BMGK Diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BMGK Diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2024 Perşembe

SA11033/AF38: BM Güvenlik Konseyi'nin Genişlemesi Üzerine Diplomatik Oyunlar

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz, The Heritage Foundation'da Uluslararası Düzenleyici İşler alanında Jay Kingham kıdemli araştırma görevlisi Brett D. Schaefer'a aittir ve BMGK'nın genişlemesi ile ilgili diplomatik gelişmelere odaklanmaktadır. ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere'nin beş daimi üye olarak veto hakklarını çıkarları gereği ve istedikleri zaman kullanma imkanlarını kaybetmemek için direndiği ve sadece bundan dolayı BM ile birlikte BMGK'nın küresel olarak itibarsızlaştığı, ABD desteğiyle Gazze'de soykırım yapan İsrail'in başbakanı Netanyahu'nun bir savaş suçlusu olduğu halde BM genel kuruluna hitap etmesi sonrası, 'Dünya Beş'ten Büyüktür' söylemini tekrarlayan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Eylül 2024 toplantıları sonrası New York'tan ayrılırken ifade ettiği işlevsiz BM'ye yönelik eleştirileri ile birlikte Türkiye'nin BMGK'ya üye olma çabalarının da sonuçsuz kaldığını ifade etmesi önemlidir: "Türkiye olarak daimi üye olmanın gayretindeyiz ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok. Daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi hesapları yok"
Seçkin Deniz, 17.10.2024, Sonsuz Ark 


Diplomatic Games on UN Security Council Expansion

Birleşmiş Milletler'de bazı konular asla ölmez. Güvenlik Konseyi'nin genişletilmesi ve reforme edilmesine yönelik çağrılar da bu ısrarcı konulardan biridir. Konseyin büyüklüğünü arttıran bir değişiklik sadece 1965 yılında kabul edilmiştir. Ancak daha fazla genişleme çağrıları sadece birkaç yıl sonra tekrar gündeme geldi. Daha sonraki bu girişimler on yıllar boyunca durdu. Yine de kısmen Biden-Harris yönetiminden gelen alaycı bir yardım sayesinde bu durum değişmek üzere olabilir.

21 Nisan 2019 Pazar

SA7602/SD1356: Yeni Bir Küresel Şart'a Doğru

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt'e aittir ve artık sürdürelemez hale gelen, Ağustos 1941'de, ABD'nin II. Dünya Savaşı'na girmesinden önce, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt (FDR) arasında yapılan anlaşmaya göre, Atlantik Şarti ile kurulmuş olan Batı egemenliğindeki Satanist-Yeni Dünya Düzeni'nin sonunun geldiğini, "Savaş sonrası düzenin temel yapıları yerinde kalsa da, Rus revizyonizmi, Çin'in iddiası, ABD'nin bozulması ve Avrupa belirsizliği karşısında eriyorlar." şeklinde ifade etmekte ve "Batı egemenliğini engellemek için giderek daha çok kutuplu bir bağlamda yeni güçler ortaya çıktı. Ve son zamanlarda otoriter rejimlerin yayılması, demokrasinin geleceği hakkında sorular doğurdu." demektedir. Carl Bildt'in bir parçası olarak övdüğü 'Batı egemenliğindeki Satanist-Yeni Dünya Düzeni'nin dünyada ürettiği kaosun, açlığın, sömürülerin, katliamların ve şirketlerin çıkarlarını korumaya yönelik politikaların insanlığı mahvettiği açıktır. Şubat 2019'da yapılan Münih Güvenlik Konferansı'nda açıklanan deklarasyona göre, yazar, "Ancak amacımız, son sözü söylemek değil, daha büyük bir tartışma başlatmak." demektedir. Carl Bildt'in diğer benzerlerinin aksine risk listesinde Türkiye görünmüyor; bu ilginç bir durumdur.
Seçkin Deniz, 21.04.2019

Toward a New Global Charter

"Versay (Versailles)’da kalıcı bir dünya düzeni oluşturmadaki başarısızlığın II. Dünya Savaşı felaketiyle sonuçlanmasına karşın, 1941 Atlantik Şartı uyarınca ortak ilkelerin oluşturulması, seksen yıl refah ve göreceli istikrar sağladı. Dünyanın başka bir jeopolitik deniz değişimi geçirmesiyle, yeni bir küresel tüzüğe ihtiyaç duyulmaktadır."

