30 Mayıs 2014 Cuma

SA705/ KY11-TG23: Avrupa Suriye Konusunda Türkiye’ye Borçludur

“Esad destekleyicilerinin Türkiye’ye karşı kinlerinin esas nedeni, Türkiye’nin geçen üç sene zarfında Suriye kaynaklı insani felaketin yansıma ve etkilerini azaltmasıdır.”


Turkey has Spared Europe from a Humanitarian Apocalypse

Türkiye’nin Suriye mülteci krizini ele alış tarzı, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir mülteci kriz yönetimi olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de bulunan kamplardaki hayat standardı ve Türk şehirlerinde ve kasabalarında yaşayan Suriyelilere sağlanan destek ve yaşam imkânları, diğer ülkelerdeki mültecilerin durumları ile karşılaştırıldığında çok üst seviyededir.

Sayıları bir milyona yaklaşan Suriyeliler, bugünkü yaşamlarını Türkiye ve insanının fedakârlığına borçlular. Fakat Türkiye’ye minnettarlık duyması gereken sadece Suriyeliler değil. Türkiye’nin Suriye konusunda ortaya koyduğu ustaca yönetimin, insani bir felakete müdahale noktasında tüm Avrupa’yı boşa çıkardığını söylemek abartı sayılmayacaktır.

SA704/ KY6-SK16: Olgular, Olaylar, Diyaloglar ve Monologlar


Faiz indirimi tartışmaları

Merkez Bankası'nın yarım puanlık faiz indirimi kararı Başbakan Erdoğan'ı rahatsız etti. İndirim yetersiz geldi. Bu konuda Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın kurumların bağımsızlığına dikkat çekmesi önemli. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de böyle düşünüyor. Bu iki isimle Erdoğan'ın arasını açmak isteyenler, fikir ayrılığının çatlak yaratmasını bekleyenler var. Peki hangisi halkın lehine?

Faiz yükselişi ve yurtdışından sıcak para girişi orantılı. Doğrudan yatırımcıyı faizin düşük olması olumlu etkiliyor. Ancak enerjimiz ithal. Merkez Bankası doların oynamasını, enflasyonun çıkmasını istemiyor. Dolar artarsa enerji faturaları da dar gelirliyi etkileyecek. Ancak faiz artışı büyümeyi olumsuz etkiliyor, yatırım olmayınca istihdam düşüyor.

SA703/KY9-NK17: Kessek de Yaksak da Zehirlesek de Kanser Bizimle; O Bizim Şımarık Hücremiz

“Ben olmayan bir ‘ben’ var, her kanser hastasının içinde.”


Kanserle mücadele demişken aklıma geldi, bana her zaman çok manasız gelmiştir, “kanserle mücadele”, “kanseri yendi”, “ kanseri yendim” gibi klişeler. Kanser bizim kendi vücudumuzun bir hücresi ve aslında yok olmuyor. Yalnızca tıbbi cihazlarla tespit edilemeyecek boyutlarda yaşamasına devam ediyor.

Mücadele, yenmek, yenilmek gibi kelimeler yerine ben televizyonda tedavisi bittikten sonra işine devam eden bir hastanın söylediği “kanserle barışmak” lafını daha çok sevdim.

Düşündüğüm zaman bazen çıldıracak gibi oluyordum, çünkü hayatı boyunca hep problemlerle mücadele eden, ama gerçekten mücadele eden ben, kanser olduktan sonra neyle mücadele edecektim. Kendi hücremle mi? Eğer öyleyse kendimi imha etmem gerekirdi çünkü bu hücre benimdi, bana aitti ve kanserden ölmesem bile kanserle ölecektim. Bunu çok iyi biliyor ve kendimi terbiye etmeye çalışıyordum.

29 Mayıs 2014 Perşembe

SA702/ KY11-TG22: Amerikan Ateşli Silahlar Sendromu; İsla Vista Cinayetleri - Elliot Rodger ve Kurbanları

Amerikan Ulusal Tüfek Derneği, Ateşli Silah Kurbanı Katiller ve Maktuller
Richard Martinez, 
(Elliot Rodger’ın geçirdiği cinnet sonucunda, kendisi dâhil, öldürdüğü 7 kişiden biri olan Christopher Ross Michaels-Martinez’in babası ve şiddet yanlısı gençleri temsil eden bir ceza savunma avukatı.)

GOLETA, Kaliforniya

Richard Martinez, ailesinin çiftliğinin etrafında silahlarla meyve ağaçlarındaki kuşları avlayarak büyüdü. Daha sonra şiddet yanlısı gençleri temsil eden bir ceza savunma avukatı olmadan önce ABD ordusunda askeri polis olarak hizmet verdi.

Şu anda Martinez kederli bir baba.

Kongre üyelerinden, kendisini Cuma günü Kaliforniya-Santa Barbara’da gerçekleşen saldırıda öldürülen tek çocuğu, Christopher Michaels-Martinez için taziye maksadıyla artık boşuna aramamalarını istiyor.

SA701/SD132: "sabrın, deli tokmağı gibi tepenize indiği gün"/20.10.2006/ 563. patika

...sabrın, deli tokmağı gibi tepenize indiği gün...
...onun ellerini tutmayın...
...muhakkak bir bildiği vardır...
...size susmayı öğütleyen seslere de kulak verin...
...düşüncelerinizle çakışmayan her şey, zamanın silme dolu kucağında bir vakitte üst üste gelecektir...
...öfkeyle kalkanın zararla oturduğu katiyetle sabitse, sabırla oturmuş olanın zararlarının olduğu da katiyetle sabittir...
...ama sabırla gelen zarar telâfi edilebilirdir; 'keşkeler' içermez...
...bazen içerse de, bu, öfkenin kasıp kavurduğu bir nefsin keşkeleridir, aklın değil...
...insanın evladı hayatının her uykudan âri döneminde 'saf irade' olamaz...
...bizâtihi her insanın, bir tam gün içinde diri irâde ile sürekli yaşaması mümkün değildir...

28 Mayıs 2014 Çarşamba

SA700/ÇY3-BŞ9: Pakistan; Gözden Çıkarılmış Ülke

“ABD, terörü, büyük ve son derece ileri teknolojilere ve bizim 100 katımız bir askeri bütçe ile önleyememekteyse bizim hemen önlememizi nasıl bekler?” 
Pervez Müşerref, Pakistan Eski Devlet Başkanı


Pakistan İslam Birliği, kuzeydoğusunda Çin, batısında Afganistan, doğusunda İslamî kimliğiyle ayrıldığı Hindistan ve güneybatısında yer alan İran'la coğrafi konumu itibariyle küresel hegomonya savaşı veren her ülke için stratejik bir ülkedir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Pakistan, 2013 yılında BMGK'ya da üye olmuştur. Dünyada yedinci sırada yer alan disiplinli Ordusu'yla Pakistan İslam ülkeleri arasında da bilinen nükleer silaha sahip tek ülkedir. Nükleer teknolojiyi çok boyutlu açıdan kullanan Pakistan, sahip olduğu nükleer başlıkların büyük kısmını uranyumu zenginleştirerek, diğer kısmını da plutonyumdan üretmiştir.

Gerek jeopolitiğindeki değişmeyen unsurlar (stratejik kaynaklar, coğrafi bütünlük, su, jeolojik ve jeoformalojik özellikler) gerek petrol geçiş koridorları ve doğalgaz kaynakları nedeniyle hedef tahtasına konulan Pakistan ne yazık ki çok uzun süredir zor zamanlar yaşıyor. Bu özelliklerinin yanı sıra Hint Okyanusu’na erişim olanağı Pakistan’ı olası bir küresel-savaş için de potansiyel bir tetikleyici konumuna sokuyor. Pakistan’ın istikrarının bozulması, İkinci Dünya Savaşından beri yaşanan en büyük jeopolitik felakettir, desem abartmış olmam.

