Sosyoloji Temrinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyoloji Temrinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2018 Pazar

SA6649/KY43-BRŞ33: Kentleşme ve Kentlileşme: Kalabalıklar İçerisinden Bir Yalnızlığın Dile Gelişi - Bir Şiir İncelemesi-

 "Modernizm, materyalist ve pozitivist bilim anlayışını körükleyerek tekdüzeleştirici bir hayat tarzı getirmiş, hep daha iyiye giden ilerleme, süreklilik arz eden gelişme, akıl temelli dünya, özgürlük ve otorite arasındaki çelişki modern insana en temel ihtiyacının bütüncül bir hakikat arayışı olduğunu göstermiştir. İnsanlar bu arayışta dinden hiç kopmamışlar, başka bir din anlayışını ya da ihtiyacını da karşılayan başka sisteme geçmemişlerdi."


İlk Giriş

Şiir, tüm diğer yazım çeşitlerinden farklı bir yere sahiptir. Şair, şiirin içerisinden seslenirken, çoğu zaman “herkese” hitap etmez. Seçicidir şair. Kendisiyle benzer olan, benzer duyguları yaşayan ve hisseden kimselerdir muhatabı. Bu yüzden şiir, kavramlarla değil, imgelerle dile gelir çoğu zaman. Tekrar edilen bazı söz dizimlerinin, kendi başına bazen anlamı dahi olmazken, dile gelişin bir ahengi vardır; vurgular ve ritmlerle dinleyiciyi cezbeder, kendisine çeker. 

5 Ağustos 2018 Pazar

SA6611/KY43-BRŞ32: Sombart’ın Kapitalizm Çözümlemesinin Roman Üzerinden Olumlanması - Bir Deneme-

"Metodolojisinin özgünlüğü ve içerisinde yaşadığı toplum/lar/ın ekonomik devinim ve dönüşümlerini ele alış biçimi Sombart’ı, çağdaşlarından apayrı bir yere konumlandırmaktadır. Kendi ifadesiyle eserleri, Marx’ın çalışmalarının bir tamamlayıcısı ve devamıdır. Marx’tan tam anlamıyla kopmadığı görülen Sombart’ın çözümlemesi, insanı eylemin öznesi olarak öne çıkarması ve tarihsel maddeciliğe kati karşı çıkışı onu farklı kılmıştır."



Giriş

Werner Sombart, Almanya’nın Ermsleben şehrinde dünyaya geldi (1863). Babası hem Ulusal Liberal Parti’den Parlamento üyesi hem de Sosyal Politika Birliği’nin aktif üyelerindendi. Dolayısıyla entelektüel bir çevrede büyüyen Sombart, Pisa, Berlin ve Roma üniversitelerinde hukuk, ekonomi, tarih ve felsefe eğitimi aldı. Önceleri idari ve bürokratik görevlerde bulunduğu halde akademik görevine Breslau Üniversitesi’nde başladı. Elli dört yaşına geldiğinde, Ekonomi Profesörü olarak Berlin Üniversitesi’ne geçti.

14 Haziran 2018 Perşembe

SA6315/KY43-BRŞ29: Adorno ve Anti-Semitizm

"Adorno’nun vardığı sonuçlar arasında, anti-semitizmin doğası gereği öznel ve irrasyonel olduğu, genel olarak batıl inançlarla çarpıtılmış deneyimler üzerine kurulu olduğu ve ahlaksal, süper egoist bakış açılarıyla rasyonelleştirildiği, zihinsel eğilimlerin ve psikolojik kategorilerin “mitolojik” karmaşaya meyilli olduğu ve genelde de anti-demokratik hissiyat ile ilişkili olduğunu düşünceleri yer almaktadır."


Adorno!

Söylediklerinden ziyade söyleyemedikleri ile normalliğin dışında seyreden kıymetli Marksist Yahudi Bilim Adamı & Frankfurt Okulu düşünürü..

Normallik elbet ölümdür onun için. Zira bir Yahudi olarak o antisemitizme karşı hep mesafeli durmuştur.

25 Mart 2018 Pazar

SA5849/KY43-BRŞ26: Klasik Sosyoloji Kuramlarında Din Olgusu

 "Din ile ilgili değerlendirmelerinin kaynağında din olarak Hıristiyanlığın ve/ya Yahudiliğin olduğu unutulmamalıdır. Buna rağmen, bu sosyologların sosyolojiye katkıları yadsınamaz."


Avrupa’daki Aydınlanma ve Endüstri Devrimi ile eşzamanlı olarak bilimler felsefeden kopmaya ve çeşitlenmeye başladığında, sosyoloji, topluma dair olan bütün çeşitliliği, değişkenliği ve tüm ayrıntıları kendi içinde inceleme konusu edinmiştir. Sosyolojinin bir bilim olarak kabul edilmesinden önce Yunan Antik Döneminde yaşamış olan Platon, Aristoteles gibi düşünürlerin görüşleri, Orta Çağ’dan sonra Avrupa’nın Doğu kültürleriyle buluşması ve etkileşime geçmesiyle birlikte yeniden değerlendirilmiş ve başvuru kaynağı olarak kabul edilmiştir. 

Aydınlanma, “Avrupa düşüncesinin aklın, deneyimin, dinsel ve geleneksel otoritelere kuşkuyla bakmanın ve seküler, liberal ve demokratik toplumların ideallerinin tedrici biçimde şekillenmesinin vurgulanmasıyla somutlaşan dönemi” (Marshall, 1999: 48) olarak ifade edilir. Aydınlanma, bilim, sanat, felsefe ve din aracılığıyla çeşitlenen bir yelpazesi vardır.

18 Mart 2018 Pazar

SA5811/KY43-BRŞ25: Bir Kimlik Peşinde Türkiye

-Kitap Özeti-


Feroz AHMAD


Feroz Ahmad 1938’de Delhi’de dünyaya geldi. Delhi Üniversitesi St. Stephan Koleji’inde Hindistan Tarihi eğitimi aldıktan sonra University ok London’da SOAS’ta Ortadoğu tarihi çalıştı. 1966’da yazdığı The Communitee of Union and Progress in Turkey Politics teziyle University of London’da doktora derecesi elde etti. 1966-1967’de Columbia Üniversitesi’nde School of International Affairs’te dersler verdi ve 1967’de Massachusetts Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde ders vermeye başladı. Daha sonra Tufts Üniversitesi Fares Doğu Akdeniz Çalışmalar Merkezi’nde konuk öğretim üyesi ve Fletcher Okulu’nda Diplomatik Tarih konuk profesörü olarak görev yaptı. 


Emekli olduktan sonra Türkiye’ye yerleşen ve 2005’ten itibaren Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölüm Başkanlığı görevini yürütmektedir. Ahmad’ın Osmanlı’nın son dönemi ve modern Türkiye üzerine Türkçe’ye çevrilen bazı eserleri şunlardır:

11 Mart 2018 Pazar

SA5776/KY43-BRŞ24: Frankfurt Okulu ve Sanat

"Sosyal bilimlerin hemen hemen her alanıyla ilgili geniş bir ilgiye sahip olan Frankfurt Okulu, 1923 yılında Almanya’nın Frankfurt Üniversitesi bünyesinde, “Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü” olarak kuruldu. Hitler’in iktidara gelmesiyle çalışmaları sekteye uğrayan okul, mensuplarının farklı ülkelere göçüyle, çalışmalarını sürdürdü. Ancak okulun adı aynı kaldı." 


Giriş

Sanat, Osmanlı’nın gerilemesinin başlamasından bu güne, toplumda hak ettiği yere asla bir daha gelmedi. Bu anlamda, sanat alanındaki ihmal, yüzyıllara tekabül etmektedir. Bu acınası tablo, bugünlerde daha çok dile getirilmekte, akademik çevrelerce gündeme getirilmekte, sanatın neliğinden, ihmaline varan geniş bir yelpazede tartışılmaktadır. 

