31 Aralık 2012 Pazartesi

SA140/YB3: Adem’in Saçları/ Sınanmış Renkler 3

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Sizi saçlarınızla birbiriniz için süsledi."

Sizleri teknenin salınışlarına bakmış buluyorum çoğu kez; dalgınsınız. Dertli ve kederlisiniz. Hepiniz böylesiniz değil mi? Bebekleriniz gibi bakıyorsunuz güverteden uzağa, dalgalara. Göğün soğuk tırmalayışlarına alışkınsınız, rahatsız olmuyorsunuz. Güvende hissediyorsunuz kendinizi, ama sorguluyorsunuz işte. Sessizce mahzun bakışlarınızla karşılaşıyorum sık sık. Kahvenizi için önce; dudaklarınız ısınsın.

Yılların saçlarınıza yüklendiğini, saçlarınızın her yıl bitiminde daha da ağırlaştığını, sizi sırtınızdan geriye doğru çektiğini söylesem, şaşırır mısınız? Hatta yüklerini taşıyamayan saç parçalarınızın sizden kopup gittiğini? Hani bazen, önünüze döküldüklerinde ya da dağınık olduklarında sizi rahatsız etmelerinin sebebi budur desem?

30 Aralık 2012 Pazar

SA139/ÂA11: ABD-2030 Alternatif Dünyalar Özdeği ve Şişedeki Cin

"Muhtemelen yeni yüzyıl sona ererken 'Birleşik Devletler' diye bir birlikten bahsetmek mümkün olmayacak. Beyaz gerdanlı yaşlı fettan sadece ölecek."


Antik Yunan’ın yorgun ve yaşlı fettanları gibi görünüyor Amerika. Güzelliği, dişlerinin arasındaki karanlık boşluklarda kaybolmuş, sırtı kamburlaşmış, ama gerdanı hâlâ beyaz; eskisi gibi gymnasium gölgelerinde dedikoduların ana konusu olmaya devam ediyor. Çekiciliğini yitirmiş değil; kullanacağı gencecik kızlar ve kaslı delikanlılar var. İştahı da kesilmiş değil. Yeryüzünün tüm insanlarını uydularının, predatörlerinin beslediği iştahla gözetlemeye de devam ediyor.

29 Aralık 2012 Cumartesi

SA138/KhB9: Sadece Susmuş



(Susar susan kahrı ağır gelince seslerin)
(Ağır gelince konuşan boşluğu nefeslerin)

Bağ bağ kopunca içinin telleri
Gözlerinden kopmuş ilk
Gözlerinden sıyrılmış heyecan
Kurumuş ıpıslak elleri.

Susmuş…
(…)

SA137/IE7: Yalnızlık Değişkeni

"Yalnızdır insan; döllendiği andan itibaren çoğalan ya da azalan bir yalnızlıkla doludur."


Sarsık adımlarıyla yürüyen birinin… bir insan çocuğunun yalnızlığı içine doğrudur; içinden dışına doğrudur.  O insan çocuğunun içinden dışına sürüklenen her şeyin içinde bir değişken vardır. İsteklerle, kişilerle, hayallerle, durumlarla, mekânlarla ve eşyalarla doldurulan bir değişken… ya da kıyısına, derisine, ruhuna doluşan, doldurulan çöplerle, tıknefes çoğalan, çoğaltılan bir değişken ve her seferinde fışkırmak için kaçış yolları arayan bir değişken.

27 Aralık 2012 Perşembe

SA136/MA7: Kavramlar ve Başa Çıkılamaz Çocuklar

"Periferik kırılganlık çatık kaşlarımızın önünde dimdik duruyor; çocuklar, esnetilmiş de olsa kendi içerlek doğalarını korumaya devam ediyorlar."


Arz-talep ilişkisinin yetişkinlere ait derin, geniş ve uzun soluklu bir ilişki olduğu; bu kaçınılmaz ilişkide kavramların, kendi özel tanım aralıklarında, bazen sığ, bazen de çok karmaşık anlam yansımalarını sonsuzca kez ve ardı ardına doğurduğu dikkate alınırsa, bir çocuğun kendisi ve diğerleri için oluşturacağı anlam dünyasının kıyılarında gezinirken, yetişkinlere ait kavramsal problemlerle neler yaşayabileceğini iyi irdelemek gerek.

25 Aralık 2012 Salı

SA135/SD20: Özgürleşme; Kabala, Ruhbanlık ve Tasavvuf Prangalarından Kur'an'a Sığınarak Kurtulmak

"İslâm, zihinsel ve bedensel özgürlüğü elinden alınan insan için bu nedenle yeni bir özgürlük mücadelesi, insanın diğer tüm etkenlerden uzak bir şekilde Allah'a teslim olma yöntemlerinin  bütün olarak yer aldığı bir özgürlük sistemidir."


Seçkin Deniz'in Notu:
Daha ayrıntılı analiz için 01.02.2016'da yayınladığım
***
Üçüncü bin yıl Müslümanının bilimin evrenin bilinmezlerine getirdiği açıklamaları -tüm sınırlılıklarına rağmen- artık düşünce sistematiğinde kullanabilmesi gerekiyor. Bilhassa itikât algılarının Vahy'in aslî unsurlarına yaklaşması adına bu aynı zamanda geciktirilmeden yapılması gereken büyük bir operasyon olmalıdır. Hilâfet'in ilgâsından sonra, strateji geliştirme özelliği ortadan kalkan İslâm Dünyası'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nde sıkça tartışılan fikir babalığını 1802 yılında İngiliz Anglikan din adamı William Paley'in yaptığı 'Akıllı Tasarım Kuramı(*)'ndan medet umması, üç yüz yıllık aşağılık kompleksinin klasik sonuçlarından biridir.

SA134/AyS2: Seküler Fondöten: New College Dindarlığı

"Fondöten hümanizmdi, insan merkezli ideolojik referanslarla maskeledikleri şeytânî ilkelerini yeryüzünün bütün damarlarına enjekte ettiler."


Seküler fondötenli formatların sıktığı limonların insana huzur vereceği yok. New College, ateist olmayanı kadrosuna dâhil etmiyor. Kadrosu, çivit rengi değil; simsiyah; gizli, tektonik sarsıntılara karşı yer altına kaçacak sığınakları olan adamlardan oluşuyor. Her dinden her ırktan; fakat biraz daha beyaz, biraz daha konformist, biraz daha kadıncı/kadınsı ve kadınları tecrit eden zihinsel süreç diyebiliriz New College için.

24 Aralık 2012 Pazartesi

SA133/ME13: Kuzgunî Kış Mırıltıları


"Asıl büyük dert şu dostum şu: kış gelecek diye sonbaharın tadını da çıkaramıyoruz."


Kış... Yine soğuklar, yine yağmurlar. Yağmurlar neyse de soğuklar, uf. Soğuklar da neyse de, masraflar… Köyler neyse de, şehirler… Odunun tonu kaç para acaba? Odun satan da kalmadı, odun yakan fazla olmayınca. Odun sobası imalatçıları sac makaslarını paslandıkları çekmecede unuttular. Kömür yakan da var, zaten başka ne yakacaklar ki? Kömürün tonu kaç para acaba? Kömür almayalı on yedi sene olmuş. Fukaraya devlet veriyor, da ne çâre. Bugün var yarın yok, hükümet değişmeye görsün.

22 Aralık 2012 Cumartesi

SA132/AS14: Alegorik Din/Bozunmuş İslâm Algısı

"Allah’ın ayetlerine çağırmak kimi rahatsız eder?"


"...Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar..." Kur'an/Hacc 72

Doğru oturup doğru konuşalım. Türkiye’de herkesin kafasında kendi dini var. Hani bazı sohbetlerde ve yazılı çalışmalarda bahsedilir ya:’ Ne kadar çeşit Müslüman, o kadar çeşit İslâm’. Önce bunu, yani mevcut durumu netleştirelim. Bunda hem fikir miyiz? Hem fikir olduğumuzda sorunun aslına bakmış olacağız ve buna göre çözüm arayacağız. Hem fikir değilsek, yine kendi kafamızdaki dini İslâm sanmaya devam etmeyecek miyiz? Yine aynı belirsizlik anaforunda birbirimizi yemeyecek miyiz?

21 Aralık 2012 Cuma

SA131/DT9: Vindaviç Çağlarından Kalan Tedirginlikler

"Bir sokak arasında, bir el uzanır, bir silah patlar ve bir adam çuval gibi yere düşer. Geride kalan her ne varsa hepsi tamamen acıdır. Ne öldüren neden öldürdüğünü bilmektedir ne de öldürülen neden öldürüldüğünü…"



Kâbuslar çocukların felaketleridir; o tatlı uykuları bin bir korkuyla paramparça olur. Belki de masumiyetin dış etkenlerle bozulduğunun kanıtlarından biri de kâbuslardır. Ne bilir ki, çocuk bilincinin dehlizlerinde yapışkanlaşan, rüyalarında devleşen kara noktaları? Çocukluğumun karışık zamanlarından ısrarla çıkıp gelen hatırâlarımda kâbuslar da var.

20 Aralık 2012 Perşembe

SA130/MEY12: Bizi Niye Öldürüyorlardı ki?

Dolunay’da Güneydoğu Hatıraları: “Can Cıkıcı Bir Ayrıntıdır Ölüm”

Karşı blokun üzerinden görünüyor çocuksu hâli; gümüşten bir tepsi gibi asılı duruyor gökte dolunay… Balkondayım. İftar geçeli bir kaç saat olmuş, çay içiyorum. ‘Referandum yaygaracıları’ diyorum ben, işte onlar, elleriyle, ayaklarıyla, dilleriyle karabasan kovar gibi davranıyorlar; şaşırıyorum.

İktidar tarafından halkın önüne bir şeyler konuyor, halk da gidecek oyunu kullanacak; o kadar. Ne bu abartı? Vatandaşın devlete karşı bir kaç kazanım elde etmesi, neden rahatsız ediyor birilerini?

19 Aralık 2012 Çarşamba

SA129/KY2-NC1: Arabesk Salınışların Silkeleyicisi ‘Bir Adam’

"Bu, hiç şeksiz her şekilde “yazan” Bir Adam…"


Bir kavganın göbeğinden mi bakmalı bir adama?

Yoksa bir eleğin teneye düşen gölgesinden mi?

O tenedeki yığıntıdan anlar mısınız kaç fırınlıktır hükmü tanelerin?

Yol boyu iz bırakır mısınız o tanelerden dönüşe yüz bulsun diye seneler?

Yoksa cam kenarı, koridor loşluğu ya da muavin koltuğu değiştirir mi yolculuğun seyrini?

18 Aralık 2012 Salı

SA128/YB2: Eskimiş Renkli Yün Kilimler/ Sınanmış Renkler 2

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Ninelerinizin ellerinde kaynatılmış renkler; bakın ne kadar yıpranmış duruyorlar. Ne kadar yorgun ve eskimişler, değil mi? Desen desen örülmüş bir hayat gibi tıpkı."

Gelin şöyle; oturun. Hava biraz soğuk. Gemi sallanıyor fırtınadan. Gök gürlüyor; yağmur akıyor hışımla. Güverte de durulmaz; içeri gelin. Sıcak kaptan köşkü; hepinize yer var bu ademden kalan gemide.
Terlemişsiniz; sıkıntılısınız belli. Gözlerinizden bir sığınak akıyor içinize doğru. İçinizdeki sığınaktan hoşlanmadığınız için buradasınız biliyorum. Sığınağınıza sığamadığınız için yürüdünüz karlı yolları. Kürek çektiniz küçük teknelerle.

17 Aralık 2012 Pazartesi

SA127/KhB8: Ölümdür Bu Ana, Laftan Anlamaz!…


(Analar ölür, analar öldüğünde karalar bağlar sesleri adamların)
(Adamlar ölür analar öldüğünde, sesleri de ölür adamların)

(...)


Gök savruluyor ana, sesin yok
             Rengi yok göğün renklerinde sesinin
Sesimin içinde nefesi yok sesinin

SA126/SD19: Siyaset'in Alacakaranlığında Suflî Kesişmeler ve Çekişmelerle Açığa Çıkan Entelektüel Rezâlet

"Artık sırlar, sahipleriyle mezara gidemeyecek kadar kısa yaşıyorlar." 




Kişideki bilgisel birikim, zekâ, akıl, ahlâk, cesâret ve yüksek bir hedef gibi vazgeçilmez şartlar olmadan entelektüel birikime dönüşmez. Entelektüel birikime sahip olmanın getirdiği en önemli özelliklerden biri de her türlü iç/dış sarsıntıya ve kişinin suflî istek ve beklentilerine karşı edindiği standartların dayanıklılık düzeyidir.

Entelektüel sıfatını hâiz olabilmek, her türlü baskı ve çıkar gruplarına karşı tepki verebilmek demektir. Ancak, bu önermenin karşıtı doğru değildir; tepki verebilmek her zaman entelektüel olmak demek değildir. Tepkilerin çeşitliliği nedensel farklılıklara bağlıdır. Bu sebeple kişisel ve kurumsal tepkiler meydanı olarak siyâset tepkisel çeşitliliklerle ortaya çıkan kesişmeler ve çekişmelerle doludur. Bu da siyâsetin doğası için olağan ve sağlıklı bir formdur. Siyâsetin var oluş gerekçeleri de bu istekler ve beklentilerin olası gerçekleşmelerini sağlamak amacına matuf eylemlere dayanır.

16 Aralık 2012 Pazar

SA125/PZ9: Evlâdın Hayırlısı

“Halbuki yanlış düşünüyormuşuz; kız da evlattı, erkek de. Hangisinin hayırlı çıkacağını kim bilebilirdi ki? Nice sıra sıra oğlu olan insan tanıdım, açtılar, açıkta kaldılar; öyle gözleri kapıda ölüp gittiler.”


Allah ihlaslı niyetle kafasına iş koyana yardım eder. Bize de etti. Dükkânı açtık; ama iş bununla bitmedi. Yine borç harç. Bina inşaat hâlinde.. Dükkânın tabanını kendim doldurttum; betonu döktük, badanayı yaptık.  Raflarını yaptırmaya bir marangoz getirmiştim. Dünyanın parasını istedi. Baktık olmayacak; gittik malzemeyi kendimiz aldık, rafları çaktık. Eski zaman kim ne bilir lüksü, ne bilir rafın iyisini…

14 Aralık 2012 Cuma

SA124/AyS1: Serotonin Hormonu

"Ölse de tarih nasıl silsin bu sosu. O yazardır; ölümsüzdür."


Yazarlığa merak salanların asıl derdi ne? Gereksiz bir soru. Dertlerini merak etmenin anlamı yok. Yazıyorlar işte. Yazıyorlar; okuyan okuyor okumayan da zaten gündemde değil. İmla kuralları editör onayından geçene kadar kimsenin umurunda değil. Söz, saz, dil, sanat işin şakası. Film, haber, yorum lakırdıların harflere bürünmüş hâli. Fikir, bilim, ideoloji makara usulü geviş getiriyor. Tekerlemeler, zeka kıvılcımları, kendini beğenmişlikler, sınıf atlamalar, arabalar, mahalle değiştirmeler hepsi birer ritüel.

Aykut Seçkiner Renkli Gündem Analizleri ile Yakında Sonsuz Ark'ta

Sonsuz Ark'ın yazar kadrosu kendine özgü isimlerle genişliyor... Aykut Seçkiner, gündeme ilişkin görüşlerini serin bir üretkenlikle harflerin ruhuna kazıyacak ve bizlerle paylaşacak...

13 Aralık 2012 Perşembe

SA123/AS13: Geleneğe Başkaldırı/ Geleneksel’in İslâm Manipülasyonu

 İrşâd/Mürşid, Islah, Tefsir, Helal-Haram, Muamelât Kaosu ve Kur’an’ı Arapça Anlamak


"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." Kur’an/ Âl-i İmran 104

İslâm, asırlardır kökleri İsrailoğullarına dayanan büyük bir tahribatla karşı karşıyadır. Algıları sahte perdelerle yanıltan ve insanı Allah’ın mesajlarından uzakta tutan ‘Geleneksel İslâm’ Kur’an’daki İslâm’ı manipüle etmek ve geçerliliğini sorgulatmak üzere özelikle tasarlanmıştır.  Bizim asıl sorunumuz irşad ve ıslahı kimlerin yapacağı meselesidir. Kimler yapacak? Elbette şu yoruma sahip olanlar tarafından değil: "Her ne kadar bu iş, ümmetin her ferdine yüklenmiş bir görev ise de, bu âyetten maksad bu işe bakacak bir grubun bulunmasıdır." Ben bu yorumu ise de kısmından sonra terk ediyorum, terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

12 Aralık 2012 Çarşamba

SA122/IE6: Ak Beyaz, Kara Siyah

"Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı."


Düşündüğünde… düşündüklerinin ruhları sarar insanı. Düşündüklerinin ruhları, düşündüğü anda düşünmediklerinin ruhlarından ayrışır gelir, zihnini sarar, sarmalar… Geçmişin ve geleceğin apışıp kalmışlığında gezindikleri gibi tüm ruhlar, şimdi’nin rengarenk göklerinde çağıldar, coşar ve diri olan insanın kanına girerler. Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı.

İnsanı diriltirler; insanı ölülerden ayırır, ölülerin kalakalmış hâllerini sorgulatır ve yeniden, yeniliklere kanat çırparlar. Kanat çırptığında ruhlar, kendi geçmişlerinden kopar, bir tek ruh olurlar. Bir tek ruh, yepyeni bir ruh… işte insan düşündüğünde o yepyeni ruh doğar; diğer ruhlardan başka, diğer ruhlardan özgür.

11 Aralık 2012 Salı

SA121/ME12: Kusursuz, Dil Değmemiş Tatlar

 "Parlak ve dil sürülmemiş bir iz.  Gerçek bir iz."


Pazarlanmış tatların çirkin/parlak dudaklarından bir iz sıyırmak. Parlak ve dil sürülmemiş bir iz.  Gerçek bir iz. Dillerden sürüle sürüle geleneklerde bile kalamayan bir iz. Bulmak, sıyırmak, hayatın içine yeniden katmak mümkün mü? Pazarlanmış tatların içinde doğanın renklerini bulmak. Ne mümkün? Doğanın kendisi olarak ikram ettiği tatlarının arasındaki o hoş, o mayhoş rayihaların dansına katılmak ne mümkün? Dans ne ki?

Uzun, ince, parlak ve yemyeşil yeşil soğanın bembeyaz dolgun sapından, incelerek sivrilen ve ucunda bütünleşen çağrışımlı yemyeşil güzelliği, hangi pazarlanmış tatlar sınıfında yer alabilir ki? Kim anlatabilir, tuzla yeşil soğanın, ekmeğe kadar uzanan kusursuz ilişkisini? Her bir lokmanın -birer tören gibi- itinayla hayal edildiği andan sonrası.

10 Aralık 2012 Pazartesi

SA120/ÂA10: Erdoğan’ın Kapanları ve Fareler

"Yalnızlaşan ABD, kendisini yalnızlaştıran İsrail’i terk ettiğinde, Dünya daha iyi günlere uyanacak. Erdoğan’ın kapanları, veba yayan fareler için kurulmaya devam edilecek."



AB ve ABD artık kartlarını açık oynuyor. Türkiye, daha doğrusu Erdoğan da bütün küstah hamleleri sert el hareketleriyle masadan süpürüyor. Dağlar, terörist inleri ağır saldırı altında iken BDP’li şahinler susmuş, kıstırılmışlığın verdiği çaresizlikle dilenirken ABD ve AB tarafından çağrılmışlardı.

Nisan ayında Brooking Enstitüsü’ndeki kirli akıl oyunlarına katılan BDP heyeti, daha sonra Avrupa parlamentosunda AB tarafından organize edilen Kürt konferansında şov yaptı. BDP’lilerin ABD ve AB ile neler konuştuğu, hangi kirli stratejik akla ‘Emredersiniz!” dediği, temmuz sonunda açığa çıktı. Cezaevlerini açlık grevi virüsü sarmıştı. BDP’liler ve tutuklu-hükümlü KCK/PKK teröristleri gündüz gözüyle aç kalıyor; gece gözüyle tıka basa karınlarını doyuruyorlardı ki; doktor raporları oyunu deşifre edince bu kez birkaç kurban seçildi.

SA119/MEY11: Çocuklarımızın Ruhlarını Onarıyor muyuz, Öğütüyor muyuz?

"Onların insan olmaktan kaynaklanan haklarını her an küçük vesilelerle yok sayıp, onları hamurdan oyuncaklar gibi algılıyoruz."


Peşinen itiraf edelim; her hâl-ü kârda insan haklarına aykırı davranıyoruz. Ebeveynler veya eğitimciler olarak insanın özüne müdahale ettiğimiz, dayatmalarda bulunduğumuz apaçık; nesnelerimiz olan nesillerimiz bunun farkında, ama biz gözlerimizi kapatıp yaptıklarımızı görmek istemiyoruz. Tüm maskeleme gayretlerimize rağmen saklayamıyoruz işlediğimiz cinayetleri; vakit geçti gidiyor.

Hiçbir çocuğumuz bizim ona öğretmek istediklerimizi öğrenmek istediğini söylemedi, söylemiyor. Biz onun okuyup yazmasını istiyoruz. Biz oyun çağında, ona asla ilgisini çekmemiş olan şeyleri öğrenmesi gerektiğini zorla dayatıyor, onun o masum hayal dünyasına bir zorba olarak giriyor ve onun kurduğu her şeyi târûmar ediyoruz. Sonra ona ne yaptığımızı düşünmeden, o kendisine dayattıklarımızı reddedince onu suçlamaktan utanmıyoruz. Onu başarısızlıkla suçlayıp, kendi başarısızlığımızı ve utanmazlığımızı saklıyor, o masum insan yavrusunu, yüksek çıkarlarımız gereği esefle başkalarına şikâyet ediyoruz. Ona bir başkasının çocuğu veya öğrencisi gibi davranıyor, insafsızca yapayalnız bırakıyoruz.

8 Aralık 2012 Cumartesi

SA118/YB1: Bilgeler İnsanların Dedeleridirler/ Sınanmış Renkler 1

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"‘Sınanmış Renkler’ nefsinizin, çevrenizdeki nefslerin hayattan almak istedikleri tatlarda, gördükleri, yaşadıkları sıkıntılarda, hayallerinde, Allah ile olan ilişkilerinde her ne var ise renk olarak hayatı tamamlayan her şeyi anlatacak. Öncesini, sonrasını ve bizzat kendisini seyredeceğiz dileklerin, dertlerin ve umutların…"


Dedelerin, ninelerin torunlarıyla ilişkileri ne kadar güzeldir… iki taraf vardır bu ilişkide. Taraflardan biri güç bela yürümüş gitmiştir; çıkışta tepesini ve inişte de ardını görmüştür dağın. Geri dönememiştir dağın ardından; ama dağın ardına meyilli torununa yetişmiştir. Uzamıştır boyu, dağı aşmış ve torununun kendisine uzanan eline merhametle uzanmış ve o tertemiz eli öpmüştür; o elden hayat almıştır, o ele hayat vermiştir.

6 Aralık 2012 Perşembe

SA117/SD18: Aydın Bunalımı; Kast Göçerliği ya da Yapısal Bozukluk

"Türkiye'de yaşanan "aydın bunalımı" tipik gelişmiş ülke algoritmalarından biri değildir, aksine kendine özgüdür. "


Türkiye büyük bir "aydın bunalımı" yaşıyor. Bu bunalım çok farklı analizlerle anlaşılabilir ve çözümlenme düzlemine indirgenebilirse -ki; bunu yapacak olanlar da kesinlikle "aydın" kavramıyla taltif edilmemiş, bilge kişiler olacaktır- sosyolojik birçok sorun kendi çözüm mekanizmalarını üretecek ve onları geliştirecektir. Sorunların kendi çözüm mekanizmalarını üretmesi gerçeği, doğru soru ve doğru cevapların analizlere kılavuzluk, denetleyicilik yapmasıyla mümkün olabilecektir. Türkiye ne yazık ki; doğru soru sorma "bilgeliği" ne ulaşabilmiş yeteri kadar nitelikli "insan"a sahip değil.

Bir ülkeyi ilgilendiren sorunların tümü için doğru çözümlere, doğru sorulara verilebilen doğru cevapların, ülkenin bireyleri için kılavuzluk edebilme gücüne sahip olmasıyla ulaşılabilir. Küresel egemenlik kaygısı/hülyası taşıyan ülkelerin sahip oldukları en aslî güç gerçekte sadece budur. Doğru soru sorabilen "bilge" kimliklerin ülkelerin mevcut gerçeğiyle gelecekteki gerçeği arasına koydukları genişleme-derinleşme-yükselme merkezli geçiş ilişkilerini anlamak, sorunların kendi çözüm mekanizmalarını ürettiğini fark etmeye yardım edecektir.

SA116/DT8: Medeniyet Yuları mı, Şalvar mı?

"Bırakalım bence hayatı çocuklarımızın ellerine. Onların nedenleri değerli ve çözümleri bizimkilerden âdil."



Şu sıralar Türkiye’de kentlerde yaşayan hemen herkesin bir kıyafet problemi var. İnsanlar ertesi gün ne giyeceğini düşünüyor. Otuz yıl önceye doğru, yıl yıl geriye doğru gidiyorum; her yıl kıyafet sayısı ve rengi eksiliyor. Çocukluğuma ilkokul sıralarına yaklaşıyorum ve orada duruyorum. Gözlerimin önünde siyah önlüklü, pantolonlarının paçası tozlu bir çocuk görüyorum. Birazdan pantolonunun paçalarındaki tozu görecek ve üzülecek: “Öğretmenimin pantolonu hep aynı, ama paçaları tozlu değil” diyecek, “Ben neden pantolonumun paçalarını tozdan kurtaramıyorum?”


İki tane pantolonum vardı; renklerini hatırlamıyorum, gri ve lacivert olabilir. Ablalarım onları yıkar ve ütülerlerdi. Ütüsü gecikince kıyamet kopardı evde. Ama önlük tekti. Beyaz tebeşir tozunun sindiği omuzlarımı ve önlüğün arkasını göremezdim. Kara önlük tekti; ama beyaz kolalı yaka iki taneydi ve çarçabuk kirlenirdi. Hiç sevmezdim beyaz yakayı… Siyah önlükse umurumda bile değildi.

4 Aralık 2012 Salı

SA115/AÇ5: Türkiye’nin Etnik Uşakları: Kürtler, Zazalar, Araplar ve Lazlar

"Modern uşaklar, paralı köleler olarak söz konusu etnik gruplar prangalarından kurtulmayı talep etmekten asla vazgeçmeyeceklerdir!"



Farkındalık oluşturan, algıları seçmeye zorlayan ve yerleşik algıları rahatsız eden uzun bir soru sormak istiyorum:

“Bütün büyükşehirlerde ve Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’in tarıma elverişli tüm kentlerinde ve İç Anadolu’nun tüm küçük ve büyük yerleşim yerlerinde, özetle Doğu ve Güneydoğu dışındaki tüm bölgelerde, halkın alışveriş yaptığı pazar esnafının, inşaatlarda çalışan ustaların ve amelelerin, fırın, lokanta, eğlence yerleri ve otellerde çalışan her türden işçi ve temizlikçinin, atölyelerde çalışan tekstilcilerin, dericilerin, temizlik şirketlerinde asgari ücretle çalışan işçilerin, balıkçıların, hamalların, korumalık ve ayak işleri diye tabir edilen işlerde istihdam edilenlerin, meyhanelerin, kumarhanelerin ve seks endüstrisinde görünür rollerde bulunanların ve en son mafya üyelerinin (Kurtlar Vadisi vb dizilerdeki ve Mafya filmlerindeki rol modeller minyatür birer örnektir) en çok hangi etnik gruplara dahil olduklarını hiç düşündünüz mü?”

2 Aralık 2012 Pazar

Yaşlı Bilge, Yeni Telveler/ 'Sınanmış Renkler' İçin Geri Dönüyor

"Gerçek bir kuş gibidir; aklınıza ne zaman konacağı belli olmaz!"



Yaşlı Bilge, 09/01/2003 günü saat 19:32' de 79. Telvesini yazmış ve "Gerçek bir kuş gibidir; aklınıza ne zaman konacağı belli olmaz!" demiş ve "Hoş ve hoşnut kal" hoşluk sedasıyla tasını alıp gitmişti.

Şöyle derlemişti son harflerini: 

SA114/KY1-CÇ3: 'fark etmek'

"bilmek için fark etmek, fark etmek için görmek gerekir, görmek ise kendinin farkında olmayı gerektirir."



bilmek fark etmektir. fark edilmek de bilinmek demektir. fark edilen fark edende bir ada kavuşur. adlandırılır. artık hem ad koyan hem de ad konulan değişmiştir. önceki durumlarından bambaşka bir içeriğe bürünmüştür her iki taraf da. coşku sarmış sarmalamıştır her iki tarafı. fark edilen bir anlam kazanmıştır. varlığını duyumsamıştır. var olmanın anlamına, var olma iklimine adım atmıştır.  fark eden de bilişin esrikliğiyle coşmuştur. fark etmenin kendini de fark etmek olduğunu ayrımsamıştır fark eden. o da var olmanın anlamına ermiş, varoluş ikliminde soluk almaya başlamıştır.

1 Aralık 2012 Cumartesi

SA113/RK4: İslamî Ekonominin Kapitalist Paradigmalarla Yaşadığı İlkesel Sorunlar ve Çözümler


"Ekonomik krizin sebebi, gerçek Tanrı'nın yerine “İhtiras Tanrısı"nın konulmasıdır." XVI. Benedictus, Pope


"Kapitalist sistem varken İslamî sistem olamaz; bu bir varlık yokluk sorunudur."

Kapitalizm, kavramsal olarak çok genç bir sözcük; ancak işlevsel olarak insanlık tarihi ile birlikte var olan ve insanların hayatlarını doğrudan etkileyen özellikleri nedeniyle, tüm semavî dinler tarafından ‘illegal’ olarak tanımlanmıştır. Kapitalizm’in temel değişkeni faizdir ve faiz Yahudilik, Hıristiyanlık gibi eski dinlerde yasaklandığı gibi İslam’da da yasaklanmıştır. Fakat bu yasaklama, kapitalizmin kurucuları olan Yahudilerin tefecilik yapmalarını engellememiştir; aksine tefecilik Yahudi ideallerine hizmet eden bir çeşit teknik araçtır ve bizzat Siyonist algı tarafından üretilen yüzlerce değişkenden sadece biridir. İslâmî Ekonomi’nin kapitalist paradigmalarla yaşadığı ilkesel sorunları analiz etmeden önce kapitalizmin kuramsal özgeçmişini ve tasarımcılarını irdelemek zorundayız.

30 Kasım 2012 Cuma

SA112/AS12: Peygamberî/ Kutsî Hadisler ve Truva Atları

Kur’an sana yetmez mi? Allah’a kul olmak sana yetmez mi? Aşk senin neyine, fenâ-bekâ, gavslık senin neyine? Derdin ne? Allah’a kul olmak kibrine mi dokunuyor?”


Gerisingeri giden zamanın tozlara bulanmış parçacıklarından birinde sıklıkla parıldayıp zihnime göndermeler yapan bir sebepten, minik bir sohbetten sonra hâfızâma artakalanlarla gireceğim sözün özüne…

***
Mustafa, yirmi iki yıllık eski bir dostum. Çok uzun bir aradan sonra sahibi olduğu küçük kırtasiye dükkânında onu ziyaret etmiştim. Çay eşliğinde yaptığımız kısa bir sohbetten sonra, ayrılırken, sohbetimize kulak misafiri olan eşinin “İzninizle, size bir şey sormak istiyorum” diyerek beni durdurmasıyla kaldı, sıklıkla parıldayan o sebep zihnimde. Durmuş ve: “Estağfurullah, buyurun”, demiştim. “Sohbetinizi dinledim ve daha önce de Mustafa bahsetmişti sizden”, demişti ve devam etmişti, “Merak ediyorum, neden başkalarıyla değil de Müslümanlarla uğraşıyorsunuz?”


SA111/PZ8: Çukurova’nın Bereketli Toprakları’ndan Esnaflığa

"İşinin hakkını vereceksin. Bu memlekette zaten bu meziyet azaldığı için sefalette uzun boylu kaldık."

"Esnaflık dürüstlük ister, temizlik ister. Köy yeridir, evde karı-kız kısmı bulunur, kimsenin evinin içine gözün kaymayacak; namuslu adam olmak ister. Kadın mutfağa bırakıver der, gider. İtimat etmiştir sana evin erkeği..."

Rençberlik güzeldir; ne yersen iştahınla yersin. Kilo derdin olmaz, kanın aktığı için hastalık, huzursuzluk yanına uğramaz. Belin yorgunluktan da olsa ağrımaz. Hastalık, tembellikten, yatmaktan gelir. Rençberin genci yaşlısı da olmaz. Köydeki ihtiyarların şehirdeki ihtiyarlar kadar hastalığı yoktur; doktor bilmezler. Yedikleri içtikleri bellidir. Sütü inekten, keçiden içerler; yumurtayı, eti dağın toprağın kucağında beslenen havyandan yerler; bostanın sebzesi ahır gübresinden, sudan alır gıdasını; ağaç meyvesini dumansız verir.

27 Kasım 2012 Salı

SA110/ME11: Kirli Çorba/ Tam Olarak; Sadece, Öylece…

"Niye kurulmuş ayetlerden mahkemeler Kur’an’da? Niye kınanmış zâniler? Niye tahdit edilmiş zâni?"


Bir şeyler oluyor. Kötü bir şeyler. Kötü fiilleri yontuyorlar. Yontup yumuşatıyorlar. Yumuşattıktan sonra da insanların şuurlarının altına yediriyorlar. İnsanlar en hazmedilmeyecek kötü fiilleri bu yolla, yavaş yavaş hazmediyorlar. Sonra bu fiillerle meşgul olanları yadırgamamaya başlıyorlar. Sırası gelince de kendileri yadırganmayacaklar. Topluca herkes kendi çocuğuna iyi-kötü fiiller arasındaki ayrımı silinmiş bir miras bırakacak.

Ahlâk gayreti, itile kakıla utanılacak bir muhafazakârlık tipi oluyor. Muhafaza eden geri kafalı. Muhafaza eden gelişememiş, ilkel beyinli. Cahilliğin muhafazası ile ahlakın muhafazası nasılda aynı tekneye konup yüzdürülüyor. Laiklik adı altında, en diptekilerin her türlü fiili muhafaza ediliyor. Dindârlık adı altında yapılan her türlü muhafaza eylemi, kirli hurafelerle doldurulup duvara asılıyor. Muhafaza edenlerle muhafaza edenleri yerenler aynı göğün altında aynı çorba leğenine kaşık sallayabiliyorlar. Bu kirli çorbadan herkes kendi kaşığının alabildiği kadar alıp içiyor.

26 Kasım 2012 Pazartesi

SA109/MEY10: Demokrasi Eğitimi ve Okulda İbadet

"Hiçbir kanunla yasaklanmamış olmasına rağmen okullarda ve öğrenci yurtlarında ibadet edilebilecek mekânlar yok hâlâ. Aksine bir hüküm olmadıkça, idareler ibadet yeri açma yetkisine sahipler, ama bunu yapacak cesarette idarecilerimiz yok. Laiklik bu hakların eksiksiz olarak verildiği bir sistemi gerektirdiği halde karşıt uygulamalar laiklik diye dayatılıyor. Ne tuhaf!"


Bugün biraz ürktüm, biraz da sevindim. Yaz güneşlerine nispet edercesine bunaltıcıydı Ekim güneşi. Ceket sırtımda, kravat boğazımda; terledim. Bir umut sıçradı aklıma: AB uyum paketlerinde öğretmenler için serbest kıyafet başlığı var mı acaba? Gerçi serbest hükmünü duyduğumuzda serbestin derecesini nasıl ayarlayacağız bilemiyorum; ama şu sıkıcı büro kıyafetleri artık değişmeli.

25 Kasım 2012 Pazar

SA108/SD17: Tarikat-Cemaat Cenderesinde Kul Psikolojisi

“O, kullarının üstünde yegane kudret ve tasarruf sahibidir...” -En’am 61-


"Diğer kitapları tahrif edip temel dinî hükümleri değiştiren ve temel mesajı bulanıklaştırıp anlaşılmaz kılan güçlerin insan ve iradesi üzerinde diledikleri baskıyı kurup arzu ettikleri bireysel ve toplumsal değişimi sağlamayı amaç edindikleri aşikârdır. Bireyi değiştirmek, toplumu değiştirmeye başlamanın ilk adımıdır."

İnsan iradesi üzerinde tahakküm kuran belli başlı güçler vardır. Biz bunları içten dışa doğru incelersek nefsi, aklı, iblisi, aileyi, dâhil olunan küçük grupları- cemaatler, tarikatler, dernekler- toplumu, idarî ve kanunî zorunlulukları ve hepsinin temel çerçevesini oluşturan dinî emirleri ve din dışı postulatları sıralayabiliriz. Saydığımız her bir güç özel bir güçtür. Her bir gücün bireyin özgür iradesi üzerinde kuşatıcı ve baskı kurucu özelliği vardır. İnsana şah damarından daha yakın olan en büyük gücü, Allah’ı, bu baskı gruplarından ayrı tutarak incelememizi sıraladığımız gruplarda sürdüreceğiz.

19 Kasım 2012 Pazartesi

SA107/KhB7: Harf Harf Uzanıyor Göğe Çocuk

(Halepli çocuk gözleriyle dokunurken dudaklarına parmaklarının)
(Dokunuyordu parmakları susmuş dudaklarına insanların)

(…)

Seslenir  ses  
          seslenir göğe...
(…)
Harflerden mi seslenir ses?                                          
                       harfler mi seslerden?
seslenir mi harf harf çocuk?                        
                             seslenir mi göğe?
cennetin dudaklarından…

SA106/KY1-CÇ2: Yasak Meyve



"Uyku sorunu olanlar mıdır soruları yığınların önüne getirip koyanlar? Değilse yığınlarla alıp veremedikleri nedir?"

İnsana, arkaik dönemden bu yana kendine bir takım sorular sorması telkin edilir. Ve sorulması telkin olunan soruların insan için asl olan olduğu vurgusu yapılarak bulunulur mezkur edimde.


“Ben neyim? Kendimi içinde bulduğum ve adına varlık dediğim bu oluşta ne arıyorum?” gibi. Belki bu ve benzeri sorular çoğunluğun hiç de kendine yöneltmediği, yöneltmeyi aklının ucundan bile geçirmediği sorulardır. Nihayetinde kişinin huzurunu kaçıran sorulardır bu ve benzeri sorular.

18 Kasım 2012 Pazar

SA105/IE5: İdam, İdamlık İçin Adalettir

"İdam, ıssızlıktır; idamsız yaşayanların içinde."


Soğuk, buzdan öte bir sözcük. Son nefesin farkında olanın ensesinden girip boğazından çıkan bir ürperti. Derin, kaygan ve ıssız bir karanlığı çağıran bilinmeze değil yolculuk; bilinene ve ebediyyen çözülene… Ebediyyen çözülmüş bir düğümün karanlıklarına çağıran bir ıssızlık. İdam, ıssızlıktır; idamsız yaşayanların içinde.

İdamsız katiller, idamsız tecavüzcüler, idamsız soykırımlar; idamsız tüm her şey, rengiyle, cesediyle cezalandırılmamış ruhların bayramı mıdır hep? Cezalandırılmamış ruhlar, cezanın ruhtan çekip gittiğini mi sanıyorlar? İdamsız cezalar, hangi ruhun cezasını ebediyyen susturabilir ki?

17 Kasım 2012 Cumartesi

SA104/ÂA9: İsrail ‘Bulut Sütunu’(*) ile Cehennemin Kapılarını Açtı

Suikastçı Katillerin Ülkesi; Korkak, Vahşi, Terörist İsrail.


Terörist İsrail hükümeti, savunmasız Filistinli askerî yetkilileri, sivilleri ve çocukları katletmek için derin bir ahlaksızlıkla Mistik/Antik Yahudi motifleri kullanmaya devam ediyor.  ‘Bulut Sütun’u tamlaması Tevrat’tan, bir mucizeden alıntılanmış ahlaksızca bir manipülasyon ve siyonizmin Filistinliler karşısındaki tarihi utancını, aşağılık duygusunu, korkaklığını ortadan kaldırmaya yönelik bilinç boşaltımı. 

