30 Mart 2015 Pazartesi

SA1242/TG105: Bir Neocon-Brookings Analizi: İsrail ve Değişen Orta Doğu II

Sonsuz Ark'ın Notu:
İsrail'e ve İsrail ile birlikte ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Çin, Suudi Hanedanı ve  Katar dışındaki Körfez Emirlikleri'nin birlikte çalışmasıyla kan gölüne dönen Orta Doğu'ya dair neocon bir perspektifle yapılan aşağıdaki çeviri (analiz), İsrail, Türkiye ve Orta Doğu'ya yönelik gelecek projeksiyonları için önemli neocon ipuçları içermektedir. 
Seçkin Deniz, 30.03.2015


Yeni Bir Stratejik Ortam

Kuruluşunun ilk elli senesinde İsrail’in temel ulusal güvenlik endişesi konvansiyonel savaştı: Konvansiyonel savaşlara karşı caydırma, riski minimize etme ve kazanma.

Günümüzde ve öngörülebilir gelecekte İsrail konvansiyonel bir savaş tehdidiyle karşı karşıya değildir. Mısır ve Ürdün ile barış halindedir, Suriye ve Irak orduları yerel gelişmeler ve 2003’te Amerika’nın Irak işgali nedeniyle büyük darbe almıştır. Fakat konvansiyonel tehdidin yerine üst ve alt konvansiyonel seviyedeki çatışmalar geçmiştir. Üst-konvansiyonel tehdit iki katmanlıdır. 

29 Mart 2015 Pazar

SA1241/KY1-CÇ113: Anakronik Sergüzeşt; Nargile ve Çay-3

-3-
Hidayet'i Bağdat Şifâhanesi'nde, bizzat Ali İbn-i Abbas’a teslim edip, Kahire'ye doğru yola çıktım. İçim kan ağlıyordu. Bağdat’ı kan gölüne döndürmüşler, Fırat bile kıp kızıl akmıştı. Kabil’in soyu Moğollar ne insana ne kütüphanelere saygı göstermişti. Fırat kah kan kırmızı aktı, kah masmavi mürekkep. Neyse ki yiğit ve sebatlı insanlar vardı. Yeniden inşa etmişlerdi. İnşa edeceklerdi. 

Kabil’in soyu oldum olası Bağdat’a düşmandı. Düşmandır. Bağdat’ı yakıp yıkmaktan adeta haz duyar bu azgın güruh. Daha kaç kez yakılacaktır, daha kaç kez yıkılacaktır, diye iç geçirerek yürüyordum. Meramım İbn-i Heysem hocamı ziyaret etmekti. Uzun zamandır görüşmemiştik. Gençlik çağında Basra’da çokça karşılaşmış, birdir bir, kolla çelik oynayan bizlere aldırış etmeden “Biz onlara iç ve dış alemdeki ayetlerimizi göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb'inin her şeye şahit olması yetmez mi?” ( Fussilet; 53) ayetini okur dururdu.

SA1240/KY20-MEK19: Acıdan Merhamet Devşirmek

"Acıların köpürtülmesi üzerinden siyasa inşâsı; bir zayıflık, bir marazî hâl, sapkın bir hastalıktır."


Bosna savaşı sırasında Müslüman askerler Aliya İzzetbegoviç’e gelip “Onlar (Sırplar) bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigane kalmamalıyız, misli ile cevap vermeliyiz” dediğinde, Aliya şöyle bir cevap verir: “Sırplar bizim öğretmenimiz mi ki onlara uyalım. Sırplardan sadece ne yapmamamız gerektiğini öğrenebiliriz.”

Acıların köpürtülmesi üzerinden siyasa inşâsı; bir zayıflık, bir marazî hâl, sapkın bir hastalıktır. Mazlumluk, gadre uğramışlık insanlık alemi gibi bir soyutlamada mağduru haklı kılsa da mağduriyet üzerine inşâ edilen siyasayı hemen her zaman acınası sefaletler veya zaman içinde iğrenilesi şımarıklıklara evrilen bir son bekler. 

SA1239/PZ25: Hısım-Akraba Rahmettir, Berekettir

"Şimdilerde ise herkes hısım-akrabasından uzağa kaçıyor; halbuki böyle yapa yapa herkes yalnız kalıyor, kimsenin haberi yok."


İnsana hısım-akraba lâzım, insan yalnız olmaz. Allah insanı aile efradı ile yaratmıştır, insan insanı doğurtur, onu gömer; onun hastalığına şifa arar, sıkıntısına derman olur. Velhasıl yalnızlık Allah'a mahsustur, bunu bilmek insanı hem Allah'a hem insana muhtaç kılmış olan Allah'ı hakkı ile bilmenin yollarını açar. Fakat hısım-akraba dedin mi orada durmak da lâzım.

Sene 70'te, baktım köyde artık bize rahat yok buradan da gideceğiz. Hısım-akraba rahat vermedi, memleketimizden çıktık, geldik bu köye yerleştik, rızkımızın, huzurumuzun peşinde çalıştık, durduk. Fakat işte insanoğlu, rahat durmuyor. Bizim hanımın akrabaları da memleketten çıkıp gelmişler bizim köye, Mihmandar'a, burada yerleşecekler; fakat gel gör ki, köyde benden başka doğulu yok, köylü ne ev veriyor kiralık ne de satıyor. Hepsi yörük. Bana da mülk satmıyorlar, hasbelkader kiralık, topraktan, yağmurda damı akan bir ev vermişler oturuyoruz. Bir avluda birkaç hane var, çoluk çocuk herkes bir arada.

28 Mart 2015 Cumartesi

SA1238/KY1-CÇ112: Sebat Üstüne Bir Deneme

"yol için ayrılmış sular kadar olsun
aşinalığı terk edişinizin"


ödünç alınmış yaşantılardır 
içime açılan pencerelerden sızan
ki ince bir buluş
katledilen sükun içre yakılan ağıtlar

27 Mart 2015 Cuma

SA1237/KY5-PT53: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ B- Amelî Tasavvuf- Tasavvufçular'ın Evlenmekten Yüz Çevirmeleri

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***

Tasavvufçular'ın Evlenmekten Yüz Çevirmeleri

Tasavvufçuların çoğu evlenmeyi kendilerini Allah'a ibadetten ve zikirden alıkoyan bir ayak bağı olarak görür. Onu arzulara karşı mücadele, şehvet ve lezzetleri terk etme çabalarına aykırı dünyevi lezzetlerden biri olarak sayarlar. 

