12 Ağustos 2013 Pazartesi

SA351/KY1-CÇ34: Haset Biriktirenler

“Köle tüccarları, diyorum ben onlara…”


Doğrucular, diyorlar kendilerine. Hak yemezler, diye pazarlıyorlar kendilerini.  Haset biriktirenler, diyorum ben onlara. Habisliklerini saklamak için saklanıyorlar kimi sözcüklerin ardına. Ne hilekâr avcıdır onlar, ah bir görülse. Ah bir varılabilse ayrımına. Habasetin en kâvi tuğlalarıyla örülüdür dünyaları. Damarlarında hasetten dönüştürdükleri irin dolaşır kan yerine.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Cesaret abidesi, diye pazarlıyorlar kendilerini. Korkak tavşanlardan daha korkak, diyorum ben onlara. Kendi gölgelerinden bile korkarlar. Gölgelerine yaltaklanırlar. Diz büküp secde ederler, kuyruklarına bile. Kuyruklarından bile kopar ödleri.

Sırtlanın cesareti neyse, bir aslan karşısında onlardaki cesaret de odur. Doğrusu çalmadaki cesaretlerinin üstüne de yoktur hani. Hani bu yüzden cesur bile denebilir bu uğrulara. Yine de yakışmaz bu sefihlere cesaret sözcüğü. Sırıtır onların üzerinde cesaret. Cılk bir yara gibi durur tenlerinde.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Adalet peşinde koşanlar, diye pazarlıyorlar kendilerini. Oysa gizlidir heybelerinde en vahşi bir yaratığı bile ürkütecek vahşetler. Vahşet bulmada, bulup sergilemede pek bir mahirdiler. Pek bir ustadırlar can yakmada. Hasetleri gizlidir vahşetlerinin ardında.

Çekemezliğin en gaddarıdır kılavuzları. En ölçüsüzlüğün memelerinden emmişlerdir hayat buldukları şeyi. Ah, süt bile diyesim gelmiyor. Ölçüsüzlüğün memelerinde kaynayan irindir çünkü. İrinle hayat bulmuşlardır. Özü haset olan irinle büyümüşlerdir bu habisler.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Sevdaları büyüten, diyorlar kendilerine. Oysa ben nefret ekenler, diyorum onlara. Nefretsiz var olmaya bir yol bulamazlar. Nefretsiz soluk alamazlar. Sevgi onlar için zehirdir. Sevgi onlar için bilinmemesi gerekendir. Sevgi karşısında iradi olarak cahildirler. Sevgi cahili olmak onların olmazsa olmazıdır. Nefreti sevgi sözcüğünde boğmuşlardır büyük bir ustalıkla.

Karamuklarla beslemişlerdir nefreti. Zehirli örümceklerle beslemişlerdir nefreti. Nefreti temeli yapmışlardır yaşamlarının. Yaşamlarının her alanında, her noktasında nefret vardır. Nefret gezinir dünyalarında. Adına sevgi derler tıpkı zehirli bir örümceğin ağı gibidir o. O ağla dolaşırlar çevresinde insanların. O ağla çevirirler kentleri.

Ah, ne ustadırlar zehirli ağlar örmede adına sevgi dedikleri nefretle. Toplumların başına çorap örmede pek mahirdirler sevgi adını verdikleri nefretle.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Merhameti öğreten, diyorlar kendilerine.  Merhametin ırzına geçenler, diyorum ben onlara.

Heyhat duyulmuyor sesim, yankılanmıyor ikazlarım yeryüzünde.

Benden bir adım öndeler haset biriktirenler. Geçtikleri her yerde merhametsizliğin izleri tazeyken bile, o habislerin gözlerindeki yaşın albenisine kapılanlar çıkıyor yine de. Avını diri diri yutan timsahın gözlerindeki yaşlarla o habislerin gözlerindeki yaşın bilmiyorlar aynı olduğunu. Bilmek mi istemiyorlar yoksa! Kolayına mı geliyor insanların?

Ah, kolaylığın yok olası albenisi. Ne çoraplar örmüştür başına insanlığın. Ne zehirlemiştir kanını insanlığın. Yine de bir türlü kurtaramıyor insanlık kolaycılığın pençesinden yakasını.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Yol gösterenler, diye pazarlıyorlar kendilerini. Oysa yol kesen haramiler, diyorum ben onlara. Yol kesen yol kaybettiren haramiler, diyorum onlara.

Çöreklenmişlerdir ortasına sırat-ı müstakîmin. Pek mütevazı görünürler öylece, eğleşirken orada. Pek bir ilgisizmiş gibi davranmayı becerirler insanın kazanıp ettiklerine.

Pek bir ağırdır yükü insanın. Durup soluklanmayı diler. Gittiği yoldan emin olmak ister. Ah o yol kesen uğru nasıl da ustadır avlamada. Nasıl da bilir nasıl durması gerektiğini yolda. Nasıl söylemesi gerektiğini nasıl da bilir. Nasıl da bilir kılavuz olmanın inceliklerini. Bu yüzden ifritlerin törenlerinde şölenlerinde yeri hep başköşedir. Bu yüzden parmak ısırtır yeryüzünde, gökyüzünde ne kadar büyücü varsa.

Her bir büyücü tarafından nasıl da ululanır bu haramiler.

Doğrucular, diyorlar kendilerine. Ermiş, diye pazarlıyorlar kendilerini. Daha doğrusu ermiş, dedirtiyorlar kendilerine. Düşkünler, diyorum ben onlara. Esfel-i safilinin sürekli konukları olmuşlardır. Daha doğrusu esfel-i safilinin ev sahibi olmuşlardır. Mekânları esfel-i safilindir haset biriktirenlerin.

Kalabalık olsun isterler çevreleri, hep bir düşürmek için kıvranırlar. Nüfusları arttıkça zevkten haykırırlar dört bir köşesine dünyanın. Ulumaları yankılanır dört bir yanında evrenin. Ve uyurken bir gözleri hep açıktır.
Kendileri gibi olanların neler yapabileceğini pekiyi bilmektedirler doğrusu. Bir kulakları tetiktedir hep. Bir ayakları hazırdır kalkmak için. Bilirler bir anlık gafletin sonlarını barındırdığını.

Yoktur haset biriktirenlerin kurtlardan farkı. Biri hafif bir tökezlese kanını helal bilirler, bilip avuç avuç içerler.

Doğrucula,r diyorlar kendilerine. Özgürlük vadeden, diye pazarlıyorlar kendilerini. Köle tüccarları, diyorum ben onlara. Ticaretleri kölelik düzeni üzre kuruludur. Diş bilerler bu yüzden insanların kendi iradeleriyle seçtiklerine. Hep bir atama olsun isterler. Hep birileri atanmış olsun isterler.

İradesine sahip insanlardan kendilerine ekmek çıkmayacağını bilirler. İradi olan insanı bu yüzden hiç hazzetmezler. İradi olan insan yolunu kaybetmeyecek, demektir. İradi olan insan yüzüstü kapaklanmayacak, demektir. İradi olan insan hiçbir sırtlanın avı olmayacak, demektir. İradi olan insan hiçbir avcının avı olmayacak, demektir.

İradi olan insanı hiçbir sahte gözyaşı avlayamayacaktır. Sahte gözyaşları ne denli albenili olursa olsun kanmayacaktır iradi olan insan. İradi olan insan bilişinde hep diri olacaktır. Kolaycılığa hiçbir dem düşmeyecektir. İradi olan insan hiçbir dem kolaycılığa geçit vermeyecektir.



Cemal Çalık, 12.08.2013, Konuk Yazarlar, Sonsuz Ark
















Seçkin Deniz Twitter Akışı