10 Kasım 2012 Cumartesi

SA99/ME10: Beş Çıngıraklı Yılan

"Beşi de aynı, beşinin de bakışları aynı. Beşi de korkusuz duruyorlar; yedi iklimin, yedi ceddin tohumlarından büyümüş insanların içinde. Beşinin de dini yok."


Gördüm onları. Beşini de. Karanlık bir yerde karanlık gözlerle bakışıyorlardı. Arada bir etrafı kolaçan ediyor ve harflerini özene bezene siyaha boyuyorlardı. Beşi de birbirini iyi tanıyordu; sol yanından akmışlardı insanların. Sol yanlarından bakmamışlardı hiç. Sol yanlarında dinlenmiş bir kalp aranmadan; dudaklarından beyaz bir nefes salmadan yaşamışlardı şimdiye dek.

Şimdi… onları görüyorum; onları duyuyorum. Alev alev gözlerinden fışkırıyor simsiyah harfler.  Dağınık saçlarına değmemiş ahlak tarağı. Büzüşmüş zihinlerinden fırlayanlar birer makine ürünü gibi; tıpkı. Parlak, yalazlı, içinden dışına çıkmış bir cerahatle saklı kelimeleri doğuruyorlar. Alışkınlar karanlık doğurmaya; doğum sancısı çekmiyorlar. İplik iplik akmıyor serinliğe doğru düşünceleri.


Pornografik, diyor seslerden biri beğenmediği deşifrelere; oysa organik, oysa doğal, oysa hesapsız. Anlamıyor; anlayamaz. Sessiz değil itiraz eden, cazgır. Alışkın çünkü karanlık adamlar. Özünden kendisine çıkışan bir sese. Dışarıdan kendisine çıkışan bir ses olmayacak sanıyor; karanlığa boyuyor beyaz sesleri. Dışarıdan öyle hortlak ki.

Beşi bir yerde. Beşinden biri değil karanlık soluyan; hepsi. Her devirde bazen parlak, bazen renkli, bazen de simsiyah çıkarıyorlar karanlık harflerini. İnsanların yakınına sokuluyorlar. Nefeslerine dirsek dokunduruyorlar. Herkes onları kendilerinden sanıyor. Birlikte içiyorlar. Birlikte yiyorlar. Ama onlar kuytu bir köşede hemen kusuyorlar. İçlerinde karanlıktan başkası barınamıyor.

Sonra… harflerini yuvarlıyorlar birbirlerinin önüne hiçkimseye aldırmadan. Bir halka oluşturuyorlar. Sivri, zehirli taşlarla. Simsiyah taşlarla. Dokunanı zehirleriyle, hançer dişleriyle dehşet içinde ölüme mahkum ediyorlar. Zifiri karanlık doğuruyorlar. Karanlık; sol yanlarına iliştirilmiş aydınlık karası. Gözleri nasıl bakıyorsa öyle karanlık. Düşleri yok; düşlerinde beyaz karanlık. Dişleri, harfleri bembeyaz. Parlak ve gösterişli.

Onları gördüm, duydum, tanıyorum. Şiddetli öfkelerinde tanıyorum. Korku üreten harflerinde tanıyorum. Sonrasını, hep sonrasını karanlığa boyayan fırçalarında tanıyorum. Kıvrılarak gidişlerinden tanıyorum. Her devirde rengarenk kılıklarla, kıyafetlerle yeniden doğuşlarından tanıyorum. Dokunulmazlar; dokunulamazlar. Karanlık taşlarına büyü dokumuşlar; halkaları mahfuz duruyor. Şeytan onları koruyor.

Onları simsiyah harfleriyle konuşurlarken duydum. Biri diğerinin rengine teslim ediyordu harflerinin rengini. Diğeri kükrüyordu, harflerinin iri gölgelerinde. Ötekisi diğer dördü gibi beyaz camdan, beyaz kağıtlardan savuruyordu tiksintilerini. Küçümseyerek, küçümsediklerini hor gördüğünü belli ederek. Aydın diyorlardı kendilerine, karanlığın aydınlattığı adamlardı onlar, çıngıraklı yılanlar dediğim, demek istediğim. Yılanlara haksızlık ederim diye endişelendiğim.

Üçü sakallı. Pasaklı sakalları. Karanlığın simsiyah izcisi gibi kılları. Diğer ikisi grilerinden beyazı çalamamış saçlarıyla karanlık. Sadece biri bıyıksız.

Beşi de aynı, beşinin de bakışları aynı. Beşi de korkusuz duruyorlar; yedi iklimin, yedi ceddin tohumlarından büyümüş insanların içinde. Beşinin de dini yok. Beşi de her devrin rengine karşı çıkar gibiler. Beşi de sonraki devre konak kurmuş gibiler. Her devirde değiştirdikleri kabuk sonraki devrin rengine uyuyor. Sonraki her devrin kokusunu alıyorlar. Sonraki her devrin kahramanlarının kokularını sürüyorlar. Kahramanları aldatıyorlar; sonra onları karanlık harfleriyle çürütüyorlar. Kahramanları sokarak zehirliyor ve öldürüyorlar.

Büyülü taşlarla yaptıkları halkanın tam ortasındalar; onları duyuyorum. Onları görüyorum. Gözlerinden fışkıran karanlığı seçiyor ve anlatıyorum. Onların kabuk değiştiren derilerinin altındaki son renk bu. Otuz yıldır savdıkları bereket, boğdukları aydınlık onların soğuk ve sürüngen kokularından arınıyor. Çünkü görüyorum. Görenler artıyor.

Şeytanın halkası onları koruyamayacak. Karanlık harfleriyle ortada kalakalacaklar. Halkalarında mahfuz, halkalarında mahkum kalacak ve oldukları yerde kabuk değiştiremeden çürüyecekler.


Mustafa Ege - Cmt, 10/11/2012 - 20:49/ İz Etki Ekinoksları 13

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı