anlatmak değil, aynı zamanda tüm dünyada Atatürk’ün tanınmasını sağlamak.” Ama gerçekleşen ve çoğu ilköğretim okulu öğrencisinin zihninde tortu olarak kalan şu: ‘Fikriye’ye çok haksızlık yapıldı, Latife Hanım kötü, geçimsiz kadın ve Atatürk'ün arkadaşı çok kötü intihar etti.’ Yani, biçilen kumaş dikilememiş, sinematografik unsurlar öksüz ve yetim kalmış; ‘Bir Livaneli filmi’ geçmişi olmayan, samandan alev olarak kalmış afişlerde…

Livaneli, Mutluluk romanında yaptığı gibi mutlu olmak için bir film çekmiş. Şımarık ve beceriksiz çocuklar için alınan çok pahalı oyuncakların çok lüks materyallerle dolu oyun bahçesinde sergilenmesini andıran masalsı bir serüven istemiş Livaneli, filmin oluşum öyküsü aynen böyle. Filmin özel tasarım web sayfası, bu şımarık masalsılığı büyük bir görgüsüzlükle süslediğinin farkında değil:

16 Temmuz 2014 Çarşamba

SA780/KY1-CÇ67: İsyan (Oyun)/ Birinci Perde - Sahne: 5-6

SAHNE BEŞ

Uşak - Anlatıcı

(Anlatıcı yerdeki kâğıtları toplar. Doğrulur. Uşak elinde bir tepsi ile içeri girer. Tepside iki bardak içecek vardır.)

Anlatıcı- (Alaycı) Oo.. nihayet gelebildiniz! Adam kuş misali uçup gitti siz ancak teşrif edebildiniz. (Uşak Anlatıcıya iyice sokulur, kulağına fısıldar. Doğrulur. Anlatıcı kahkahalarla güler.. ) Ne dedin.. sahi mi? Demek içecek bir şeyler yoktu.. sen de bir koşu yandaki büfeden meyve suyu aldın ha? (Katıla katıla güler. Uşak gayet ciddidir. Dik duruşunu bozmaz.)

Uşak- Oluyor mu şimdi? Bunu konuklarımızın duyması gerekiyor muydu? Ağzında bakla ıslanmayanlardansınız demek ki?

Suat- (Uşağı taklit eder) Ağzında bakla ıslanmayanlardansınız demek ki? Sevdim seni.. valla bak.. provalarda da en çok seni beğenmiştim.. beğendim de.. (Güler) bu Sör ne olu.. (Sorusunu tamamlamadan yeniden kahkaha atar. Kendini kontrol eder..) Sör neydi ya?

SA779/KY15-BT1: Bugün Doğum Günün. Kalksan; Tatlı Yesen Baba?

İyi ki doğdun babacım, hep var ol, nefesin yeter...

Size…

15 Temmuz, babacığımın doğum günü... 90 yaşında koca bir çınar o benim için… Bugün Bahariye'den inerken mağazalara bakındım, ne hediye alsam diye… Kravat, gömlek, t-shirt pantolon, şort vb...

Hiç bir şey alamadım... Giyemez ki artık bunlara ihtiyacı yok, sadece yatıyor... (Boğazım düğümlendi, yutkundum)

Sonra bir lokma satan küçük bir dükkân gördüm, babam çok sever tatlıyı… Gittim ve dedim ki; “Bana beş kilo lokma verir misiniz?” Adam suratıma şaşkın şaşkın bakıp, “O kadar çıkmaz abla!” dedi… “Ne kadar çıkarsa artık!” dedim...

15 Temmuz 2014 Salı

SA778/ KY12-TG32: İsrail'in Facebook'da Kurduğu Savaş Odası’ndaki Yalan Makineleri

İsrail Öğrenci Birliği Gazze Katliamına Yönelik Facebook’da Gerçekleştirdiği Dezenformasyon İçin “Savaş Odası” Kurdu

Ynet’te yer alan videodan alınmış bu görüntüde daha önceki propaganda faaliyetlerinin bir devamı olan IDC Herzliya “Savaş Odası”  görülüyor.

Resimde IDC Herzliya “savaş odasındaki” öğrenciler, İsrail’in Gazze saldırılarını meşrulaştırmak amacıyla Facebook üzerinden mesaj atarken görülüyor.

İsrail’in vahşi Gazze bombardımanı dolayısıyla kayıplar artarken, İsrail bir kez daha katliamı internet üzerinden pazarlamak için öğrencilere yöneldi.

Ynet’in İbranice versiyonunda, prestijli özel bir üniversite olan Interdisciplinary Center Herzliya (IDC Herzliya) öğrenci birliği tarafından organize edilen büyük bir girişimden bahsediliyor: “Henüz askere çağrılmamış olmalarına rağmen bundan daha önemsiz olmayan, sivil misyon özelliği taşıyan İsrail propagandasına [hasbara] katılmaya karar verdiler”

SA777/KY1-CÇ66: Yolculuk

“Ayaz yoktu. Kar yoktu. Kızakçı yoktu. Ve ben otuz yıl sonra yeniden ağlıyordum.”


Annemin bir kez olsun sızlandığını hatırlamam. Onun yerinde bir başkası olsa?! Hep hastaydı. Aklım erdiğinden ölümüne kadar -altmış beşine varmadan ölmüştü- bütün bir ömrü hastalıkla geçen biri nasıl sızlanmazdı? Daha gencecik yaşında kalbinden muzdaripti. Şairlere yakışır bir hastalık değildi kuşkusuz. Kronik kalp hastası.

Kalbini iyileştirmek için uygulanan tedaviler böbreğinin birini tamamen işlevsiz bırakmıştı. Diğer böbreği de dostlar alış-verişte görsün kabilinden iş görüyordu. Sonra romatizma. Kireçlenme. Yüksek tansiyon. Ve sanki biraz biraz sızlanmanın eşiğine getiren burun kanamaları..

SA776/SD151: Nasreddin Hoca’nın Çocuklarına Karşı Stratejik Bir Hamle; Füze Kalkanı Projesi

“Bu planlama beni Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi cephe ülkesi haline getirmemelidir.” 
 Ahmet Davutoğlu, TC Dışişleri Bakanı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Kasım 2010

Güncel Giriş: 
"Medeniyetler Savaşı’na Giden Yolda Nasreddin Hoca’nın Çocuklarına Karşı Stratejik Bir Hamle; Füze Kalkanı Projesi" Başlığı ile dün 12.11.2010'da yaptığım analiz dört yıl sonra bugün 15 Temmuz 2014'te sonuçlarını hüzünle izlediğim bir analiz oldu. ABD, Füze Kalkanı hamlesi ile Türk-İran İşbirliklerini bitirdi, Irak ve Suriye'yi kan gölüne çevirdi. Mısır'da darbe yaptırdı. Ortadoğu şii-sünni  ayrımcılığı ve suikastlerle paramparça, sahipsiz Irak IŞİD denen ABD kontrollü bir terör örgütü tarafından paçavraya çevriliyor. İsrail Gazze'yi bombalıyor. ABD-İran Irak'ta yaptıkları işbirliğinin karşılığını nükleer  müzakere masasındaki partnerler olarak alıyorlar. Türkiye'nin genişlemesi şimdilik NATO tarafından durduruldu. Seçkin Deniz, 15.07.2014
***
Analiz:
Dünya’nın topyekûn yeni bir kanlı savaşa sürüklendiğinden endişelendiğimi ve adı Medeniyetler Savaşı olacak olan bu savaşın somut olarak da başladığını söylersem kehanetle suçlanır mıyım, bilmiyorum. Fakat belirtiler, yaşlı yerkürenin tüm kılcal damarlarına kadar sinmiş bulunan bu savaşın büyük adımlarının atılmaya başlandığını düşünmeme neden oluyor.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

SA775/SD150: "oku!... ancak;" /01.10.2006/ 555. patika

...insana herkes "oku!", diye emir veya öğüt veriyor...
...ve insan okuyor...
...okumak çok önemli bir eylemler bileşiğidir...
...ve göründüğü kadar basit değildir...
...okuyucunun kavramlar ve kişiler oluşumu ile bu oluşum sonrasında yaşayacakları 'okuma eylemler bileşiği' sayesinde olmaktadır...
...insan okuduğu zaman, sadece okumuş olmaz; okuduklarını kendi ölçüt sisteminin temeline yerleştirir...
...kişiliğin oluşmasıyla ve tutarlılıkla ilgili temel ve detay sorunlar hep okumakla ilişkilidir...
...kaldı ki; okumak, sadece harflerle düşülen izleri satır satır algılamak demek de değildir...
...gözlemler, düşünceler birer okumadır...
...hayatın her aşamasında yaşanılan bedensel ve zihinsel eylemlerin tümü, okumaktır...
..."oku!" emri ve öğüdü, neyin nasıl okunması gerektiğini de içermelidir...

SA774/ÇY3-BŞ14: [واحيفا] Vâhayfâ… Ortadoğu'nun Tüm Çocukları

Masumiyet, bir çocuğun katliamda ölmeden önce annesine sorduğu soruda saklıydı: “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?”


Yüz binlerce çocuğun ortak suçu Ortadoğu’da doğmak. Kim bilir daha ne kadarı da aynı suçu paylaşacak?… Ve kana susamış birileri uzak diyarlarda, çıkarları ve hırsları uğruna onların kaderi için kararlar verirken, kim bilir kaç çocuğun körpecik bedeni daha  ölüme teslim olacak?...

Bir çocuk kucaklar mı ölümü?... Korkar mı ölümden?... Yoksa yıllardır alışmak zorunda bırakıldığı kan kokusu yüzünden hafife mi alır ölümü?...

Anlatmazlar ki bilesiniz... Artık güçlünün haklı sayıldığı bir dünyanın bu en gürültülü çağında, çığlık atsa da sesini duyurabilir mi çocuk, sağır olmuş katillerin vicdanlarına...

SA773/ÇY4-DB5: Akışa Kapılmak

Sonsuz Ark’ın akışına kapılmak ve bu akışta bir damla olmak, başta da söylediğim gibi “iç açıcı”.”

Sonsuz Ark’ı ilk keşfettiğimde, okuma zevkime iyi gelecek bir memba bulduğumu düşündüm. Hatta manifestolarını okumadan, arkçıların ne yapmaya çalıştığını az çok anlamıştım ve özellikle beni cezbeden en önemli şeyin bu olduğunu söylemeliyim.“İç açıcı” sıfatı burası için oldukça uygun.

Aslında burada çırak yazar olma fikri,  ilk başta bana ürkütücü geldi. Şimdiye kadar çoğunlukla okuyan, özel bir kaç şey dışında pek de bir şey yazmayan her insan, “Hadi, sen de yaz. Yapabilirsin.” dendiğinde, başta bir panik yaşıyor. Hele de böyle bir önemli bir misyonu olan bir yerde yazmak, geriyor tabi bir acemiyi.

13 Temmuz 2014 Pazar

SA772/PZ24: Yolda Kalmış-Yoksul-Yetim-Yaşlı Bizim İmtihanımızdır

“Allah ancak yoksula, yolda kalmışa, yetime, yaşlıya yardım edeni sever. Allah’ın sevdiği kullardan olmak büyük bahtiyarlıktır.”

Bizim dükkân ufaktı. Raflar, yan yana dizilmiş şeker, pirinç, mercimek, fasulye, bulgur çuvalları, teraziyi üstüne koyduğum masa, bir de camekânlı büyükçe bir buzdolabı. Daraba vardı; yaz-kış Adana’nın havası dükkânın içindeydi. O vakitler neredeyse tüm dükkânlar böyleydi, cam-vitrin gibi şeyler yoktu. 70’lerden 80’in ortalarına kadar da öyle kaldı.

Dükkân’ın içi küçüktü, ama gelen giden o kadar çok olurdu ki, bazen ben oturacak yer bulamazdım. Çay söylerdim her gelene, gazoz açardım; aç olana da ya tavada pişirdiğim menemeni, bulgur pilavını ikram ederdim ya da kebap söylerdim. Bizim dükkân hem handı, hem lokantaydı o zamanlar. Adıyaman’dan, Diyarbakır’dan, Siverek’ten gelirler yoksul insanlar. Akraba, tanıdık derken köyden Adana’ya gelen herkes bizim dükkâna uğrar nefeslenirdi.

SA771/ÇY4-DB4: Gazeteci Mira Bar Hillel: “Neden İsrail Pasaportumu Yakmanın Eşiğindeyim?”

“O kocaman gözlü, masum yüzünün arkasında bir ölüm meleği gizli.” 

  Ayelet Shaked      

Ayelet Shaked(*) gibi, masum Filistinli kadın ve çocukların ölümüne göz yuman İsrailli politikacılara daha fazla dayanamıyorum.

O güzel, o genç; üniversite mezunu, bir bilgisayar mühendisi. Aynı zamanda İsrailli bir politikacı ve İsrail pasaportumu yakma eşiğine gelmemin sebebi. Çünkü o kocaman gözlü, masum yüzünün arkasında bir ölüm meleği gizli.

Ayelet Skaked, Knesset’de aşırı sağ, Jewish Home Partisini temsil ediyor. Bu, -mümkün olamayacağını düşünürsünüz diye söylüyorum- Benyamin Netanyahu’nun tarafında olduğu anlamına geliyor.

Pazar günü, kendi Facebook sayfasında şunu yazdı:

12 Temmuz 2014 Cumartesi

SA770/FT21: Ejder Kapanı: Cinsel Saldırılarla Paradoksal Döngülerin Çıkış Yolu Aradığı Sıra Dışı Bir Film

"Ejder Kapanı’nda Uğur Yücel, kendi filminin de bir tahrik kalıbı oluşturmasından korkmalıydı; herhalde işlediği konuda vazgeçilmez bulduğu çirkin ve iğrenç sahnelerin tahrik değil, tiksinti oluşturacağını umut etmiş."

Bu filmi analiz etmek kolay değil. Baştan sona şiddetin ve bu şiddetin gerekçelerinin analiz edildiği Ejder Kapanı’nda yönetmen Uğur Yücel Türk sinema geleneğinde örneği bulunmayan bir çalışmaya imza atmış. Yücel’in çift çıkışlı son yolla jenerik müziğinden itibaren sorgulanan filmi için söylenebilecek çok şey var.

Çekilen sahnelerin dozu yüksek şiddeti ve aynı şiddete entegre edilen vahşi cinselliği filmin bir aile filmi olamayacağına dair net kanaatler üretiyor. Bu film aileyle izlenemeyecek bir film. Fakat Yücel’in Abbas karakteriyle kişisel kaoslarına Camii’de bulduğu çözümün ve Kenan İmirzalıoğluna oynattığı Akrep Celal’in intiharına neden olan paradoksal döngünün önemi mukayeseli izlemeleri gerekli kılıyor.

SA769/DT26: Çocuk Orucu Bir Direniş Eğitimidir

“Bedeninin ve nefsinin baskılarına karşı gelmeyi öğreniyor çocuk oruç tutarak.”


Bir arkadaşımın, çocuklarımızın oruç tuttuğunu söylediğimde, bana “Çocuklarına baskı yapmıyorsun değil mi?” diye sorması beni şaşırtmamıştı. 'Baskı' yeni çağın en sihirli sözcüğü, acil uyarılar tıpatıp aynı; “Baskı yapmak kötü bir şey, aman baskı yapmayalım!” Doğru baskı yapmayalım, ama baskının ne olduğunu tartışmamız lazım ve çocuklarımıza bunu öğretmemiz ve bu sorunu çözerek yürümemiz lazım. Annenin vücudu karnındaki bebeğe baskı yapmazsa çocuk doğamaz ve eğer bu baskı orantılı olmazsa çocuk doğarken ölür. Baskıyı zorbalıktan ayırmadan sağlıklı düşünmemiz mümkün olmaz.

Arkadaşıma, bizdeki çocuk alıştırma oruçlarından bahsettim. Çocukluğumdan, çocukluğumun o küçücük masum kaoslarından. "Yeme ve içme isteği başlı başına birer baskı örnekleridir, bundan kimse bahsetmiyor mesela. Oruç tutmak bu baskıya başkaldırmaktır", dedim. Şaşırdı. Çocukları oruç tutmaya alıştırmak, bedenin ve nefsin baskılarına karşı direnmeyi öğretmektir, diye de ekledim. “Doğru!”, dedi. “Hiç böyle düşünmemiştim”

SA768/KY9-NK21: Radyoterapiye Başlıyorum

“Onlar bu işi otomatiğe bağlamış olabilirlerdi, ama ben daha yeni geliyordum ve bu şekilde davranılmasını kabul edemezdim.”


Yeni bir yıl geliyordu, Ankara’da kar yağıyordu. Atila ile nazende karların uçuştuğu bir akşam dışarı çıktık karda yürüyor ve fotoğraf çekiyorduk. Sokak lambalarının altında savrulan karların güzelliği müthiş bir heyecan veriyordu bana. Atila benim fotoğrafımı çekerken gülümsemeye çalışıyordum, Atila’nın ve Afak’ın beni böyle hatırlamalarını istiyordum çünkü.

31 Aralık günü radyasyon onkolojisi doktoru Yurdal Bey telefonla aradı. Eğer müsaitsem onlar hazırdı ve hastaneye gidip radyoterapiye başlayabilirdim. Sanki kanser olduğum haberini aldığım andaki gibi telaşa kapıldım birdenbire. Hayır, ne müsait ne de hazırdım. Bunun mümkün olmadığını ve hastaneyle evimizin arasındaki mesafenin çok uzak olduğunu söyledim. “Biz bekleriz” diyordu doktor, ama verdiği saat öğlenden sonra 4 civarıydı ve o saatten sonra böyle ani bir şekilde Hacettepe’ye gidip gelemezdim.

