31 Ağustos 2013 Cumartesi

SA382/ KY5-PT1: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman-1. Bölüm: Saççakta Peri Var

1. Bölüm
-1-
“Belki de ölmüştür! Sol omuzuna saplanan oku gözlerimle gördüm!” sözleriyle sessizliği bozmuştu Bodur Hamza. Öylesine dökülmemişti bu tümce ağzından. Tepkileri görmek istediği her halinden belli oluyordu loş karanlığa güvenerek söylemiş olsa da. Hem tepkileri görmek hem de umudunu ete-kemiğe bürümek istemişti adeta. Kendisini suçladıklarını seziyordu. Haksız da değillerdi.

SA381/KY1-CÇ45: Okumak, Karşı Olmaktır

“Karşı olmak için, kişi hem kendini hem kendi olmayanı bilmek zorundadır.”


Yazmanın ne olduğu, niye yazıldığı, hemen her yazar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Niye yazdığını açıklamayan yok gibidir. Çağının tanığı olmaktan tutun da “şey”lere ayna olmaya varıncaya kadar dillendirilmiştir yazıların niçin yazıldığı, yazarları tarafından.


Sanki bu açıklanmış olmazsa bir şeyler eksik gibi algılanmıştır. Sanki her bir yazar “Niçin yazıyorsun?” sorusuna muhatap olmuş gibidir. Belki dışından böylesi bir soruyla muhatap olmamıştır, ama içinden her yazana bu soru yöneltilmiş olmalı. Ki; niye yazıldığını açıklama gereksinimi duymuştur her bir yazar.

30 Ağustos 2013 Cuma

SA380/AyS13: Royal Baby; It’s a Boy… And He Lives!

“Kraliyet Bebeği; O bir erkek… Ve O Yaşıyor!”


Tellal bağırıyor:

“Bugün 22 temmuz 2013 geleceğin kralını karşılıyoruz. Yüce Cambridge Dükü ve Düşesi’nin ilk çocukları doğdu. Uzun ömürlü, mutlu ve görkemli yaşasın ve bir gün bize hükmetsin!”

Kaç yüzyıllık bir gelenek bu? Üzerinde güneş doğmayan imparatorluk olmadan, Victoria döneminden çok önceden beri gelen bir gelenek. Bir insan çocuğu doğduğunda, diğer insan çocuklarının, bir gün o çocuğun kendilerine hükmetmesini peşinen kabullenen zavallılığı bu.

SA379/KY4-FM2: Üzüm Yemek

“İstenen, kamplaşma!”


Aklımda kaldığı kadarıyla mesnevide bir öykü vardı. Bir Fars, bir Arap, bir Türk; üçünün de canı üzüm çekmiş birbirlerinden üzüm istemişler, bağıra çağıra. Arap “aynab” diye bağırıyormuş, Farisi “engur” diyormuş, Türk ise “üzüm” diye tutturmuş. Farklı dillerdir, farklı seslerle dillendirmelerinde bir tuhaflık yoktur üzümü. Üzümün kendisini gördüklerinde tartışma bitecek afiyetle üzümü yiyeceklerdir.


Ama aynı dili konuşup aynı sesle seslendirilen şeyler ters yüz edilirse ne olur? Anlaşmak mümkün müdür? Anlaşabilmenin bir yolu var mıdır? Belki de yeryüzünde en büyük kötülük budur. Düşünün bir; aynı dili konuştuğunuz, nesneler için aynı sesler çıkardığınız biri susuzluktan ölmek üzere olsa, sizden su istese, siz de bir koşu, bir avuç tuz alıp gelseniz ne olur?

29 Ağustos 2013 Perşembe

SA378/KY1-CÇ44: Fıtrat; Sekizinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

“Fıtrattan sapma kuşku ile başlamıştır insanda…”


Var edenin var ettiklerindeki imzasıdır fıtrat. Mutlak hakikatin göstergesidir. Mutlak hakikate işarettir fıtrat. Evrende başıbozukluğa bir yol olmadığının belgisidir fıtrat. Kendiliğinden bir oluşun muhal olduğuna kanıttır fıtrat. Kanıt ötesi bir kanıttır.

Fıtrat tanımlanası olmayandır. Tanımlanmaya muhtaç olmayandır. Tanıma ihtiyaç duymayandır. Apaçıktır fıtrat. İnsan gözünün değdiği her var edilmişte hemen belli eder kendini. Arının bal yapımındaki mahareti fıtratının gereğidir. Örümceğin ördüğü ağdaki sağlamlık fıtratının gereğidir.

SA377/ÂA21: Konsorsiyum Büyük Balığın Peşinde

“Türkiye, bütün dostlarını yanında, bütün düşmanlarını karşısında birleştirme gücünü yeniden kazanmış olmanın tadını çıkarmalı.”


Spresifik bir çıkarsama yapalım; ister ‘İslam Coğrafyası’, isterlerse ‘Müslüman Coğrafya’ desinler; İslam ve müslüman düşmanı BMGK+İsrail+İran+Ürdün+Arabistan+Körfez konsorsiyumu için hiçbir tür kavramlaştırma dökülecek kanın miktarını ve din hanesini değiştirmez.


Konsorsiyuma dahil olan ülkeler İslâm’ın kaidelerine karşı çıkıyorlar ve dolayısıyla müslüman olamazlar; dökecekleri kan da sadece müslüman kanı olabilir. Türkiye yılmadan bu konsorsiyuma karşı politikalar geliştiriyor; coğrafyanın hain ve kaypak ruhuna kişilik kazandırmanın peşinde, ancak işi çok zor. Belki de imkansız.

SA376/AŞ10: Müslüman Ölülerin Kartviziti Yok

“Katiller ölmez, size göre.”


Söylenecek bir şey yok. Patlama gününü belirtemiyorum, dün mü, bugün mü diye, ama haber bugüne ait. Irak’ta 10 ayrı yerde patlayan bombalarla 70 civarında kişi ölmüş yine. Bağdat’ta Şii bölgesindeymiş. Bir başka gün de Sünni bölgesinde patlamıştı; yarın kaç bomba, nerede patlayacak belli değil.


Cami, çarşı, cenaze, taziye, düğün fark etmiyor, hayat sürüyor; bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Başbakanı, Cumhurbaşkanı, hükümeti, askeri, polisi olan, ama kendisi ortada olmayan bir devlet var Irak’ta. Belki de var bu devlet denen şey; bombaları tedhiş amacıyla patlatan da o devlet. Öyle değilse  hergün onlarca patlama nasıl mümkün olabilir?

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SA375/KY4-FM1: Nomokrasi / Bir Yönetim Biçimi Tanımlamasına Giriş

Hiçbir özgürlükçü yönetim biçiminin hedefi belli ilkelere inanmış toplum oluşturmak olmamalıdır.”


Hali hazırda günümüz toplumlarının çoğunluğunda câri olan yönetim biçimi demokrasidir. Demokrasinin temelinde seçim olmakla beraber, demokrasi salt seçimle oluşturulan bir yönetim biçimi değildir; aynı zamanda bir yaşam biçimini dayatan yönetim biçimidir. Seçimin olmazsa olmazı olduğu demokrasi, herhangi bir yaşam biçimini dayattığı için de edilgen yönetim biçimi olmaktan öteye gidemez.

Edilgen yönetim biçimi ister istemez özgürlüklerin önünde engeldir. Edilgen yönetim biçimlerinin hiç biri insanların toplumların özgürlüğüne yol vermez. Edilgen bir yönetim biçimi olan demokraside dile getirilen özgürlük de nispi bir özgürlüktür. Çünkü temele aldığı yaşam biçimini toplumu oluşturan tüm bireylerde, gruplarda görmek ister. Yönetim olarak bunun gerçekleştirmesi için uğraş verir.

27 Ağustos 2013 Salı

SA374/BD2: Çağrı/ Roman 2

...umut yola çıkmıştı...


Silüet,  kararlı salınımlarla ışıklı okyanus şelalesinin tırnaklı kayalarına tutunarak aşağıya doğru inmeye başladı. Ay, şelalenin düştüğü yerde çatlayan kayalarda ışıldıyordu. Tatulaların kokusu burnundan ruhuna doğru akıyor, gerisingeri çağırıyorlardı silüeti.  Fakat o geri dönmedi; bir daha çıkmamak üzere, sarp kayaların kaygan yüzeylerine tutunarak indi. 

SA373/KY1-CÇ43: İhlas; Yedinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

“Gelin, ihlasın üzerindeki kirleri temizleyelim!”



İhlas, öldürmekten beter edilen sözcüğüm. İhlas,  keşke “kanı içilseydi” dediğim sözcüğüm. İhlas, keşke “Âdeme hiç öğretilmemiş olsaydı” dediğim sözcüğüm. İhlas, “keşke hiç dillendirilmeseydi” dediğim sözcüğüm. İhlas, keşke “hiç bilinmemiş olsaydı” dediğim sözcüğüm.

İhlas, her ne zaman duysam boğazımda düğümlenen sözcüğüm. Boğazımı düğümleyen sözcüğüm. İhlas sözcüğünü duyduğum an, kolumun kanadımın kırıldığı an olmuştur hep. Gönlüm daralır olmuştur ihlas sözcüğüm anıldığı zaman.

SA372/KhB23: Lodoslar Islık Çaldığında

 (Meşakkat yüklü lodoslar sardığında gökyüzünü)
(Yalnız ve kavruk insanlar dağılır yeryüzüne)
(…)
Dokunsan ağlayacak, çekip gidiverecek gözyaşlarına
Mendilsiz ıslak gözleri homurdanacak
Başbaşa acısıyla susacak insan, susturulacak hayatta…
(…)
Neler üşüşüyorsa kafasına lodoslar ıslık çaldığında
Neler döndürüyorsa evrenini
Sıkışacak insan dudaklarının arasına
Çekinecek dudaklarından
Salıverecek kendini
Üşüyecek…

26 Ağustos 2013 Pazartesi

SA371/SD57: Harflerin Öyküsü / Yazma Sanatı

“Gerçek, algılandığı kadar paylaşılmayı da zorunlu kılar.”

'Gerekçe'/1

Neden harflerin öyküsü?...

Yazmayı seven herkesin anlatım öyküleri vardır... Benim birçok öyküm var... Bu öyküleri  sizinle paylaşmayı düşünüyorum...

Nasıl yazdığımı bilmenizi istedim; siz de yazmak istersiniz diye umuyorum... umursamamanız da mümkün... Kendini beğenmiş olmakla da suçlayabilirsiniz beni... ama düşünmenizi isterim ki; bunu sanırım yalnızca ben yapıyorum... ve burası da bir okul olmalı... yazı okulu...

SA370/KY1-CÇ42: Maslahat

“Söz vermiştin. Sözünden dönmemelisin. Maslahat putuna secde etmemelisin.”


Maslahat, her devrin putu olmuştur. Her devrin putudur maslahat. Her devir yeniden yontulan bir puttur maslahat. Her devir yeniden parlatılan bir puttur maslahat. Put kıranlara inat her dem yaşamın içine sokulan bir puttur maslahat. Yaşamı, ilkeleri, insanı kirleten bir puttur maslahat.

Maslahat bütün putları kendinde mezcetmiştir. Bütün putların temsilcisidir maslahat. Bütün putların koruyup gözetenidir maslahat. Her put yerle bir edilse de, her birini yeniden ayağa kaldıran put olmuştur maslahat. Ayağa kaldıracak olan puttur maslahat.

SA369/AŞ9: Dipten Genişleyen Yalnızlık

“Ne oldu, kim yanıldı? Kim yalnızdı?”

"Dünya 5'ten Büyüktür!" Vicdan Arayan Başbakan Erdoğan

‘Sektörel Yanılsamalar’ desem anlaşılmayacağım, ama ‘Tam Bağımsız Türkiye’ diyerek  pür hiddet emperyalizme direnme numaraları yapanların, bugün ‘Tam Bağımsız Davranan Türkiye’ gerçeği ile yüzyüze kalınca, Türkiye’nin yalnızlaştığına  dair destan destan yaygara yapmalarından bahsetsem konu netleşecek.

Konu biraz Allah’a inanmakla ilgili değil, Allah’a tam inanmakla ilgili. Hangi sektörde hangi kavramlarla kimleri aldattıklarını hepimiz biliyoruz; haktan yana görünüp yerel ve küresel mafya ile  dipkundakçılık yapanların sözlerine bu yüzden itibar etmiyoruz ve itibar etmeye etmeye yalnızlaşıyoruz. Ne büyük bir şeref bu bizim için, bir bilseler…

24 Ağustos 2013 Cumartesi

SA368/KY1-CÇ41: Merhamet

“Merhameti çarmıha geriyorlar hep birlikte.”


Merhameti unuttuk. Unutturuldu merhamet. Ya da görünmez bir ağaç kurdu sinsice kemirip bitirdi merhameti;  o insanlığın övünç abidesi merhamet, sinsi bir ağaç kurdu tarafından yerle bir mi edildi? Merhamet, ki;  en övündüğü barınağıydı, sığınağıydı insanlığın?

Artık bir sığınağı, barınağı yok mu insanlığın?  Yok değilse niçin esâmesi bile okunmuyor yeryüzünde merhametin? Niçin dinmiyor gözyaşları? Niçin daha gözü açılmamış bebeler kundaklarında boğuluyor? Niçin yangın yeridir yeryüzü? Niçin gözyaşı karşısında duyarsızdır insanlar? Niçin gözyaşından utanır oldu insanlar? Niçin çığlıkları duyulmaz olmuş bütün varlıkların?

22 Ağustos 2013 Perşembe

SA367/AS34: Mide Bulantısında 13 Kritik/Anti Anakronik Ara

"Bu yazı hüznün en derin karanlıklarından Suriye'deki kimyasal silah ve vahşet kurbanı masum çocukların, Mısır'daki çocuk şehitlerin katillerine gönderilen bir bedduanın ruhunu taşımaktadır."
Alper Selçuk, 21.08.2013, Suriye'deki Kimyasal Vahşetin Tarihi


Sokakta hamburger yiyorlar, liseli iki zirzop gibi... Hiç bir şey olmamışçasına rahatlar. Rus olanı kola içiyor. Amerikalı soğuk çay. Kırgızistan’da binlerce kişiyi birlikte öldürdükleri halde. Etlerini Hamburger’in arasına sıkıştırdıkları binlerce Özbek ve Kırgız’ın kanları sıcak sıcak duman tüterken. Nasıl, ha nasıl? Hangi mideyle?

(1. Kritik/Anti Anakronik Ara)

İçim, bir yıl dolmadan yedi kez kol kola gelen bu iki adamın midesine tükürmek istiyor. Nasıl? Nasıl konuşabiliyorlar, insanların, hele o minicik çocukların ölümlerini. Nasıl? Her seferinde nükleer başlık mı konuşuyorlar? Filistinli çocuklar, Afganlı kadınlar, Pakistanlı yaşlılar, ah! Midem bulanıyor…

20 Ağustos 2013 Salı

SA366/SD56: İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT-İKÖ) ve Geçmiş Zamanlar

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Mısır'daki Darbeye ve katliamlara karşı sessizliğinin ve aracılık taleplerine karşı tepkisizliğinin anısına


Ekmeleddin İhsanoğlu'nun İktidar Partisi tarafından eleştirildikten sonraki kişisel görüşü:
 "Bu olanlar bir vahşettir, orantısız güç kullanmaktır, meşru talepleri kurşunla karşılamaktır ve insan haklarının en büyük ihlalidir."

İnsanlığın Çıkış Yolu,  İKÖ'nün (İİT) Yeni Vizyonu ve Yeni Dünya Düzeni; Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği, Mart 2008 İKÖ Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, El Maşrik Forumu, Ankara Bakanlar Bildirisi, Ahmedinecad'ın Sunnî Türk İmam arkasında kıldığı Cuma namazı, Kapitalist Batı'nın Çöküşü ve İslam Ülkeleri

29 Eylül 2008'de ABD`nin 700 milyar dolarlık kurtarma paketi, Temsilciler Meclisi`nde reddedildiğinde Amerikan Ekonomisi bir trilyon dolarlık yeni bir darbe daha yemişti. Batan Avrupa ve Amerika'daki büyük bankaların yanı sıra, devletleştirilen büyük bankaların ortaya çıkan görüntüleri, büyük sömürü mekanizmasının artık çöktüğünü ortaya koyuyordu. 

19 Ağustos 2013 Pazartesi

SA365/DT19: "Benim de Alnımda Parlayacak"

“En yükseğe çıkalım!” demişti camiye girerken. “En yükseğe!”

İşte o yaştaki başka bir çocuk:)

Sağ ayağını lavaboda yıkarken neşe içindeydi. Sıra sol ayağına geldiğinde coşkusu artmış yüzünden gülücükler fışkırıyordu. Kahverengi gözleri pırıl pırıldı. Dudakları heyecanla açıldı: “Abdest aldım”, dedi, “Cuma’ya gideceğim.” 


Ellerini, yüzünü, kollarını ve ayaklarını kuruladı, çoraplarını ve ayakkabılarını giydi. Evden çıktı, yol boyunca, çevresine göz gezdirdi. Câmi’ye girdiğinde ezan okunuyordu. Ayakkabılarını çıkardı, ayakkabı rafına koydu. Merdivenleri tırmanarak Câmi’nin içindeki balkon kısmına çıktı.  Balkon boştu. İkinci mihrâp şeklindeki yarım dairenin önüne oturdu. 

18 Ağustos 2013 Pazar

SA364/KY1-CÇ40: Bûtimar

"Kim tahammül ederdi çıplaklığına kendinin?"


Butimar bir kuş.. derler ki bu deniz kuşu, denizin bir gün kuruyacağı tasasıyla, deniz kenarında hiç su içmeden öylece dururmuş. Bunu öğrendiğimde donup kalmıştım.

Butimar bendim. Ondan başka hiç bir şey bu denli beni betimleyemez. Ondan başka kimse beni temsil edemez. Bunu anladığımda her şey bitmişti. Bu sırrı gömdüm içime.

SA363/AŞ8: Bir Elin Parmakları

“Süveyş ve İsrail’in güvenliği cehennemin yedi rengini hep birden görmemizi sağladı.”


Aydınlık Gazetesi ile Yurt Gazetesi birbirine düşmüş. Aydınlık denen karanlık köşeden, Silivri’den yol alıp gelen bir sesten Yurt denen mevkuteye bir ihtar var; “Mısır’daki devrime(!) sen nasıl darbe dersin?” Yurt savunma yapıyor; “En çok ben darbe demedim, istersen bir bak!”


Galiplerin birbirine düşmesi gibi mağluplar da birbirine düşmüş. Ergenekon mahkumları oturdukları konforlu dairelerden hesap kitap yapıyorlar. Aydınlık, Mustafa Sarıgül’ü, Yurt, Gürsel Tekin’i parlatarak CHP’ye genel başkan yapmak istiyor. Halk piyasada yok. Demokrasi de yok.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

SA362/KY1-CÇ39: Sen; Ey, İrade Çalan Eşkıyâ!

Ve pervasızca kan döküyorlar. Sen onların ellerini kır, ayaklarını bük Allah’ım!

14 Ağustos 2013, Kara Çarşamba, İman Cami, Kahire/Mısır

“Onlar hayvanlar gibidirler; hatta yolca daha şaşkındırlar.” 

Sen; ey irade çalan eşkıya, sen ey irade hırsızı uğru, sen ey sıkıntı eken sefil, sen ey zer ve zorun tutkunu, sen ey hırsının kulu, sen ey öfkesinin sersemi, sen ey hasedin meftunu, sen ey kanaatin kanlısı, sen ey bağnazların şahı, sen ey nefsinin zebunu, sen ey gafletin metfunu, sen ey yoksulun hor göreni, sen ey aldanmışların en aldanmışı, sen ey yerin göğün utancı sen ne vicdansızsın!

Ey irade hırsızı sen ne zalimsin!

Sen ey irade çalan, sen ne aşağılık şeysin?! Sen ne hayvansın, hem her hayvandan daha zalimsin sen!

SA361/ME22: Yorgun İkindi

Her şey kedersiz, tasasız, sağlam ve dinç olanlardaydı.  Onların hayatında laflar lafları doğururdu… akşam olurdu, gece olurdu, sonra sabah olurdu.

“Yüzün ve ellerin hariç hiçbir yerin görünmüyor, hava sıcak, ama sen hiç şikayet etmiyorsun.  Dudaklarında, gözlerinde ve yüzünde makyaj da yok. Cildin tertemiz, duru ve yumuşak; gözlerin huzurla bakıyor. Bunu nasıl başarıyorsun?”

Üç kişiydiler, diğerlerinden uzakta. Çok daha genç olan, sakin sakin sorular soruyordu. Diğer ikisi o sorunca, tek tek, uzun uzun anlatıyorlardı. Üçünün de gözleri meraklı gölgelerle doluydu. Üçü de güzeldi.


Genç olan, tepesinde toplanmış sarı saçlarının sırtından aşağıya doğru süzülen birkaç parçası rüzgarda uçuşurken, alnına dökülen parıltılı kahkülün arasından mavi mavi bakıyordu.  Düz kestane saçlı olanın kırkı aşmış ela gözlerindeki dalgalanmalar, arada sırada, saçları uçuk kahverengi başörtüsünün arkasına saklanan beyaz tenli üçüncünün otuzu aşmış berrak kahverengi gözlerine takılıyordu.

16 Ağustos 2013 Cuma

SA360/KY1-CÇ38: Darbeler Çâresizliğin Eseridir

“Çaresizlik çeşmesinden su içen darbeci, kurşun sıkar halkına. ”

 

Ne kötü şeydir çaresizlik. Ne açmazlara ne çıkmazlara geçittir çaresizlik. Ne hatalara, ne talihsizliklere, ne utançlara, ne alçaklıklara, ne açmazlara açılan bir geçittir çaresizlik.

Çaresizlik soluğunu keser her bir canlının. Hatta cansızın. Çaresizlik çıldırtır her bir canlıyı. Hatta cansızı. Çaresizlik kuduzu daha bir kudurtur, vahşiyi daha bir vahşi kılar, zalimi daha bir zalim yapar, ahmağı daha bir ahmak yapar.

15 Ağustos 2013 Perşembe

SA359/AŞ7: Paranoya’nın Cemaat Hâli

İtidal, maskeli süvarinin maskesiz nesnesi mi?


Başlık konusunda tereddüt ettim biraz. Bir süredir, başlığında ‘Cemaat’ olan harfler diziyorum. Sonsuz Ark’ta da yayınlanıyor. Sonsuz Ark’ın ruhuna uygun bir sorgulama yapıyorum. Tanımlama sıkıntısını, kardeşlerimizin seçtiği ‘Hizmet Hareketi’nde durarak çözdük, Fethullah Gülen’in de yeri belli oldu. Vakfın, Hareketi ve Gülen’i savunmak için yayınladığı 11 maddelik ‘manifesto’ dolayısıyla ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı’.

SA358/KY1-CÇ37: Katından Bir Yardımcı Gönder Rabbim

"Senin her şeye gücün yeter!"


Ey yüceler yücesi Rabbim! Sana ne gizlidir ki arz edeyim hâlimi? Sana ne gizlidir ki arz edelim hâlimizi?

Ey her şeyi yoktan var eden, her vara varlık bahşeden Yüce Allah’ım; Sana gizli olan nedir ki? Çaresizliğimdir, çaresizliğimizdir beni böyle sorduran, bilirim bu dahi gizli değildir Sana.

Rabbim senin çağrın olduğu için duadayım. Senin çağrın olduğu için açmışım ellerimi göklere. Senin çağrın olduğu için diz çökmüşüm yere. Senin çağrın olduğu için dillendirmişim pişmanlığımı. Senin çağrın olduğu için yüklemişim söze hâlimi.  

SA357/AS33: Her Kast Ayaktakımıdır İstanbul’da

'İstanbul' 
Birinin doğurup büyüttüğü bebeği, diğerinin büyük bir iştahla gözlediği yerdir.

"Anadolu'nun kılcal damarlarına kadar uzanan sihirli kolları ve oynak, cilveli kadınsılığı ile her an her dakika bir kurban devşirip eritmektedir içinde İstanbul."

İstanbul’un küçümseyerek taşra dediği diğer şehirlerin, her birinin bir karakteri var. Net, durağan, kimi zaman çıkıntı birilerini doğurmak için azıcık ikircikli, ama sıradan; binlerce yıldır salınan söğüt dalları gibi. Fakat İstanbul öyle değil. İstanbul, tüm bileşenleriyle ayrık ve bu ayrıklığıyla bütünleşik bir şehir. Bütünleşik, çünkü; başka çâresi yok.

***
İstanbul, ağlarına takılmış, o ağlarla kanına akıtılan her bir umdeye, ciğerlerine üflenen her bir nefese mahkûm olan insanların şehri iken, tohumlarına karşı ilkelidir. O insanlara ağlarını anlatmaz, o ağlarla yaşamaya mahkûm olduklarını hissettirmez. İstanbul insanı hangi türe yenik düştüğünü göremediği gibi, hangi türü doğuracağını da bilmez. Tipik İstanbul insanı fanustaki balıktır.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

SA356/KY1-CÇ36: Hakikat; Altıncı Olarak Çalınan Sözcüğüm

Ya kölesi olacaktır doğanın ya kölesi olacaktır tarihin ya kölesi olacaktır toplumsal değerlerin ya kölesi olacaktır kendinin.”


 Derim size, hakikat değişmez olandır. Değişen hakikat olan değildir. Yerini değiştiren olsaydı çoban yıldızı nasıl belirleyebilirdi insan yönünü? Hakikat değişen olsaydı insan nasıl insan olabilirdi? Değişim kusurlu olana özgüdür. Kusurlu olanın kusursuzluk arayışıdır değişim. Her tür kusurdan beridir hakikat Bulaşmış değildir eteğine kusur illeti hakikatin.

Derim size, hakikat bilerek değiştirilmiştir sapkınlarca. Doğru dedikleriyle eşit kılınmaya çalışılmıştır hakikat. Üstü örtülmeye kalkışılmıştır hakikatin doğruyla. Hiç de uymamıştır o perde hakikate, hiç de örtememiştir o perde hakikati.

SA355/AH13: Manipülatif Çarklar Çalışıyor; Killing Season- Öldürme Mevsimi

“Amerikalılar ve Sırplar, Bosnalı müslümanlar yüzünden birbirlerine acı çektirmişlerdi.”


Televizyon kanallarındaki Suriye haberlerinin alt/ana mesaj olarak kullanıldığını gördüğümde filmin neden çekildiğini anladım. Film bittiğinde, herkes Suriye’deki vahşete, katliama, soykırıma Amerika’nın neden seyirci kaldığını anlayacak ve karşılıklı acılarla dolu yeni öz geçmişler oluşmayacaktı.

Suriye, Amerikalı askerlerin ve Esed’in askerleri ile savaştığı bir yer olmamalıydı. Çünkü gelecekte, yardım için gitmiş olasalar da, hem amerikalı askerler hem de öldürecekleri Esed’in askerleri derin acılar yaşayacaklar ve kendilerini  ve birbirlerini affedemeyeceklerdi.

13 Ağustos 2013 Salı

SA354/AŞ6: Cemaat Muhtıra Verdi

Evrensel Barışa Doğru
Muhtıra verme bir güç gerektirir; Cemaat’in temsilcisi ya da sözcüsü olarak kendini konumlamak zorunda hisseden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) ‘güvendikleri daha başka ve büyük bir güç varmış gibi’, 13 Ağustos 2013 Salı günü, ‘Gündeme Dair: Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı' ndan Hizmet Hareketi'ne yönelik iddialara cevaplar’ başlığı altında muhtıra verdi.

Muhtıra mı, değil mi? Birazdan tartışacağız. Muhtıra’dan anladığımız kadarı ile Fethullah Gülen GYV’nin Onursal Başkanı; ‘Cemaat Lideri’ eleştirileri karşısında konumu  netleşmiş ve tırnak için de ‘Cemaat’ artık ‘Camia’ da değil; ‘Hizmet Hareketi’.

SA353/KY1-CÇ35: Sabr; Beşinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

Zor karşısında boyun eğmeyi buyurur hokkabazların emrettiği sabr…”


Sabr en temel vasfıdır insanın. Sabr üstüne kurulmuştur insanlık. Sabr üstüne kurulur insanlık. Sabr merdiveniyle yükselir insanlık. Kişi sabr merdivenlerinden tırmanarak katılır insanlığa. Sabr kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüdür, yolcusu yalnızca insandır. Yalnızca insan tanır, yalnızca insan bilir, yalnızca insan ayrımındadır sabrın.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

SA352/SD55: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 10 (01-05 Temmuz 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

01-05 Temmuz 2011 ( 303 Tweet)

5 Temmuz 2011
1351. aurevoir le monde...bonnuite

5 Temmuz 2011
1350. ...aksine insanın insana dayattığı sistemlerin tümü esâret içerir..

5 Temmuz 2011
1349. ...insanların zihinlerine dayatıldığı gibi, din insana esâret verecek değildir... .

5 Temmuz 2011
1348. @IsinElicin ..çokluğun cehâleti azlığın tahakkümü demekse, çokluğu kuşkusuz hürriyete ulaştıranda kesin bilgidir...

SA351/KY1-CÇ34: Haset Biriktirenler

“Köle tüccarları, diyorum ben onlara…”


Doğrucular, diyorlar kendilerine. Hak yemezler, diye pazarlıyorlar kendilerini.  Haset biriktirenler, diyorum ben onlara. Habisliklerini saklamak için saklanıyorlar kimi sözcüklerin ardına. Ne hilekâr avcıdır onlar, ah bir görülse. Ah bir varılabilse ayrımına. Habasetin en kâvi tuğlalarıyla örülüdür dünyaları. Damarlarında hasetten dönüştürdükleri irin dolaşır kan yerine.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Cesaret abidesi, diye pazarlıyorlar kendilerini. Korkak tavşanlardan daha korkak, diyorum ben onlara. Kendi gölgelerinden bile korkarlar. Gölgelerine yaltaklanırlar. Diz büküp secde ederler, kuyruklarına bile. Kuyruklarından bile kopar ödleri.

11 Ağustos 2013 Pazar

SA350/ÂA20: Mutant ve Yarı Mutant Katiller Mısır'da Teşhir Masasında

“Manipülatif olmayan İslam’ın yükselişini engellemeye çalışıyorlar.”


Kerry, Pakistan GeoTV’de, Sisi’nin askerî darbeyle Mısır’da demokrasiyi yeniden tesis ettiğini iddia ettiğinde rezilâne bir iş yaptığını  fark etmemişti ya da neocon/siyonist wampirlerin gözlerinden bakarken kendisinin ve Amerika’nın her şeyin en dibine kadar alçalabileceğine alışmış olduğunun farkında değildi.

İsrail, kahramanı Sisi’ye destek vermek için Sina Çöllerinde Mursi’nin bedevilerini insansız hava uçağı ile bombalamış ve beş kişiyi öldürmüştü. Bir süre önce Suriye’yi de vuran  İsrail, BM’nin, ABD’nin ve AB’nin kınama çengeline bile takılmadılar. 

10 Ağustos 2013 Cumartesi

SA349/AŞ5: Cemaat’in Din Gömleği Eskimiş

“Neye hizmet, bu hizmet?”

“Bir zamanlar halk adına devletten hesap soran AKP hükumeti şimdilerde kendini devlet sanıyor.”

Şu işin adını koyma zamanı geldi. Bir yere sığdıramıyoruz zaten; din mi dünya mı? Yoksa dünyanın gölgesinde din mi? Dinin gölgesinde dünya mı? Çabalarınızın amacı ne? Adını söylemeye de korkuyoruz artık kardeşlerimizin; ne desek bir itirazları var, bizden desek, değiliz derler; sizdeniz desek, olmaz derler. 

‘Cemaat’ diyoruz, rencide edici buluyorlar, “Biz dinî cemaat değiliz” diyorlar, ‘Hizmet’e de girdikleri yolun esvâbı uymuyor, siyaset yapıyorlar, iç ve dış politikada hoşlanmadıkları şeyler olduğu zaman yazarları doğrudan demokratik olsun ya da olmasın tepkilerini yansıtıyorlar.

SA348/KhB22: Rahle-i Tedrisat

(Gözleri ağlar onun; göstermez size gözyaşlarını)
(Gülümsemez dudakları, hep babasıyla konuştuğundan)
(…)
Onun baba çağıran sessizliğine baktım
Gözlerindeki izi sürdüm gözlerime
Gözlerinden içine aktım…
(…)
Baba arıyordu içinde, koşup sarılacak
İçinden dışarı çıksın; herkes görsün, göstersin onlara işte babam diye...

7 Ağustos 2013 Çarşamba

SA347/SD54: Kozmik Analiz 2010: "Paslaşmak ve Ultrasonik Normaller"

"Türkiye’deki mücadele, çok boyutlu bir uzay geometrisi sorunuydu. Ve sanıldığından çok daha karmaşıktı..."

İç ve Dış Politika, Ekonomi, IMF, Barclays Bank, EMASYA ve Merkez Ülke Türkiye

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 31 Ocak 2010’da, TRT 1’de ‘Enine Boyuna’ adlı programda rahatlamış bir ses tonuyla önemli mesajlar verdi. Yeni dönemin 'Kapatma Davası Tehditli' muktedir Başbakanı, ‘Sivil Diktatörlük’ etiketli yapay meşrûiyet sorgulamasıyla alay edercesine TSK ile ilişkilerinde yaşadığı gerilimli yokuşun sonunda Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile ‘paslaştıklarını’ söylüyordu. 

Halk dilindeki bu soft mesaj, büyük bir değişim sürecinin diplomatik olmayan nihayet/netice bildirim imgesiydi. ”Oku, düşün, uygula, neticelendir” şeklindeki zincir direktiflerine kendisinin de uyduğunu göstermesi bakımından bu bildirim imgesi, zamanlama açısından da çok önemli ve çarpıcıydı.

SA346/KY1-CÇ33: Bayram

“Sanırdım ki bayram anneleri olanlar içindi.”



Bu gün arife. Yani yarın bayram. İçim öylesine sıkılıyor ki. Sıkıntının nedeni besbelli. On yaşından sonraki -elli beşi de devirdik- bayramları sevemedim. Annem erken öldü. Annesiz bayramın bir anlamı olabilir mi? Benim için olmadı. On yaşımdan sonra şımartanım olmadı. Şımartılmayınca bayram olmuyor. Yaşayan bilir. Yarın için hazırlık yapanlara imrenerek, kıskanarak bitirdim günü.

SA345/DT18: Bayram Harçlıkları Tatlıdır

“Damlaya damlaya büyür harçlıklar.”


Elini öper, sonra gözlerinin içine bakar çocuk. Harçlık ister; özgürce harcayacaktır çünkü. Kimse ona “Harçlığını ne yaptın?” diye sormayacaktır diğer günlerdeki gibi. Eğer ellerin pantolon ceplerine doğru hareketlenirse gözlerine dikkatle bak. Muhtemelen kafasını eğecektir sen görme diye. Ama için için sevindiğini bil.

Kafasında tek soru vardır onun: “Acaba kaç para verecek?” Ne kadar çok verirsen o kadar çok büyüyecektir masum gözleri, dudak kıvrımlarını o kadar çok  sıkıştıracaktır sevincini gizlemek için. Onu sevindirmek istemez misiniz kocaman paralarla? Sevinsin; bayramdır.

6 Ağustos 2013 Salı

SA344/SD53: Hesaplaşmak ya da Halk Adına Halkın Yargılama Hakkını Kullanmak

“Son tahlilde iddia edildiği gibi bu bir hesaplaşma ise, neden olmasın? ” 
Seçkin Deniz


'Birleştirilmiş Ergenekon Terör Örgütü  Davaları'nın verilen kararlarla sonlandığı 05 Ağustos 2013'ten, 2010 yılı şubat ayına dönüp bakalım:

22 Şubat 2010 pazartesi günü ‘Balyoz Darbe Planı’ çerçevesinde yapılan soruşturma gereği emekli ve muvazzaf orgeneraller ve oramirallerin gözlem altına alınması ile başlayan yüksek düzeyli tartışmalar hızlarını kesmeksizin sürüyor. Gözlem altına alınmalardan iki gün sonra Çarşamba günü Genelkurmay karargâhında, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ başkanlığında tüm muvazzaf orgeneraller ve amiraller toplanıp, Başbakan yardımcısını karargâha davet ettiler.

SA343/KY1-CÇ32: Adalet; Dördüncü Olarak Çalınan Sözcüğüm

“Adalet akrebi karnından tutabilme hüneridir.”


Kimin ki canı yanmıştır bağırmıştır “Adalet isterim” diye. Kimi soyuna sopuna has saymıştır adaleti, kimi gücüne dayanak kılmıştır, kimi servetine yaslamıştır.

Hiçbir canlı yoktur ki özlememiş olsun adaleti. Hiçbir canlı yoktur ki dile getirmemiş olsun bu özlemi. Hiçbir canlı yoktur ki yanıp kavrulmamış olsun bu özlemle. Bu özlemdir yaşama arzusunu tutuşturan. Bu özlemdir acının, zulmün, yokluğun, yoksulluğun karşısındaki avuntu.

SA342/SD52: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 9 (26-30 Haziran 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 


(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

26-30 Haziran 2011 ( 257 Tweet)

30 Haziran 2011
1048. yazmak hükmetme eylemidir;düşüncelere hükmetmek; harflere hükmetmek...

30 Haziran 2011
1047. iltifatlara da alıştıktan sonra eleştirileri umursamayacaksın:)

30 Haziran 2011
1046. @banutoros @TarikToros dedikodu...iyi de kime ne?

5 Ağustos 2013 Pazartesi

SA341/SD51: Ordu, Siyaset ve Din

Eski Bir Analiz ve Yeni Sonuçlar


Türkiye Cumhuriyeti’nin ordu, siyaset ve din eksenli çatışmalarla meşgul edilerek tarih sahnesinden geriye çekilmesinin kökenindeki sebepler Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki eski geleneksel kötü alışkanlıklardan beslenir. Bu kötü alışkanlıklara göre Devleti korumak için var olan Ordu, devletin kendi isteği dışında yönetilmesine izin vermez, en şiddetli ve en kanlı sonuçlar ortaya çıkacak olsa bile bundan vazgeçmez. 


Güçlü Devletin Güçlü Ordu olmadan mümkün olamayacağını, güçlü bir devlet olmanın yolunun siyaset ve ordu işbirliğinden, emir-komuta zincirinin sivil otoriteye bağlı olmasından geçtiğini; Din’in bu işbirliği için en gerekli vizyonu sağlayacak olan bir tutkal olduğunu da hiç kimse inkâr edemez. (Aksini iddia edenler Cumhuriyetçi son ABD Başkanı G.W. Bush’un süper güçlere sahip ordusunun Irak’a saldırı motivasyonunu sağlamak için güçlü dinî ve tarihî kökenlere sahip ‘Haçlı Seferi’ söylemini zemin olarak kullandığını unutmuş olmalıdırlar.) 

SA340/KY1-CÇ31: Vicdan; Üçüncü Olarak Çalınan Sözcüğüm

Vicdanı kuşanmamış bir canlı en vahşi bir kundakçıdır.”


Vicdan insanlığın yükselttiği bir anıttır. İnsanı, insanlığı yükselten bir anıttır. Vicdan yaşam içre bir candır. Yaşama anlam katandır. Yaşamı büsbütün anlamlaştırandır. Yaşamı kolaylaştırandır. Yaşamı sürdürülebilir kılandır vicdan. Vicdan toplumsal yaşamın atar damarındaki kandır.

 İnsan tekinin atar damındaki kan olmalıdır vicdan. Yaşamı istendik kılmaya yol vicdanın işaret ettiği yöndedir. Yaşamı tüm yönleriyle kuşatıp çölleri aştıran zümrüd-i anka'dır.

SA339/AS32: Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup

Sayın Başbakan,                                              

Sayın Recep Tayyip Erdoğan,

Önce bir girizgâh yapacağım, müsaadenizle.

Dünyanın en zor işidir insanları yönetmek. Bir evi yönetmekle bir devleti yönetmek arasında büyük farklar var; mukayese bile edemeyiz. Fakat ev de küçük bir devlettir. Evi nasıl idare ediyorsak devleti de öyle idare etmeliyiz. Bunun farkında olan devlet adamlarına akıl verecek değiliz. Ama elbette hatırlatma yapmak hepimizin vazifesidir. Bir baba bir evde en sevdiği kızı, en sevdiği oğlu diye bir ayrım yaptığında nasıl diğer evlat üzülürse, kendisini horlanmış hissederse, bir devlette de devleti idare edenlere oy vermeyenler kendilerini öyle hissederler. Hele oy vermiş olup da öyle hissedenler, daha çok kahrolurlar.

4 Ağustos 2013 Pazar

SA338/AyS12: Portfolyo Meczupları

“Oysa tevâzu bir erdem çıkrığıydı.”


