Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
Yarattığı zamana bağlı olmayan bir yaratıcıdan bahsediyorduk ve zamana bağlı olarak yaratılan insanın kendisinin neden yaratıldığını sorguladığına -kendi içimizde de- tanıklık ediyorduk. Oysa geçmiş zaman, şimdiki ve gelecek zaman gibi, insan içindi; yaratıcı olan Tanrı için değil, Allah için değil.
‘Allah’tan başka tanrı yoktur!’ demek bu kadar zor olmamalı diye düşünüyordum; döngüsel iç tartışmalardan fışkıran psiko-nevrotik sonuçlardan asla daha zor değildi. İsyankâr budalalık insana ne kazandırıyordu? İçi geçmiş, hatta kokuşmuş, insanları düşünmekten nefret ettiren ve paranoid şizofreni dışında hiçbir şey üretmeyen felsefî tartışmalardan ne farkı vardı, var oluşla ilgili bu döngüsel iç tartışmaların?
İnsan, yaptığı şeyin farkında olmadığını iddia edemezdi. Ruhunun derinliklerinde Allah’a verdiği sözü hatırlatan seslere kulaklarını tıkıyor olsa da insan, Şeytan onu ustalıkla sürüklüyordu bu döngüsel tartışmalara; hem insanın içinden fısıldıyordu hem de dışından; diğer insanlardan ve cinlerden yayılan yalanlara da her zaman o kaynaklık ediyordu.
İnsan, yaratıldığından beri var oluşuna iliştirilmiş olan bu kısır döngüyü aşabilir miydi? Belki de başka türlü düşünmeliydik; bu kısır döngüye girmeden yürünebilecek yollar vardı.
Kılık ve isim değiştirerek ilerleyen ve girdiği her kabın şeklini alan Satanizmin, Masonluk, Kabala ve Tasavvuf'la, diğer dinlerle birlikte Yahudiliği, Hristiyanlığı ve İslam'ı tahrif ettiğini söyleyen ve Samirîlerin nasıl çalıştığını anlatan ‘Hava Yazarı’nın, ‘Özgürleşme; Kabala, Ruhbanlık ve Tasavvuf Prangalarından Kur'an'a Sığınarak Kurtulmak’ başlıklı notları, insanın dışından gelen şeytanî kışkırtıların kaynağına ışık tutuyordu:
"İslâm, zihinsel ve bedensel özgürlüğü elinden alınan insan için bu nedenle yeni bir özgürlük mücadelesi, insanın diğer tüm etkenlerden uzak bir şekilde Allah'a teslim olma yöntemlerinin bütün olarak yer aldığı bir özgürlük sistemidir." diyordu ‘Bekçi’. “Üçüncü bin yıl Müslümanının bilimin evrenin bilinmezlerine getirdiği açıklamaları -tüm sınırlılıklarına rağmen- artık düşünce sistematiğinde kullanabilmesi gerekiyor.”
Bilim olarak adlandırılan ‘akletmek’ti ‘Hava Yazarı’nın çağırdığı yer; ancak selim akılla yapılacak bir akıl yürütme insanı İslam’a yaklaştırabilirdi:
“Bilhassa itikâd algılarının Vahy'in aslî unsurlarına yaklaşması adına, bu, aynı zamanda geciktirilmeden yapılması gereken büyük bir operasyon olmalıdır. Hilâfet'in ilgâsından sonra, strateji geliştirme özelliği ortadan kalkan İslâm Dünyası'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nde sıkça tartışılan, fikir babalığını 1802 yılında İngiliz Anglikan din adamı William Paley'in yaptığı 'Akıllı Tasarım Kuramı'ndan medet umması, üç yüz yıllık aşağılık kompleksinin klasik sonuçlarından biridir.
Vatikan’a bağlı Katolik Kilisesinin, İngiliz Anglikan ve Alman Protestan Kiliselerinin popülarize ettiği ve finansmanını sağladığı bu proje, Ateizmin köklerini kurutacak gibi görünüyor olsa bile, ortaya çıkacak olan sonuçlar Vahy'in aslına uygun düşüncelerin üretilmesine doğrudan aracılık etmeyecektir. Çünkü; izlenen yol varılmak istenen hedefi muharref dinler karmaşasına sürükleyecek ve bu yolda elde edilen bilimsel veriler, gerçek din algısının yükselmesinde insanlığa hizmet etmekte zorlanacaktır.”
Müslüman’a yapılabilecek olanları gösteriyordu ‘Bekçi’, çıkmazlara işaret ederken:
“İtikad algılarının rasyonalize edilmesi ve bu yolla bilimsel temellere oturması, Kur'an'ın kendi özel yapısı içerisinde insanlara ilettiği mesajın daha kolay algılanmasını ve kavranmasını sağlayacaktır; gerçek dışı-muharref olmasına rağmen, yaygın bir şekilde Müslümanların Allah’a verdikleri sözü tutmasını engelleyen mevcut İslam Akaidi'nin sistematiğini tarihin karanlıklarına gömebilecek, Müslüman'ın Kur'an merkezli hayat standartlarını fark etmesini sağlayabilecektir. Bu büyük gerçekleşme için Müslümanları eğitecek ve yönlendirecek bir kurumun olmayışı, Müslümanlar adına sosyolojik ve siyâsî bir zaaftır; Müslüman düşünce sistematiğinin geleceği için de büyük bir handikâptır. Bu durum kişi olarak her Müslüman'a büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Müslüman'ın, yeni bin yılda geliştirilen Kilise stratejilerine karşı birey olarak düşüncelerini koordine etmesi, karmaşıklaştırılmış inanç parametrelerini aklın ve bilimin desteklediği yeni stratejilerle yeniden tanımlaması, konum ve sıfat değiştiren 'mücadele paradigmaları' üretmesi, özel ödev formasyonu -farz- gereği zorunludur.”
‘Hava Yazarı’ bizim şirket olarak ‘İlk Hasat’la yapacaklarımızın temel çerçevesini çiziyordu sanki:
“Kilise'nin, Vahy'in ve aklın temellerine aykırı olan 'inanç sistematiği' de büyük bir beşerî zaaf olarak ortada durmaktadır. Bu zaaf, düşünebilen Müslümanlar için daimî bir fırsattır. Akıllı Tasarım Kuramı'nın insan zihninde açtığı yolun, nihayetinde gelip bu zaafa dayanacağı kesindir. Kilise'nin en büyük korkusu da desteklediği ve finanse ettiği bu kuramın bir bumerang gibi gelip kendisini vurmasıdır.
Müslüman, bu tıkanma noktasında, karmaşıklaştırılmış vahiy algısını -en saf hâlini dikkate alarak- sağaltacak bir Kur'an bilincini idrak etmiş, hayatını bu temel sistemin parametrelerine uygun hale getirmiş olmalıdır ve Kur'an'ın emrettiği inanç kurgusunu ve uygulamalarını hayatının her aşamasında gerçekleşebilir hâlde, samimiyetle icra edebilmelidir. Akıllı Tasarım Kuramı'nın getirip bıraktığı yerde, Kur'an'ın özüne uygun bir İslam insanları karşılamalıdır.”
Temel amaç, insanın Allah’a verdiği sözü tutmasını sağlayacak olan gerçek bir ‘özgürlük alanı’ inşâ edebilmekti:
“Özgürleşme, Kilise'nin sıklıkla kullandığı bir hedeftir. Birinci yüzyıldan itibaren, kendi müntesiplerinin itikâd algılarını düzenleyen ve yöneten, onları diğer din algılarının uzağında tutarak sadece kendisine tâbi olmasını 'özgürleşme' olarak tanımlayan; böylelikle insanları ruhbanlık sınıfının birer kölesi hâline getiren Kilise'nin, insanların bu en özgün değerini, özgün anlamının dışına taşıyarak sömürdüğü açıktır.” diyordu ‘Bekçi’. “Sözlükte; 'Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmamak, serbest, hür olmak, kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olma hâli, Siyasi bir güç tarafından denetlenmeme, engellenmeme...' olarak açıklanan bu kavram, Kilise tarafından, kasıtlı anlam kayması oluşturularak kullanılmaktadır.”
Günümüzün aşağılık sınırsızlığı değildi özgürlük:
“Gerçekte ‘özgürlük’, sözlükteki anlamıyla asla var olamayacak bir hayâldir. İnsanın somut ya da somut olarak kısıtlılık yaşamaması- insan somut ve soyut sınırlamalarla yaşar-; zorlamaya tabi ve şarta bağlı olmaması- beslenme, barınma, yerkürenin yaşama elverişli koşulları insanı zorlar ve şartlara bağlar-; kendi kendine hareket etme/ davranma -coğrafî ve fiziksel, kimyasal koşullar bunu engeller, kanunlar ve ihtiyaçlar olmadan insan sosyal bir varlık olamaz-; siyasi bir güç tarafından denetlenememe- siyasi gücün olmadığı hiçbir ülke tasavvur edilemez- gibi durumların olması imkansızdır.
Sözlük anlamında mümkün olabilecek olan tek ve gerçek şey 'insanın karar verme gücü olma hâli' dir. Ve Allah, insana ancak bu gücü vererek özgürlüğünü mümkün kılmıştır. Oysa Kilise, somut ve etkin bir güç olarak 'insanın karar verme gücüne sahip olma hâli'nin önündeki en büyük engeldir; Konsüllerin ve Piskoposlar Meclisinin onayı olmadan, müntesiplerin karar verme hâlleri mümkün olamaz, aforoz bu konuda esaslı bir dışlama mekanizmasıdır.”
Bütün bunlara karşılık, Kilise’yi yıkan materyalizm ya da ateizm, özgürlüğü nasıl pazarlıyordu?
“Aynı özgürleşme Fransız İhtilâli'nde Kilise’ye karşı durduğunu ifade edenlerin elinde de özgürlük-kardeşlik ve eşitlik bayraklarından biri olarak dalgalanmıştır. Ateizme sarılan özgürlük düşünceleri de özgürleşmeyi, sınırsız bir özgürlük hayalini, özgürlük beklentisi ve yeterliliğinden habersiz bir boşluğa gömdüler. Özgürlük yanılsamaları insanları kendi nefislerinin bataklarında esir tuttu. Sınırsızlığı şiar edinenler, kendilerinin sınırlı varlıklar olduklarını anladıklarında özgürlüğü yanlış tanımladıklarını düşündüler; fark edip de tanımlarını değiştirenler olduğu gibi, büyük çoğunluğu insanları istedikleri gibi yönlendirebilmek için kasıtlı olarak tanımlarında ısrar ettiler.”
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
