30 Temmuz 2012 Pazartesi

SA19/ME2: Tedirgin Elbise

"Kat kat elbiselerini çıkardığımda, Doğu'dan ve Batı'dan beslenmiş zayıf, cılız, eti kemiklerine yapışmış bir yaratık kalıyordu geride. Merhametsiz, duygusuz, ben duvarlarında erimiş, namazı erteleyen bir insanlık. Boz bir müslümanlık."


Taburede oturuyordu... Karşısındaki tabureye oturdum. Tepesinden eksilmiş, sıçramış, pileli saçları dağınıktı. İri çerçeveli gözlük camlarının arkasından patlak patlak bakan gözlerinde yüksek tonozlu tedirginlikler vardı. Sanki; beyninin içinden çekilip itiliyorlardı gözleri... sanki; zihni gözlerindeydi... gözleri de dilinde...

Dili hiç durmaksızın harfleri üfürüp duruyordu, yüzüme. Yüzüm, onun diline inmiş gözlerinde, öfkeler biriktirdiği bütün okyanuslardı. Bana bakmıyordu, sık sık zihnine çekilip giden gözlerinden... Zihnindeki bütün belirsizlikleri getirip yüzüme odaklamıştı. Zihnindeki Onu dinliyordum, çevremdeki başka kulaklarla... başka anlam kaygılı gözlerle. Harfleri dağılıyordu, kesik kesik biriken cümlelerinde.


SA18/ÂA2: Erdoğan Hinoğlu Hin bir Şahin mi, Barış İsteyen Bir Siyaset Duayeni mi?

Neo-con torpidolarının uç kısmında 'Erdoğan'a Ölüm' yazıyor. WSJ gibi  neo-con açık tetikçi bir gazete için Uludere ve düşen RF-4E birer ölüm torpidosu idi. Bu tetikçi uzun süre Angela Merkel'in neo-con politikalarına karşı duruşunu da aynı şirret yöntemlerle yıpratmaya çalışmıştı.  Gazetenin Pentagon'dan sızdırılan RF-4E ile ilgili manipülatif bilgileri kullanma biçimi de Erdoğan'ın yükselen küresel karizmasını dağıtmayı tasarladığını gösteriyordu.

WSJ ile İsrail'in, kan ve para bağı ile bağlı olduğu futurist bir hayâl var: Ortadoğuda Türkiye'nin de içine çekildiği bir kaos ve savaş ortamı hazırlamak.

İsrailin ağzı salyalı Dışişleri Bakanı, Kişinev doğumlu,  Sovyet Yahudileri Siyonist Forumu kurucusu Avidgor Lieberman'ın Türk Gazetecileri çağırarak Türkiye ile  ilişkilerini düzeltmek için açıkça Erdoğan'a yalvardığı basın toplantısından hemen sonra, İsrail'in CIA ve MOSSAD  işbirliği ile Suriye'deki kimyasal silahların El-Kaide gibi sanal bir örgütün eline geçmesini engelleyeceklerini ilan etmesi ile o güne dek sessiz ve kayıtsızmış gibi duran neo-con organizma bir anda canlandı. Oysa Suriye'deki olayların çıkışında ana organizatör İsrail ve neo-con damardı.  Pakistan'da ve Afganistan'da istenmeyen, Arap Baharları ile Fas'tan Hindistan'a kadar olan alanda dilediği siyasi yapıları kuramayacağını anlayan bu vahşi güruh, Erdoğan ve Davutoğlu'nun ürettiği sıfır sorun stratejisinin kendi sonlarını hazırladığının farkındaydı. Sıfır Sorun Stratejisi çökertilmeliydi.

29 Temmuz 2012 Pazar

SA17/MA1: Zarîra Yolu/ YazıDers 1

 Merhaba,

Sizin ve benim planlamadığımız bir zamanda burada, karşınızdayım. Bu zamanın koordinatları ile ilgili bir tasarrufum yoktu; tasarrufum noktalarımı zamanın sayı doğrusu üzerine sürmekten ibaret.

