15 Temmuz 2019 Pazartesi

SA7836/SD1427: Sıkıntı (Roman); Giriş




"Bu, kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun; O’nu bırakıp da başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" Kur'an, Ârâf; 2-3



ح  ر ج
'harec'


sıkıntı
seçkin deniz




roman





Sonsuz Ark, Temmuz 2019

1

---------------------------------------------------*---------------------------------------------------


"...yıkadın mı elini dünyadan?..." dedi kuşkulaklı tâdilât efendi.
"...yok...", dedi fitnat. "...içimde bir sıkıntı var..."









...anneme, babama, tüm sevdiklerime ve 15 Temmuz Şehitleri'ne...











sıkıntı


2

---------------------------------------------------*---------------------------------------------------




Giriş

Zihnim karmakarışıktı. Arabayı nasıl sürdüğümün farkında değildim. Kavşaklar, ışıklar, diğer araçlar hızla geriye doğru gidiyordu. Adana Güneşi'nin kasıp kavurduğu bir günün akşamında, saat 21:43'te Kabasakal Mezarlığı'nda başlayacak olan anma programına gidiyordum, güneş uzun ışıklarını gözlerimde bekletiyordu bir süredir. Dayanamamış, güneşliği eğmiştim, görüş alanım daralmıştı.

İçimdeki sıkıntı gittikçe büyüyordu. Akşam namazını Kabasakal Mezarlığı'ndaki camide kılmayı planladığım için yola erken çıkmıştım. Ben mezarlığa vardığımda güneş batacak ve sonra ezan okunacaktı. 'Bu bir Anma Programı' demişti bana, word dosyasını gönderen kişi. Ve, 'Lütfen,' demişti elektronik mektuba düştüğü notta. 'Yanınıza herhangi bir iletişim aracı almayın, kimseye haber vermeyin ve yalnız gelin!'

Bir 'Anma Programı'na davetliydim, yalnız gitmem gerekiyordu. 'Anma Programı' çok özel kişilerin katılacağı bir program gibi görünüyordu ve word dosyasını bana gönderen kişi dahil tanıdığım hiç kimse olmayacak anlamına geliyordu bu. Üstelik hiç kimseye haber vermeden gitmem gerekiyordu. İşin kötü tarafı word dosyası şifreliydi, üç gündür bildiğim bütün algoritmaları denememe rağmen açamamıştım. İçimdeki sıkıntı azalacağı yerde büyüyordu. Nihayetinde bir mezarlığa gidecektim, en kötü ihtimalle arabama biner dönerdim. Peki neden mezarlık? Neden akşam 21:43? Neden bu gizem? Word dosyası neden şifreli? Kim bu insan veya insanlar? Neden ben?

Zihnim son soruda takılı kalmıştı. Üç gün boyunca aynı soruyu sorup duruyordum. 'Neden ben?' Herhangi bir cevap bulamamıştım. Ki; hayatım herkesin gözü önünde geçiyordu ve hiçbir zaman gizli-kapaklı işlerle meşgul olmamıştım. Bir akşam posta kutuma bir elektronik mektup gelmişti ve hayatımdaki sıradan akış tamamen yok olmuştu. Hayır, herhangi bir korku ya da kaygı yoktu yüreğimde. Sadece sorularıma cevap arama alışkanlığımın bana kazandırdığı keskin bir soğukkanlılık vardı bende, ama her şeye rağmen içimde dönüp duran sıkıntıyı yönetemiyordum, cevaplara astığım gerilim gittikçe büyüyordu.

'Neden ben?' sorusuna bulabileceğim herhangi bir gerekçeli cevap beni biraz rahatlatacaktı kuşkusuz, ama bu cevabı ben bulmalıydım. Az sonra karşılaşacağım kişi ya da kişiler bunu bana açıklayacak olsa da, içimdeki sıkıntıyı yönetebilmem için kendi cevabıma ihtiyacım vardı. Beni tanıyan herkes neden-sonuç ilişkisi kurmadan herhangi bir şeyi incelemediğimi bilirdi. Ulaştığım sonuçları da nesnel bir şekilde ilgili olan herkesle paylaştığımı da biliyorlardı. Sözümü herhangi bir yerde, herhangi bir mevki ya da makam karşısında esirgemediğimden başım sık sık belaya girerdi. Bu gizemli iletişimin bu özelliklerimle ilişkisi olamazdı. Benim gibi şeffaf birine tevdi edilecek olan herhangi bir yabanî sırdan bahsedilemezdi. Kişiye ya da kişilere özel sırlardan bahsetmiyorum, bu tür gizemli ilişkilerden gelebilecek olan sırlardan hayata hayır gelmeyeceğini bildiğim için özellikle ve dikkatle kaçtığım  yabanî sırlardan bahsediyorum. Özgürlüğümü yabanî sırlara kurban verecek kadar gözü kara, gizli-kapaklı işlerle hayatımı zindan edecek kadar uçuk değildim. Peki niye gidiyordum?

Benimle iletişim kuranlar beni çok iyi tanıyor olmalıydılar, benim ne yapacağımı da biliyor olmalılar; aksi halde böyle bir iletişim biçimi ile bana ulaşmazlardı ve görüşmek istemezlerdi. Belki de bunun için gidiyordum. Çok kişiler sanıyorum, belki de tek kişiydi iletişim kuran.

Eşime, 'Geç geleceğim' demiştim. 'Aramayın' Apaçık bir maceraydı adım attığım, tıpkı bugüne dek merak ettiğim diğer her şey için atıldığım sayısız macera gibi. Eşim alışkın olduğundan herhangi bir şey sormamıştı; nasılsa olan biteni kendisine anlatacağımı biliyordu. Çocuklar uzayın diğer boyutlarına yaptığım seyahatlerden haberdarlardı. Ben bir zaman gezginiydim. İlgi duyduğum her şeyi bulunduğu zamandan, mekandan ve boyuttan çekip alıyor, şimdiki zamanda, mekanda ve boyutta inceliyordum. Ulaştığım sonuçları  herkes bilsin diye mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaştırmaya çabalıyordum.

Kabasakal Mezarlığı uzaktan göründüğünde içimdeki sıkıntıyı biraz yönetebildiğimi fark ettim. Güneş batmıştı ve ufuktaki kızıllık yavaş yavaş yerini beyaz akşam vaktine bırakıyordu. Minareden başlayan ezanla birlikte mezarlığın bulunduğu kampüsün ana kapısından içerdi girdim, arabamı park ettim ve camiye doğru yürümeye başladım. Rahatlamıştım.



4

Seçkin Deniz, 15.07.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı