28 Nisan 2013 Pazar

SA232/KhB16: Ağlatma Kristal Düşlerini!


(Dişlerini geçirme gözlerine; o bir çocuk)
(Dişlerin sana parlak; kararmış ruhun gibi)
(…)
Dokunmasan ruhuna
Öylece geçip gidiverecek çocuk elleri
Karışmasan diline
Söyleyip geçecek türkülerini…

25 Nisan 2013 Perşembe

SA231/AH8: İnsan Ruhunun Değişmeyen Renkleri; Artçı Şok- AfterShock/Tangshan Dadizhen/ 唐山大地震

“Tanıdık, uzanınca hemen dokunabileceğimiz duyguları bugünün batı dünyasında görebilir miyiz?”
Bir insanın, coğrafyanın, siyasî sınırların, ideolojilerin, inançların ve fantastik mottoların uzağında, bütün diğer her şeyden bağımsız bir ruha sahip olduğunu, dünyanın herhangi bir bölgesindeki insanın ruhunun başka herhangi bir yerdeki insanın ruhundan hiç de farklı olmadığını öğrenmek ilginç bir deneyim.

Uzak, ulaşılmaz ve anlaşılmaz gelen bir buçuk milyarlık nüfusuyla Çin, 2000’li yıllara sarınan kapitalist zamandan sonra bile dünyanın geri kalanı için bilinmeyen bir ülke. Artçı Şok filminin, izleyen her kese anlattığı duyguların hepsi, herkes için tanıdık; insan, mikro eylemlerden başlayan ve mikro duygulardan toplumsal duygulara yürüyen etkileşim arenasında hiç değişmiyor.

22 Nisan 2013 Pazartesi

SA230/AS23: Yalnızlık Çığlıkları

“Her bir renk yapayalnızken kendisidir." 
Moustapha Méditerrané
“Yalnızlık, dikili kalan ağacın ormana diktiği bayraktır."

Gerili Bir Mancınığın Ucuna Kondurulmuş Çığlıklar

İnsan, gözlerinden dışarıya bakan bir parçacıklar bileşimi ve bedende konumlanmış bir misafirdir. Gözleri bu mekânın dışarıya açılan penceresidir; iki doğrultmandan oluşan tek pencere. Bu tek pencerede düğümler atılır yahut çözülür; yalnızlık bu tek pencerede fısıldar varlığını. Bir sayha yükselir gözlerden dışarıya bakan insanın ağzından, içerideki sonsuz çokluktan dışarıdaki sonsuz çokluğa. Yankılanır gider çığlıklar ve gerisingeri hızla dönerler içine insanın. Çığlıkların bu serüvenleri, yalnızlık efsanesinin inleyen nağmelerini anlatırlar diğer insanlara. Ve bu efsane Adem yaratıldığından beri tek kişiliktir.

SA229/PZ14: Geçmiş Geçmez Hiç

Fakat ne bilirdik ki, işler gittikçe kötüye gidiyor. 83-85 arası zahmetli seneler oldu.


Vakti, geçince anlatmak kolay gibi gelir insana; fakat öyle değil. Zor geçmiş vakitleri sonradan anlatmak da zordur. O vakte gidersin, o hâlleri yeniden yaşarsın. Suratın asılır, için daralır yine. Sonra gelir kalbine vurur, beynine vurur; çöreklenir kalırsın yerinde. Kalp krizi, beyin kanaması, felç falan diyorlar ya; hepsi üzüntüden. Yaşlılar bundan ötürü zayıftır; bedenleri kolay kırılır, duyguları hemencecik tarümâr olur.

20 Nisan 2013 Cumartesi

SA228/SD30: Evliliğe Dair Kompleks Bir Analiz

“…Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz…” -Bakara 187-



Stratejistler ne der bilmem; ama insan hayatının en stratejik kararları ‘evlilik’ konusunda alınan kararlardır. Evlilik kavramını şirket ortaklıklarında bile kullanan insanlar, ülkelerin birbirleriyle ilişkilerinde de bu kavramı kullanmakta bir beis görmüyorlar. Hatta evlilik kavramını kullanarak ilişkilerin ciddiyet düzeyini belirleyebiliyor, birçok devletin biraraya geldiği birliklerde ayrılmaz bütünleşmeyi vurgulayan katolik nikâhı’ndan bile bahsedebiliyorlar. 