Adım Mustafa. Söylentilere göre, bu gezegenden değilim. Zarîra adlı bir gezegenden geldiğimle ilgili kronolojik bilgileri zamanın sayı doğrusu üzerine sürdüğüm diğer noktalardan anlayabileceksiniz. Allah’a inandığımızı ve onun tüm emirlerini saygıyla karşıladığımızı belirtmem gerekir, biz de insanın genetik özelliklerini taşımaktayız, ancak gezegenimizde çok fazla insan yok.

Neden karşınızdayım?

28 Temmuz 2012 Cumartesi

SA16/DT2: Serçe'nin Gözyaşları İçime Akarken

Serçe'nin gözyaşları var mı bilmiyorum. O kadar hızlı açıp kapanıyorlar ki göz kapakları... Hiç görecek kadar yakından bakamadım, ama hissettiğim ya da düşündüğüm şey, canı yandığında gözlerinin yaşardığı... canını yakmıştım çünkü bir tanesinin. İlk kurbanım tosbağa gibi, cansız bedeni gözlerimin önünde hâlâ... Unutamıyorum. Rıfat tüylerini yolmuş, içini yarmış, temizlemiş ve ateşte kızartıp yemişti.

Bizim iki pıtırıkla Adana Atatürk Parkı'nda onlara ekmek parçaları atarken, aklıma o zavallı serçe gelmişti. Elimdeki ekmekten küçük parçalar koparıyordum. Küçücük parçalar... çimenlerin arasında sekerek yürüyen yavru serçeler, elimin her hareketinde topluca havalanıyorlar ve düşen ekmek parçalarına doğru atılıyorlardı.

27 Temmuz 2012 Cuma

SA15/PZ2: 50'lerde Biz Öküzlerden Daha Kıymetsizdik!

"Câhile suç bulmak, onu câhil bırakanın günahını eksiltmez."

Çukurova, Zazaların ve Kürtlerin ilk çıkış kapısıdır. Siz bilmezsiniz; Çukurova dendiğinde eski zamanda bir tek Adana anlaşılırdı. Şimdi Mersin ve Tarsus'tan, Osmaniye'den bahsedenlere bakmayın. Tarsus'u, Dörtyol'u, İskenderun'u Adana'nın kazaları sananlar da yanılmasınlar; hepsine Çukurova denirdi ve hepsi de ancak Adana dendiğinde akla gelirdi.

Geniş topraklardı Çukurova'nın toprakları; sınır tarla işçilerinin bacaklarının gücü kadardı... Doğu'dan, Güneydoğu'dan trenle, yürüyerek çekmiş gelmiş Zaza için, Kürt için, Antepli, Maraşlı Türkmen için. Van'dan, Ağrıya, Diyarbakır'dan Malatya'ya, Bingöl'den Mardin'e, Adıyaman'dan Hakkari'ye, Urfa'dan Bitlis'e kadar ne kadar Zaza, Kürt varsa hepsi Çukurova'ya dökülürdü. Altı ay tarlalarda hayvanlar gibi çalışır, döner köyde altı ay boyunca kazandığımızı yerdik. Köyümüzdeki altı aya o kadar çok kavga sıkıştırırdık ki; Çukurova'daki altı ay boyunca kafamız köyde, dönünce soracağımız hesapları kurardık.. Çocuklar kavga ettiklerinde tehdit ederler ya: "Dışarıda görüşürüz" diye. Biz de "Köye dönünce görüşürüz!" der kavgalarımızı bile Köy'e ertelerdik; çalışır, çabalar üç beş kuruş kazanır, Ağaları zengin ederdik.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

SA14/MEY2: Çocuk Ruhu Dediğin, Gergefteki İpekli, Sırmalı, Nakışlı Kanaviçe

"Henüz vaktimiz var, henüz kaybeden batı kadar batmadık; çünkü bizim -her ne kadar kirli elbiselerle giydirilse de-  İslam gibi bir dinimiz, asla eskimeyen ve üzerine titredikçe bizi besleyen tertemiz Kur'an'ımız var."

Antik Yunan efsanelerinde İthake Kralı Odysseus'un karısı Penelopeia'nın değerli konuklarına kendi elleriyle işlediği kumaşları, elbiseleri hediye ettiği anlatılır. Daha öncesi tüm insanlık tarihine teşmil edilebilir mi, bilinmez, ama bu alışkanlık Anadolu'da, yirmibirinci yüzyılın başına, kadınlarımız el işlerini makinelere terk edene ve unutana kadar devam etti. Hele yazmalara işlenen oyalar, hediyeleşmenin en güzel örnekleri olarak kaldılar...

Televizyonlarımızı süslemek için kadınlarımızın üstlerine serdiği el emeği-göz nuru dantelleri alaya alan aydınımsı türlerimizden sonra, evlerimizden makinelerde işlenen örtüler de çekip gittiler.  Barbar, Vandal ve Viking kökenli Avrupa kültürünün cascavlak eşyaları gibi emeksiz,el örgüsüz eşyalarımız modernliğin göstergesi oldular. Geleneksel İslam'dan daha başka, binlerce yıllık geleneksel emek ürünü olan aile ve fertleri bu cascavlak kültüre kurban edildiler.

24 Temmuz 2012 Salı

SA13/KhB2: Yanacak Arakan'da Kan!/ Dô Bıweşô Arakan'dı Gôniy!(*)



(Yan Rohingyalı Müslüman, Cızırdayarak Yan!/ Biweşı Mıslımânê Roghinyay, zey rûveniy Biweşı!)
('Rakhineli Budist Yaksın Seni!'/ To Biweşnô Budistê Rakhinêy!)

(...)

Öyleydi/ Wûnîybı
                      alışıktı, alışkındı/ mısâyêbı, mısâbı
                                   bezgindi, etleri yandığında da/usanmışbıbı, waqkto kı gôştecı weşâ
yakıldığında da ruhu.../ waqktô kı rûheycı weşâ...

(...)                

20 Temmuz 2012 Cuma

SA12/AS2: Kur'an'ı Anlama/Anlamama Problemi'nin Endoktrine Ettiği Sorunlar ve Regüler-Analitik Çözüm Düzlemi


"Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz." Kur'an/Zuhruf 44

Gecenin bir vakti... ilk sahuru beklerken; dudaklarımda ve zihnimde Eûzubillahmineşşeytanirracîm ve Bismillahirrahmanirrahim var... Ve yüzlerce yıldır birikmiş öfkelerin zihnime yüklediği  bir borçla dalgalanıyor içim. Durulanıyorum. Kur'an'la, Allah'ın son mektubuyla hemhâl zihnim ve onu anlıyorum. Çünkü; onu anladığım gibi yaşamakla mükellef olduğumu biliyorum. 

Ben develerinin ya da çöl keçilerinin peşlerinde koşan baldırı çıplak bir bedevî değilim. Ancak ve yalnız en az onun kadar akıllı olan ve kâinat hakkında, insan ve cemiyet hakkında ondan çok daha fazla şey bilen 21. yüzyıl insanıyım. Çöl Bedevîsinin işittiğinde anlayıp iman ettiği ya da düşman kesildiği bir kitabı, Allah'ın Kitabı olan Kur'an'ı okuyor ve anlıyorum. Ve fakat yine biliyorum ki; sizler, bana "Sen kimsin de, Kur'an'ı anladığını iddia ediyorsun?" diye tedhiş ve öfkeyle bağırdığınızda, siz Kur'an'da iki kısımla tanıtılan Bedevilerden inkâr ve nifâk bakımından daha ileri ve Allah'ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya -onları anlayamayacak olduğumu iddia ederken- daha yatkınsınız...

1 Temmuz 2012 Pazar

SA10/MB1: Fikrin Kırım Tarihi ve Çözümleyici Eşsiz/Tek Teklif

Tarih'in henüz keşfedilmemiş izlerini toprağın, okyanusların, lavların ve buzulların altında bıraksa da insan, atalarına ait arkeolojik, antropolojik ve filolojik izlerin ördüğü geçmiş bilgisini yorumlamak için yeterli veriye sahip görünüyor.