Türk literatürü, Batı kaynaklı olduğundan, kendi toplumsal gerçekçiliğimiz açısından kavramların yerelde neye karşılık geldiği ise, tartışmaların çoğunu kilittlemektedir. Yine de, artık küresel bir köy haline gelen dünya, bilgi birikimini paylaşmakta ve toplumlar arası, kültürler arası alışverişler gittikçe artmakta ve yaygınlaşmaktadır. Sanat ve toplum dendiğinde de, ülkemizde sanatı nereye ve nasıl oturtacağımıza karar vermeden önce, bir anlamda, kapitalizm üzerinden modernizm eleştirisi yapan Frankfurt Okulu’nun Sanat’a dair eleştirel yaklaşımları ve değerlendirmeleri, sanatla ilgili analizler yaparken vazgeçilmez başvuru kaynağıdır.

4 Mart 2018 Pazar

SA5741/KY43-BRŞ23: Bozkırdaki Çekirdek

-Bir Roman İncelemesi-


Giriş

Son yıllarda sosyologların edebiyata olan ilgileri, edebiyat ve toplum arasındaki ilişkiye sosyolojik bir perspektif katmak suretiyle, toplumsal çözümlemeler konusunda edebiyattan faydalanılabileceği görüşünü gündeme getiriyor. Batı dünyasında, Edebiyat Sosyolojisi, XX. Yüzyılın başlarından ibaren bir disiplin olarak literatüre dâhil olduğu halde; ülkemizde ancak geçmiş elli yıl içerisinde kendisine bir alan açabilmiş. Edebiyatın sosyolojik bir imkânı üzerine de birçok çalışma, gittikçe artmakta ve kendisinden sonrakiler için katkı sağlayacak başarılı çalışmaların sayısı gittikçe artmakta, edebiyata ilgi duyanların bunu sosyolojisiyle de ilgilenmeye başladıkları açıkça görülmektedir.

Makale, Kemal Tahir'in Bozkırdaki Çekirdek romanından hareketle, döneme sosyolojik bir perspektiften ışık tutmak amacıyla kaleme alınmıştır. 

22 Nisan 2016 Cuma

SA2787/KY43-BRŞ16: Gözden ve Kulaktan İçeri Dilden Dışarı: Harman Akış

"Baskısından şikayetlendiğimiz mahalleleri terk ettik, ancak yeniden mahalleleşemedik. Yeni bağlar kuramadık. Her birimiz kendi içimizdeki bir diğerinin savrulmasına aldırmadı."


Bir bizlik yitiğine düştük. Bizliğimizi küçük sosyal çevrelere çektik önce. Sonra ötekilerimizi ayırdık. Uzak tuttuk kendimizden. Kendi içimizde ötekinin ötekiliğini yerdik ve kötüledik. Ötekiler gibi değildik biz. Farklıydık. Ve doğru da haklı da bizdik. Ve kendi farkımızı kazındık içimize. Farkımızı, değer kaynağından kopararak. 

Her yeni doğrumuzun, sağlamasını yapmadan, kendimizdenliğinden dolayı tabulaştırdık. Sonra doğrularımız, senin benim doğrularım olmaya başladı. Daha kendimize çekildik. Moda tabirle, bireyselleştik. İnançlarımız gereği ibadetlerimizi de bireyselleştirdik. 

4 Şubat 2016 Perşembe

SA2444/KY43-BRŞ14: Edebiyat Sosyolojisi'nin İmkânı Üzerine Bir Deneme

"Batı dünyasında, Edebiyat Sosyolojisi, XX. Yüzyılın başlarından ibaren bir disiplin olarak literatüre dâhil olduğu halde; ülkemizde ancak geçmiş elli yıl içerisinde kendisine bir alan açabilmiş."


Son yıllarda sosyologların edebiyata olan ilgileri, edebiyat ve toplum arasındaki ilişkiye sosyolojik bir perspektif katmak suretiyle, toplumsal çözümlemeler konusunda edebiyattan faydalanılabileceği görüşünü gündeme getiriyor. Batı dünyasında, Edebiyat Sosyolojisi, XX. Yüzyılın başlarından ibaren bir disiplin olarak literatüre dâhil olduğu halde; ülkemizde ancak geçmiş elli yıl içerisinde kendisine bir alan açabilmiş.

“Edebiyatın sosyolojik bir imkânı var mıdır?” diye bir soruya cevap aramak için sosyolog olmak gerekmiyordur herhalde. Nitekim gün geçmiyor ki, sosyal bilimlerin diğer alanlarında da böylesi çalışmaların yapıldığına tanıklık etmeyelim.

28 Ocak 2016 Perşembe

SA2411/KY43-BRŞ12: Kur'an'ın İnsan Tasavvuruna Karşın Din-Kadın Karşıtı Söylemlere Eleştirel Bakış

"Makalemizde geniş yer verdiğimiz gibi, İslam’ın bir yaşam tarzı olarak kabul görüldüğü toplumlarda, kadın ve erkek arasında yaşanan sorunları, bir takım ithal Batılı direktiflerle, ideolojilerle, hayat modelleriyle veya sosyal ya da hukuki düzenlemelerle çözmek mümkün değildir."

Özet

Kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkilere dair tartışmalar çok uzak bir geçmişe dayanır. Ve ne yazıktır ki, tüm bu tartışmalarda kadın ve erkek iki zıt kutuba yerleştirilmiş, sanki birbirine yabancı iki varlıkmış gibi ve sanki bu ikisinin bir araya gelmesi için kendi bütünlüklerini sarsan büyük fedakarlıklarda bulunmaları gerekiyormuş gibi. Cinsiyet (sex) ve toplumsal cinsiyet (gender) gerçekliklerinin birbiriyle çatışıyor olduğu genellikle ihmal edilmiştir yapılan bu tartışmalarda. 

Her ne kadar kadın erkekten farklı olarak kendine özgü bazı niteliklere sahip olsa da –ki erkek de kadından farklı niteliklere sahiptir-, kadın yüzyıllar boyunca insan olarak değerlendirilmeyip, doğanın erkek için yaratılmış bir parçası olarak görülmüştür. Ayrıca kadın-din karşıtı söylemler kadın sorunu bağlamında hakim olan başka bir sorunsal olarak çıkar karşımıza. Dolayısıyla kadın sorunsalı asıl itibariyle bir toplumsal sorundur. Bu makale, dinin, toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki etkisini değerlendirmek  bakımından anlama ve açıklamaya dayalı bir araştırmanın ürünüdür.

21 Ocak 2016 Perşembe

SA2379/KY43-BRŞ10: Türkiye'nin Modernleşme Serüveni'ne 80'li Yılların Etkisi

"Öyle ki, Türk modernleşme sürecinin en önemli uğrak yerlerinden biri de kuşkusuz 12 Eylül Darbesi ve 82 Anayasası’dır."


Özet
Günümüz Türkiye’sinde yaşanan değişim ve dönüşümleri anlamlandırmak ve açıklamak üzere yapılan analizlerde –bütün toplumsal analizler için de geçerli olduğu gibi- tarihsel bir seyir elzem görülmektedir. Tarihsel araştırmalar da bugünden geçmişe bir yolculuktur esasında. Dolayısıyla, Türkiye’nin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik süreçlerini takip etmek üzere çıkılan literatürel gezintide, karşımıza “1980 öncesi” ve “1980 sonrası” diye bir dönemleştirme çıkar. 

Bu makale, böylesi bir dönemleştirmeye neden ihtiyaç duyulduğunu ve bu dönemleştirmede temel dinamiklerin ne olduğunu ele almaktadır. Yine bu dinamiklerin toplumsal değişim ve dönüşümdeki etki ve bu etkilerin toplumsal yansımalarına değinilmek suretiyle, indirgemecilikten sakınmak kaydıyla, genel bir perspektif sunmaktadır.

14 Ocak 2016 Perşembe

SA2344/KY43-BRŞ9: Postmodernizm ve Dindarlığa Açılım Projesi

"Ne Tanrı öldürülmüş idi, ne de bugün Tanrı intikam alıyor. İnsan, aklına güvenerek çıktığı yolda, bugün artık kendisini Tanrı tarafından terk edilmiş olduğunun acısını, hedonist tavırlarla görmezden gelmekte ve bir şekilde nihilist bir yaşama doğru sürüklenmektedir."


Özet

Nesnellik, bütünleme, evrensellik, mutlakçılık, tekbiçimcilik, açıklık, aklın kutsanması ve özellikle hakikat tasavvuru aydınlanma felsefesiyle beslenen modernitenin temel ilkelerini oluşturur. Bir anlamda geleneksel olarak ifade edilen metafizik ve büyüsel anlatıları terk edip, onun yerine kendi meta anlatılarını ikame eden modernitenin (olumlu/ olumsuz) eleştirilerini ise postmodernizmde buluruz. 

Postmodernitenin ne olduğuna dair yapılan tartışmalara girilmeksizin, bu dönem içerisinde “dinin yükselişi” olarak ifade edilen dinin tekrar sahneye çıkışını, postmodernin 4 temel özelliği çerçevesinde değerlendirip anlamaya ve anlamlandırmaya çalışılmaktadır. Çalışma, yer yer özgün yaklaşımların da ifade edildiği eleştirel bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle postmodernizmin en yaygın söylemi olarak kabul edilen “any thing goes”[1] ilkesi, özgünlüğü destekleyici bir gerekçe olarak sunulmaktadır.

7 Ocak 2016 Perşembe

SA2310/KY43-BRŞ7: Ulus Devlet İçerisinde Vatandaşlığın Dönüşümünü Gerekli Kılan Küreselleşme Faktörü

"Evrensel insan hakları çerçevesinde –bugünlük- sağlanmış olan mutabakat sayesinde vatandaşlığın hak ve ödevlerinin, devlet politikalarında uygulamaya konması ve yeni alternatifler üzerinde araştırmaların ve tartışmaların sürdürülmesi, büyük toplumsal anomileri önleyecektir."


Özet


Temelleri topluluk, egemenlik ve ülke gibi kavramlar üzerine inşa edilen “devlet” (anlayışı), modernite ile birlikte “ulus devlet” adı altında modernleşme, milliyetçilik ve ulus ile birlikte anılır olmuştur. Ulus devletlerin uluslaştırma politikaları, küreselleşmeyle birlikte bir darbe almıştır kuşkusuz. Bu çalışma, belirlenmiş bir üst kimliğe dayalı ve genellikle tahakküm yoluyla izlenen bu uluslaştırma politikalarının son birkaç on yıldır tartışılması ve akademik çalışmaların en çok işlenen politikalarından biri oluşu sebebiyle küreselleşmenin etkisiyle ulus devlet ve onun vatandaşlığa dair tahayyüllerinin kaçınılmaz dönüşümünü masaya yatırmayı amaçlamaktadır. 

Küreselleşmenin en çok tartışılan ekonomik boyutundan ziyade siyasi ve kültürel boyutu çerçevesinde ele alınacak olan vatandaşlık olgusunun ulus devlet içerisindeki bu dönüşümü, düşünümsel bir perspektiften analiz edilmeye çalışılmaktadır. Bilimsel bir çalışmada, düşünümsel bir perspektifin tartışılır bulunması kaçınılmazdır; gerekçemiz “any thing goes”[1] ilkesidir.

31 Aralık 2015 Perşembe

SA2274/KY43-BRŞ5: Dünden Bugüne Etik: Bodiou'nun Etik Reçetesi Üzerine Bir Giriş

“Dünyada hiçbir şey başkalarının hakkından daha önemli değildir.”
Immanuel Kant


Giriş Yerine  

Günümüz dünyasında yeniden başını kaldırmış ve tartışmaların odak noktasına yerleşmiş olan kavramlardan biri “etik” kavramıdır. Etiğin tartışmaların odak noktasına yerleşmesinin asıl sebeplerinden birisi -hiç kuşkusuz- “evrensel ahlak” olarak nitelenmesidir, bir diğeri ise kendisiyle çelişir bir şekilde pratik hayata yansımalarıdır. 

Şöyle ki; görünürde, mantık ve ontoloji ile birlikte felsefi tartışmalara hapsedilmiş olduğu halde, “insan hakları” diye bir iddia ve/veya söylemin yanında hatta çoğu zaman önünde başat giden bir araçsallaştırmaya tâbi tutulduğu bilinen bir gerçektir. Onu tartışmaların ilgi odağı haline getiren ilkesi ise iyiye değil, bugünkü işlevine bakıldığında; kötüye işaret etmesiyle yakından ilgilidir.

24 Aralık 2015 Perşembe

SA2240/KY43-BRŞ3: Frankfurt Okulu Düşünürlerinin Yahudi Düşmanlığına Dair Tutumları

"Birçoğu Yahudi olmakla birlikte Siyonizm’e uzak duran ve hatta bu sorunun önemini reddeden Frankfurt Okulu mensuplarının,  soruna ilişkin yaklaşımlarının ardında yatan düşünüş biçimlerinin anlaşılması oldukça önemlidir."



Giriş
Tarihsel vatanlarından sürgün edilmiş olan Yahudilerin sıkıntılarına ve kıyımlarına son verecek olan ve onları İsrail topraklarına geri götürecek olan bir Mesih beklenmektedir tüm Yahudi dini ve felsefi metinlerinde. Böylesi bir tema, beraberinde bir özleme de çağırışım yapmaktadır. 

XIX. Yüzyılda, Hahamların “sapkınlık” olarak nitelediği Siyonist örgütlenme ve hareketler Yahudileri kendi içlerinde ikiye ayırmıştı. Hahamlar açısından bu hareket “Aşkı vaktinden önce uyandırmak”tı, öte yandan Avrupa’daki kıyımlara ve ayrımcılığa dayanamayan ve daha çok politik-dinsel bir misyon üstlenen bazı gruplar, bu özlemi ideolojileştirip “zor kullanarak” vatanlarına geri dönmeyi hızlandırmaya çalışmıştır.

18 Aralık 2015 Cuma

SA2214/KY43-BRŞ2: Kültürel Milliyetçiliğin Fikir İşçisi: Erol Güngör

"Güngör’ün milliyetçiliği en temelde bir halkçılık problemidir. Halkın hem milli kültürü koruyan ve devam ettiren olması hem de milli egemenlik ilkesinin milliyetçiliğin temel önermeleri içinde yer alması milliyetçiliğin halkçı bir öğreti olduğunu göstermektedir."


Türk sosyoloji ve düşünce geleneğini toplum mühendisliğinden çıkartıp, Türk toplumun kökenlerinden devraldığı mirası kendi dönemini de kapsayan bir yelpazede ele alarak çözümleyen Erol Güngör, mevcut sosyoloji geleneğini Batılı paradigmalardan kurtarmayı kendisine amaç edinerek hayatını ilime ve irfana adamış sıra dışı bir münevverdir.

Başta din olmak üzere; kültür, dil, ahlak, hukuk gibi kavramları milliyetçilik çatısı altında inceleyen Güngör; milliyetçiliği halkçılık meselesi olarak görür. Dünyanın başka hiçbir yerinde o toplumu bir arada tutan değerlerin tartışma veya ideolojik kamplaşma konusu olmadığına dikkat çekerken, Türkiye’de bir zaman sonra ‘asli değerlerin’ ‘ideal değerler’ haline gelmemesi için eski diye bir köşeye atılan milli kültürün ‘milliyetçilik’ anlayışıyla yeniden canlandırılarak, ona sahip çıkılması gerektiğine salık verir. Zira bu mümtaz şahsiyet, mahut mirasın taşıyıcısı olarak Türk halkını telakki eder. 

Seçkin Deniz Twitter Akışı