Evlilik, ciddi bir kurum olduğu için ciddi koşullar barındırır. İnsanların böyle hayatî bir konuda karar verirken titizlenmelerini de bu sebeple doğru anlamak gerekir.

19 Nisan 2013 Cuma

SA227/KY1-CÇ5: Sözcükler

“İkiyüzlü oluşumuzun en yakîn tanıklarıdır sözcükler.”



Sözcüklerin “niyetlerimizin” perdeleri olduğu kimseye meçhul değildir. Perdelerin de salt örten, gizleyen değil gösteren olduğu da yine kimseye meçhul olmaması gerek. Perdeler asıldığı, çekildiği yerin “görülmesinin istenilmediğini” gösterendir. Bir “görülmeyecek varlığın” var olduğunu, o yerde ve zamanda ilan edendir perde. Perde asıldığı, çekildiği “yeri-şeyi” düpedüz bize gösterir. Varlığından haberdar kılar.

18 Nisan 2013 Perşembe

SA226/FT8: Perde Perspektifler, Sanat Militanları, Ahlâk ve Kolektif Namus Duygusu

“Politik iktidar bir gecede alaşağı edilebilir, fakat kültürel iktidarın değişimi öyle sandığın kadar kolay olmaz. An itibarıyla Türkiye'de yaşanan mücadele de budur."



Sanat tartışmalarının sürüp gittiği eski zaman dilimlerinde ‘sanat için sanat’ ya da ‘toplum için sanat’ diyerek çatışan iki grubun tartıştıkları şey aslında sanat değildi; ahlak temelli hayat felsefeleri ile ahlak karşıtı ideolojik perspektiflerin beslediği sosyal mühendislik projelerinin sanat yoluyla gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine dair derin bir diyalektik çatışma  vardı ve bu çatışma en etkili savaş aracı olan sanat merkez alınarak yürütülüyordu. Bu tartışmalar 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısına, toplum için sanat diyerek ahlakı savunanların etkileri yok olana kadar da sürdü.

10 Nisan 2013 Çarşamba

SA225/YB8: Siyah/ Sınanmış Renkler 8

“Karanlık korkutmuş sizi, siyaha sürüklediği bel kemiğinizde. Korkmalısınız da!”



Rüzgâr biraz serin akıyor bu gece. Burada, güvertenin ağaç kaplama gecesinde göğe bakın. Berrak bir gökyüzü var tepemizde. Sayısız yıldız ve simsiyah, karanlık bir okyanus görüyorsunuz, değil mi? Kendisinden ötesini merak ettiren bu gök, yaratıldığı andan beri insana size göründüğü gibi görünmüştür. Ve bu siyah gök, her bakan insana, kendi içinden başlayıp sonsuza giden bir yolun yolcusu olduğunu hatırlatır. 

9 Nisan 2013 Salı

SA224/AyS8: Şeytan’ın Adaleti Artık Tutuklu

Göğün kanatları mavi ışıldıyor, yer kahverengi ve çehreler mütebessim. Dağlara, ovalara gül yağıyor…


Adalet istiyorlar; ancak adaleti kendi sapık emellerine ulaşana kadar umursamıyorlar. Onlar için adalet, kendileri dışında hiç kimseyi umursamayan bir karasaban düzeni; bir para kaynağı, bir şarap fıçısı ve bir kadın göğsü. Kötülük, onlar için bunlara ulaşamamak; insanları sömürerek, masumların kanlarını emerek yaşayamamak demek.

7 Nisan 2013 Pazar

SA223/AÇ10: Değişen İç Politika Araçları’nın İç Barış Sürecine Etkileri

Heyet-i Nasîha, Âkil İnsanlar Heyeti,  Hükümetin Çözüm Stratejisi, Muhalefet Partilerinin Çatışmacı Dili


Herkesin birinci sınıf olduğu bir Türkiye inşa etmenin çabası içerisindeyiz.” 
Başbakan Erdoğan

Türkiye, çok boyutlu bir değişim sürecinden geçiyor. Değişiyor; yaklaşık iki yüz yıllık modernleşme/çağdaşlaşma ve aynı zamanda ayrışma dönemini büyük bedeller ödeyerek geride bırakıyor. Tarihte hiçbir toplumda çoğunlukçu bir talebe bağlı olarak sosyolojik değişim yaşanmadı, Türkiye de bu hususta istisna değil ve diğer ülkelerden görece çok daha avantajlı bir profil sergiliyor.

5 Nisan 2013 Cuma

SA222/RK6: Çürüyen Ekonomik Sarmal ve İlkel Zamanlara Dönüş

“Aile kavramı bencilliklerle deforme edildiğinden, sosyolojik ve ekonomik ölüm kaçınılmaz bir son olarak ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin karşısında duruyor.”


Dünya ekonomisini yönetenlerin, 19. ve 20. yüzyıllardaki kıtlık/güvenlik/savaş gibi tehdit algılarının planlanmasına müdahale ederek kıskaç teorileri ile devletleri faizle borçlanmaya zorlaması, ekonomi (iktisat) tanımını değiştirdi. Ekonomi, yeryüzündeki yeterli kaynakları egemen güçlerin kontrolünde tutabilmek için ‘kıt kaynakların yönetimi’ olarak tanımlandı. Minyatür bir devlet modeli olan bir evin varlığını sürdürmesi için gerekli olan enstrümanları yönetmek demek olan ekonomi, dar alanlı, yönetici elitin taleplerini ve çıkarlarını öne çıkaran bir yapı olarak tanzim edildi.

4 Nisan 2013 Perşembe

SA221/SD29: Düşünen Her İnsan ‘İstenmeyen Adam’dır

Söz’ün değiştirme gücü, sözü güçlü kılmaktadır.

Söz güçlüdür; bu gücü anlamanız için sözün sahibini görmeniz gerekmez. Güçlü söz’den bahsetmiyorum, güçsüz sözden de. Biliyorum ki; her söz güçlüdür. Önce bu önermemin doğruluğuna dair bir ispat sürecini izlemeye davet edeceğim sizi. Fakat ana konumuz ‘güçlü söz’ değildir.

Sıradan bir fizik gerçeğidir: Güç/kuvvet etki ettiği yerlerde bir değişim oluşturur. Tepki’nin olup olmaması, değişimin olmasını engellemez; hatta güç, hedef nesne üzerinde hiçbir değişim oluşturmuş görünmese bile muhtemel değişimler için ilk çarpma etkisiyle ilk hareketi başlatmıştır. Başlayan veya oluşan değişim gücün/kuvvetin varlığına şahitlik eder. Her etki bir tepkiyle karşılaşacağına göre, her güçlü özne, kendisine karşı üretilen tepkiye bağlı olarak gücünü ilan eder. Güç’ün hedef nesne üzerinde yaşattığı bu depremi, söz’ün ulaştığı bilinç üzerinde yaşattığı değişimlerle mukayese edebiliriz.

2 Nisan 2013 Salı

SA220/AS22: Motto Girdabı/ Bol Kükürtlü Aforizmalar

 “Akla takılan aforizmik küpe, sahibinin nedenlerine odaklanan bir köle gibi düşünen adamı peşinden sürükler.”

Bugün; şimdi; geçmiş ve geleceğin tam ortasında, nutuklarda, akademik makalelerde, konu ve kişi bazlı tahlillerde sıklıkla kullanılan, kaleme alınıp insanlık hafızasında muhafaza edilmiş metinlerden çıkarılarak ya da bağımsız/doğdukları andaki gibi bir veya iki cümle ile yaşayıp giden aforizmalardan (motto, özdeyiş, kelâm-ı kibâr, ülger, vecize, özlü söz) bahsedeceğiz. O aforizmalar ki; kutsal birer emir gibi zihnimize zıpkınlanmakta ve ilânihaye tüm fikrî tesislerimizin işleyen çarklarına nüfuz etmekteler.

1 Nisan 2013 Pazartesi

SA219/MEY19: Yüreğimizdeki Kıymıklar, Yağmur ve SBS


“Nerede bizim çocuklar, nerede sokakların terbiye eden yağmuru...”

Şu mübarek yağmur çisil çisil yağdığında, çocukluğumdaki gibi kaç kere ıslanmak istemişim; gökleri yırtan gök gürültüsünün dinginliğinde, karanlıkları yırtan şimşeklerin sırtına binmek istemişim. At sürmek istemişim gökyüzünde, paçalarıma sürtünen çamuru elimin tersi ile kurumadan silmek, kurumuşsa eğer, parmaklarımla çitileyip temizlemek istemişim. Annemi yormamak için, gizlice yıkamak istemişim pantolonumu.

Seçkin Deniz Twitter Akışı