Ağustos 1941'de, ABD'nin II. Dünya Savaşı'na girmesinden önce, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt (FDR), dünyanın savaştan sonra nasıl örgütlenebileceğini tartışmak için Newfoundland sahilinde gizlice bir araya geldi. Benzer bir girişim, yirmi yıldan daha uzun bir süre önce Versailles’da denenmişti, ancak açıkça başarısız olmuştu.

27 Mart 2017 Pazartesi

SA4144/ÂA31: Haçlı ve Siyonist Seferlerine Karşı ‘One Minute’ Sürüyor

"16 Nisan 2017 referandumu bir milat gibi duruyor görünse de Batı kendince gerekli olan tedbirleri almış durumda. Trump'ın da dahil olduğu ırkçı hıristiyan gen dünyanın karşılaştığı en büyük tehdit olarak insanlığın karşısında."


Erdoğan'ın tarihten devraldığı cesaret, halkın aşırı farkında olarak verdiği destekle birleşince tarih, Amerikalı ve Rus düşünce kuruluşlarının gelecek tasarımlarında derin kırılmalar oluşturacak bir sarsıntı yaşadı. Erdoğan'ın 2009'da Davos'ta 'One Minute' ile katliamcı İsrail'e verdiği tepki, 26 Mart 2017'de doğrudan, Avrupa Birliği'nin temellerinin atıldığı Roma Antlaşmaları'nın 60. yıldönümü töreni için Roma'ya gelen AB liderlerinin Vatikan'da Papa Francesco ile görüşmesi sonrası verdiği fotoğrafa yöneldi: "Hayırdır niye Vatikan’da bir araya geldiniz? Papa ne zamandan beri AB üyesi oldu? Haçlı ittifakı kendini eninde sonunda gösterdi. Bu budur. Siz Türkiye’yi Müslüman olduğu için içeri almıyorsunuz." 

15 Temmuz 2016'da ABD-İngiltere-Almanya-AB ve İsrail'in birlikte tasarladığı ve FETÖ ya da NATO üyesi darbeci subaylarla uygulamaya koyduğu askerî darbe 24 saat dolmadan devletin sadık evlatlarının güçlü direnişi, halkın verdiği kahramanca mücadele ve Allah'ın yardımıyla durdurulduğunda Türkiye Cumhuriyeti felaketin ve uçurumun eşiğinden dönmüş ve Türkiye topluca 'One Minute' demişti.

25 Kasım 2015 Çarşamba

SA2086/ÂA30: Türkiye Rus Savaş Uçağını Neden Vurdu?

"Bu cevabı bütün dünya açık ve net bir şekilde öğrendi."


Üst Düzey İşbirliği Konseyi kuran ve sık sık görüşen Rusya-Türkiye 24 Kasım günü neden birdenbire düşman hâline geldi? Türkiye, güney sınırlarında sınır ihlali yapan kimliği belirsiz savaş uçağını düşürdüğü için. Peki, Türkiye aslında kimliğini bildiği Rus Savaş uçağını neden vurdu?

Suriye’yi kan gölüne çeviren Pentagon politikalarını hatırlayarak bu soruya cevap aramak şart. İran’la 36 yıllık görünürde kopuk-derinlerde bütünleşik politikalarını artık mağaralardan çıkarıp kamu önünde meşrulaştırmak isteyen bir ABD’den; belki de Humeyni’ye 1979 Devrimi(!)ni yaptırıp SSCB’ye karşı Yeşil Kuşak oluşturmak isteyen ve bugün Irak’ı ve Suriye’yi İran’ın egemenlik alanı hâline getiren NATO’dan bahsetmeliyiz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı