30 Haziran 2014 Pazartesi

SA745/ÇY3-BŞ12: Irak’ta Pentagon Tiyatrosu: Öncüller Ortamı, IŞİD ve Hilafet

“Silahlı örgütlerin hizmet ettiği güç ‘Emperyalist Hegemonya’ olduğu sürece, örgütün adının El Kaide, IŞİD ya da başka bir şey olması neyi değiştirir ki?”

 Harita

‘Çok Merkezli Dünya Düzeni’ başlıklı analizimde ABD ve işbirlikçi emperyalist güçlerin, “Çok Merkezli-Bölgesel Güçlerin Olacağı” bir dünya düzeninde öncül rollerini kaybetmemek adına adeta satranç masasına çevirdikleri dünya coğrafyasında yeni taktik ve stratejiler belirlediklerinden bahsetmiştim. Irak ekseninde gelişen son olaylarda orta doğuyu zayıflatmak için düğmeye basılarak sahaya sürülen IŞİD'i ve misyonunu bu çerçeveden okumak gerekiyor.

IŞİD (ISIS-ISIL; Irak-Şam İslam Devleti) örgütü birkaç bin kişilik bir güçle korku ve terör saçarak 48 saat içinde kentleri ele geçirip egemenliğini ilan etti, böylece emperyalist güçlerin çok eskiye dayanan Irak'ı bölmeye yönelik senaryolarını pratiğe dökerek, ilk adımı atmış oldu. Kendini devlet olarak nitelendiren ve El Kaide'nin devamı olmasına rağmen ondan farklı niceliklere, iç dinamiklere sahip olan bu örgütün hakikatte kime ve neye hizmet ettiğini tespit etmek için, Irak meselesinde bugüne nasıl gelindiğini doğru analiz etmek gerekiyor.

SA744/SD144: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 27 (1-15 Kasım 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

1-15 Kasım 2011 (242 Tweet)

 13 Kasım 2011
10054. @yunusbeyy aşk; zihnin paranoid sarkaç salınımı ile elde ettiği sanrılar bütünüdür.

13 Kasım 2011
10053. @DenyoVeHakikat kirli bir çakışma var ortada sanırım

13 Kasım 2011
10052. @yunusbeyy paranoyayı anlamak, paranoyakların işi değildir elbette...ama sorun o değil, sorun paranoyaya bal reklamı giydirmek

13 Kasım 2011
10051. N.B Karaca isimli köşe yazarı Gültekin Avcı'ya tarizde bulunmuş bugün. Tuhaf; tatlısu gazetecileri böyle sanırım. haberturk.com/yazarlar/nihal…

29 Haziran 2014 Pazar

SA743/SD143: "'köpek, eğiticisini ısırıyorsa..." /05.10.2006/ 558. patika

...herkes insan eğitemez...
...bir köpek eğitimcisi, köpeği nasıl eğiteceğini bilir, onun eğitim aşamalarını planlar ve sabırla onu yönetir...
...eğitim aşamalarının her birinde köpeğin tepkilerini kontrol eder, yönlendirir ve her tepkiyi eğitim için kanalize eder...
...kontrol edemediği durumları da kontrol edebilir hâle getirmeyi bilir...
...insanı eğiten anne ve babadır, herkesten önce...
...aile ve ilk çevre...
...ama sonra, kurumsal eğitim aşamalarında öğretmen devralır, bu uzun ve meşakkatli eylemler bileşiğini...
...ve öğretmende aranan 'ilk nitelik dosyası' bir köpek eğitimcisinde sayılan özellikleri içermek zorundadır...
...asgarî gereklilik budur...
...zaten bu yüzden köpek, eğitimi sona erdikten sonra asla (hastalık vâki değilse) eğiticisini ısırmaz, ona saldırmaz...

SA742/AS60: TRT’de Tasavvuf Kısırdöngüsü

"Muhakkak iyi bir şeydi Tasavvuf ve diğer şeyler. Kur’an dinlemesek ne olurdu ki?"


TRT’de Hayko Cepkin’in ‘Demedim mi’ adlı klibi sık sık/yerli yersiz dönüp duruyor. Ekranın sağ alt kenarında bir de ilahiler vurgusu var. Birer şarkı formatına dönüştürülen ilahilere karşı olumsuz bakışımı korurken, aslında ilahilerin tasavvufu beslediğinin ve yaygınlaştırdığının da farkındaydım. Tasavvuf’a karşı ironik bir konumlandırma yapıldığını da düşünüyorum.
***
TRT’de tasavvuf fırtınası estiğine dair zihnimde peydahlanan her şey sunuculuğunu Serdar Tuncer’in yaptığı TRT 1’deki Ramazan Sevinci (1)programını izlerken birdenbire gelen öfke dalgasıyla başladı. Öfke kıvılcımlarının kafamın içinde dönüp durmasının öyküsünden bahsetmek istiyorum size. Olayın öncesini de anlatmam gerekir. Ramazan’ın başından beri iftardan önce hep Kur’an okunmasını bekledim; tefsir yapılsın, mealler üzerinden açıklayıcı bilgiler verilsin, Hadislerin ışığında kişisel ve sosyal sorunlar irdelensin, Hz.Peygamber’in hayatından hadiseler aktarılsın, sahabilerle ilgili öyküler anlatılsın vesaire. Bugün 15. Gün de bitti ve ben beklediklerimin hiçbiri ile karşılaşmadım. İstanbul’da ikamet edenler için herhalde Kur’an tilavetini izlemek ve dinlemek nasip olmuştur.

28 Haziran 2014 Cumartesi

SA741/KY1-CÇ63: Hira /Roman- 2/3-Son

“Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” 
(Duha; 7)

-3-
“Git!” diyordu içinden bir ses. “Git!”

Bütün benliğini kaplıyordu, kaplamıştı bu ses. Bu ses öyle candan, öyle içten, öyle samimi bir sesti ki; ürkmemişti. Hem kendi sesinden farklıydı bu ses, hem farksızdı kendi sesinden. Farklıydı içinin derinliklerinden kopup bütün benliğini saran bu ses. Kendi sesini hiç bu denli ateşli, bu denli hevesli, bu denli şedit görmemişti, duymamıştı. Sanki bu ses sabırsızdı. Sabırsızlık pınarından beslenmiş gibiydi bu ses.

Yok! Hayır! Bu ses kendi sesiydi. Sabırla beslenmiş bir sesti. Sabır pınarından kana kana içmiş olan kendi sesiydi.  Evet kendi sesiydi, kendi sesinden öte bir şey değildi bu ses. Aşinaydı bu sese. Bu sesle hasbıhal etmişti kendini bildi bileli. Bu sesle büyümüştü. Bu sesten emmişti gıdasını. Derinliklerinden kaynayan, coşan bir sesti bu. Kendi sesiydi. Hem kendi sesiydi hem değil. Tüm çaresizlerin sesiydi bu yüzden garipsememişti sabırsız gibi gelişini. Sabırsızlığı andırışı bu yüzdendi, bu nedenle garipsememişti. Tüm öksüzlerin, tüm yetimlerin sesiydi bu yüzden ürkmemişti.

SA740/AŞ48: Ekmel; Yanlış Bile Değil

“Fikirleri olsaydı, tartışırlardı.”


Türkiye, Alman, Fransız ve İngiliz oryantalistlerin bazen birlikte çalışarak bazen de açıktan ve gizliden çatışarak inşa ettiği Pan-İslamist/İslamcı teorilerle 1. ve 2. Dünya savaşları öncesi ve sonrası özenle teşekkül ettirdiği sivil-resmî organizasyonlardan 1924 tarihi itibarı ile elini-eteğini çektikten sonra 1976 ‘da İKÖ’ye üye ülke statüsünü reddetmekten vazgeçip kabul edene kadar, sadece tek yönlü bir saldırıya muhataptı. Kültürel ve dinî değerleri, egemen ve yayılmacı Batı kültürünün saldırısı altındaydı. Ancak 1976’dan sonra, saldırı çift yönlü olmaya başladı.

İslamcı kisvelerle Türkiye’de yeşil kuşak inşa etmeye başlayan Glaido, hem yerel cemaatler, gruplar oluşturdu hem de kolonyal stratejilerin kurbanı diğer Müslüman ülkeler üzerinden Türkiye’nin iç ve dış politik hareket alanlarını sürekli ve ısrarlı saldırılarla rahatsız etti. İran ve Suudi Arabistan üzerinden pentagon üretimi şii-sünni, Pakistan ve Mısır üzerinden İngiliz-Amerikan fanatik-radikal modeller üretildi ve Türkiye’ye yöneltildi. Yazarlarından, düşünürlerine, akademisyenlerine, gazetecilerine, diplomatlarına, milletvekillerine, bakanlarına ve başbakanlarına kadar her unsur büyük resmin bir ayrıntısı olarak kullanıldı.

27 Haziran 2014 Cuma

SA739/SD142: Halkın Projeleri ya da Siyasette Marka Projeler: RTE Projeleri

“Anayasa Değişikliği projesi bir Recep Tayyip Erdoğan projesidir, RTE projesi.”
 Deniz Baykal, 20 Nisan 2010, Meclis Grup Konuşması'ndan


CHP lideri Deniz Baykal’ın alışıldık mekanik/özgeçmişsiz günlük türü söylevinin alıntıladığımız parağrafının bu giriş cümlesi, gerçeğin teslimi bakımından güçlü vurgulara sahiptir. 17. Anayasa Değişikliği Projesi (Bakınız Not, Seçkin Deniz) Baykal’ın ifade ettiği gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı için gerçekleştirdiği özel projelerinden sadece bir tanesidir ve Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un 21 Nisan akşamı Bloomberg TV’de belirttiği gibi, “2007 seçimleriyle halk TBMM’ye Anayasa’yı değiştirme yetkisi vermiştir.”.

