17 Ekim 2019 Perşembe

SA8059/KY23-NN35: Yeni Türk-Amerikan İlişkilerinin Başlangıcı

Sonsuz Ark'ın Notu:
7 Ağustos 2018  tarihli 'Bir Siyaset-Diplomasi Felsefesi Değişikliği; Türkiye-ABD İlişkileri mi, ABD-Türkiye İlişkileri mi?' başlıklı analizde, "Her devlet, daha doğrusu devlet olma niteliğini kazanmış, ülkesinin çıkarları gereği özgür kararlar alabilen yöneticilere sahip her devlet, ikili ilişkiler kurduğu devletlerle ilişkisini tanımlarken başlangıçtan itibaren bunu muhatabına yansıtır, adı önce anılacak olan devlet yöneticinin kendi devletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yöneticisi ABD ile ilişkilerini tanımlar ve somut bir çerçeveye oturturken Türkiye-ABD ilişkileri başlığı altında düşünür. Bugün Türkiye'nin ABD-AB temelli yaşadığı kuşatmanın temelinde yatan da bu sorundur. Türkiye-ABD ve Türkiye-AB ilişkileri  (şimdilerde doğru bir şekilde kurulan Türkiye-Çin ilişkileri ve 2015'ten sonra yeniden kurulan Türkiye-Rusya ilişkileri) her biri kendi başlığı altında yeniden inşâ edilmektedir ve bu durum ABD-Türkiye, AB-Türkiye şeklinde dayatılan gelenekselleşmiş kolonyal ilişki biçimine alışkın ABD ve Avrupa ülkelerinin çıkarlarını rahatsız edici bir felsefeye sahiptir. Erdoğan'ın şahsında eşit haklara sahip bir devlet olarak masaya oturan Türkiye'nin varlığı Küresel Sistemi rahatsız etmektedir." demiş ve analizi şu paragrafla tamamlamıştım:"Türkiye'nin ABD'ye karşı stratejisi, ABD'ye eşit bir devlet olarak davranma kararlılığını sürdürmesini sağlayacak davranış setini içermelidir. Geriye atılacak herhangi bir adım Türkiye'nin itibarını sarsacak ve sağlıklı adımlar atmasını engelleyecektir. ABD çökmüştür, çöken ekonomisi, psikolojik olarak yok olan ordusu, eskiyen askerî teknolojisi ile bütün heybetini kaybetmiştir; ancak bütün dünya için nükleer bir tehdit olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir; bunu her an göz önünde tutarak ilerlemeye devam etmeliyiz." Aşağıda yayınladığımız çeviri, 'Gölge CIA' olarak anılan Stratfor'un kurucusu yahudi kökenli ABD vatandaşı George Friedman'a aittir ve 9 Ekim 2019'da başlattığımız Kuzeydoğu Suriye'de PKK-YPG'ye yönelik 'Barış Pınarı Harekâtı' sonrası gerilen Türk-Amerikan ilişkilerine binaen yapılmıştır...
Seçkin Deniz, 17.10.2019

The Origins of New US-Turkish Relations

Birkaç yıldır Washington'un sürekli olarak çatışmalardan kaçınmaya çalıştığı Ortadoğu'ya yönelik ABD stratejisinde önemli bir değişim yaşanmaktadır. ABD artık her ikisi için de jeopolitik açıdan gerekli olan şartlara dayalı olarak, kendi başına bölgesel bir güç olan Türkiye ile anlaşma yollarını aramak zorunda kalmıştır.


İki ülkenin ilişkileri çalkantılı bir süreçtedir. Bu durum bir süre daha böyle devam ederse, ilişkilerde gerileme görülecektir. 

ABD ve Türkiye arasındaki mutabakatın karşılıklı muhabbet ile de alakası yoktur, aksine karşılıklı zorunluluk ile alakası vardır. Türkiye'nin Suriye müdahalesi ve ABD'nin buna tepkisi, küresel kökenleri ve bölgesel sonuçları olan bu düzenlemenin bir parçasıdır.


Benzer şekilde, Türkiye’nin Suriye'nin kuzeydoğusunda bir operasyon başlatmasıyla birlikte ABD’nin kenara çekilme kararı jeopolitik ve stratejik bir kökene sahiptir. Stratejik köken, Savunma Bakanlığı ile Başkan arasındaki çatışmadır. Savunma Bakanlığı kadroları, 2001'den bu yana devam etmekte olan savaşla şekillenmiştir. 


“Uzun Savaş” olarak adlandırılan bu süreçte ABD, çeşitli ulusal ve alt grup uluslarla ittifaklar yapmıştır. Ancak bölgede hala bir denge sağlanamamıştır. İran batıya doğru etki alanını genişletirken, Irak bir kaos içindedir. Yemen iç savaşı hala devam ederken, Suriye savaşı tam da bir Ortadoğu tarzında şaibeli bir şekilde “sona ermiş gibi” görünmektedir.

Bir askeri ve savunma düşünürü nesli, Ortadoğudaki savaşlarca olgunlaşmıştır. Bu Uzun Savaş onların kariyeri olmuştur. Onlardan önceki birkaç kuşak, kariyerleri boyunca zamanlarını Sovyet tanklarının Fulda Gap’a (Hessen-Thuringian sınırı ve Frankfurt am Main arasındaki bir alan olan Fulda Gap, tankların Sovyetler ve Varşova Paktı müttefikleri tarafından Ren Nehri'ni geçmek için sürpriz bir saldırı sonucu sürdüğü iki ova koridoru içeriyor.) girmesini beklemekle geçirmişti. Soğuk Savaşçılar, Soğuk Savaş'ın olmadığı bir dünyanın düşünülemez olduğuna inandılar. 


Aynı şey şimdi, fikirleri Ortadoğu savaşları tarafından şekillendirilenler için de bu söylenebilir. Soğuk Savaş kuşağı için NATO ittifakı, düşüncelerinin temelini oluşturmuştur. Bu yüzden kariyerlerini Irak ve Afganistan meseleleri üzerinden yapan Sandbox nesli için de, bu ülkeler daimi düşmanlardır. Odak ve ittifak yapısındaki herhangi bir değişiklik, onlar için tam bir ihanettir.

Soğuk Savaş sona erdikten sonra, George H.W. Bush, kuzeydeki olası bir Sovyet saldırısını bekleyen 24 saatlik B-52 hava konuşlarını geri çekmeye kararı aldı. Durum değişti ve Bush bu kararı Doğu Avrupa'daki çöküşün başlamasından bir yıl sonra verdi. 21 Eylül 1991'de, Duvar yıkıldıktan sonra Sovyetler Birliği çökmeden önce uyguladı. Bu tartışmalı bir karardı. O dönem Doğu Avrupa'daki çöküşün bir Sovyet saldırısı için sadece bir kılıf olduğu ve B-52'nin geri çekilmesi konusunda son derece tedirgin olan bazı ciddi insanlar da biliyordum.


Bir dönemin daha tarihe karıştığını düşünmek şu durumda bir hayli zordur. Belirli bir dönemin şekillendirdiği kişiler, korku ve yaşanmışlık duygularının bir kombinasyonu sayesinde, zihinlerinde yankılanan şeylere tutunmaya devam ederler. Bazıları (Avrupalı olmasalar da) Avrupa'ya ihanetten söz ederken, kimileri de mükemmelleştirmek için bu kadar çok çalıştıkları silahların ve on yıllardır ortaya çıkan strateji ve taktiklerin asla denenmeyeceğinden derin üzüntü duymuşlardır. Aynı şey Ortadoğu'da farklı şekillerde de oldu. Neredeyse 20 yıldır süren konuşlandırma, sadece bireyler arasında değil, silahlı kuvvetler genelinde kurumsal olarak da davranış, beklenti ve yükümlülükler kalıpları yarattı. Ancak artık görev değişti. 


Şimdilik DAEŞ, El Kaide'de olduğu gibi büyük ölçüde geriledi. Irak'taki Sünni yükselişi sona ermiş, Suriye iç savaşı bile eski şiddetini kaybetmiştir. İran'a karşı bir savaş başlatılmamıştır, hiç başlatılmayacak da olabilir. Ama olacak olursa, bölgede bugüne kadar yapılmış hiçbir savaşa benzemeyecektir.


Kaçınılmaz bir stratejik yeniden değerlendirme, bir önceki dönemin bittiğini kabul ederek başlar.


II. Dünya Savaşı'ndan Soğuk Savaş'a ve Soğuk Savaştan da birçoğunun savaşı aşılacağına inandığı bir dünyaya geçmek ve daha sonra savaşın askıya alındığını ve şimdi devam ettiğini keşfetmek kuşkusuz çok zor olmuştur. Savaş ve strateji soğukkanlılıkla kopmuş gibi davranır, ama onlar temel değişimi kolayca kabul etmeyen tutkulu girişimlerdir. Ancak 18 yıllık savaştan sonra iki şey daha net bir hale gelmiştir. Birincisi, az da olsa terörizmi bitirme hedefine ulaşılmıştır. İkincisi ise liberal demokrasilere yaklaşan bir şey yaratma hedefinin asla mümkün olamayacağı anlaşılmıştır.

