28 Temmuz 2012 Cumartesi

SA16/DT2: Serçe'nin Gözyaşları İçime Akarken

Serçe'nin gözyaşları var mı bilmiyorum. O kadar hızlı açıp kapanıyorlar ki göz kapakları... Hiç görecek kadar yakından bakamadım, ama hissettiğim ya da düşündüğüm şey, canı yandığında gözlerinin yaşardığı... canını yakmıştım çünkü bir tanesinin. İlk kurbanım tosbağa gibi, cansız bedeni gözlerimin önünde hâlâ... Unutamıyorum. Rıfat tüylerini yolmuş, içini yarmış, temizlemiş ve ateşte kızartıp yemişti.

Bizim iki pıtırıkla Adana Atatürk Parkı'nda onlara ekmek parçaları atarken, aklıma o zavallı serçe gelmişti. Elimdeki ekmekten küçük parçalar koparıyordum. Küçücük parçalar... çimenlerin arasında sekerek yürüyen yavru serçeler, elimin her hareketinde topluca havalanıyorlar ve düşen ekmek parçalarına doğru atılıyorlardı.


Serçelerin adım atarak yürümediklerini çoğu kimse bilmez, yürümek için iki ayakları ile sıçradıklarını herkes baksa da fark etmez.Hareketli oyuncaklar gibi, birbirlerinin gagalarından ekmek kapmaya çalıştıklarını görünce, ister istemez aklıma insanlarla olan benzerlikleri gelmişti... yağışlı günlerde saçakların, balkonların korunaklı kısımlarına konduklarında insanlardan öğrenmişlerdir diye düşünmüştüm. fakat kavga etmiyorlardı; daha küçük olanlara iltimas geçiyordu büyükler...

"Bunlar, yavru sürüsü!" dedi yanımızdan geçen iki yaşlı amcadan biri, "Büyükleri buraya gelmez, daha uzaktaki bahçelere giderler; bunlar da biraz büyüdükten sonra oraya gidecekler!"

"İnsanların ellerinden sağ kurtulurlarsa!", diye geçirdim içimden. Hayat bir tablo ise, hayvanlar o tabloyu güzelleştiren temel figürlerdi... Kuşlar, hele serçeler, kedilerin ellerinden kurtulup balkonlarda, ağaçlarda neşeyle şakıdıkları zamanlarda daha çok güzellik taşıyorlardı hayatımıza. Masumiyet yüklüyorduk onlara, onları görünce de onlardan kendimize taşıyorduk, serinliyorduk aynı masumiyetle...

Benim öldürdüğüm, Rıfat'ın büyük bir iştahla yediği serçenin gözyaşlarına takılmıştı yüreğim... Gizli gizli ağlıyordum her serçe gördüğümde...

İlkokul bitmemişti sanırım. Rıfatlara gitmiştik; kardeşimin kirvesinin oğluydu Rıfat. Tosbağa'yı katledişimizden sonra sapanlara veda etmiştim. Hiçbir havyana dokunmamıştım kötü kasıtlı niyetlerle. Rıfatların bahçesinde ağaçlar vardı. Tam olarak hatırlamıyorum Galiba Rıfat sapanını çıkarmıştı ve kuşlara çatallı, lastikli sapanıyla taş atıyordu... Ben de o anın atmosferi ile elime küçük bir taş almış ve değmez diye ağacın dalına tünemiş bir serçeye nişan alarak atmıştım. Nişancılığımı unutmuştum, tabi...

Ağaçtan pat diye bir şey düştü yere.... Baktım, daldaki serçe... attığım taş kanadının altına değmiş ve onu yaralamıştı; göğsü kanıyordu. Göz kapakları açılıp kapanıyor, zavallı serçe kanatlarını cılız bir şekilde çırpıp duruyordu. Ben yine şoka girmiş, aptal aptal bakınıyordum: "Değdimi ya?!" diye esefle söylendiğimi hatırlıyorum.

Değmişti; vurmuştum iyi nişancılığımla serçeyi... Aferin bana... Nişancılığın verdiği zevk, Serçe'nin çektiği acıya karşı çok zayıftı; farkındaydım... İçim sızlıyordu. Rıfat, alışkın hemen atımış serçenin kafasını koparıp atmıştı, murdar olmasın diye... Tüylerini yolmuş, içini temizlemiş ve yaktığı küçük ateşte pişirmişti... Bir parçasını bana uzattığında, midem kalkmıştı, almamıştım. Çok lezzetli olduğunu söylerdi Rıfat, serçe etinin. Bir lokma etin her tarafı lezzet olsa ne olurdu ki? Onun vicdansız olduğuna karar vermiştim o an... Oysa serçeyi öldüren asıl vicdansız bendim... İnsan bu ya; hemen kendisini suçtan sıyıracak bir sebep üretir; serçe avını aklıma o getirmişti. Ne kadar suçlasam da Rıfat'ı, serçeyi öldüren bendim ve bu acı içimden hiç çıkmadı.

Allah serçeleri o kadar hassas, o kadar hızlı, o kadar insancıl, insana yakın yaratmış ki; nerede bir yuva varsa, yaz-kış serçeler oralara uğrar, uyuyana kadar öterek insanlara huzur aşılarlar. Evet; serçeler uyurlar. Üstelik ağaçların dallarında, ayakta ve başlarını kanatlarından birine yaslayarak uyurlar. Bir ağaç dolusu serçeden sabahın erken saatlerine kadar tek ses duyamazsınız... Ama namaz vakti girdiğinde, tanyeri ağarmadan bir kaç dakika önceden büyük bir şarkıya başlarlar. Bilirsiniz; serçeler Allah'ı anmaktadırlar Bir de insanlara namaz vaktinin girdiğini hatırlatırlar..

Ellerimizdeki ekmek bitene kadar, serçeleri doyurduk, onlarla eğlendik, dinlendik. Dallara konan serçelere bakmıştım... Asil bir duruşları vardı. Dallardaki serçeler hep uzaklara bakarlar. Tüylere gömülmüş tıknaz boyunlarının üstündeki başları asil bir duruşla gövdelerine dolgunluk katar.

 
Tosbağa'nın ve Serçe'nin beni affedeceklerini umuyorum... Ama onların ölümü bana insandaki merhametin, ancak bu tür acılarla açığa çıkacağını öğretmişti. Çocukluk belki de bu yüzden çocukluktu; sorumlu tutulamayacağımız bu tür suçlar bizi yetişkin olmaya giden yolda, merhametli bir insana dönüştürüyor olabilirlerdi.

Yine de çocuklarıma, serçeleri beslemeyi sevdirdiğimde, merhametin acılara mahkum olmadan da açığa çıkabileceğini öğretmeyi seçtiğimi düşünüyorum. Serçe'nin gözyaşları içimde akıyordu çünkü; akmasındı başka çocukların içinde... Cıvıl cıvıldasın çocukların içi bir serçe gördüklerinde... kanamasın!



Doğa Toprak, Sonsuz Ark, 28.07.2012


Doğa Toprak Yazıları




Not: Serçe, Passeridae familyasını oluşturan, insanlara yakın çevrelerde yaşayan, göçücü olmayan, konik gagalı kuş türlerine verilen ad.

1 Özellikleri
2 Habitat ve beslenme
3 Üreme
4 Dağılımı

1-  Özellikleri:
11-12 cm boyunda, 50 kadar türü vardır. Genellikle kahverengi, siyah ve boz renklidirler. Büyük sürüler meydana getirirler. Afrika'da pirinç tarlalarına büyük zarar veren altın serçe sarı tüylüdür. İnsanların çevresinde yaşayan evcil serçenin, sırt ve kanatları kahverengi, karın kısmı gridir. Erkeklerin gerdanında siyah bir leke bulunur. Dişiler daha sönük renklidir.

2- Habitat ve beslenme:
İnsanlara yakın çevrelerde ve tarlalarda bulunur. Sürüler halinde de bulunurlar. meyve ve böceklerle beslenirler. Göçmen değildirler. Göçmen olanları görülmemiştir. Çekirdek ve ekmek artıkları yerler.

3- Üreme:
Ağaçlara, kovuklara, çatı altlarına derme çatma yuvalar yaparlar. Boş kırlangıç yuvalarına da yerleşirler. Dişi, kahverengi benekli 4-5 adet beyaz yumurta yumurtlar. Kuluçka süresi 11-12 gün sürer. Yavrular yumurtadan çıktıktan iki hafta sonra yuvayı terk ederler. Eşler bir yaz süresince 3-4 defa yavru çıkarırlar.

4- Dağılımı:
Avrupa, Asya ve bilhassa Afrika'da büyük sürüler halinde dolaşırlar. Amerika ve Avustralya'ya sonradan götürülmüşlerdir.

Seçkin Deniz Twitter Akışı