Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2024 Cuma

SA10551/KY27-ŞT100: Öyle Tek, Öyle Çok, Öyle Bir Şey ki... Aşk

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Artık yazılacak hiçbir hikâyenin kalmadığı, anlatanların da dinleyenlerin de anlata dinleye kanıksamaya durdukları bir zamanda herkesin dinlemek için kulak vereceği, herkesin kendi kıyısından kendi içine çekilerek bir içi olduğunun farkına varacağı, bütün vaatlerin tutulup, ayın bile görülmemiş bir parlaklıkla parlayacağı bir hikayeyi şekillendirmektir aşık olmak, en güzelinden bir hikayenin sahibi olmaktır aşk…"

I: öndeyiş

Kirmanlı Evhadüddin, büyük aşk adamı şöyle der aşk için; ‘Aşk feleğin insana vefa edişidir.’ İnsan o ki, feleğin vefa ettiği bir içi ola ve her daim içten ve derinden sevebile. İnsan hayatı; eğer hayat dosdoğru bir oyun oynamak ise, yaşadığı hayatın bütününde bu dosdoğru oyuna girerek iki cihanın işini de terk etmektir aşk. Bu da öyle bir şeydir ki; ne yemeye içmeye sığar ne de uyumaya…

9 Eylül 2022 Cuma

SA9830/SD2524: Aklın Hak Arayışı

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Soğuk" dedi, gecenin renkleri; "Hava çok soğuk...." Yaklaştılar birbirlerine... hayaller doğdu.

İnsan, aklının sınırlarında durduğunu fark ettiği vakit kararsız kalır; Dünya'ya ait aklıyla Dünya'ya ait değerlendirmeler yapar..

Ancak aklın sınırlarının ötesinde, Dünya'ya ait hiçbir şey yoktur. Bu nedenle aklın bağlı olduğu insan, akıl ötesi deneylerle tefekkür eder... hasadını sarf ettiğinde ise, Dünya'da olmaklığın acılarını görür; anlaşılmaz...

2 Eylül 2022 Cuma

SA9816/SD2514: Aşk Tam Olarak Platonik Bir İdeadır; Hakikatle İlgisi Yoktur

  Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Elbette saydığınız her şey yüce bir amaca matuftur. Kendi içerisindeki nedenlere ve illete bağlıdır. Ama onların hiçbiri kendisini aşk diye tarif etmez, bu tarifi siz yapıyorsunuz. Her şeyi aşka siz yoruyorsunuz."

 Aşk yoktur.

Varlık  felsefesini, öteleştirmekten daha çok varmış gibi saydığı bir kurguya monte eden, ontolojik gerçekleri simülatif sanrılarla bezeyen ve bu çerçevede esas değeri yokluk ve hiçlik olan bir retoriği, yani aşkı kendi değeriyle yani yoklukla tavsif etmem, gerçekten benim inanmam veya inanmamamla ilgili değil.

5 Şubat 2020 Çarşamba

SA8343/Sonsuz Ark-YD191: Aşk Bağımlısı Olunabilir mi?

"Yemek yiyemezsiniz, uyuyamazsınız ve düşünebildiğiniz tek şey bu durumu nasıl düzeltebileceğinizdir. Belki de aşkın bağımlısı olmuşsunuzdur."


Aşırı romantizm, genellikle bağımlılık benzeri semptomlar taşır; aşırı neşe (öfori), ihtiras, bağlılık, uzaklaşım ve kötü hissetme. Öte yandan, beyin taramaları, aşırı romantizmin, beynin ödül merkezlerini uyuşturucu bağımlılığına benzer bir örgüyle uyardığını ortaya koyuyor. Ancak, insanların aşkın bağımlısı olabilecekleri düşüncesi tartışmalıdır. Tartışmalıdır diyoruz çünkü, insanlar bağımlılık teorisinin doğru tanımı üzerinde ve özellikle de “aşk” terimi kullanıldığında, bununla neyin kastedildiği konusunda uzlaşı sağlamış değiller.

23 Kasım 2019 Cumartesi

SA8153/ÇY4-DB149: İran'da Karşı Fetva-Rumî ve Şems Tebrizî 'Aşk Sarhoşu'; 'Film Türkiye'de Çekilecek'

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız yorum İranlı gazeteci Kourosh Ziabari'ye aittir ve İranlı film yapımcısı ve yönetmen Hassan Fethi'nin çekeceğini ilan ettiği Rumî ve Şems Tebrizî'nin aşkını anlatan 'Aşk Sarhoşu' filmine karşı İran dinî liderlerinin yayınladığı fetvaları eleştirmektedir. İranlı gazetecinin 1979 devrimi ile İslamcı bir bakış açısının İran'ın Milli Kültürünü ve Pers Medeniyeti'ni baskı altına alarak dönüştürmeye çalıştığını ileri sürerek, Sufizm'in temsilcileri olarak görüldükleri için Rumi-Şems ikilisinin aşkını anlatacak olan filmin çekimine karşı fetva verdiğini iddia etmesi ve bu filmin de İran'ın ulusal kimliğine ait unsurlar içerdiği için çekileceğini söylemesi tuhaftır. Kourosh Ziabari, 'Geçmişte de, İslami mistisizm ilkelerine bağlılıklarından dolayı Rumi ve Şems'i reddetmişlerdi.' diyerek İran velayetinde hakim olduğunu iddia ettiği İslamcı perspektifi dışlamakta ve "Günümüzdeki destekçileri, dini aşırılık yanlılarının rahatsızlığına karşı hoşgörü ve çoğulculuk yanlısıdır." diyerek Sufizmi-Tasavvufu aklamaktadır. Daha da ilginç olan gazetecinin, "İran'da Mowlana olarak bilinen Rumi, kuşkusuz, tüm zamanların en ünlü ve evrensel olarak sevilen şairlerinden biridir. 1997'de, Christian Science Monitor onu ABD'de en çok satan şair ilan etmiştir." cümlesi ile Hristiyanların Rumi'ye olan ilgisinin 'şâir' niteliğine yönelik olduğunu vurgulamakta, ancak birkaç paragraf önce şöyle söylediğini unutmaktadır: "Müslüman dünyasında mistik düşünce ve edebiyat etkileyen ve genellikle “Farsça Kuran” olarak adlandırılan didaktik epik Mesnevi-yi Maʿnevi (Spiritual Couplets) yazarı Celal-Eddin Muhammed Rumi adlı ünlü bir Fars şairi, ilahiyatçısı ve İslam alimidir." Rumi bir şair midir, yoksa 'Farsça Kur'an Mesnevi-yi Maʿnevi (Spiritual Couplets)' yazarı olarak dinin ana kaynağı olan Kur'an'a yönelik açık bir saldırı düzenleyerek Kur'an'ın ana mesajlarını tahrif eden bir Kur'an karşıtı mıdır? Yoksa her ikisi olarak politik, ideolojik, stratejik bir hedefe doğru ilerleyen şeytanî bir yapının aktörü müdür? Gazetecinin diğer benzerleri gibi konuyu İslamcılık-Sufizm karşıtlığına indirgemesi, açık bir manipülasyon olduğu gibi, iki erkek ya da iki kadın arasındaki aşkların ve resmen kıyılan eşcinsel nikahların yaygınlaştığı günümüzde Müslüman dünyasında başından beri sapkın olarak görülen iki erkek arasındaki aşk ilişkisinin normalleştirilmesine hizmet etmekte ve eşcinsel ilişkilerin yaygınlaşmasına karşı dinî engelleri ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Kaldı ki gazetecinin karşı olduğu İslamcılık da, taraftarı olduğu Sufizm gibi masonik kökleri olan ve Kur'an'ı ve İslam'ı tahrif etmek üzere tasarlanan iki ideolojik yaklaşımdır. Bu filme karşı fetva veren  dini otoriteleri inşa eden İran Velayet Sistemi'nin de kurucuları masonlardır. Şiddete meyyâl bir İslamcılık ile iki erkek arasındaki aşkı normlaştıran Sufizm arasında sıkıştırılmış bir İslam ve Müslüman olgusuna karşı durmalıyız. Film'in eleştirilere karşı İran yerine Türkiye'de çekilecek olması da ilginçtir; Türkiye'nin, 'sanat-aşk-sufizm' cenderesinde üretilen kültürel çöplüklerinde, özenle, benzerleri ile birlikte, (özellikle Pers kültürüne ait bir unsur olarak iki erkek arasındaki aşkın) yer alacak olan bir filmi bu kadar ciddiye alması beklenmemekle birlikte, filmin ana mesajı olan 'iki erkek arasındaki aşk' pedagojik riskler ve değersizleşmeye yönelik tehditler taşımaktadır. Türkiye'nin yeni nesilleri susmamakta ve iki hemcins arasındaki ilişkilerin 'ilahî aşk' diye pazarlanmasını sorgulamaktadır. Otoritelerin bu sorumluluğu ciddiyetle tartışması gerekmektedir. Her biri birer masonik amaç olan liberal sapkınlıklara yönelik hoşgörünün sınırsızlaşması politikacıların bulundukları zemini kayganlaştırmaktadır.
Seçkin Deniz, 23.11.2019

Iran’s most famous Sufi faces fatwa at home
 "İran’ın En Ünlü Sufisi Anavatanında Fetvaya Maruz Kaldı"

"Yazıları ABD’de en çok satanlar arasında olan 13. yüzyıl şairi, İran’daki muhaliflerin taze kınamalarıyla karşı karşıya."

İran’daki iki yüksek rütbeli din adamı, 13. yüzyıldan kalma İranlı şair ve mistik Rumi ve onun akıl hocası Şems Tebrizi’nin hayatını anlatan bir filmin prodüksiyonuna karşı bir fetva vererek İran kamuoyunda dinsel otoritelerin rolüyle ilgili uzun süredir gündeme gelmeyen, bölücü bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.

8 Ekim 2018 Pazartesi

SA6941/KY58-GÖKA143: “Yalnızlık Zamanında Aşk”

"Sahip oldukları kitleyi sözüm ona kötü dış dünyadan koruyan ve onu sıkıca muhafaza eden genellikle patetik, küçük patriarklarla dolu çevremiz…"


Yalnızlık konuşurken, günümüz toplumunda ailenin durumu ve ilişkilerimiz hakkında psikanalist Paul Verhaeghe’nin “Yalnızlık Zamanında Aşk” (Encore Yayınları, 2003, Çeviri: E. C. Ertem, M. Öznur) kitabındaki saptamaları, es geçilecek türden değil. Özetleyerek aktaralım.

Yaşadığımız dünyada, özgürlükçü gibi görünen, politik ve ideolojik totaliterliğe karşı olduğunu söyleyen bir söylem ağı hâkim. Oysa özgürlük sadece görünüşte, gerçekte insanlık tarihi bu kadar totaliter bir sistem görmedi. 

6 Ekim 2018 Cumartesi

SA6930/KY58-GÖKA142: İyi Bir Modernlik Rehberi: Zygmunt Bauman

"Ne ki Bauman, sorunun kaynağı ve tedavisiyle ilgili önerilerini ise gayri-ciddi bulur. Yalnızlık, akışkan modern zamanlarda bireysel ve teknik önerilerle geçiştirilemeyecek toplumsal bir derttir."


Modernliğin insanlık tarihinde hem bir devamlılık ama aynı zamanda bambaşka bir durum, önceki zamanlardan birçok alanda kopuşlar içeren bir hal olduğunu anlayamayan Norveçli düşünür Svendsen’in “Yalnızlığın Felsefesi” kitabını meraklılarına havale ederek artık bir kenara bırakalım. Bize modernliğin, özellikle son dönemdeki boğucu, karmaşık, akışkan siberaleminde kaybolmadan ilerleyebilmek için tefekkürden vazgeçmeden kalabilmiş hakiki rehberler lazım. 

Yaşadığımız dünyada, “Yalnızlık ve yalnızlık korkusu yalnızca yaygın hisler değildir, aynı zamanda zamanımızın -akışkan modern hayat deneyimine sağlamca kök salmış- acı gerçekleridir” (Retrotopya, s.139) diyen Zygmunt Bauman gibi rehberler…

7 Eylül 2014 Pazar

SA876/KY1-CÇ73: Firak

“Sebepsiz durup dururken, belki uyurken.. fırlarsın.. yüreğin öyle tatlı çarpmaktadır ki Leyla’dan olduğunu anlarsın..”

 
Damdan düşer gibi sormuştu:

“Sen hiç âşık oldun mu?”

Doğrusu şaşırdım bile diyemem. Biraz edepsizce bir tavır gibi gelmişti. Daha belki yarım saati bile doldurmamıştı tanışıklığımız; bu ne cüretti? Kalkıp gitme cesaretini bulamadım kendimde. Böyle patavatsız insanlar çokça mıdır? Hep de bana denk gelir. Piyangodan çıkar gibi. Elbet büyük ikramiye değil. Amorti. İnsanın canını yakan yani.

 Kurduğunuz hayaller çocukların kumdan kaleleri kadar bile dayanıklı çıkmamıştır. Sinirlenirsiniz, belli etmezsiniz. Arsız bir umut usulca ilişir yakanıza. Baka kalırsınız.. gözleriniz biletçi arar. Değiştirseniz mi, paranızı mı alsanız?

1 Eylül 2014 Pazartesi

SA865/KY1-CÇ72: ‘Beyaz Geceler’den Bir Gündü

“Paltosunun cebinden “Beyaz Geceler”i çıkardı.. ikinci katın balkonuna fırlattı.. sırtında bir ağrı duydu.. soluğunu kesen..”


Soğuk ve ürkütücü zamanlardı. Gece dolaşmaları ancak “mecburiyet”in gereğiydi. “Hadi şöyle bir turlayalım!” ifadesi tedavülden kalkmıştı. Daha eylül ayı gelmemişti.. Ne saat ne de takvim on ikiye varmamıştı. Seksenden beş yıl önceydi. kimimiz vatanı kurtarıyor, kimimiz halkı kimimiz de din-i mübin için arşınlıyorduk sokakları ..

Hem vatan kurtaranlar hem halkları kurtaranlar hem de din-i mübin için kıyama kalkanlar aynı beldede de olsa nokta kurtarmalıklar vücuda getirirdi.. öyle olması gerekirdi.. bu arada çokça kendini kurtaranlar vardı ki; onları beş ya da altı-yedi yıl sonra öğrenecek veya görecektik..

Seçkin Deniz Twitter Akışı