SA699/ KY5-PT20: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 3/1: Karanlık Gece

3. Bölüm
-1-
Şehrinaz gözlerine inanamamıştı. Araba değirmenin önünde durur durmaz aşağı atladı. Az kalsın düşecekti. Aysema ardı sıra “Deli kız yuvarlanıp bir yerlerini kıracaksın!” diye seslendi. Aysema’nın söylediklerini duymamıştı bile. Babası da hemen atmıştı kendini arabadan aşağı. Sarmaş dolaş oldular. İki göz iki çeşme ağlayarak “Nasıl oldu bu baba? Nasıl oldu?” dedi. Babası da duygulanmıştı. Kızını olanca gücüyle bastı bağrına.

“Benim garip kızım.. benim bahtı kara kızım!” dedi inleyerek. 

Değirmenci Yusuf koşup yanlarına geldi. Baba kızı bir süre yaşlı gözlerle izledi. Arabadan inmeye hamle eden Aysema’nın yanına gidip elinden tuttu “Hoş geldin güzeller güzeli yavrum!” dedi müşfik bir sesle. Genç kız “Hoş bulduk baba!” karşılığını verdi içten gelen sevgiyle. “Oh!” diye rahat bir nefes alıp-verdi.

27 Mayıs 2014 Salı

SA698/FT15: Nostalji 2010/ Medya Etiği, Merkez Medya ve Görsel Problemler

"Çıkarlar zedelendiğinde yandaşlar yer değiştirir." 
Faruk Tamer, 27.05.2014


Doğrunun eğriyle oturduğu, dost olduğu, sohbet ettiği ve ortak işler pişirdikleri yerler o kadar çok ki. Şaşırmamaya alıştık. Ve doğruyla eğrinin düşman olduğu yerler ise bir hayli ‘az’. Tersine alışkın olduğumuz, eğriyle bazen ancak teğet olur, diye bildiğimiz naftalin kokulu doğrular medya evreninde burulmuşluklarının hesabını yapamaz oldular.

Saçmalıklarına itiraz etmeye yeltendiğimiz her seferde Medya’nın ilkeler demetiyle karşılaşmış olmaktan da pek fazlaca sıkıldık. Sıkıldık, çünkü; ilkeler hegemonyasında boğulan, ancak ciddî, etkili ve kişilikli medya potansiyeline sahip olmayan Medyamız, Avrupa ve Amerika basınıyla kıyas kabul etmez ikiyüzlülüklerle işleyen çarklara sahip.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

SA697/SD131: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 25 (16-30 Eylül 2011)

 “Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

16-30 Eylül 2011 ( 149 Tweet)

23 Eylül 2011
9377. heyecanlar, umulmadık trenlere umulmadık yolcular bindirmekten hoşlanırlar

22 Eylül 2011
9376. Neden hep mazisi çirkinlere özgürlük istiyorsunuz ki?

19 Eylül 2011
9375. @_aysunn_ Evet:) hayat budur çünkü

19 Eylül 2011
9374. @_aysunn_ yapamayınca da yapabilince de zayıfız insan olarak... Güçlenince de hatalar yaparız... aslında her an onarım yapmak gerek

SA696/KY11-TG21: ABD Silahlı İHA’larla Pakistan Evlerinde Katliam Yapıyor

"ABD’nin Silahlı İnsansız Hava Araçlarının Pakistan’daki Hedeflerinin %60’ı Evlerden oluşuyor."
25 Mayıs 2014


Araştırmacı Gazetecilik Bürosu (BIJ) tarafından ifade edildiğine göre; ABD tarafından başlatılan insansız hava aracı (İHA) savaşlarında CIA, son on yıldan beri herhangi bir hedeften daha fazla Pakistan’ın yerleşim birimlerini bombalamıştır.

Londra merkezli çıkar amacı taşımayan bir haber grubu olan Araştırmacı Gazetecilik Bürosu (BIJ) tarafından bildirildiğine göre, Pakistan’da ABD tarafından gerçekleştirilen İHA saldırılarının neredeyse üçte ikisi ya da %60’ı insanların ikamet ettiği binaları hedef almıştır.

Pakistan’ın Federal Yönetimli Aşiret Bölgeleri’nde (Fata) gerçekleşen İHA saldırılarına yönelik verileri elde etmek için yapılan çalışmada binlerce medya raporu, şahitlere ait ifadeler ve saha araştırmaları analiz edilmiştir.

25 Mayıs 2014 Pazar

SA695/SD130: 2014 Avrupa Parlamentosu Seçim Sonuçlarına 2008'den Bir Perspektif

AP/ Mayıs 2014 Seçim Sonuçları:  
Aşırı sağ: % 25  France, % 23 Danimarka, % 22 İngiltere, % 20 Avusturya ,% 15  Macaristan, %13 Finlandiya, % 12 Yunanistan
"İngiltere'de AB karşıtı UKIP, Almanya'da Euro karşıtı AFD, Yunanistan'da solcular, Fransa'da ırkçı parti birinci" 
25.05.2014



Napoli'nin Çöplerinden Hasta Avrupa'ya; Avrupa Türkiye'ye Neden İhtiyaç Duyuyor

İtalya'da Sardunyalılar dağ gibi yığılan Napoli çöplüklerine karşı protesto gösterileri yapıyorlar. Onların çöplerini istemiyorlar. Tepkilerini proteste yaparak dile getiren göstericiler polisin sert tedbirleriyle karşılık buluyorlar. Bir Avrupa ülkesinde şu ana kadar sorun olmayan "çöp" sorun olmaya başlıyor. Yerel yönetimler merkezi yönetimdeki koalisyonel gevşeklikten kaynaklanan "vurdumduymazlık" içindeler. Bununla birlikte İtalya'da Kuzey -güney ayrımı ırkçı siyasetçiler tarafından körükleniyor. Bunu besleyen siyasi istikrarsızlık ise belirsizlerle birlikte sürüyor. Şiddet artıyor (Mussolini de böyle bir İtalya'da doğmuştu).

Fransa'da yerleşik Fransız kültürü bitiyor, banliyölerin "karmaşık ruhu" tüm Fransa'ya yayılıyor. Fransız milliyetçiler ve Katolik din adamları ulusalcılık kavramlarını ve dinî temelleri yeniden diriltmeye çalışıyorlar. Şiddet ve ayrımcılık yaygınlaşıyor.

SA694/KY1-CÇ61: Çırpınış

Niye kerevet değil bu koltuk?”


 dün sabaha yakın bir saat

Elinin ceketin sağ cebine doğru uzanacağını biliyordum. Sezgi falan değil anlatmak istediğim. Tırnakları oldukça uzamıştı ve gözlerimle tedirgin etmiştim O’nu. Tırnaklarının kesilmesi gerektiğini duyurmuştu bakışlarım. Oysa öylesine bakmıştım. Her hangi bir şeye ya da her hangi bir yere bir bakıştan ayrımsızdı.

İlk kıpırdayan parmaklar oldu. Bakmamam için yalvardılar adeta, utandılar, utançtan kıvrandılar... bütün bunlardan öylesine habersizdi ki, önceleri düpedüz şaşırdı adam. Tırnak makasını çıkardı, tam bir pişkinlik ve işgüzârlıkla tırnaklarını kesmeye koyuldu. Ellerinin utancı hala sürüyordu umursamazlığına inat. Tırnak makasının her çıtırdayışı, her o garip “hırt!” sesinin yankılanışı ve zarların tiz sesi, kulaklarımı bir yontu ustasının yontarı gibi yontuyordu.