20. yüzyılın bitiminde, 21. yüzyılın, hümanizma merkezli yeni milenyumun postulatlarını oluşturacağına dair, romantiklerin yüksek bir beklentisi vardı.  İnsan zihnine ait döngü, insan değişmediği için ardışık tekrarlarla 18 ve 19. yüzyıl romantikleri, 20. yüzyılın son yarısında,  19. yüzyılın son, 20. yüzyılın ilk dönemlerinde yaşayan baskın düşünme biçemi modernizme karşıt olarak konumlanan postmodern düşüncenin içine sızmışlardı ve önemli miktarda romantik, postmodern kurgularla modernizme diş biliyordu ve insan merkezli bir yeni bin yıl hayâl ediyordu. Oysa modernizm farklı formlarda tarihte gücünü sürekli korumuştu ve postmodern başkaldırı genetiği,modernite olmadan olamayacak olan bir ruh ikiziydi.

SA11/SD1: Sözün Ahlâk'la ilişkisi, Gelenekselleşen Baskı Biçemlerine Başkaldırı ve Sonsuz Ark Manifestosu

"Dadaistler geçmişe başkaldırdılar; ancak faşizme yol açmak için... Geçmişe başkaldırıyorum; Allah'ın yolundaki taşları temizlemek için. Çünkü geçmiş böyle bir ân'a şahitlik etmedi... Hayat; sanat, edebiyat, felsefe, siyaset ve din böyle bir meydan okumanın konusu olmadı hiç. Gelecek bugünleri anlattığında... sizler oradaydık diyeceksiniz... sizler şahittik diyeceksiniz!" 

Seçkin Deniz, 1 Temmuz 2012


Söylenmiş olan ve söylenecek olan sözün, sözün sahibinin algılanışına dair bir çerçeve çizdiği ve bu çerçevenin sıfatlarına göre  kişinin toplumda yer edindiği ve/veya lirik kategorilere ayrıldığı, bu lirik kategorilerle toplumu etkilediği apaçık bir gerçek.  Edebiyatı, müziği, sineması, heykeli ve resmiyle sanat, kurum ve kişileriyle siyaset, cemaat-tarikat ilişkileri ile hiyerarşik bir mini otokrasiye dönmüş ya da resmî söyleme bulanmış din ve bu üç kavramsal retorikle uç veren ve çift yönlü ilişkiler içinde etkileşen iletişim yapıları/yayın  kuruluşları ile bu dört hârici faktöre karşı, hükümeti, yürütmesi, yasaması, güvenliği ve adaleti ile Devlet arasındaki  ilişkiler söz konusu olduğunda her bir retoriğe ait lirik kategorilerden tedarik edilecek olan kahramanlara ihtiyaç duyulacağı da bu gerçeğin bir parçası. O halde bu gerçeğin kaç parlak gösterge plağa sahip olduğu da önemli. Ve bu gösterge plakların yapımcılarının zihinlerindeki derin/yüzeysel organik sentezlerin de bu değerlendirmede konu edinmesi gerek.

SA9/BD1: Tatula/ Roman 1

...topraktan çıkan bir alev topu...


Gecenin karanlığı yalpa yaparken ışıklandı dolunay. Salına eğrile esen dağ yeli saçlarını savurdu insan silüetinin. Dimdik duruyordu. Okyanustan tırmanarak ayak dibine ulaşan sert, tırnaklı kayaların gerisinde durmuş, sessizliğin dudaklarından çıkan gösteriyi izliyordu. Dalgalar uykuda, martılar kayıptı.

Tedirgindi. Kolları gövdesine ilişip duruyordu. Burnuna dokunan büyülü kokularla ayrışmıştı ruhundan. Birazdan gövdesi olduğu yerde dönecek ve sırtına dokunan bitkilerin bembeyaz, sarışın, turuncu ve mor çiçeklerini görecekti. Yemyeşil yapraklarının arasından sıyrılan beş zarif  kanatlı yıldızlar şuh bir edayla kıvrılıp gireceklerdi gözlerine.

Seçkin Deniz Twitter Akışı