İbrahim İbn Edhem, "Kadın bacaklarına alışan kişi felah bulmaz" derdi. Ebu Süleyman ed-Darani de, "Kim evlenirse, dünyaya yönelmiş olur" demiştir. Tasavvufçuların piri olarak adlandırdıkları Cüneyt el-Bağdadî de şöyle diyor: "Yeni başlayan kişinin şu üç şeyle kalbini meşgul etmemesi iyi olur. Aksi halde durumu değişir. Bunlar mal kazanmak, hadis öğrenmek, evlenmektir. Sofunun okuyup yazmaması gerekir. Çünkü bu, himmetini toplamak için daha iyidir." 

26 Mart 2015 Perşembe

SA1236/TG104: Esed-İsrail-İran İttifakı'nın ÖSO Güney Cephesi'ne Yönelik Suikast Girişimi

"ÖSO bayrağını yükseltmeye devam edeceğiz. Kim yaşarsa yaşasın veya ölsün, savaşmaya devam edeceğiz."

Abu Osama al-Jolani (Sağdaki), ÖSO Birinci Ordu Komutanı  

Sonsuz Ark'ın Notu: 
İsrail, kendisine itaat etmeyen ÖSO yerine kuzeyinde Esed'i tercih ediyor, ama İran'ı da istemiyor. İsrail'in Esed'le ve dolaylı olarak İran'la işbirliği yaptığı birçok operasyon vardır. Esed Rejimi'nin ÖSO komutanlarına yönelik olarak planladığı ve uyguladığı bu saldırıda her üç ülkenin çıkarları örtüşmektedir. Seçkin Deniz, 26.03.2015
***
“Al-Harah düştü mü?” diye sordu Abu Osama al-Jolani. Bu, şuuru yerine geldikten sonra ilk söylediği sözdü. “Hayır, hala direniyor”, şeklinde cevaplandı sorusu. Abu Osama gözlerini yeniden kapadı fakat bu sefer sadece dinlenmek için.

25 Mart 2015 Çarşamba

SA1235/SD233: "süsbiberi çekirdeği" /03.07.2006/ 514. patika

...ince, yassı, minik bir tekerlek gibi...
...bir süsbiberi çekirdeği...
...kurumuş iki yüzünde dalgalı bir derinlik var; ipince...
...hem yuvarlak değil tamamen, hem de dümdüz...
...öylesine sıradan ve öylesine eski...
...içinde neler taşıdığını bilmeyen o varlık insana hizmet eder...
...neden süsbiberi çekirdeği?...

SA1234/KY9-NK54: Hayat

"Hayat da tıpkı kanser gibi bir şey, her şeyiyle yaşamanız gereken... Savaşmanız gereken değil ama…"

Gecenin bu vakti biraz toparlanmaya çalışıp King Crimson'ın müthiş parçası Epitaph'ı dinliyorum... Aklımda bin bir düşünce; geçmiş, gelecek, vs.  Okul hayatım, iş hayatım, evlilik hayatım... Ne çok hayatım olmuş yahu... ve ne çok kaçırdığım an...

Okul hayatım apayrı bir macera, ele avuca sığmaz bir kızdım, onu sonra yazarım galiba... İş hayatım ise bambaşka bir macera. Geçenlerde Afak "Sen bir cv yazsan ne komik olur değil mi? Şuradan atıldı, buradan kovuldu, oradan sürüldü şeklinde devam eden bir cv. ama çok samimi olur ha" dedi güldük...

24 Mart 2015 Salı

SA1233/SD232: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 44 (01-05 Mart 2012)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

01-05 Mart 2012  (663 Tweet)

5 Mart 2012
18782. @hdag77 pragmatik olan...

5 Mart 2012
18781. @HurAyse @ertugrul_aydin @NilgunOVEN @AkyolMustafa @nibenka İnsan 13, Fussilet 16 , Sâd 42 , soğuktan bahseder

5 Mart 2012
18780. @hdag77 Platon aklı ise o devletin aklı, metaller efsanesi üretir...

SA1232/KY1-CÇ111: Kızıma Mektuplar III

Kızlarından Uzakta Olanlara Adanmış Sözler
-III-


Beni söze bulaştırmayacaktın. Söze, sözlere salmayacaktın beni. Söze, sözlere bırakmayacaktın beni. Söze, sözlere terk etmeyecektin beni. Beni sözlere muhtaç etmeyecektin. Beni sözcüklerin kucağına atmayacaktın. Beni sözcüklerin cenderesine sokmayacaktın. Beni yaşanır olandan alıkoymayacaktın. Beni sensiz bırakmayacaktın.

Seni sevdiğimi söylediğimde bir şey söylemiş olmuyorum. Sevmek dokunmak ise ki, dokunmaktır, sana dokunamıyorum. Sarıp sarmalayamıyorum. Seni kucaklayamıyorum. Sözden başka bir şey bulamıyorum. Sözden ötesine geçemiyorum. Söz! Sözcükler! 

23 Mart 2015 Pazartesi

SA1231/AŞ61: Ankara'da Karanlık Geceler; Ak Parti'yi Kim Dizayn Edecek?

"Davutoğlu bu işi çözmeli... Erdoğan'la sıkı işbirliği yaparak... Biz duymasak da olur."


Akıp giden hayatın derinliklerinde neler oluyor? Bilmek mi daha iyi bilmemek mi? Bilimle iştigal edenlerin hayatın maddeye, maddenin özüne, zamana ve evrene dair kısmına yönelik derinliklerinde heyecanlı keşifler yaptığını düşünüyorum. Peki, hayatın maddeye dair olmayan kısmında, insana dair olan kısmında, derinliklerinde neler oluyor, bu işlerle iştigal edenlerin yaptığı keşifler heyecan verici mi? Karamsarlaştırıcı mı?

İnsana yaklaştıkça, büyüsü bozulan bir ruhla tanışıyorsunuz, toplumlarla beraber yaşadıkça da karmaşık ruhlarla temas ediyorsunuz. Peki ya hem insana hem de toplumlara yönelik dizayn etme-yönetme kaygısı olanların işlerine yaklaştıkça, o işlerin derinliklerine vakıf oldukça heyecan duyuyor musunuz? Ben duymuyorum, aksine bütün ilişkilerin nereye vardığını görünce karamsarlığım canlanıyor, heyecanlarım azalıyor.

22 Mart 2015 Pazar

SA1230/KY1-CÇ110: Alinasyon ve Asimilasyon

"Sizin değerlerinize toptan saldıran bir kişilik görürseniz, konuları bir şekilde kişiselleştirenle karşılaşırsanız o kişinin aline olduğundan hareketle kendi haline bırakmanız kendi menfaatinizedir."


Alinasyon ve asimilasyon kavramları üzerinden bir arketip oluşturma zorunluluğu her zaman karşımıza çıkmaktadır. Bu zorunluluk daha çok kimi tartışmalarda kendisini oldukça güçlü hissettirmektedir. Tartışmalarda belli bir süre geçtiği halde başlangıçtaki durumdan bir adım öteye gidilemediği, aynı şeyin, özün başka bir biçimde dile getirildiği ayrımsandığında bu zorunluluğun ne denli önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. 

Öyle ki; başlangıçtaki olası yumuşak üsluplar birden bire değişmekte, konu kişiselleştirilmekte, kırıcılıkta hiç varılmamış noktalara varmakta bir sakınca görülmemektedir. Bu dahi tartışmanın mahiyetini, niçinini açıklar ve fakat tartışan taraflar bunun bile farkına varamazlar. Tartışmanın temeli her hangi bir olgu ve olayı açıklamak değil aline olmuş kişinin öfkesinin, hıncının, kızgınlığının dışa vurulmasıdır. 

SA1229/KY25-NO1: "Küvet Thinks" ya da Soyadıma İhanet...

"Yazının kılçığı aklımıza geldi gelmesine de ne yazısı yazacağız? Akıl yazısı mı, fikir yazısı mı? Ciddi bir yazı mı yazacağız, güldürük mü olacak? Sanat mı ister okuyucum, yoksam muhabbet mi?" 


Yazmak ya da soyadıma ihanet etmek!.. Eskiler iki kulak, bir ağız bağlamında sık sık yinelerler bu lakırdıyı: "İki dinle, bir söyle!" diye... Peki bunu yazma düzleminde düşünmeye kalkarsak ne gibi bir orantı çıkar ortaya? "Yani kaç okumaya, kaç yazmak?" şeklinde bir soru ortaya atılabilir sahipsiz bir çocuk gibi! 

Cevap hazır galiba. İki göze bir el düşüyor. Yani iki kere okuyacaksın, bir defa yazacaksın. Bu hem doğru, hem yanlış bir cevaptı, eskiden. Doğru, çünkü kalemle yazdığımızı var sayarsak, aynı anda sadece bir elimizle yazabiliriz. Tabi yazmadan önce iki göze; beyindeki loblar arasında yönetim kurulu toplantısı hararetiyle geçen bilgi alış verişinin, kalbimizin de olurunu aldıktan sonra fikir haline gelmesi işlemlerinde kaç tane organımızın işbirliği yaptığını eklersek denklem de değişir, denge de...

SA1228/ÇY7/AF1: On Türk Lirası

***   

"Tuncay evde ekmek kalmamış. Markete gidip alır mısın?"

Tuncay parayı aldı. Markete gitti. Tazesinden bir ekmek aldı. Kağıda sardı. Çocuğun biri şupur şupur dondurma yiyordu. Tuncay'ın ağzı sulandı.

"Keşke annemden dondurma parası alsaydım." diye düşündü.   
                                                                                         
Marketin kapısından çıkarken ne görse iyi? Yerde On Türk Lirası durmuyor mu?

21 Mart 2015 Cumartesi

SA1227/KY5-PT52: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ B- Amelî Tasavvuf- Tasavvufçular ve İlim Tahsili

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***

Tasavvufçular ve İlim Tahsili

İlim tahsiline gelince; tasavvufçular öğrenerek ve çalışarak ilim tahsil etmenin uzun ve yorucu bir yol olduğunu, bu yolla kazanılan ilmin derecesi ne kadar olursa olsun yetersiz ve zahir bir ilim olduğunu söylerler. Onlara göre kâmil ve tam ilim keşf ve ilham yolu ile kişinin kalple kazandığı ilimdir.

Ebu Yezit şöyle diyor: "Âlim, bir kitaptan ezberleyen ve unuttuğu zaman cahil olan kişi değildir. Âlim, ancak ilmini Rabbinden alan kişidir. Yani ezbersiz ve ders okumadan dilediği zaman Rabbinden alan kişidir. İşte rabbani âlim budur."

Suhreverdi de şöyle diyor: "Zahitler, tasavvuf şeyhleri istikamet hakkı gereği ikram gören mukarrerlere öncekilerin işaret ettikleri bütün ilimler verilmiştir."

20 Mart 2015 Cuma

SA1226/ KY23-NN11: Nehir Nil Güney Amerika'da 1; Santiago De Chile& Valparaiso (Şili)

"Ne kadar absürdsün Valparaiso?.. Saçlarını bile taramamışsın...Giyinmeye bile hiç vaktin olmaz senin... Hayat seni hep şaşırttı, öyle değil mi?" 
Pablo Neruda

Valparasio

Şimdiye dek yazdığım gezi yazılarımda, özellikle inanç faktörünün öne çıktığı yerleri anlatmaya çalıştım sizlere. Hepsi ruhumda derin izler bırakmış, kalbime dokunmuş diyarlar. Yaşayan görür, gezen daha çok görür derler.

Endülüs'ün İslam izleri, Eski Mısır'ın ölüm yolculuğu, Hindistan ve Nepal'in Hinduları ve Budistleri.. Klasik bir turistik seyahat kimliğindeki hüzne yolculuklar... Bu ülkelerde gördüklerimi, yaşadıklarımı ölene dek hafızamdan silemem sanırım.

Ama şimdi hüzne veda zamanı.. Biraz da hayatın ritmini ve eğlencesini yakalamak gerek.

SA1225/TG103: Sonsuz Ark'ın PEW Research Center Dosyası/ PEW; Tetikçiler için Cephane

 İstatistikler Neden Yalan Söyler? Özel Bir Vak'a: ABD'li PEW Research Center 


Düşünce kuruluşları (Think Tanks), çalıştıkları alana yönelik bilgi ve analiz üreten, yaptıkları araştırmaların sonuçlarını tasnif ederek saklayan ve gerektiğinde kullanıma sunan kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, bulundukları ülkenin iç ve dış politikasının belirlenmesine yönelik üst düzey tartışma ortamı oluşturmaları ve güvenilir bilgi sunmaları anlamında oldukça büyük bir öneme sahiptirler. 

Şüphesiz gerek basılı ve görsel, gerekse internet ortamında bu kuruluşlardan gelen bilgilerin kullanılması iç ve dış kamuoyunun bu bilgilerin ait olduğu konu hakkında bilgi sahibi olmasını ve düşünce haritalarının şekillenmesini sağlamaktadır. Ancak bu noktadaki en kritik soru bu kuruluşlardan gelen bilgilerin ne kadar güvenilir ve politik manipülasyondan ne kadar bağımsız olduğudur. Bu anlamda son zamanlarda özellikle sosyal medyada kendini gösteren ve yabancı medyanın istatiksel veri kaynağı olarak rağbet ettiği ABD merkezli bir düşünce kuruluşu olan Pew Research Center yazımızın konusunu oluşturmaktadır. 

19 Mart 2015 Perşembe

SA1224/KY22-AB6: Almanya'yı Dinliyorum Gözlerim Kapalı

Bu şiir 18 Mart 2015 tarihli  Almanya Frankfurt Direnişi'ne ithafen yazılmıştır.

Almanya'yı dinliyorum gözlerim kapalı
"Palyaçoların alnından öpecek Merkel", biliyorum...

Almanya’yı dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir gaz bombası esiyor
Yavaş yavaş Gezi Ruhu salınıyor.
Direnişçiler  sokaklarda
Uzaklarda, çok uzaklarda
Direnişçilerin hiç durmayan çığlıkları
Almanya’yı dinliyorum, gözlerim kapalı.

SA1223/SD231: "bir çocuk, bir yetişkinken incittiğinde ebeveynini..."/06.07.2006/ 515. patika

...insan bir emektir...
...bir emek ürünüdür en çok...
...o doğmadan önceden başlar her şey...
...ölüme dek giden yolda emekten gayri hiçbir şey yoktur insanda...
...ölümden sonra da var olan her şey emektir...
...ancak...
...ancak insan en çok emeğe hakaret eder...
...en çok emeği küçümser aşağılık kişiliğiyle...
...yeri-göğü inletir kendi bencilliğinde...
...uykusuzlukla derinleşen eski/naftalinli geceler hatırlatır insana çocuk günleri...
...anne-babanın verdiği emek titretir yürekleri, sindiği yerde...
...bir çocuk bir yetişkinken incittiğinde ebeveynini...

18 Mart 2015 Çarşamba

SA1222//KY9-NK53: İnşirah, İnşirah, İnşirah

"Allah hastane köşelerinde, evlerinde el açıp dua eden şifa bekleyen bütün müslümanlara, mazlumlara ve mustazaflara şifa versin Şafi Adı ile, duam budur..."



Doktor Gözde Hanım ayrıca ameliyattan sonra kilo alıp almadığımı da sordu; evet, tam 15 kilo almıştım ve bu beni çok rahatsız ediyordu, fazlasıyla rahatsız ediyordu, ama yürüyüş yapamıyordum, çünkü kısa bir süre yürüdükten sonra ayaklarımın altı bıçakla kesiliyormuş gibi oluyordu. Yemeğe gelince eskisinden daha fazla yemiyordum ama sürekli kilo alıyordum; Tamoksifen, kortizon, Gaks ve hareketsizlik kiloyu da beraberinde getirmişti.

Gözde Hanım yüzüme baktı ve "Kanser değil ama tedavisi beni bu hâle getirdi diyorsunuz yani değil mi?" diye sordu, "Evet tam manasıyla öyle" dedim..."Siz nöropatik hâle gelmişsiniz" dedi. "Yaşantınızdaki en ufak bir olumsuzluk ağrı ve acıyı kat kat fazla duymanıza yol açıyor. İnşallah kına işe yarar" dedi ve hemen  acil ultrason ve  kan tahlilleri istedi ve kınanın sonucunu mutlaka ona haber vermemi tekrar tembihledi.

17 Mart 2015 Salı

SA1221/AŞ60: Erdoğan, Şeytânî Akıl ve Bakara Suresi

"Bugün Erdoğan da duygulara ve akla hitap ederek yürüdüğü için güçleniyor; şeytânî akla veya planlara riayet ettiği için değil."



İnsan'a dair düşündüğümde hep bir acıma hissi ile doluyor içim. Bakara Suresi 30. ayeti hatırlıyorum: "Rabbin meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim' demişti; melekler, 'Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz' dediler; Allah 'Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi." Evet; kendim dahil bütün insanlara acıyorum. Çünkü; biz insanlar bozgunculuk yapıyoruz, kanlar akıtıyoruz, Allah'ı överek yüceltmiyor ve onun emirlerini kutsamıyor, yerine getirmiyoruz.

Yılların getirdiği şeyler var ve o şeylerden sonra belki anlıyoruz, Allah'ın bizi yaratırken neyi murad ettiğini. Kim bilir, belki de bozgunculuk yerine bozguncularla mücadele etmeyi, kanlar akıtmak yerine kanlar akıtanlarla savaşmayı ilke edinen ve bununla birlikte Allah'ı anmayı, Allah'ın emirlerini kutsayarak onların gereğini yerine getirmeyi başarabilen insanların da var olacağını göstermek istemişti Allah, meleklerine.

SA1220/KY20-MEK18: Akidevî Bir Sır Üzerine

"Kesik bir kol gibidir O, yeri nasırlı bir yaradır ve ama orada bir kolun eksikliği üzerinden sürekli kendini var kılan, bir eksikliği sürekli ve sert biçimde vurgulayan..."

Zanim perîşan î ji dil / Yürekten perişansın biliyorum
Bê hed biêşan î ji dil / Hadsiz acılar içindesin biliyorum
Teşbîhê bûryan î ji dil / Büryan misali lime lime yüreğin
Bi l-lah ne insan î Mela / Billahi insan değilsin Mella.
Mella Ahmed’i Cezirî 

Süreğen bir şekilde kanayan yaralar üzerine uzun zamandır düşünüyorum. Yara çünkü capcanlı bir şeydir, var olma bilincinin doruğudur yaranın ontolojisi. Yara tarzında bir varoluşun üzerinde geliştiği daha derin bir var olma bilinci düşünemiyorum bile. Yara; varlığı kavrama konusunda bir deha halidir adeta, onun kadar uyanık, onun kadar fazla seçenekli ve içe doğru uzak erimli, onun kadar içten ve adanmış, onun kadar tanrısal bir kavrayışın gerçekliği muhal.

SA1219/KY1-CÇ109: Kızıma Mektuplar II

Kızlarından Uzakta Olanlara Adanmış Sözler
-II-


Bana dar geliyor buralar, içinde bulunduğum atmosfer, evim, odam, sokağım, caddem, mahallem, içinde yaşadığım kent öyle dar geliyor ki bebeğim! Öyle dar geliyor ki dünyam. Biliyorsun işte sen uzaktasın. Uzaklığın insanı daralttığını bu yaşta öğrenmiş değilim. Baba ocağından, ana diyarından, yar kucağından ayrılıklar yaşamadım değil. 

O ayrılıklarda da daralmıştım. Hüzünlenmiştim. Hüzün türküleri söylemiştim. Gözyaşlarımı içime akıtmıştım. Issız köşelerde boynumu büküp, soğuk, karanlık duvarlara dayamıştım başımı. Başımı omzuna dayayıp ağlayacak kimseler bulamamıştım. Öylesine yalnızlıklar yaşadım. Ama senin uzakta oluşun kadar sarhoş etmemişti hiç biri. Hiç biri bu ayrılık kadar yakmamıştı canımı. Hiçbir ayrılık bu kadar örselememişti benliğimi. Hiç bu kadar kaybetmemiştim kendimi. Öyle sarhoşum ki bebeğim!

SA1218/TG102: ABD Seçim Reformundaki Paradoks-I

"Amerikan seçim süreci boyunca dünya bir öz eleştiri ve kendi kendinden nefret söylemine şahitlik edecek"
The Paradox of America's Electoral Reform
Sonsuz Ark'ın Notu:
George Friedman, gölge CIA olarak bilinen Stratfor'un direktörü ve  "ABD kendisini Tepedeki Ev (City On The Hill), dünyaya bir örnek olarak görmektedir." diyen biri. İlginç olan her seçim döneminde Türkiye'deki beyaz benzerleri gibi Friedman'ın da 2016 seçimlerinden önce seçim sistemini çok ahlâkî bir formda irdeliyormuş gibi görünmesi. Mevcut seçim sisteminin temel dayanaklarından biri olan Seçiciler Kurulunu eleştiriyor Friedman: "İlkel bir kurum niteliğinde olan Seçiciler Kurulu, kurucuların halkın isteklerinden hâlâ korktuğunun bir kanıtıdır." Oysa CIA ya da Pentagon bu seçim sistemi sayesinde Dünya'yı 'Para'nın Efendileri'nin istediği gibi dizayn etti. Tepedeki Ev varlığını bu seçim sistemine borçludur. Aşağıdaki analiz, "Varsa eğer bir eleştiri onu da biz yaparız" retoriği ile kaleme alınmıştır ve dünyayı bir süre daha manipüle etmeye yöneliktir.
Seçkin Deniz, 17.03.2015

***

ABD Başkanlık seçimlerinin arifesinde bulunduğumuz şu günlerde seçime yönelik çok miktarda para toplanıyor, planlar yapılıyor ve muhalif araştırmalar yürütülüyor. Bu aşamada ilk önemli skandal patlak verdi ve Hillary Clinton’un resmi olmayan bir e-posta adresini hükümetle alakalı işler için kullandığı ortaya çıktı. ABD Başkanlık seçim süreci, özellikle hali hazırdaki başkan bir daha seçimlere giremeyecekse yaklaşık iki senelik bir süreyi kapsıyor.  

16 Mart 2015 Pazartesi

SA1217/ ÇY4-DB40: İran'ın Ayetullahlarından Bir Bahar Sürprizi

İran Uzmanlar Meclisi Başkanlığına 83 yaşındaki din adamı Ayetullah Muhammed Yazdi’nin seçilmesi, İran’da üst pozisyonlar için bir savaş başlattı.
Ayetullah Ali Hamaney (solda) İran Uzmanlar Meclisi Başkanı Ayetullah Yazdi ile Tahran'da meclis üyeleri ile bir toplantı sırasında konuşurken. Fotoğraf: AFP / Getty

Iran's Ayatollahs Spring a Surprise

Geçtiğimiz Salı gününe kadar, 66 yaşındaki Ayetullah Mahmud Haşimi Shahroudi Majles-e Khobregan (Uzmanlar Meclisi) başkanı olmak ve aynı zamanda, şüphesiz ülkedeki en önemli pozisyonda olan İran’ın yüce lideri Ayetullah Ali Hamaney’in halefi olma yolunda önde gidiyordu.

Shahroudi, geçtiğimiz yıl daha önce görevde olan Ayetullah Muhammed Rıza Mahdavi'nin Ekim ayında ölümüyle sonuçlanan komaya girmesinden bu yana Khobregan’ın başkanlığını yapıyordu. Tahran’da çoğunluk, Hamaney'in zaten ona dört yıl önce parlamento, cumhurbaşkanı ve yargı arasındaki ilişkileri yürütmek üzere ona sorumluluk vererek, nihai halefi olarak Shahroudi'yi tercih ettiğine inanıyordu.

SA1216/KY5-PT51: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ B- Amelî Tasavvuf- Tasavvufçuların Dünya'dan Nefret Etmeleri

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***

Tasavvufçuların Dünya'dan Nefret Etmeleri 

Dünya hayatı için can atmayı ve ona üşüşmeyi nehyeden bazı ayet ve hadisler vardır. Tasavvufçular bunlara bakarak İslâm'ın dünyayı mutlak olarak kötülediğini ve terk edilmesini istediğini sanmış, bunun neticesi olarak tembelliğe ve dünyadan el etek çekmeye gitmiş, tekke ve zaviyelere kapanmışlardır. Bununla da yetinmeyerek dünyadan nefret ettirmek için hadisler uydurmuş ve insanları ondan soğutma yoluna gitmişlerdir. 

Mesela, "Dünya'yı terk etmek sabretmekten daha zor ve Allah yolunda kılıç darbesinden daha çetindir. Kim dünyayı terk ederse Allah ona şehitlere verdiğinin aynısını verir. Dünyayı terk etmek de az yemek ve az doymak, insanların övgülerinden nefret etmektir."  

SA1215/YB27: İyilik Mevsimleri / Sınanmış Renkler 26

"Oysa insan neyi normalleştirirse sonraki nesle de ister istemez onu miras bırakır; nesiller bu yüzden daha hızlı çürürler."


Sıcak ve yağmur kol kola bu Mart saatlerinde. Deniz de öyle; kararsız bir insan gibi. Geçecek de sıcağa, bir türlü soğuktan kurtulamıyor. Alışkanlıklar havayı da denizi de insan gibi geriye doğru çekiyor; toprak da bir kuru bir yumuşak. Her mevsim geçişlerinde doğanın bu çatışmalarını hüzünle izlerim; bana hep insanı hatırlatır çünkü onun bu hâli... İnsan da kendisini geriye doğru çeken alışkanlıklarıyla çatışır. Bağımlılıkları bundandır.

Bağımlılıklar... düşünüp duralım mı beraberce? Hadi şöyle güverteye doğru yürüyelim. Biriniz iskeleden sıyırsın halatları, biriniz de demiri çeksin suyun derinliklerinden... hafifleyelim en azından demir attığımız bağımlıklarımızdan elimizle çözebildiklerimizden kurtulup.

15 Mart 2015 Pazar

SA1214/KY1-CÇ108: Anakronik Sergüzeşt; Nargile ve Çay-2


-2-
Uykumu alarak uyandım. Ne zaman söğüt atlında uyusam uyandığımda kendimi oldukça dinç bulurum. Bu hep böyle oldu. “S”leri söyleyemeyen Biskra’lı garsonun söyleşiyle Şandilya’nın peşinden buralara kadar gelmiştim. Bir çift sözüm söyleyecek sözüm vardı. 

Arkadaş her defasında beni kolluyor, ne zaman bir şeyler yiyip içsem hop hesabı ödüyordu. Hayır yani onun yüzünden adımız beleşçiye çıkacak arkadaş. “Bu yaptığın ayıp!” diyeceğim. Hadi bir iki defa yaptın. Anladık. Herkes senin cömertliğini biliyor. Tamam güzel bir şey bu. E birader bırak azcık da biz o güzelliği yaşatalım. Haksız mıyım? Değil. Böyle söylene söylene epey yol aldım.

SA1213/SD230: "ama onlar görmez, göremezler..." /06.07.2006/ 516. patika

...kocaman bir karmaşa...
...koşuşturup duran insanlar...
...yürüyenler, kavga edenler, konuşanlar...
...her bir adem neslinde, her yere bağlı bir sürü iple ölüme doğru giden upuzun bir ip...
...bebek, çocuk, genç, yetişkin, yaşlı, bunak, akıllı, düşünür...
...her biri bir ipte, diğerlerinden, diğer şeylerden uzanmış iplerle ayaktalar ya...
...insana hizmette kusur etmeyen evren...
...ve görünür hiçbir yerde olmayan bir yaratıcı...
...her şeyin bir diğer şeyle karşılıklılık ilkesine göre bağlı olduğu bu evrende, her şeye her şeyi veren Allah, görünür hiçbir yerde değil, insan için...
...onun verdikleriyle yaşayan insan, onu görüyor değilken, onu hatırlıyor da değil...
...her tarafından sarkan bir sürü iple bir kukla gibi yaşarken hayatın tam orta yerinde, o, kendisini yaratanı düşünüyor değil...

SA1212/ÇY5-DÇ14: Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın Gölgesinde Temizlik Sektörü/ İkinci Bölüm

"Gençlerimizin ve bizlerin Dünya'yı ve Dünya Tarihi'ni doğru okuyabilmesi ve anlayabilmesi için ülkemizde Tarih dersleri Buluşlar Tarihi, Ekonomi Tarihi ve Sosyoloji Tarihi adlı başlıklarla ayrı ayrı olarak okutulmalıdır."

Henkel - Unilever - Procter&Gamble 

Birinci Bölüm'de Sanayi Devrimi'nin gölgesinde gelişen, sabundan deterjana evrilen sektörü analiz edip, Dünya Savaşları sonrasında şirketlerin inanılmaz ekonomik büyüme grafiklerini ve tarihçesini irdelemiştik. Temizlik yaşadığımız yüzyılda insanlığın ve medeniliğin olmazsa olmaz gereği sayılmaktadır. Batının ve Avrupa’nın geçmiş yüzyıllarda olan temizlik alışkanlıkları bilindiği üzere, nereden öğrenmiş olduklarını irdelemekle zaman kaybetmeden kısa hatırlatmalarla önce sabunun icadına ve kendi sabun tarihimize bir göz atalım.

Said Öztürk, Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi ACTA TURCİCA'ya hazırladığı Osmanlı Kültürel Mirasında Sabun konulu araştırma yazısında şöyle bahsediyor.

14 Mart 2015 Cumartesi

SA1211/KY9-NK52: Modern Tıp, Kına, vs...

Veda ama her şeye ve herkese veda. Bunu kolaylıkla kelimelere dökmem çok mümkün değil...                           
   

Salı günü bütün gün ağladım denebilir; arada sustuğumda da yalnızca iç çekiyordum. Kalbimde hissettiğim tek şey bir veda rüzgârıydı çünkü... Veda ama her şeye ve herkese veda. Bunu kolaylıkla kelimelere dökmem çok mümkün değil...

İki komşum ve aynı zamanda arkadaşım Nuran'la Fadime bunun yaklaşan kontrollerim nedeniyle olduğunu söylediler. Atila da aynı şeyi söyledi "Mana veremiyorsun ama kontrollerin yaklaşıyor ve bu durum normal" dedi. Akşama da Hamitler gelecekti, Atila işten döndüğünde hâlâ beni ağlarken bulduğu için istersen iptal edelim kötü gözüküyorsun dedi, ama kabul etmedim. 

13 Mart 2015 Cuma

SA1210/ KY6-SK39: Din Baskısı ve Türkiye...

ABD'den Bakınca...


Bir süredir Los Angeles'tayım. Los Angeles'a en son geçen sene Nisan'da gelmiştim.


ABD basını, parlamenterlerin açıklamaları ve de dünya gündemi nedeniyle islami örgütleri konuşuyor. Nijerya'da müslüman savaşçıların çocuk ve kadınları kaçırdıkları, soygun yaptıkları, hristiyan kasabalara saldırdıkları aktarılıyor. Kanallar, Boko Haram'ın islami halifeliği başlattıklarını deklare eden videolarını yayınlıyorlar. Allahu Ekber sesleri ile yaşanan katliamlar ve hristiyan Nijeryalılara yönelik nefret suçları anlatılıyor.

Tanıklar, kendilerine İslam'a geçmeleri çağrısı yapıldığını, kadınlar isim değiştirerek örtünmeye çağrıldıklarını aktarıyorlar...

11 Mart 2015 Çarşamba

SA1209/SD229: Avrupa'nın Değişmez Kodları ya da Türkler'in Avrupalı Olamayacağı Gerçeği

"Bencil ve acımasız bir Avrupa Türkiyeliler için yeterince iticidir... Türkiyeliler, Avrupalılar kadar materyalist sebeplere, dinleri ve sosyal yapıları nedeniyle saplanamazlar..."


Fransa Devlet Başkanlığı seçimleri ve bu seçimlerdeki aday ve aday ardılı kompozisyonları Avrupa'nın temel sorunlarından biri olan Türkiye ilgili sorulara verilen cevaplarla şekilleniyor. Ya da zaten şekillenmiş olan perspektiflerin, yargıların dışa vurumuna sahne oluyor. Gerçi adayların tamamına yakını Türkiye ve Avrupa içerikli zıt fikirlerden hiçbirini sesli olarak yansıtıyor değiller; aksine klasik Fransız ikiyüzlülüğünü yansıtıyorlar. Bir tek kişi hariç; ırkçı parti lideri Le Pen... O her zamanki sabit duruşuyla: "Türkleri ve Türkiye'yi seviyorum, ama Türkiye Avrupalı değil",demeye devam ediyor...

Avrupalılar, Türkiye, Avrupa coğrafyasına ait olsa bile, Türklerin Avrupalı olmadıklarını söylerken çok haklılar. Onları iki yüzlü davranmaya iten Türklerdir. Osmanlı geçmişine rağmen Türkler Avrupalı değildirler. Bu kesin ve katı gerçek, 18.yy başından beri değişmedi; 19.yy daki bazı anlaşma metinlerindeki Avrupalılık vurguları da yeterli gerekçe üretmediler.

10 Mart 2015 Salı

SA1208/ KY23-NN10: Netanyahu, Obama ve Jeostratejik Konuşmalar

"İsrail, daima ABD stratejisinin bir piyonu, fakat hayati bir piyonu olmuştur."
George Friedman, 


İsrail Başbakanı Netanyahu, 3 Mart'da Kongre'de bir konuşma yapmak için ABD'yi ziyaret ediyor. Obama yönetimi, Netanyahu'yu kendilerine danışmadan davet ettiği için, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner'e kızgın.. Aynı zamanda Boehner'i tribünlere oynamakla da suçlamakta. 

Netanyahu geliş sebebini İran tehdidine karşı bir uyarı niteliğinde olduğunu söylerken İsralli muhalifler, ziyaretin aslında gelecek seneki seçimler öncesi Netanyahu'nun pozisyonunu geliştirecek bir halk onayı oyunu olduğunu düşüncesinde. Boehner ise, ziyaretin Netanyahu'nun fikirlerini öğrenme dışında hiç bir politik gayesi olmadığını da söylüyor.

SA1207/KY1-CÇ107: Kızıma Mektuplar I

Kızlarından Uzakta Olanlara Adanmış Sözler
-I-


Sen yanımdayken söylemeye gerek duymamıştım güneşim olduğunu. Ocağımın sevinci olduğunu söylemeyi akletmemiştim. Nefesim olduğunu bilememişim. Kalbimin ritmi sendenmiş, sendenmiş gözümün ışığı. Sudan çıkmamış bir balık bilebilir miydi suyun değerini? Bilebilir mi susuz bir yaşamın olmayacağını, soluk alınamayacağını bilebilir miydi? Bilebilir mi? Ben de bilmedim. Bilemedim.

9 Mart 2015 Pazartesi

SA1206/KY5-PT50: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ B-Amelî Tasavvuf- Züht Meselesi

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***

B-Amelî Tasavvuf 

Tasavvufun iki türlü olduğunu söylüyorlar. Birincisi, Nazarî veya İştirakî Tasavvuf. Bunun amacı zevklerle Allah'ı bilmek ve rububiyetinin sırlarını mevcutlarla kavramaktır. Bunun neticesi de tasavvufçuların yaratan ile yaratılan arasında tam birliğin (vahdetin) olduğuna inanması olmuştur. Tasavvufun diğer türü de Amelî (pratik) olanıdır. Bu da riyazet ve mücahedata dayanır. Yani zikir, ibadet, züht, çile gibi şeylere dayanır. İkisi arasında ayırım yapmak veya ikisini birbirinden ayırt etmek, pislik ile pisliğin kokusunu birbirinden ayırt etmek gibi bir şeydir. Çünkü tasavvufun nazarîsi amelî olanın ürünüdür. Zira teori pratiğin ürünüdür. İşrakilerin, yani nazari tasavvufçuların dinini belirtmeye çalıştık. Şimdi de ameli tasavvufçuların dinine bir bakalım.

8 Mart 2015 Pazar

SA1205/KY1-CÇ106: Anakronik Sergüzeşt; Nargile ve Çay-1


-1-
Yorgundum. Hem pek bir yorulmuştum. Yorgunluğumu atmak için kaçıp gitmeye karar verdim. Nereye gideceğime henüz karar vermemiştim. İlk aklıma gelen Babil’in Asma bahçeleriydi. Ve fakat bu mevsim pek gürültülü pek bir kalabalık olduğunu anımsadım oranın. 

Sartre ve gölgesi hatta Camus ve aveneleri de mutlak orada olurlar genellikle bu mevsimde. Marks, Proudhon, Althusser yetmemiş gibi birkaç Frankfurt okulu ( ki, Adorno, Marcuse, Oppenheimer, Honnetht mutlaka oradadırlar)  kaçkını da oradadır şimdi. Tek dertleri Sokrates’e dil çıkarmak onu biraz sinirlendirmektir. Aristo eline bir değnek alıp önüne katmıştır, elli altıya veriyorlardır Babil’in o güzelim asma bahçelerini. İskenderiye’yi mahvettiler, artık oraya alınmıyorlar. Bu yüzden vazgeçtim. 

SA1204/ ÇY4-DB39: En Yüksek Tecavüz Suçları Sıralaması Küresel TOP 10: 1. ABD...

Sonsuz Ark'ın Notu: 
Küresel Propaganda araçlarının Kadına Şiddet ve Tecavüz konusunda özenle işaretlediği ülkelerde bahse konu şiddet ve tecavüz olaylarının olmadığını iddia etmiyoruz, ancak her şeyden önce dürüst olmak zorundayız, işaretçi ülkelerin neredeyse tamamı bu insanlık dışı listede zirvede. En yüksek Tecavüz Suçları Sıralamasında ilk 10 ülkeden 9'u en gelişmiş ve en demokratik Avrupalı ve Amerikalı ülkeler. Tarihe not düşülsün diye düşündüğümüz için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla aşağıdaki analizi yayınlamayı uygun bulduk. 
Seçkin Deniz, 8 Mart 2015


Biz sık sık suçun sadece cinayet veya soygunla ilgili olduğunu düşünürüz. Ama size şunu söyleyeyim ki suçun çok çeşitli kategorileri vardır. Bunlar uyuşturucu ticareti, insan ticareti, kaçakçılık, tecavüz ve benzerleridir. Bu suçlardan bazıları ortaya çıkmazken bazıları sık sık rapor edilmektedir. 

Kurbanlar genellikle saygınlıkları sınırdayken anti-suç birimleriyle iş birliği yapmaktan kaçınırlar. Tecavüz, bu insanlık dışı günahlardan biridir. Hiç şüphe yok ki biz insanlar teknolojiyle dört nala gidiyoruz, ama bu bizi hayvanlardan farklı yapmıyor. 

SA1203/ SD228: "nedir hayatın sırrı?" /11.07.2006/ 517. patika

...bir dev...
...kendince...
...o minik beyninde pişirdiği hâyâllerin büyüklüğündeki çocuktu o dev...
...her şey kusursuz ve her şey kendince idi...
...hususî ve derin...
...bilhassa, hatırı sayılır bir yığın kusursuz hedefin ortasındaki dev hedefteydi aklı, o devin...
...geçmiş zaman ikindilerinde kalakalmış bir mahzun dev...
...büyük adamların büyük olmayan ayrıntılarla boğulageldikleri bu günde...
...o dev hâzin bir sessizliğin içinde...
...gözlerinde sonsuz bir kırgınlık, içinde derin bir mavi...
...her şey imtihan sırrında eriyordur...
...sabrın sırataşları bir bir kemiriliyordur...

7 Mart 2015 Cumartesi

SA1202/SD227: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 43 (26-29 Şubat 2012)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

26-29 Şubat 2012  (405 Tweet)

29 Şubat 2012
18119. bon nuit la france... bon nuit la turquie... bon nuit le monde...

29 Şubat 2012
18118. @meryemgayberi :))

29 Şubat 2012
18117. @sinansever aleykumselam...

29 Şubat 2012
18116. Bundan sonra içişleri bakanı daha dikkatli olacaktır diye düşünüyorum... Bakanlık açıklama yapmış; Bakan değil.

SA1201/KY9-NK51: Yalnız Bir Avcıdır Yürek

"Kendimi bazen "yürek yalnız bir avcıdır"daki John gibi hissettiğim zamanlar olmuştur, çırpın, çabala, fedakarlıkta bulun; ama sonra bir el gelip hepsini tarumar etsin..."


Bazı insanları kalbinizden uzaklaştırmak hem hüzün hem de büyük bir ferahlık verebiliyormuş, dün onu öğrendim. Yıllarca müşterek şeyler yaptığınız, bir şeyleri paylaştığınızı zannettiğiniz bir insandan kalben uzaklaşmak hüzün veriyor önceleri, sonra kangren olan uzvun kesilmesi gibi bir süre acı verip o yokluğa adepte oluyor bünye.  

Kanser olmadan önce böyle değildim, ama bir insanın yokluğu dayanılmaz bir şeydi eskiden; şimdi ise öyle değil, kesinlikle öyle değil... Görünürde ilişki devam ediyor gibi olsa da kalbim uzaklaşıyorsa bir insandan -ki bu hiç dilemediğim bir şeydi- önceleri acı verirdi. Şimdi ise vermiyor, belki kalbimi asıl Sahibi'ne teslim ediyorum artık, tam bilmiyorum ama öyle hissediyorum, kalbimi artık Allah'a c.c teslim etmiş gibi hissediyorum. İnşallah öyledir...

6 Mart 2015 Cuma

SA1200/ KY20-MEK17: DilinizKABAvicdanınızTAŞ

"Artık net şekilde ortaya çıkmıştır ki, bir asrı aşkın bir süreden beri, bir sürü kripto düşman kesimle kol kola yetişsin diye muazzam çabalar sarf ettikleri bu kesimlerin bu topraklar üzerinde bir iktidar geleceği bulunmuyor."


Kendimizi boşa yormayalım.

Aramızda pek ortak şey kalmadı. Var mı idi ondan da emin değilim, ama beyhude bir siyasi hedef uğruna bu kadar çirkefleşen bir kadro ile, bir kesim ile şahsen ortak bir tek şeyimin kaldığına inanmıyorum.

Misal; ortak bir vatan duygusuna sahip değiliz. Onlar fiziken bu topraklarda yaşıyor görünseler de ruhları ve kafaları bir başka dünyada.

Misal; Suriye uçağımızı düşürdüğünde Esed diktasını takdir eden bir kafa bu.

SA1199/TG101: BAE’de İsrailli Kitlesel Sivil Güvenlik Sistemi: Falcon Eye

"İki ülke arasındaki ilişkiler alenen gerçekleşmese de AGT, AIS ve ATS işbirliği gittikçe gelişmekte ve BAE iç güvenlik pazarını elinde tutmaktadır."

Falcon Eye: The Israeli-installed mass civil surveillance system of Abu Dhabi 

İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında güvenlikle ilgili gizli bir ilişkinin detayları ortaya çıktı. Bu detaylara göre bir İsraillinin sahibi bulunduğu güvenlik şirketi, Abu Dabi’deki kritik bir yapının güvenlikle ilgili işlerini yapıyor.

Emirlik yetkilileri ile İsraillinin sahip olduğu güvenlik şirketi arasında, BAE’de yer alan petrol ve gaz tesislerinin güvenliğinin sağlanması ve Abu Dabi’de bulunan herkesi izleyecek bir sivil gözetim sisteminin kurulması üzerine bir anlaşma yapıldı. Bu şekilde bir kişinin evinin kapısından çıkıp tekrar geri dönünceye kadar gerçekleştirdiği tüm eylemler izlenebilecek.

SA1198/ KY23-NN9: Nehir Nil Güney Asya'da: Hindistan & Nepal 3/ Kathmandu

 "'Sefaletin asaleti' diyorum ben Nepal'e."
Kumari

İnanç merkezli geziler, gerilerinde ruhunuzda ağır bir empati yorgunluğu bırakır. Başka bir dini, üstelik de kendi ortamında tanımaya çalışmak, hayata karşı bambaşka bir göz geliştirmenizi sağlar. Düpedüz bir iç savaştır aslında karşı karşıya kaldığınız. Zihninizde dini kıyaslamalar gider gelir sürekli. 


Bu savaştan galip çıkmak için sıkı bir dini alt yapıya ihtiyacınız vardır. Beraber seyahat ettiğiniz bir agnostik, Hindistan ziyaretiniz esnasında, dümdüz bir mantıkla, "Nasıl yani? Tüm bu zavallılar sırf Müslüman olmadıkları için cehenneme mi gidecekler? Bu sefaletin, açlığın mükafatı cehennem mi şimdi?  Çok saçma!" diye soruverdiğinde, ruhunuz okkalı bir tokat daha yemiş olur. Bu inanç mücadelesinden nasıl çıkacağınız size kalmıştır artık. Ya inancınıza daha bir sıkı sarılırsınız ya da onunla aranıza bir mesafe girer. 

4 Mart 2015 Çarşamba

SA1197/KY20-MEK16: Süleyman Şah'ın Yurdu

"Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Türkmenler aynı şekilde üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Lübnan'da sayıları o dönem çok az olan Dürzi halk bile üç ayrı devlete paylaşılmıştır. Aynı şekilde Kürtler köylerin dahi ortasından sınır geçirilmek suretiyle üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Hiçbir ülkenin sınırlarında, hiçbir ülkenin iç işlerinde gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır. Ancak burada coğrafi sınırların değil, zihinlerdeki sınırların, gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu özellikle belirtmek isterim. Bu bizim için önemli."
 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı Konuşması, 
3 Ekim 2014
 "Amerikan namlusunun ucunda, Kanlar İçinde 5 Yaşındaki Türkmen Kızı Samar Hüseyin, bütün bu kardeş halkların arasına gerilen saçma husumet ve sınıraların ahlaksızlığını haykırıyor."

Samar Hüseyin beş yaşında, dünya tatlısı bir Türkmen kızı. Dört kardeşi, annesi, babası ve kuzeni ile birlikte Telafer’de küçük ve mütevazi bir hayat yaşamaktaydı. Ta ki kabuslarda bile görülmeyecek bir vahşetle ailesinin Amerikalılarca katledildiği 18 Ocak 2005’e kadar. Binlerce kilometre ötedeki Amerikan toplum ve devleti Samar Hüseyini, ailesini yakın ve büyük tehdit kabul ederek onlara saldırdı. 

O gün ailenin en küçüğü Muhammed hafifçe ateşlenir, bir hava alma vesilesi de kılıp ailece hastaneye götürürler. Doktor Muhammed’in ciddi bir şeyi olmadığını belirtip aileyi eve yollar. Aile içine doluştuğu eski araç ile neşe içinde bir akşam turu atıp eve yollanmak üzere hastaneden ayrılır.

Seçkin Deniz Twitter Akışı