İnsan olma kriterleri darmadağınık. Aynı aileden, aynı sokaktan, aynı mahalleden, aynı kentten, aynı ülkeden, aynı dünyadan olmalarına rağmen, aynı dine mensup olmak da insanların kendileriyle ve diğerleriyle ilişkilerinde ortak bir standart üretmelerine yetmiyor. Diğer ülkelerle ve dinlerle nasıl bir ilişki kurabilecekler, çatışmacı kuramın karanlık dokunuşlarından başka?
./.
Milyarlarca ben, milyarlarca kişiye özel çarpıklıkla bütün ilişkileri mahvediyor… Modern-post modern çarpıntıların eseri bu. Her ben, kendi portfolyosunu ideal sanıyor ve kendi geçmişinin câzibesinde, portfolyo yarışılarındalar. Ucuz bir portfolyo; çarpık alelacele oluşturulmuş, ait olunan çıkar gruplarından desteklenmiş, maskelenmiş yetersiz bir öz geçmiş.

SA337/KY1-CÇ30: Ben Olmayan Şeyler/ Uyanış

Her şey benden farklıydı. Kendim ve kendim olmayan şeylere birer isim vermeliydim.”



Sonradan adını “Söğüt” koyduğum ağacın gölgesinde uyandım. Etrafımda “ben” olmayan o kadar “çok şey” vardı ki. Bu “çokluk”ta da bir sürü tek vardı. Onları fark eder etmez “ben olmayan” olarak adlandırışımda aceleci bir yanımın baskın olduğunu fark ettim.

“Ben olmayan”ların içinde birbirine benzemeyen ne kadar çok şey vardı. Şaşkındım. Şaşkınlığımın temelinde korku vardı. Öyle ki benden, üzerine bastığım ve adına sonradan “toprak” dediğim yere yansıyan “gölgem”den kaçmak için var gücümle koştum. Koşarken onun da benimle birlikte koştuğunu görünce korkum daha bir artmıştı. Soluk soluğa kalmıştım.

SA336/DT17: Hâtırâları Teğellemek

“Harflerin dizlerine yüklediğim enerji, çocukluk hayâllerimden besleniyor biraz da…”


Hayattaki her şey, bir tohumun toprağa ekilmesi ile başlayan ve devam eden bir öykü gibidir. Bir şey çarpılır dikkatine ve sonrası genişler, halka halka büyür. 12-13 yaşlarındayken hedeflerim vardı. Mesela terzi olmak isterdim, tasarım yapmayı, kesmeyi ve dikmeyi. Babam soğuk bakınca vazgeçtim. 


Babam terzide diktirirdi, pantolonlarını, takım elbisesini, montkemer dediği kaban-ceket arası yumuşak kumaştan  yazlık ceketini ve yazları giymeyi sevdiği şalvarını. Ben de pantolonlarımı orada diktirirdim. Gide gele bakar, izlerdim Terzi Sait’i. Parmağında hep şapka gibi metal bir kapak olurdu, iğneden, iğnenin sırtından parmakları yıpranmasın diye.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

SA335/KY1-CÇ29: Uhuvvet; İkinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

Uhuvvet, iyiliğe birlikte yürümektir.”

1957-Pekin
Secdeden kaçanın ikinci olarak çaldığı sözcüğümdür uhuvvet. Çöl ortasında yüz üstü kapaklanıp kalmış olmam bu çalınan sözcüktendir. Bir türlü ayağa kalkamayışım hep bu yitik sözcük yüzündendir. Uhuvvetin kaybıdır perişanlığımda etken. Perişanlıktan kurtulamayışım hep bu yüzdendir.

Uhuvvet yitiklerimin en büyüğü olmuştur. Uhuvveti kaybedişimdendir ayaklarımdaki yaralar. Dilimdeki kekemelik hep bu yüzdendir. Gönlümdeki darlık uhuvvetten uzak oluşumdur. Uhuvvetin benden koparılışıdır beni yarı canlı yapan. Uhuvvetle dirilecektir yeniden insanlık. Çün uhuvvet rahmettir. İçi rahmet dolu tatlı bir yemiştir.

SA334/AH12: Franz&Polina; Savaş Sunaklarında İki Kurban

“Savaşların çıkarlara hizmet ederken yok ettikleri hayatlarla beraber, bir sürü duygu var.”


Karla kaplı ormanlarda dolanıp duran ve mola veren kadınlı, erkekli, çocuklu bir topluluk ve doğum yapmak üzere olan genç bir kadın. Ergenliğin sarsak ruhunda bir erkek çocuk, elinde doğum için taşıdığı iki su kovasıyla gözleri kapalı olan kadına doğru ilerliyor, kovaları yere bırakıyor ve sessizce kadının arkasına geçiyor, sağ elini kaldırıp kadının saçlarına dokunuyor… Kadın birden gözlerini açıyor ve “Franz!” diye bir çığlık atıyor… Ekran kararıyor, bir kadın sesi Belarusça anlatıyor hikayenin kalan kısmını ve ben, jenerik akarken anlatılanları, alt yazı olmadığından  anlamıyorum.

2 Ağustos 2013 Cuma

SA333/AŞ4: Cemaat’in İçindeki Virüs

“Vesayet mi? Hangi vesayet?”


Eskiden de böyleler miydi, emin değilim. Müslüman avının yoğun ve acımasızca yaşandığı dönemlerde, tedirgin ve resesiftiler. Said Nursi’nin peşindeki casuslardan korunmak için ürettiği stratejileri taklit etmeleri normaldi.  Doğal olarak tedbirli ve hoşgörülü davranıyorlardı karşıtlarına. Buna takiyye denmesi rahatsızlık verici de değildi, Kur’an baskı altında inançlarını saklamalarına cevaz veriyordu nasılsa. 

Tek kusurları, diğer cemaatlere karşı tavizsiz derecede sert ve iletişimsiz olmalarıydı.  Şimdi tuhaf bir şekilde Recep Tayyip Erdoğan’a karşı saldırgan ve yırtıcı bir dil kullanıyorlar. Bundan da tedirgin olmuyorlar, güvendikleri daha başka ve büyük bir güç varmış gibi.

Seçkin Deniz Twitter Akışı