Tahrip gücü düşük füzeleri dışında hiçbir savunma ya da saldırı aracına sahip olmayan tecrit altındaki Gazze’ye savaş gemileri, savaş uçakları ve kara  birlikleri ile havadan, denizden ve karadan saldıran İsrail’in bu utanç verici, insanlık dışı saldırısına ’Bulut Sütunu’ adını vermesi önceki ahlaksız katliamlarına verdikleri adlar gibi; fundamentalist İsrail devletinin Tevratı çıkarlarına alet ettiğini ve aslında dinsiz bir saldırıyı dinî temellere oturtmaya çalıştığını kanıtlıyor. Siyonist dinsizler bu tür adlandırmaların tüm Yahudileri sorumluluk altına itmeye yaradığını çok iyi biliyorlar. Ve bütün Yahudileri ayrımsız bir şekilde küresel eleştiri havuzuna itiyorlar.

14 Kasım 2012 Çarşamba

SA103/AS11: Leganés'te Mavi Marmara Anıtı


Leganés'te Mavi Marmara Anıtı

“Dinle, Katolik İspanya’nın Katolik Kraliçesi! Dinle, İsabella! Onurlu bazı çocukların diz çöküyorlar önlerinde Filistinli çocukların.”

Cladius’un Satılmış Lejyonerleri, Castilla Kraliçesi’nin Tövbekâr Çocukları

Sesime yankı istiyorum. Sesimin yankılanmasını istiyorum. Tarih'in önünde sesime ses katılsın istiyorum.

***
“Dinle Cladius, dinle Neron, dinle Vespasianus, dinle Titus, dinle Hadrianus; dinleyin putperest Roma’nın putperest İmparatorları! Kılıçlarınız ve gürzlerinizle yok ettiğiniz, sürdüğünüz neslin çocukları, bin dokuz yüz yıl sonra ülkelerine geri döndüler. Şimdi, onlar, sizin onları yok ettiğiniz, sürdüğünüz gibi öldürüyorlar, sürüyorlar Filistinlileri. Filistinliler putperest değiller, ama sizin yaptıklarınızın bedelini ödüyorlar. Dinleyin putperest Roma’nın putperest İmparatorları! Bugünkü lejyonerleriniz, Medici dölleri, putlarınızın bazı torunları, şimdi size de ihanet ediyorlar.”

***
“Dinle, İsabella, dinle Katolik Kastilya’nın Katolik Kraliçesi!

13 Kasım 2012 Salı

SA102/DT7: ‘Sıfır Numara Traş’tan Geldik Hippi Traşına

"Bana alıştılar gittiğim her yerde. Saçlarıma, kıyafetlerime… Eğer katkım olduysa benden sonrakilere bu anlamda, çok memnun olurum."


İlkokulda saçlarımın nasıl kesildiğini çok iyi hatırlıyorum. Üç numara. Daha kısası, arızalı mekanik berber makinesi kafamı pamuk tarlasına çevirmişse, berberin  makinenin özrünü kapatmak için sıfır dedikleri şekilde kestiği zaman mümkün oluyordu. Tabi bu da kafa derimin net bir şekilde görünmesi, yani yarı dazlak olmam demekti.

Elektrikli makine yoktu ve biz çocuklar makasla traş olmazdık; başka türlüsünü de bilmezdik. Berbere gittikten sonra kafamız hep üşürdü ve ben berbere gitmeyi hiç sevmezdim.

11 Kasım 2012 Pazar

SA101/FT5: Tanzimat Serkeşliğinin Sonu, Yeniden İnşâ Sürecinin Başlangıcı

"Vahşi, vicdansız, nobran ve cahil ‘İttihat-Terakki Nesli’ bu projenin ürünü olarak Türkiye’nin sonraki bir yüzyılını, toplumunu ve insanlarını planladı. Bu planlamanın temeli de ‘İslâm Düşmanlığı’ idi ve asıl organizatörler ‘Mason Locaları’ydı, çünkü Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi bürokratlarının, matbuat erbabının tamamına yakını masondu."


Türkiye’de devlet, tanzimat ile birlikte haddini aşarak yönetici erkin çerçevesini çizdiği insan ve toplum tipini oluşturmaya çalıştı. Tanzimat öncesi, etkin ve güçlü bir imparatorluk olarak -çağdaşı ve eşdeğeri imparatorlukların aksine- genel olarak halkına din, dil, ırk ve mezhep dayatmasında bulunmayan, insanlarını müreffeh bir toplumla ve özgür düşünce ile yaşatamasa bile onlara ‘tasarlanmış’ bir hayat biçimi dayatmayan, onların özel hayatlarına saygı duyan bir devlet varken, tanzimat sonrası bu devlet ceberrut bir devlet hâline geldi; insanların yatak odalarına girerek kadın ve erkek arasındaki korunmalı alanı mahvetti.

SA100/SD16: Teatral ve Suflörik Slogan: Vatanı Satmak

'Vatanı satma' repliği/sloganı normal aktif bir toplum için herhangi bir sinek vızıltısı etkisindedir, toplum etik değerlere ve insanî-evrensel formlara ait nesnel önermeleri kaynak olarak kabul eder; ancak bilinçsiz güdüler retoriğine kapılmış bir toplum için şiddet içeren provokatif bir başlangıç olacak kadar önemli bir etkendir. 


Hukukî ve siyâsî terminolojinin herhangi bir yerinde kırıntı düzeyinde de olsa "vatanı satmak" gibi bir tanım, terim yoktur. Vatana ihanet vardır; ancak vatana ihanetin içinde vatanı satmak gibi mâlâyani unsurlar sayılmamıştır. Zira böyle bir eylemin maddî boyutunun olamayacağı açıktır, böyle bir suçlama için gerekli olan hukuki sınırların belirlenemeyeceği ve terimleşme sürecinin hiçbir şekilde başlayamayacağı ve tamamlanamayacağı aşikâr olan bir "şey", hukukî ve siyâsî anlamda suç oluşturamaz; kişi ya da kişiler bu neviden suçlamalarla zan altında bırakılamaz ve suçlanamazlar. 

Yani; vatanın satılması mümkün değildir, mümkün olmayanın suç fiili olması da mümkün değildir. Bu sebeple 'vatanı satmak' siyâsî bir dedikodu aracı/terimi olmaktan öteye gidemez. O ancak ve yalnızca teatral ve suflörik bir slogandır.

10 Kasım 2012 Cumartesi

SA99/ME10: Beş Çıngıraklı Yılan

"Beşi de aynı, beşinin de bakışları aynı. Beşi de korkusuz duruyorlar; yedi iklimin, yedi ceddin tohumlarından büyümüş insanların içinde. Beşinin de dini yok."


Gördüm onları. Beşini de. Karanlık bir yerde karanlık gözlerle bakışıyorlardı. Arada bir etrafı kolaçan ediyor ve harflerini özene bezene siyaha boyuyorlardı. Beşi de birbirini iyi tanıyordu; sol yanından akmışlardı insanların. Sol yanlarından bakmamışlardı hiç. Sol yanlarında dinlenmiş bir kalp aranmadan; dudaklarından beyaz bir nefes salmadan yaşamışlardı şimdiye dek.

Şimdi… onları görüyorum; onları duyuyorum. Alev alev gözlerinden fışkırıyor simsiyah harfler.  Dağınık saçlarına değmemiş ahlak tarağı. Büzüşmüş zihinlerinden fırlayanlar birer makine ürünü gibi; tıpkı. Parlak, yalazlı, içinden dışına çıkmış bir cerahatle saklı kelimeleri doğuruyorlar. Alışkınlar karanlık doğurmaya; doğum sancısı çekmiyorlar. İplik iplik akmıyor serinliğe doğru düşünceleri.

9 Kasım 2012 Cuma

SA98/MEY9: Darbecilerin Kılık-Kıyafet Yönetmeliği Ne Zaman Değiştirilecek?


ağdaş yobazların kanunsuz baskılarını ciddiye almamanın vakti gelmedi mi?"

Uzay yürüyüşüne çıkmış olan astronotların o sonsuzmuş gibi görünen boşlukta neler hissettiğini bilmek isterdim. Çevrenin, insanların etkilerinden çok uzakta olmak, insanı daha mı özgür yapar? Özgürlük, baskılardan uzakta olmak mı demektir? Dünya’ya dönünce büyük bir rahatlamayla oh çekerler miydi?


Bu soruları düşünürler mi, bilemiyorum, ama düşünmeleri ve cevaplarını gelip bize anlatmaları ne kadar iyi olurdu. Dünya’nın atmosferin baskısına, yerin çekimine alışkın olanlar için, uzayda dünyevî alışkanlıklarla hareket edememek özgürlük sayılamazdı. Baskılar olmayınca özgürlüğün de bir manası kalmıyordu. Gerçekle yüz yüze kalınınca yaşanacak kadar cesaret de gerektirirdi özgürlük.

6 Kasım 2012 Salı

SA97/AS10: Şiir’e Yergi; Büyü, Leylâ ve Kibir

Artık tüm dinler aşk dininin ayakları altındadır. Bütün kurbanlar tek bir ağızdan - tekbir getirir gibi- inletirler evreni: “Tanrıça Leyla’nın önünde eğilin!”


Şiir’in büyüsü var. Dünyalar güzeli büyücü bir kadının büyüsü gibi bir büyü bu. İblis’in güzel kadın kılığında tütsüler eşliğinde irad ettiği büyü gibi durur, aldanmışlığın zihni hoş eden köşelerinde ve dahi göklerinde. Aldatır adamı; hem de mahvederek aldatır. Okurken, yazarken, düşündürürken, hayal kurdururken aldatır; aldanmayı isteterek aldatır. "

5 Kasım 2012 Pazartesi

SA96/MB5: ‘Arınmış Bilgi’nin Eşsiz/Tek Kaynağı


İnsan-Bilgi-Eser döngüsünde insan faktörünün öz/fıtrî olarak hiç değişmediği ve değişmeyeceği gerçeği, materyalist müdahalelere rağmen, bilhassa her materyalist müdahaleyi, kendiliğindenciliği, bilimin her an güncellenen, kuşkusu sıfıra yakınsayan bilgi birikimi ile bilgisizlik çukuruna gömen sürekliliğine tutunarak  ileri sürebilecek bir algı bütünlüğüne sahip olan 21. yüzyıl insanında kesin bir kanaat olarak yerleşmiş olacak.

Artık parlak bir ekrana parmaklarıyla dokunarak, sesiyle komut vererek ya da sadece düşünerek binlerce yıllık geçmişte yapmayı hayal ettiği çok şeyi yapabilen insan, failsiz bir fiilin mümkün olmadığını; tasarımcısız, yapıcısız bir eserden bahsetmenin ancak akıl dışı bir kurgu ile mümkün olabileceğini görüyor, aldatılmaktan çok uzakta görünüyor.

4 Kasım 2012 Pazar

SA95/PZ7: Esas Yalnızlığı Herkes Bilmez



Karlı, tipili bir kış günü sabah gün ağarırken çıktık köyden.  Kar günlerdir yağıyor, neredeyse adam boyu. İnek, eşek, öküz, keçiler ahırda; anahtarı halama bıraktık ve kundaktaki kızım için bir battaniye aldık evden o kadar. Anam, hanım ve kızım; dördümüz “Bismillah” dedik çıktık köyden. Yiyeceğimiz ekmek o kadardı köyde.  

Evi yaptırırken, anlamıştım bu evde oturamayacağımı. Seferberlikten dönmeyen Dedem Ali’nin dedesinden kalma evdi; üstümüze yıkılmasın diye borç harç yaptırmıştık. Öylece bıraktık, arkamıza bile bakmadan.

3 Kasım 2012 Cumartesi

SA94/ME9: Dünsüz Değiliz, A Cancağızım!

"Dünsüz değiliz, a cancağızım! Dün’e ait hiçbir söz Dün’le beraber gitmedi, gidemez. Dün’se Dün; gitmemiş bir yere. Biz Dün’ün sözleriyiz. Dilimizdekiler Dün’ün sözleri."


“Dün’ün sözlerine Dün’den söz söyleyenlerin bizi Dünsüzleştirmelerine, yokuz! Yalan söylemesinler, a cancağızım! Yeni sözler söyleyebilmek için bize Dünler lâzım.”


Dün gitti, diyorlar. Dün, bir yere gider mi? Giderse nereye gider? Dünün çocukları yok mu? Torunları, tası, tarağı, toprağı. Hepsini toplayıp da mı gitmiş? Düne ait ne varsa, söz, töz, öz Dün’le beraber gitmiş, ha? Kollarını sallaya sallaya, kendi dününün gittiği yere gitmiş. Neresi orası? Mezarlık mı? Dünler mezarlığı mı? Dünlerin mezarlıkları da varmış; gitsek bir Fâtiha okusak?

Fâtihâ’nın yüzü suyu hürmetine Dün’ün günahlarına mağfiret olunur mu ki? Dün’ün adı ne? Fâtihâ’yı hangi Dün’ün ruhuna bağışlayacağız? Dünler karıştı, karıştı dünler, evet. Tüm Dünler’e, adlarını bilmediğimiz tüm Dünler’e gönderelim toptan. Yağmur gibi yağsın Fâtihâ’dan doğan rahmet. Her bir Dün’ün günâhlarına. Her bir Dün’ün kendisinden önceki Dün’den gelen günâhlarına.

Seçkin Deniz Twitter Akışı