Tutarlılık


Dünya 2001'den beri çok değişti.


Çin büyük bir güç olarak ortaya çıkarken, Rusya daha aktif hale geldi. 


İran, (Sünni cihatçılar değil), Ortadoğu'daki ana sorun olurken, onunla mücadele için gereken ittifaklar yapısı Çöl Fırtınası ve Irak Savaşından bu yana köklü bir şekilde değişti. Ayrıca, ittifaklar kapasite bakımından da değiştiler. Orta Doğu'daki mevzilenmeler sona erdi, ancak Amerikan birlikleri de dahil bazı birlikler, cihad grupları düşüncesinden dolayı orada kaldı. Onlara göre, son 18 yılda yaratılan ittifaklar, Belçika’nın Hava Kuvvetleri’nde Soğuk Savaş döneminde olduğu kadar, kritik bir önemde olmaya devam etmektedir.


ABD’de Orta Doğu’yu ikincil bir ilgi alanı olarak gören ve giderek daha da güçlenen bir güruh var ve bunlar İran'ı da bu duruma dahil etmektedir. Bu güruh, Çin'i veya Rusya'yı (veya her ikisini) ABD'nin temel sorunu olarak görüp, Orta Doğu'yu anlamsız bir oyalanma ve Amerikan kaynaklarının israfı olarak görmektedirler.


Onlar için çatışmayı sonlandırmak çok önemlidir. Kariyerlerini bu savaşta ve ittifakları üzerinden yapanlar bu durum karşısında çok ürktüler. 


Başkan Donald Trump'ın görüşü her zaman tutarlıydı. Genel olarak, her yerde askeri güç kullanımının kuraldan ziyade istisna olması gerektiğini düşünmekteydi. Kuzey Kore ile savaşmayı reddetmişti. Bir Amerikan drone’unun düşürülmesinden veya Hürmüz Boğazı'ndaki petrol tankerlerine el koymasından sonra bile İran'a saldırmadı. Suudi petrol tesisine yapılan saldırının ardından, Suudi hava savunmasını artırdı, ancak İranlılara yönelik saldırgan eylemleri reddetti.


Amerikan stratejisindeki değişim göz önüne alındığında, üç misyon ortaya çıkmaktadır. Birincisi Çin'in, ikincisi Rusya’nın, üçüncüsü ise İran'ın çevrelenmesi politikasıdır. Çin söz konusu olduğunda, ABD’nin ihtiyaç duyduğu ittifak yapısı öncelikle Japonya’dan Endonezya’ya ve Singapur’a uzanan ve Güney Kore’yi de kapsayan takımadalardır. Rusya söz konusu olduğunda, iki ilgi alanı ortaya çıkmaktadır. Birisi Kuzey Avrupa Düzlüğü; diğeri ise Karadeniz’dir. Polonya kuzeyde, Romanya güneyde Amerikan müttefikleridir. Ancak, Türkiye'nin bu çerçeveye dahil edilmesi, Rusya karşıtı çerçeveyi güçlendirecektir. Ek olarak, İran'ın genişlemesine ciddi bir tezgah ortaya çıkaracaktır.

Türkiye'nin önemi çok açıktır. Hem Rusya hem de İran bunun farkındadır. Türkiye, on yıl önceki Türkiye değildir. Ekonomisi büyüyüp ve sonra krize girmiştir. Bir darbe girişiminden geçmiş ve içteki stres büyük boyutlara ulaşmıştır. Ancak böyle krizlere gücün yeniden ortaya çıkmasında rastlanır. 1860'larda bir iç savaş ile uğraşan Amerika, 1900'de dünyada üretilen malların yarısını üretirken, İngilizlerden sonra ikinci büyük donanma sahipti. İç krizler illa ki gerileme anlamına gelmez, stratejik doğuş  anlamına gelebilirler.

Türkiye’nin İran ve Rusya ile ilişkilerinde her zaman bir gerginlik olmuştur. İran ve Rusya farklı zamanlarda Türkiye ile savaş halinde olmuş, ayrıca  Irak'ı daima tehdit olarak görmüşlerdir. Şimdilik, her ikisinin de başka çıkarları var ve Türkiye de onlarla beraber çalışmaya hazır durumda. Ancak Türkiye tarihin bilincindedir. 


Ayrıca, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehditleri karşısında Türk egemenliğinin güvence altına alındığının ve Rusya ve İran’ın aksine ABD’nin de Türkiye’de herhangi bir bölge hırsı veya ihtiyacı bulunmadığının da bilincindedir. Zaten NATO ve tarihsel ikili ilişkiler yoluyla müttefik olan Türkiye ile ilişki, Amerika’nın çıkarınadır, çünkü İran’ın Akdeniz’e olan çizgisini tehdit eden ve Romanya’yı ABD’ye iltifat eden bir yapı oluşturuyor. Karadeniz ittifakı. ABD ve Türkiye, Suriye hükümetine de düşmandır. Uzun vadede Rusya ve İran Türkiye için öngörülemez ülkelerdir ve birlikte hareket etmeye başladıklarında Türkiye için bir tehdit olma ihtimalleri vardır. Bu bağlamda Rusya ve İran bağlamında, ABD ve Türkiye çıkarları örtüşmektedir.

Kürtlerin Devreye Girmesi


Kürtlerin denkleme girdiği yer burasıdır. Doğu Türkiye Kürt ağırlıklıdır ve o bölgede istikrarı korumak Ankara için jeopolitik bir zorunluluktur. Türkiye Kürtlerinin etrafında toplandıkları Kürdistan İşçi Partisi/PKK, ülkede saldırılar düzenlemiştir. Bu nedenle sınırlarını acilen Kürt tehdidinden temizlemek Türkiye’nin yararınadır. Irak ve Suriye'deki Kürtlerle birlikte çalışan ABD'nin bu konuya ilgisi pek yok. Ancak Türkler için Kürtlerin sınırında olması, öngörülemeyen bir tehdittir. ABD’nin Kürt bağımlılığı, ABD’nin Orta Doğu’da varlığının azalmasına bağlı olarak azalmaktadır. Türkiye, İran'la ilgili olarak ABD için Kürtlerden çok daha önemli hale gelmektedir.


Trump’ın, Orta Doğu'daki savaşların son bulması gerektiğini ve Türkiye ile ilişkilerin kritik öneme sahip olduğunu hissettiği açıkça ortadadır. Hala Ortadoğu'ya odaklı güruh ise, bunu Kürtlere ihanet olarak görmektedir. Dış politika acımasız ve duyguya yer olamayan bir süreçtir. Kürtler bir Kürt devleti kurmak istemektedirler. ABD buna arka çıkmaz, çıkamaz. Gerekli durumlarda, ABD bazı ortak hedeflere ulaşmak için Kürtlerle karşılıklı olarak ittifak kurabilir. Fakat duygular bir yana, ABD’nin bölgeye -bazen içinde Kürtlerin olduğu, bazen de olmadığı- jeopolitik bir ilgisi bulunmaktadır. 

Şu anda mesele El Kaide değildir, mesele Çin ve Rusya ve Türkiye’nin ABD için Rusya konusunda öneme sahip olmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye için kritik öneme sahiptir. Ancak bu Türkiye’nin ABD’nin kollarına atlayacağı anlamına gelmemektedir. Türkiye bölgesinde çok güçlü bir duruma gelmiştir.


Bu yüzden, Trump’ın Suriye sınırındaki varlığı Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti ile bir sonuca bağlanacak, vakti gelince de küresel ve bölgesel iki güç arasında ilişkiler tekrar düzenlenecektir.


George Friedman, 14 Ekim 2019, Geopolitical Futures


George Friedman,Amerika Birleşik Devletleri ve denizaşırı ülkelerdeki askeri ve devlet kuruluşlarına brifing veren ve düzenli olarak uluslararası ilişkiler, dış politika ve büyük medyada istihbarat konularında uzman olarak görünmektedir. Mayıs 2015'te istifa etmeden önce yaklaşık 20 yıl boyunca Dr. Friedman CEO ve daha sonra Stratfor'un (Gölge CIA) başkanlığını yaptı.)




Nehir Nil, 17.10.2019, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çevirmen Yazar, Çeviri, Çevirilerdeki Sesler




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

1 yorum :

bulusmanoktasistanbul dedi ki...

Yazıda yazar hic Israil'den soz etmiyor bile. Asıl bu dünyanın ciban basisi Israil'dir.

Seçkin Deniz Twitter Akışı