“Neden ilgilendiriyor benim bakışlarım? Nedir gördüğünüz? O kadar önemsiz sandığınız bakışlarla benimkiler arasında ne fark var?”

SA693/ME29: Öfkeli Adam

“Bizi küçümsediğiniz için gittiniz, bizi küçümsemek ve hayret duygumuzu yok etmek için geri geldiniz."


Öfkeli adamın öfkesi sesinde ve mimiklerindeydi. Gözleri kısık, dili sivriydi. Kaşları kalktığında, anlaşılıyordu ki; hayret edilecek bir şeye hayret edilmemesine kızmıştı. ‘Hayret’ sözcüğünün olur olmaz kullanılışına ve özenle cümlede kullanılmasına da kızmıyordu. Alışılageldik alışkanlıklara, düşüncelere, davranışlara ve ilkelere apaçık aykırı olan bir şey gerçekleştiğinde onu yadırgayanların duygularının temsilcisiydi, hayret; ama o kadar yüceleştirilmiş, o kadar çok  ayrımcılığın belirtisi hâline getirilmişti ki bu sözcük, hayret fiili kendi anlamgeçmişinden kopuk bir şekilde, sadece kendisi olarak kalmıştı.

Hayret, hayret etmeyi imkânsız kılan bir küçülme ve daralma yaşıyordu; tuhaflaştırılmışlığıyla öylesine büzüşmüş, öylesine seçkinci bir kibirle donatılmıştı ki, sadece hayretten bahseden metinlerin seyrek, gerçekle ilişkisiz yayılmacılığı bile mide bulandırıyordu. Normal olanların hepsi hayretle geçiştiriliyor, hayret başka bir dağın arkasında özenle saklanan bir düş perisine benzetiliyordu. Kimse hayret edebilecek kadar derin bir bilge olma hakkını hâiz değildi; hayret üzerine sayfalar dolusu yazılar yazanlar bile.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

SA692/AŞ46: “Türkiye Ağustos’a Kadar Böyle Gergin Olacak”

“Kim, neyi, nasıl, nerede, kiminle konuşuyor bilmiyorum, ama gördüğüm hiçbir şey bana hiç de tesadüf gelmiyor.”


Teori kasıntılarından yorgun düşen bu memleket, teori denerek küçümsenen tüm kumpasları, komploları hemen her gün canlı canlı yaşıyor. Koskoca imparatorluk parçalandı, yok oldu; dağ gibi tarihî belgeler ve itirafnâmeler hatırât kaydıyla kitap olarak piyasada fakat itibar eden yok, buna karşılık itibar edene de komplo teorisyeni gözüyle bakan bir sürü insan var.

Cumhuriyet tarihi gözler önünde, görmemek için gözünü kapatan ya da sağa sola bakanların mide bulandıran ikiyüzlülüğü ile hiçbir şey doğru dürüst analiz edilmiyor, ders çıkarılmıyor. Türkiye her an saldırı altında; bu saldırılar her gün yeni darbe tehditleri, finansal saldırılar, siyasî krizler, yargı krizleri, yangın, terör, kaza olarak karşımızda somut biçimde duruyor ve bas bas bağırıyor, can alıyor, maddî manevî zararlar veriyor; bunların tesadüf olmayacağını dillendirenler ciddiye alınmıyor ve piyasadan siliniyor.

23 Mayıs 2014 Cuma

SA691/SD129: "bayram, cehâlet eliyle posası çıkarılmış basit bir ziyaret kuruluğu değildir" /24.10.2006/ 564. patika


...bayramlar şimdilerde...
...çoğunlukla...
...ziyaret ve diğer insanî telakkilerle doldurulmuş hâlleriyle, günahlarını bayramdan bayrama çıkarmaya utanmayanlar için bilinir oldular...
...fırsat oluşturup affedemeyen, ziyaret edemeyen, özür dileyemeyen ve yaşlılarına saygıda/sevgide kusurdan çekinmeyip küçüklerine merhametle sevgi/saygı vermeyenlerin sığındığı limanlar oldu, bayramlar...
...senede iki kez, içlerine binen yükleri temizlemek adına binbir mazeret üreterek kaçamadıkları için yakınlarına yaklaşanlar...
...yeni dedikodularla yüklenmiş olarak, bayramlardan sonraki zamanlara öfke biriktirenler...
...işte onlar, bayramların anlamına anlamsızlıkla dolu elbiseler giydirdiler...
...oysa bilmiyorlar ki; içi dingin olmayanın bayramı olmaz, dingin olanın ise bayrama erteleyecek bir şeyi kalmaz...

22 Mayıs 2014 Perşembe

SA690/ KY11-TG20: Emperyal İşgal: Amerika’nın İnsanlığa Karşı “Uzun Savaşı”/ Çeviri

“ABD, AB, Rusya ve Çin’in, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Üyesi ülkelerin insanların evrensel haklarına saygı göstererek sona erdirebilecekleri ‘Vahşi Savaş Kurguları’nın, katliamların daha karmaşık süreçlerle sona erdirilebileceğini öne süren tüm analizler kuşku vericidir. Aşağıdaki analizin, yerküredeki hemen herkesin iletişim teknolojisini kullanarak öğrendiği, bildiği ya da tahmin ettiği bilgileri derlemiş olma özelliği ile savaş karşıtı gibi görünmesine rağmen, savaş lobilerinin bir propaganda çalışması olduğunu düşünüyoruz. Ancak içerdiği tespitler sıralı ve bağlantılı bir şekilde irdelendiği için analizi yayınlamayı ve ilgili yerlerde açıklamamızı eklemeyi uygun bulduk.”
Sonsuz Ark

Imperial Conquest: America’s “Long War” against Humanity(*)

ABD Askeri Doktrini=Uzun Savaş=II. Dünya Savaşının devam ettirilmesi=Dünya nüfusunun büyük kesimini fakirleştiren neo-liberal ekonomik politika modeli.

ABD, insanlığın geleceğini tehdit eden YENİ bir askeri maceraya girişmiştir.

ABD’nin “sınırları olmayan savaş” politikası=Dünya nüfusunun büyük kesimini fakirleştiren, Dünya tarihinin en ciddi ekonomik krizi= Pentagon’un dünyayı ele geçirme isteği. ABD-NATO güçlerinin eşzamanlı olarak dünyanın çeşitli bölgelerine yayılması.

SA689/ÇY3-BŞ8: Çok Merkezli Dünya Düzeni/ Ölüm-Yaşam Korelasyonu

 "Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Stratejisi olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan kuru gürültüdür."
Sun Tzu (Savaş Sanatı)

Uzun seneler "çift" kutuplu olarak dizayn edilen dünya düzeni, soğuk savaşın sona ermesiyle yerini "tek" kutuplu dünya düzenine bırakmıştı. Aslında güç mücadelesi ve "seçkinci" düzen, tarihsel süreci itibariyle iddia edilenin aksine Fransız devriminden çok daha öncelere dayanır.

Muhakkak "sıcak-soğuk" her savaş hem nedenleri hem sonuçları dolayısıyla yeni bir çığır açmıştır. Soğuk savaşın başlaması ile uluslararası ilişkilere yeni kavramlar getirildiği gibi bitişiyle de özellikle uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası olmuştur.

Aralarında herhangi bir silahlı çatışma olmaksızın birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için başka devletleri ve grupları kullanan ABD ve Sovyetler, zoraki denge ve korku politikalarıyla kendi sosyo-politik düzenlerini de dünyaya dayatma mücadelesi verdiler. Elbette bu mücadele çok ciddi sonuçlar doğurdu.

SA688/FT14: Beyaz Melek; Dramatik/Çıplak Gerçeğin Filmi

"Ne yazık ki; Beyaz Melek filmi, büyük bir sosyal sorumluk örneği olarak topluma takdim edilmedi."


Sinema salonunda derin bir sessizlik vardı. Herkes bir iç hesaplaşma içindeydi. Hıçkırıklar hafızanın her yerini kilitlemiş, gözlerin tazyik sınırları çıplak gerçeği apaçık karşılarında bulmaktan ve zorlanmaktan dolayı yıpranmıştı. Bazıları ağlıyordu, bazıları ise derin bir kederle kavrulmaktaydılar. Bir duygu filmi izlemişlerdi yine, Babam ve Oğlum’dan hemen sonra. Çağların direnci yıkılıyordu bir nevi. Ne doğulu ne de batılı olamayan, arada bir yerde kalıp modernite sandıkları sanal gerçeklikten kuşku duyan bu insanlar, akıllarında çocukları, verdiklerini alacakları müstakbel zamanı düşünüp korkuyorlardı da.

Çıplak gerçek yıldırım gibi çarpmıştı onları, Beyaz Melek filminin kare kare işlenen neredeyse kusursuz senaryosuyla. Usta oyuncularla demi artan, seyir zevki yüksek bir filmin, görselliğe ayırdığı zaman Dicle Nehrinin üzerinde yüzen karpuz kabuğundan mumluklara dikilmiş mumların yüze yüze getirdiği ışıkla duruyordu. Gelenek depremle dümdüz olan mekanik moderniteye karşıydı işte. Ama modernite asla bu değildi. Belki de köydeki çocuğun elindeki oyuncak silahı çekip alan ve onun kullanılmasından doğan felaketi anlayan bir şeydi.

SA687/AS58: Devlet Ağa ile Kamuoyu Önünde Hasbihâl

"Benim özel hayatım toplumu ilgilendirmez, toplumu düşüncelerimin ilgilendirmesi lazım. Benim hayatım dümdüz bir ülkücü cizgidir, zigzag yoktur ki renkli olsun."
                                                Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı


Bugün güzel bir cumartesi. Ama ben şaşkınım. Şaşkınım, çünkü; gözlerim açık, bugün Devlet Bahçeli’nin ‘gerilim ve çatışma yüklü yeni dönemin baş aktörü‘ dediği AK Parti’nin eseri olan 17. Anayasa Değişiklikleri ile ilgili yaptığı yazılı açıklamayı okuyorum MHP’nin resmi internet sitesinden. Gerçeküstü bir dünyadayım ve muhteşem bir imitasyon filmi izliyorum, (ajitasyon değil, lütfen). İnönü, Demirel, Erbakan, Baykal, Cindoruk, Yılmaz ve benzeri bir yığın orijinal ağızdan sonra bu imitasyonu izlemek gerçekten hârika. Bu imitasyon muhteşem bir karma, maksikarma.

***
Ama ben onu 2002’de genel seçim kararı aldırmasındaki ısrarı ve 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesindeki tutumu ile ayrı tutmuştum diğerlerinden. Bu ülkeyi iki kez berbat kilitlenmelerden çıkarıp almıştı, ferâsetli tutumuyla. Ne yapacağım şimdi?
***
Neyse… Miras, müsrif tarafından tüketilir zaten. Muhteşem bir yazı zamanı tasarladıysam bu vakitte, demek ki; Devlet Ağa muhabbet mirasını günbegün tüketmişti. Bizde ona, müsrif hâline hürmeten eskimiş bir muhabbetle bakmaya devam edeceğiz. Eski muhabbetler ekşi koksa da nitekim…

21 Mayıs 2014 Çarşamba

SA686/KY9-NK16: Ameliyatın İkinci Günü Sinemaya Gidiyoruz

“Şimdi düşündüğümde “Ne cesaret yahu?” diyorum. ‘Normale dönme’ diye bir şey var ya onun peşindeydim galiba, bilmiyorum.”


Evimizle 19 Mayıs Hastanesinin arasındaki mesafe uzaktı ve kolumda takılı direnle (diren dediğim kibrit kutusundan biraz büyükçe bir kutu, ama sürekli sağ yanımda sallanması asap bozucu)  oraya gitmek mecburiyetindeydim. O günlerde sevgili Fevziye, Gökhan ve Emira oldukça yardımcı oldular. Arabayla götürüp getiriyorlardı. Benim için yapılan yaptıkları fedakârlıkları hiçbir zaman unutmayacağım inşallah.

Demir çubukların üzerinde uyuyorum; uyuyor muyum?

Ameliyattan sonra yatakta uyumaya çalışmak zor mu zor bir iş. on tane yastık desteği ile kendime bir konum bulup, kıpırdamadan öylece uyumak istiyorum ama ne mümkün. Sanki sağ tarafımda sırtımı boydan boya kaplayan kalın demir çubuklar var ve onlar sürekli batıyor. Bu şekilde hissederken sağa sola dönmek zor. Ağrı kendisini sürekli hissettiriyor. Herhalde bir gün geçer diye düşünüyorum ama şimdi zorlanıyorum.

20 Mayıs 2014 Salı

SA685/KY1-CÇ60: Hira /Roman- 2/2

"Derin düşüncelere dalmıştı iblis. Hira ve konuğunun buluşmasını engellemekte kararlıydı. Başkaca bir seçeneği yoktu. Tüm seçeneklerini kibrine kurban etmişti."


-2-
Hira, özlemle konuğunu bekliyordu. Heveslerinin oyuncağı olanların duyduğu özlemle değil, heveslerinin peşinde koşanların büyütüp beslediği özlemle değil, kendisinde dinlenecek olanı değil, kendisinde dinlenmek için yola çıkanı değil, olma yolunda yürüyeni bekliyordu büyük bir özlemle. Yakıp yıkan bir özlemle değil, varlığı, varoluşu diri tutan bir özlemle bekliyordu konuğunu Hira.

Hira bekleyişin koynunda serpilip gelişiyordu. Serpilip gelişmişti. Hira her zerresiyle bekliyordu konuğunu. Her zerresiyle özlem yüklüydü. Her zerresinde özlem filizlenmişti. Her zerresinde özlem dipdiriydi. Hira düğün gününü iple çeken taze gelin ve güveyin heyecanıyla dopdoluydu. Durduğu yerde duramıyordu.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

SA684/SD128: Neo Türkiye: Yükseklik Korkusuna Yer Yok

“Bölgemizde uçan kuştan haberimiz olacak ve gereğini yapacağız.” 

Ahmet Davutoğlu, TC Dışişleri Bakanı, 07.07.2010, TBMM


Türkiye’nin Benlik idrâki, Türkiye’nin Kıskaca Aldığı Üç Ağır Hasta: ABD, AB ve İsrail, Emperyalist Neo-Con Genlerinin Kuşattığı Hussein’i Adında Yük Olarak Gören Zavallı Obama, Enerji Savaşları Irak’ın Yağmalanan Petrol Rezervleri, İran ve Petrol Tröstlerinin Savaş Çığlıkları.

Sekiz yıllık koşu sonunda bugün sırtı terli bir yarış atı gibi burnundan soluyan Türkiye, oynanan büyük oyundan kaynaklanan saiklerle önüne çıkarılan Anayasa Mahkemesi engelini aşmış olmaktan dolayı daha rahat; kazandığı büyük özgüvenle 12 Eylül referandumuna doğru korkularını azaltarak ilerliyor. Terini rahvan yürüyüşle soğuturken, içeride ve dışarıda tartışılan ‘Benlik İdrâki’ni, üçüncü dünya ülkelerinden klonlanıp kendi ruhuna monte edilmiş bulunan resesif genlerini ayıklayarak, milenyum’un üç ağır hastası ABD, AB ve İsrail’e dayatmaya devam ediyor. Tüm görünüm parametrelerine göre de sonuç fena değil; üç ağır hasta paniklemiş durumda.

18 Mayıs 2014 Pazar

SA683/SD127: "dokuz boğum ve korkaklık" /27.10.2006/ 565. patika

...insanın boğazındaki dokuz boğumdan bahsederler...
...söz'ün boğazdan çıkarken takılacağı 'dokuz süzgeç' demektir bu...
...boğum işinin aslı ve astarı, zihinsel işletim sistemi ile irâde arasındaki muhabbetin düzeyidir...
...o düzeydeki niteliktir...
...zihnin her işlediğini derlediğini düşünürseniz, işlenenin derlenmeden önce, derlenme aşamasında, boğazdan çıkan sese dönüşmesi/dönüşmemesi eyleminde irâde'nin yüklendiği en önemli sorumluluktur...
...sabırla da dolaysız/doğrudan ilgilidir...
...fakat biraz tecrübe, biraz da uyanıklık gerektirir...
...her insan boğazındaki dokuz boğumu fark etmek durumunda değildir...
...lâkin; umumiyetle orta yaşa tekâbül eden bir emekler zinciri bileşimi olan yaş, insanın dokuz boğumun çoğunu kullanmayı öğrendiği yaştır...

17 Mayıs 2014 Cumartesi

SA682/FT13: Ruh’un Karanlık Deliklerinde Gezinen Dizi: Ezel

Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez
(Oscar Wilde, Reading Hapishanesi Baladı)

Kenan İmirzalıoğlu’nun Kabadayı filmindeki Devran karakterinin az daha gelişmiş, cin fikirli tamamlanmış tablosu Ezel. İyi ile kötü arasında her an gidip gelen başrol oyuncusunun çevresindeki iyilerle kurduğu, sürekli sarsılan ama kopmayan ilişki, karşısındaki kötülerden yayılan libido yangınından nasibini alıyor. 

Yardımcı oyuncuların ustalıkla canlandırdıkları karakter çizgilerini psikanalitik bir incelik ve didaktik bir söylevle işliyor, yönetmen Uluç Bayraktar. Biraz egosantrik kaygıyla Ezel’e soyadını taşıtsa da yönetmenin işindeki ustalığa şapka çıkarmamak neredeyse imkânsız; fonda çınlayan Tuncel Kurtiz’in, her yerde gözü-kulağı-eli olan tek başına yaşlı bir adamın, Ramiz’in sesine, eski kulağı kesiklerin acımasızlığı ile Dostoyevski’nin Kumarbaz’ına tırmanan bir yarı aydınlık yarı karanlık bilgelik sıkıştırıyor, yönetmen.

SA681/ KY5-PT19: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/9: Oyun İçinde Oyun

-9-
Sancağın büyük hamamının önünde Döngel Murat’ın on adamı yalın kılıç nöbet tutuyorlardı. Atlarını mezarlığın yanındaki hana bırakmalarını istemişti Murat Ağa. Bu isteğe bir anlam veremeyen kahya şaşkın şaşkın bakakalmıştı. “Yine ne şeytanlık peşinde!” diye geçirmişti içinden. Hamamı birileri basmaya kalksa ya da Aysema hamamdan çıktığında atlı biri –ki o büyük bir ihtimal Kiziroğlu olurdu- atının terkisine atsa kendileri yaya olarak ne yapabilirlerdi ki? Bu akılsızca bir şeydi.

Kılı kırk yaran Murat Ağa hamamın yanındaki han dururken ne diye şehrin ta ucundaki hana atları bıraktırmıştı? Hem hamamın bir de arka kapısı vardı. Oraya da birkaç adam koymayı teklif eden kâhya azar işitmişti. “Bu adam aklını mı kaçırdı acep?” diye soramadan edememişti kendi kendine. Pek neşeliydi Ağa.

16 Mayıs 2014 Cuma

SA680/SD126: Siyaset Kime Hizmet Eder?

"İnsana hizmet etmeyi değil, insanı seçkinlere hizmet etmeye yöneltmeyi hedef seçen siyasi doktrinler, elbette hedeflerini masum insan hedefleri üzerinde kurumlaştırmalıydılar ve öyle de yaptılar."

1948/ABD; Fakirlikten dolayı 4 çocuğunu satılığa çıkaran bir aile..

Dünya'da ve Türkiye'de siyasetin insanlara hizmet etmeyi amaçladığını iddia etmek için akıllı olmamak gerek şarttır... Sadece siyaset değil, eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet gibi temel toplumsal kurumlar da aynı amacı gütmekte değiller... Eğer dinî işlerle görevli kurumları da aynı kategoriye sokmak fazla abartılı sayılmayacaksa, dinî kurumları da insanlara hizmet etmemekle suçlayabiliriz... Kendisinden sonra sayılan tüm kurumlar kendisi varken varolan kurumlar oldukları için siyasete geri dönelim...

Siyasî tarihleri incelerseniz, siyasetin seçkin azınlıkların hayat standartlarını yükseltmekten başka hedefi olmadığını görürsünüz... Kuşkusuz insanlık tarihinde sürekli düşünenler ve hedef belirleyenler, siyasetçi olmasalar dahi, diğer insan toplulukları tarafından yargılanamayan, yadırganamayan ve yüceltilme zorunluluğu olan sınıfların temsilcileri idiler... Muhakkak ki; düşünceleri dolayısıyla baskı altına alınan, ezilen, hapsedilen ve öldürülen akıl insanları söylediklerimizin dışındadır...

15 Mayıs 2014 Perşembe

SA678/AS57: Steril Karmaşa; Sorular ve Cevaplar, İyilik ve Kötülük

"Gerçek; sebep olunan her şeyden insanın pay alacağıdır. Zerre kadar iyilik ile zerre kadar kötülük mahsub edilecektir insandan."


"Bilgeler düşünür, cesurlar savunur ve işçiler üretir" diyen Platon, soruların  ve cevapların ilk katilidir.

Derinlerde kaynaşan soruların en donanımlısı karşınıza dikilirse bir gün, ne yaparsınız? O soruya dair fikir mâziniz mevcut ise herhangi bir mesele olmaz size göre; dimağınızdaki tortular geçiştirilmiş değilse o soruları sormuş ve cevaplarınızı yeterlileştirmişsinizdir; ama ya size yönelen sorunun sahibine göre “ mesele” varsa? Onun fikir mazisi ile size yönelmiş olan sorunun sizdeki cevapları yeterince örtüşecek midir? O kendi minik sorgu burgularıyla kendi zihninde açtığı yere sığdırabilecek mi cevaplarınızı? Veya gerçekten buna niyetli midir?
***
Tenkid sıfatlı ise sorunun içeriği, biliniz ki; o buna niyetli değildir... Zira; kendi kabuklaşmış cevaplarıyla sizin davranışlarınız zıt göründüğü için size yöneltmiştir sorusunu ve cevaplarınızın fayda oranı onun için yüksek ölçülerde olmayacaktır. Merak kurgulu içeriğe sahipse soru, yine problem vardır... Zira; kendi zihninde yeteri kadar yer açmış değildir, fikir mazisi yetersizdir ve cevaplarınızı anlayıp anlayamayacağı belirsizdir...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

SA677/PZ22: Anlatsan Olmaz, Dertlerin Depreşir; Anlatmasan…

“Ölüm kadar büyük acı yok belleyenler, ölümden daha büyük acıların saymakla bitmeyeceğini de bilsinler.”


İnsanı ayakta tutan imanıdır, duasıdır, sabrıdır. İman yoksa, kime dua edeceksin, ne için sabredeceksin? Dua etmişsin, duanın kabulü için sabretmen lazım. İman yoksa dua da yok, sabır da. İnsanın içini söken dertler geldiğinde kaçacak yerimiz yok, gidecek kapımız yok Allah’tan başka.

Ölüm gelir haber vermeden; hastalık başından eksik olmaz insanın, ama bir de devası olmayanı çıkarsa karşına, ne yapacaksın? İçin içini yer, ruhun sıkışır, çaresiz dolanıp durursun olduğun yerde. Yaş insana tecrübe verir, korkaklığını alır, sabırsızlığını alır. O yüzden bizim gibilerin yüzü pek çabuk hareket etmez, değişmez. Sonrasını çok görmüşüz o meselelerin. Başka çaremizin olmadığını biliriz. Dudaklarımız kıpır kıpırdır, dua ederiz, bekleriz. Gözümüzden birkaç damla yaş süzülür, geçmişimize bakıp dertlerimizi hatırlarız.

13 Mayıs 2014 Salı

SA676/KY9-NK1:5 Ameliyattan Sonra İlk Gece

“Dümdüz bir hayat zaten ne kadar düşünülebilir ki; iniş-çıkışları olmadan, pişmanlık ve tövbeleri olmadan bir hayat…”

“Normal hayat dediğimiz nedir ki, yaşadığımız her şey bizatihi bu hayatın kendisi ve hepsi normal.”

Sanırım akşam üzeriydi, çevremde neler olup bittiğini biraz daha fark ettiğimde. Fakat yine de kopuk kopuk hatırlıyorum o akşam olanları. Şerife’nin karşımda bir sandalyede oturduğunu farklılığını her ortamda hissettiren sevgili kızı Miray’ımızı da odanın ortasında dans ederken hatırlıyorum.

Ferah abla sonra, o da ziyaretime gelmişti ve bir ara, “Biraz dinlen istersen, çok konuşuyorsun!” dedi. Güldük. İnanın ne konuştuğuma dair hiçbir fikrim yok. Fevziye, Zekiye, Jale, Jale’nin kardeşi sevgili Sibel’de odadaydılar.

Zekiye’nin bir ara ayaklarımı ovduğunu hatırlıyorum. Afak aramıştı sanırım onunla ne konuştuğumu da hatırlamıyorum. Ama onun sesini yeniden duymanın kalbimi ferahlattığını hissetmiştim.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

SA675/SD125: "devşirme aşk kırıntıları" /28.10.2006/ 566. patika


...sen, seni, senin istediğin gibi sevebilecek biri olduğunu mu sandın?...

...çok yazık...
...seni herkes, kendi istediği gibi sever, severse...
...hem sana kim söyledi, böyle bir şeyin mümkün olduğunu?..
...masallardan çaldığın, efsânelerden devşirdiğin ve daha birçok aldanmışlıkta isteyerek gözlediğin ve seçip aldığın 'aşk kırıntıları' sana bu hediyeyi vermiştir...
...sen bu hediyeyi gerçek sanarak alıp kabul etmekle hata yaptın...
...aldanmışlığını tez elden gidermemenin bedelini ödemeyecek miydin, yani?...
...bu aldanmışlık hayatı boyunca acısını yüklenecek başka bir ahmak bulabilecek miydi, ya da?...
...hiç kimse kendisini düşünerek huzurlu olabilmeyi başaramamıştır...
...sen aldanmışlığında kendini düşünmeye devam ederek nasıl huzur bulacaksın ki?...

SA674/ÇY2- HK4: Daha Yeni Başlıyoruz

“Biz ne vakit şikâyetçi olduğumuz yağmacı, yuhalamacı zihniyete benzedik?”


Sessiz sedasız, işimde, gücümde medyayı takip ediyorum bu aralar. Ancak birileri bam telime dokundu yine. İki gündür genç bir hanımın omuzlarda gezen görüntüleri düşüyor önüme... Başörtülü genç hanım mensup olduğu üniversite bünyesinde bir eğlenceye katılıyor. Atmosferin etkisi mi diyelim, gençlik özentisi mi diyelim, konser sırasında erkek arkadaşının omuzlarında görüntü alınıyor.

Sosyal medya, ulusal medya asla affetmez böyle bir haberi...

Günah keçimizi bulduk ne de olsa; bizler kusursuz ve hatasız canlılarız.

İnanılmaz yorumlar okudum görüntüye dair.

Ürktüm...

11 Mayıs 2014 Pazar

SA673/ÇY3-BŞ7: Barclays "Küresel Banka" Modelini Gerçekten Kaybetti mi?

“Ülkelerin artık global finans savaşları ile ilhak edildiği aşikar. Ülkelerin yaşadığı finansal krizler de bazen uygulanan bir ceza hükmünde hatta.”


Küresel finans savaşında Barclays'ın bu sektörde ne kadar stratejik bir konumda olduğunu idrak etmemiz, olayları analiz etmemizi daha da kolaylaştıracak. Barclays,  Londra merkezli Avrupa, Kuzey Amerika, Ortadoğu, Latin Amerika, Avustralya, Asya ve Afrika'da bulunan altmışa yakın ülkede üç asırdır banka ve finans sektöründe faaliyet gösteren, dünyanın önde gelenleri listesine girmiş finans grubu ve şirketidir.

Grubun Barclays Bankası’nın İngiltere’nin en büyük bankaları arasında olduğunu, konumundan ziyade nerdeyse tüm iş alanlarında da faaliyet gösterdiğini belirtmek gerekiyor. Barclays, tüm küresel pazarlama varlık sınıfları (Faiz oranları, hisse senedi, döviz, altın,vb) arasında kantitatif (nicel) modellerin araştırılması, geliştirilmesi ve uygulamasından da sorumludur. Ayrıca fiyatlandırma ve risk yönetimi konularında çözümler bulan; Londra, Paris, Singapur, Hong Kong, Tokyo, New York' ta global şirketlerine hibrid ürünler üreten işletmelerin tutarlılıklarını sağlayan bir şirkettir.

SA672/AŞ45: Vesayetin Rengi; Çatı Aday Kim’in Adayı? Çatı Aday Haşim Kılıç mı?

“Uzlaşı ve diyalog, nefret söylemi falan, hepsi hikâye… Kaymak, tılsım niyetine kullanılıyor.”


Ortalık sakinleşmeyecek 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar; bunu biliyorduk. Bilmemiz için ellerinden gelen her şeyi yaptılar zaten. Açık açık söylediler 25 Mart’ta: “Türkiye Ağustos’a kadar böyle gergin olacak. Ağustos’ta Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıkamayacak. Abdullah Gül de o görevde kalamayacak.”

“Bu kâhin, müneccimbaşı ya da çağdaş deyimlerle bu astrolog ya da füturist kim?” diye değil, “Bu planlamacı, dayatmacı kim?” diye sorun bence. Düşüncenin söyleniş biçiminden tutun, seçeneksiz kesinliğe kadar, her şeye hükümlerin ‘cak’lı çıkışına dikkatle bakın; başka türlüsü olmayacak(!), yani. Maksat bir, Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkarmamak; maksat iki, diledikleri ismi Çankaya’ya çıkarmak.

Diledikleri isim kim peki? O da belli.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

SA671/SD124: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 24 (11-15 Eylül 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

11-15 Eylül 2011 ( 312 Tweet)

15 Eylül 2011
9228. Hayırlı geceler

15 Eylül 2011

15 Eylül 2011
9226. @cenksidar İkisi de ne kadar arsızdılar gördünüz mü? Para'dan ve şirketlerden başka bir şey konuşmadılar; bir de çocuklardan bahsettiler

9 Mayıs 2014 Cuma

SA670/FT12: Kirli Sinematografik Profiller ve Kurtlar Vadisi Pusu'da Olumsuz Zaza İmajı

"Dizide Zaza olarak tanınan karakter, hırsız, uyuşturucu kaçakçısı ve emlak rantçısı bir zorba olarak, kendisini sevmeyenlerin öldürülmesini emretmekte tereddüt etmiyor."


Hollywod kirli proje versiyonları merkezidir. Hollywod’un projelerindeki tüm profil versiyonları yüksek oranda kirlidir, biliriz; Beyaz Saray’ın CIA orijinli spesifik senaryoları, ıssız senaristler ve yönetmenlerce ortak menfaat paydasında pişirilir ve sunuma hazır hâle getirilir. Pazarlama ve diğer organizasyonlar da Langley merkezlidir. Finansman konusunda hiç sıkıntı çekilmez. 'Hedef kitle' ya da 'hedef kişi' aşağılanır, yargısal topiklerle sarsılır; olgunlaştırılmış projeler böylelikle başarılır ve istendik bilinçaltı satıhları işgal edilir. Artık, seyirci formatındaki 'Sessiz Kuzular' kurban olduklarını fark etmeden birer düşman edinmişlerdir.

Hollywod izleyicisinin kafasındaki profiller planlandığı gibidir. Uyuşturucu tâciri, pazarlamacısı Kolombiyalı’dır; uyuşturucu ayakçısı ve kullanıcısı zencidir. Terörist Arap; Iraklıdır, El Kaide’dir. Müslüman doğal bir mücahit olarak potansiyel bir teröristtir; kendisini her an yüzlerce masumla birlikte patlatabilir. Müslümanlar ise genellikle ilkel çağlardaki yaşam koşullarıyla yaşayan zavallılardır, gelişmeleri ancak yüceltilen Batılı adamlar tarafından sağlanabilir. 

8 Mayıs 2014 Perşembe

SA669/ KY11-TG19: Doğu Akdeniz Doğalgazı Bölgesel Bir Barış mı Dayatıyor?/ Çeviri

"2012 Şubat ayında MİT Müsteşarına yönelik kasıtlı hukukî süreçlerle başlayan, Gezi Parkı Terörü ile devam eden ve 17 Aralık Suikastı ile zirveye çıkan saldırılarla Başbakan Erdoğan başkanlığındaki hükümeti yıkarak daha uysal huylu bir hükümet kurmak isteyen neocon organizatörlerin, Doğu Akdeniz doğalgazını İsrail için en uygun koşullarda Avrupa ve Dünya enerji pazarlarına ulaştırmayı amaçladığını düşünüyoruz. Kıbrıs’ta birdenbire çözümün tartışmaya başlanması ve Rum tarafının neredeyse zorla görüşme masasına sürüklenmesi, tamamen İsrail’in çıkarlarına yönelik girişimleri hatırlatsa da, güçler dengesi muhtemel bir bölgesel barışı da gerekli kılabilir. Ancak neoconlar bütün pazarlıkları Recep Tayyip Erdoğan'la yapmak zorunda olduklarını artık çok iyi biliyorlar."
Sonsuz Ark


Açık Deniz Maceraları: Garanti mi, Yoksa Risk mi?

“Ben gerçekten şuna inanıyorum ki; Kıbrıs’ta kurulacak bir enerji tesisi ve Türkiye’ye çekilecek bir boru hattı düşünceleri, İsrail gazı için birbirine rakip değil birbirini tamamlayan seçeneklerdir. Bu durum, her biri diğerini güçlendiren bir model ortaya koymaktadır.” 
Michael Lotem, İsrail’in Bölgesel Gaz Meseleleri Özel Temsilcisi

Doğu Akdeniz, hidrokarbon zenginliği açısından büyük bir umut vaat ediyor, fakat bu zenginliğin elde edilmesi noktasında önemli sorunlar bulunmaktadır.

Öncelikle gaz açısından zengin olan bu bölgede gazın elde edilmesi petrole göre çok daha karmaşık bir işlemdir. Ayrıca gaz formunda bir birim enerjinin piyasaya ulaşım maliyeti petrole göre iki kat daha fazladır. Bunun ötesinde, Doğu Akdeniz’den elde edilen ürünün piyasaya erişiminde bölgenin farklı kalkınma aşamalarının körüklediği sınır ötesi problemler de bulunmaktadır.

SA668/AS56: Mürteci - Mütedeyyin İllüstrasyonu

"Birbiriyle farklı düzlemlerde olan ayrık şeylerin ayrılması gibi bir sorununun varlığını düşünmek bile geometrik anlamda saçmadır ve bilimdışıdır. Dolayısıyla aralarına ince ya da kalın çizgi çizmek gibi bir determiniteden söz edilemez."


“'Mürteci’ ile ‘mütedeyyin’ arasındaki o ince çizginin ihmali, dine ve inançlı kesime yönelik saldırılarla bütünleşince…” 21 Kasım 2008 tarihli Star Gazetesi’ndeki “Solcu Müslüman olur mu?” başlıklı köşe yazısında Şâmil Tayyar, böyle giriş yapıyor bir parağrafa…
***
Şâmil Tayyar gibi dikkatli bir şahsın böyle bir bakış açısına sahip olduğunun farkında olup olmadığını bilmiyorum. Onun yazı çizgisinden yansıyan düşüncelerini biliyor olduğumdan, böyle hastalıklı açısına da sahip olduğunun farkında olmadığını, böyle bir durumun da alışılageldik ‘algısal bozunma’dan kaynaklandığını düşünüyorum. O da bu bozunumun kurbanı olmuştur muhtemelen. O’nun bu yazısı belki de konuyu incelememiz için fırsat olmuştur.
***
Bu hastalıklı bakış açısını saptayabilmemiz için öncelikle iki sözcüğün sözlük anlamlarına bakmamızda fayda var. Kolay denetlenebilir olması bakımından internetteki sözlükleri kullanalım. Mürteci, irtica ile ilişkili; Wikipedia’ya göre gerici, TDK’ya göre yeni düzene karşı direnen (kimse), gerici; Mütedeyyin, dinle ilgilenen, dinî hassâsiyetlere dikkat eden; Wikipedia ve TDK’ya göre de dindâr, demek. Gördüğümüz gibi, bu iki sözcüğün sözlük anlamları birbiriyle ilişiksiz. Ama nasıl ilişkili hâle getirildiklerini mukâyese bâbında iki ünlü isimden, iki akademisyenden dinleyelim.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

SA667/ KY5-PT18: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/8: Döngel Murat

-8-

Aysema Kiziroğlu’ndan aldığı haberle yerinde duramaz olmuştu. “Günler hep böyle uzun muydu?” diye soruyordu kendi kendine. Şehrinaz, “Aa.. ben gitmek isteyeceğim de o istemeyecek.. haftaya atacak.. e tabi bulmuş senin gibi safı.. kuyu kazarken yaralı değil beyimiz ama iş kız kaçırmaya geldi mi yaralı! Ben olsam al dağını başına çal, derim bir daha da adını anmam!” sözleriyle kızdırmaya uğraşmıştı Aysema’yı. Aysema dudaklarını şişirip “Haklısın kız!” demişti. “Allahın dağlısı işte..” gülüşmüş birbirlerine sarılmışlardı.

Şehrinaz zaman zaman acımıyor değildi Aysema’ya. Nasıl bir kumpas kurulduğundan bihaber bu yüreği tertemiz kız kendisini affeder miydi? Sevmişti Aysema’yı. Bey konaklarında büyümüş şımarık küstah veliahtlardan öylesine farklı biriydi ki.

“Yazık..” diyordu içinden. İşin içinde tehdit olmamış olsa para pul için bu tertemiz insanı yaralamaya gönlü el vermezdi. Ana-babasını bu sırtlanların elinden Kiziroğlu da kurtaramazdı. Kendisi yüzünden onlara yapacakları işkenceyi düşündükçe dizleri tutmaz oluyordu Şehrinaz’ın.

SA666/YB19: Boyun Eğmiş Güverte'den / Sınanmış Renkler 19

“Kasırgaların içeride kopardıkları bağlar daha acıtıcı. Uzaklar bu yüzden daha rahatlatıcı geliyor bana.”


Soğuk güneşlerle dolu uzun günleri tutuyorum parmaklarımda. Geceler de uzun. Çok uzun hem de… İpek gibi durgun gökyüzünü yıldızlarıyla alıp okyanusun pürüzsüz teninde parlatıp duruyorlar düşüncelerimi. Kimsecikler yok Allah’tan başka. Sessizliğin şarkısı yankılanıyor, uçsuz bucaksız sudan bozkırda. Suyun içindeki canlılar ne halde acaba?

Güverte, sırtımı dayadığım seren direği, durgun gökyüzünün ve karanlık okyanusun soğuk egemenliğine boyun eğmiş gibi… Halatlar soğuk, yelkenlerin dudakları morarmış; bir hüzün kaplıyor içimi… Uzaklara dalıyorum baktığım yeri görmediğim halde. Evet, yıldızlar var gökte; okyanusta yakamozlar.

6 Mayıs 2014 Salı

SA665/SD123: "sulta gerçeği ve dışlanabilir sorgular" /29.10.2006/ 567. patika

..."referansın ne?"...
..."düşüncelerinle varlığını oluştururken ve sürdürürken baz aldığın temel değerleri, neye, nereye dayandırıyorsun?"...
..."kişisel ve sosyal oluşumların gerekçeleri ve sistem gerekleri hangi 'orijin'den tedârik edildi?"...
..."sen kimden/nereden beslendin, besleneceksin?"...
..."seni karşımda var kabul etmem için cevap vermek zorundasın!"..
..."benim kriterlerimle yargılandığın için, cevap vermen de yetmeyecek, onları kabullenmediğin sürece karşımda var olmayacaksın ve ben seni yok edeceğim!"...
...bu bir sulta'dır...
...ismiyle müsemma olan beşerî/beşerîleştirilmiş sistemlerin tümü, bu 'sulta'nın yakıcı ve yok edici acımasızlığını yansıtırlar...
...aksi hâlde yaşamaları imkânsızdır...

5 Mayıs 2014 Pazartesi

SA664/KY9-NK14: Ve Ameliyat Oluyorum

“Narkoz verildikten sonra benim her şeyi duyacağım, hissedeceğim, ama konuşamayacağım için bunu ifade edemeyeceğim gibi dehşet bir endişe kaplamıştı içimi.”

 3 Kasım 2010…

Bir gün önceden her şeyi hazırlamayı başardım, ütüler tamam, Afak ve Atila için yemek tamam, komşularıma yapacakları şeyler söylendi, hastane çantam hazır… Ama ben hazır mıyım bilmiyorum, ne olacağını gerçekten bilmiyorum…

Atila hayat yolunda artık makas değiştirdiğimi söylemişti ve haklıydı. Tam bir yolda iken makas değiştirip bambaşka bir yola sapmıştım. Bu yol, bu manzara hiç geride bıraktığım yola benzemiyordu ve aslında bu yolda nereye varırım; onu da bilmiyordum.

Kanser psikolojisinde insanlar ilk olarak “Neden ben?” diye sorarlarmış. Bense bunu hiç sormadım. Bana göre oldukça meşakkatli bir hayatım olmuştu, derin üzüntülerim, kırgınlıklarım vs. Ama “Neden ben?” sorusu hiç mi hiç aklıma gelmemişti. Netice olarak bu Aziz ve Celil olan Allah katından gelen bir şeydi ve o soruyu sormak caiz değildi diye inanıyorum.

4 Mayıs 2014 Pazar

SA663/FT11: Petra; Antik Düş Güzeli ve İzlerde Saklı Sırları

"Güzel Petra, şahin bakışlarıyla duruyor öylece. Piramitlerin, Kommagene krallarından Nemrud’un Kümülüsünün duruşu gibi. Sırlarını anlatacak birilerini bekliyorlar öylece."

Petra
Petra düştü göz perdelerimize. Adındaki ecnebi dişiliğe şaşırıp aldanmayın; Petra bir Rus güzeli değil, bir antik kent. Cumhurbaşkanı Gül, Ürdün’de yaptığı gibi, resmi soğuk ilişkilerden yorulan gözlerimizi, tarihin derinliklerine döndürecek başka yerleri de ziyaret etse ya. Mesela İtalya’yı ziyaret edip Pompei’ye gitse. Orada yanardağ patlarken çıkan sesle ölenlerle birlikte, hangi halde ne iş görüyorlarsa, öylece sıcak lavlarla donup kalan yüzlerce insanı gösterse bize vesileler.

Antik kentin girişinden başlayan 80 metre derinliğinde ve 1200 metre uzunluğundaki kanyonda yürüyüş yapmış Cumhurbaşkanı Gül ve beraberindekiler, yol boyunca antik kenti gezen turistlerle selamlaşmış ve fotoğraf çektirmişler. Daha sonra antik kentin hazine diye bilinen 30 metre genişliğinde ve 43 metre yüksekliğindeki kayalara oyulmuş giriş bölümü önünde fotoğraf çektiren Cumhurbaşkanı Gül kendisini tanıyan turistlerle sohbet etmiş ve fotoğraf çektirmiş.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

SA662/ KY11-TG18: Kör ve Yalancı; Robert Fisk ve Seymour Hersh* /Çeviri

“Robert Fisk, Esad yönetiminin çirkin politikalarını güzelleştirmek için utanç verici bir girişimde bulunuyor.”

Seymour Hersh & Robert Fisk

Orijinal başlık; Robert Fisk, Seymour Hersh Ve Suriye/ Yassin al-Haj Saleh

 Robert Fisk ve Seymour Hersh Batı'da eleştirel gazeteciler olarak tanınır. İngilizce yayın yapan basında muhalif pozisyonlar işgal ederler. Bununla birlikte Suriyeliler arasındaki konumları farklıdır.

Suriye hakkında yazdıkları şeylerdeki sorun, son derece Batı merkezli olmalarıdır. Analizlerindeki sözde odak noktası- Suriye ve halkı, şu andaki savaş-çoğunlukla normal Suriyelilerin görülmediği yorumlarına bir fon oluşturur. Fisk ve Hersh için Suriye’deki mücadele eski hizipler arası ilkel bir savaştır. Onlar için asıl önemli olan ise özellikle ABD'nin resmin içine dâhil olduğu, savaşın jeopolitik özelliğidir.

Kimyasal silahlar söz konusu olduğunda Fisk ve Hersh geçen yaz Guta'da gerçekleşen saldırı öncesini görmezden geliyorlar.

Seçkin Deniz Twitter Akışı