11 Temmuz 2014 Cuma

SA767/ KY12-TG31: Halifelikten Kim Korkar?

“Müslüman politikacılar gelecek uzun dönemde bir çeşit İslami ideal etkisinde kalmaya devam edecektir. Bu etkileşim, altı çizilen radikal tavırların aksine Türkiye ve Tunus tarafından ve hatta yavaş bir öğrenme eğrisi çizen Mısır’ın Müslüman Kardeşleri tarafından ortaya koyulan ılımlı ve kısmen başarılı İslami politikalar şeklinde gerçekleşecektir.” 

Graham E. Fuller

Irak ve Suriye İslam Devleti’nin (IŞİD) son haftalarda Kuzeybatı Irak ve Güneydoğu Suriye ekseninde bir devlet kurma yönündeki şaşırtıcı başarısı, cihat savaşçıları ve Orta Doğu’da kendi bölge kontrolünü sağlama anlamında radikal ideolojileri için stratejik bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Politik anlamda geçici bir fenomen olmanın ötesinde olan IŞİD’in “halifelik” deklarasyonu yeni bir ideolojik cephe oluşturmuştur.

Batı’ya karşı bir “halife” tehdidi, George W.Bush’un gelecek on yılda kendi “cihadı” için başlatacağı savaşları meşrulaştıran, hastalıklı Küresel Teröre karşı Savaş retoriğinin merkezinde yer alıyordu. Fakat bu tür bir tehdit bizim için ne kadar korkutucu olmalıdır?

SA766/AŞ49: Üçüncü Sınıf Bir Çıpa: “Ekmek İçin Ekmeleddin”

“Ben Mehmet Akif Ersoy’un dergâhında büyümüş bir gurbetçi çocuğuyum.”
Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP ve MHP'nin Çatı Cumhurbaşkanı Adayı


Tam derinliksiz, boyutsuz iç/dış politik dilin verdiği kanıksanmış tattan kurtulacağız derken 12. Cumhurbaşkanı seçim kampanyaları umutlarımızı tersyüz ediverdi. CHP ve MHP’nin ortak- çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ‘Ekmek için Ekmeleddin’ sloganı ile karşımıza dikildi. Ki; bir süredir Ekmeleddin Bey'in CHP ve MHP’nin laik tabanını rahatsız eden geçmişini değiştiremeyince adındaki ‘eddin’ ekinden kurtulmaya çalıştığına hepimiz şahittik. Logosu da buğday tarlası şeklinde bir Türkiye haritası. Seçim kampanyaları içinde en amatörce olanı, en 2002 öncesine benzeyeni buydu; belki de en tek parti dönemi sığlığına benzeyeni.

Fondaki ses şöyle diyordu:

“Türkiye'nin Uluslararası itibari en yüksek isimlerinden. “Allah vatanımın tüm evlatlarını, kendi evlatlarımdan ayırmasın” diyen bir Milliyetçi, “Atatürk ve devrimlerini sahiplenmek tarihimizi sahiplenmek anlamına gelir” diyen bir Atatürkçü. Filistin Davasının en büyük savunucusu. Filistin'in devlet nişanı verdiği tek Türk. Mehmet Akif'in dergahından geçmiş, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet'i Arapça'ya çevirmiş bir gönül adamı.”

10 Temmuz 2014 Perşembe

SA765/SD149: Dünya İçin Türkiye

"Biz bu ülkede, Türkiye’de yaşayanlar, artık Dünya’yı değiştirebileceğimizi biliyoruz; “Dünya için Türkiye” diyoruz."


Sismik dalgalarla derinden sarsılan güzel ülkemiz, onu dışarıdan deney farelerinin bulunduğu bir kutu olarak görenlerin düşüncelerinden yola çıkılarak veya içerden, sudaki balıkların gözlerinden bakılarak değerlendirilemez; ancak ve ancak bu ülkenin ve Dünya insanlarının menfaatlerini ve huzurunu hedefleyen aklı-ı selim insanlarca değerlendirilebilir.

Bizler, Dünya’nın geldiği zamanın kesif bu aralığında bir dönüşüm sürecinin evrelerini Türkiye’de basamak basamak yaşayan insanlarız. Bulunduğumuz basamaklar da her birimizi yetkin ve haklı çıkaracak perspektifler edinebildiğimiz basamaklardır. Görünürde bir kaosa hizmet eder gibi duran basamaklarımızda ürettiğimiz düşüncelerin her biri içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecinin kalitesine olumlu katkılar sağlayacak, dönüşümü zengin içeriklerle besleyecektir.

Seçkin Deniz Twitter Akışı