Başbakan da kendisine verilen bu yetkiyi kullanarak, meclisi yeni anayasa taslağını tartışmaya davet etmiş, ancak meclisteki diğer partilerin “Bu meclis Anayasa yapamaz.” şeklindeki özgüvensiz tepkilerine karşı, halkın kendisine verdiği %47’lik özgüvene dayanarak 1982 Anayasası’nda 17. Değişikliği halkın ihtiyaçlarına göre projelendirmiş ve yasalaşma safhalarının başlamasına karar vermiştir. Bu proje, küçümseme amacıyla üretilmiş olan ‘RTE’ kısaltmasını, üretildiği satıhtan koparmış, siyasette bir marka hâline getiren projelerin genel adı olarak siyaset tarihine kazımıştır.

SA738/ KY12-TG26: Rus Perspektifi: Kırım Sonrası Dünya/ Yeni Dünya Düzeni Senaryoları-3

“Rusya dünyayı değiştirmeye karar vermiştir ve büyük bir risk almaktadır.”
Kartcev Dmitry, Vladimir Shpak, Andrey Veselov, Nikolai Anischenko ortak çalışması,
18 Mart 2014

Senaryo 3: Tek Kutuplu Bir Dünya-Pax-Americana (Amerikan Barışı)

Esas Oyuncular: Amerika Birleşik Devletleri

Geliştirmeler: ABD’nin baskısıyla Avrupa Birliği ve Çin, ABD’nin Rusya’ya Kırım’dan vazgeçmesi için yaptığı uyarıya destek verirler. Bu tutumu Rusya kendinden emin bir şekilde karşılasa da, Avrupa’ya vize konusunun müzakere edilmesinin devamı, Suriye’deki kendi konumunun ABD tarafından desteklenmesi vs. gibi bazı tavizler karşılığında şartları kabul eder.

Bu şartlar altında Kırım’da ortaya çıkacak bir Rus isyanı, deneyimli bir Amerikan ailesinde azarlanan ve hatta yüzlerinde politik bir gülümsemeyle ebeveyni tarafından yumuşakça cezalandırılan bir ergenin takındığı normal bir tavır gibi değerlendirilecektir. Ve evet, bu ergen asla büyümeyeceğine inandırılacaktır.

26 Haziran 2014 Perşembe

SA737/FT19: Şahin Torun ve Nostalji/ Yazınsal Eleştiri Ahlâkına Ayraç İliştiren Dergi; Ayraç Dergisi

 "Hem küçümserler pazardakileri, hem de pazardakilerin kendileri hakkında ne dediklerine kulak kesilirler. Bu teatral itiş-kakışta neşvû nemâ bulur insanlığın kültür ve medeniyet dedikleri."


Karanlık bir deliktir insan ruhu; kışkırtan nedenlerin cazgır şiddetine yahut sihrine kapılan her insan, bazen dalar oraya ve bir şeyler çıkarır. Çıkardıklarını kimi zaman büyük bir incelikle sunar sözlerinin sırtında, kimi zaman da büyük bir hoyratlıkla yüzlerine çarpar insanların. 

Ne ki; her biri bir anlatıştır; bir haykırış veya inilti. Bazıları için bu bir zevktir, bazıları için de var olduğunu kanıtlama veya var olana karşı temkinsiz bir karşı duruş, bir cenktir. Keyfin işsiz müptelâları bu şiddetli cengi, edebiyata, felsefeye ya da başka türden kalıplara dökerler. Her ne kadar itseler de diğerlerini, diğerlerinin beğenisine sunarlar içlerinden dışlarına taşıdıkları hazinelerini. Bir sergi yeri, bir panayır neşesiyle düğün-dernek kurarlar; “Bakın, işte bulduklarım!” diye sek sek oynarlar orta yerde. Hem küçümserler pazardakileri, hem de pazardakilerin kendileri hakkında ne dediklerine kulak kesilirler. Bu teatral itiş-kakışta neşvû nemâ bulur insanlığın kültür ve medeniyet dedikleri.

SA736/ KY5-PT23: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 3/4: Ehl-i Örf Huzurunda Mahkeme


-4-
Kadı Cemalettin Efendi Cuma namazını kılıp beylik konağına gitti. Kendisini kapıda Alaybeyi Zülfikâr karşıladı. Her şey hazırdı. Ehl-i Örf huzurda mahkeme yapılmasını kabul etmişti; ona göre gelmişlerdi. Bu arada Döngel Murat işlerini kolaylaştırmış fikrini sormayı gerek bile duymadıkları Sarı Fuat’ı aradan çıkarmışlardı.

Subaşı Çopur da tarafını değiştirmişti. Rıfat Bey’in ettiği küfürü bir türlü unutamamıştı. Beyoğlu Şeref’in ağzından kaçırdığı mahkeme işini duyunca Cemalettin Efendi’ye yaklaşmış bütün içtenliğiyle yanında olduğunu söylemişti. Çopur, Kadı’nın kuşkulanır gibi olduğunu anlayınca kelam-ı kadim üzerine yemin etmiş, iki göz iki çeşme kendisine reva görülen hakaretleri saymıştı.

25 Haziran 2014 Çarşamba

SA735/KY9-NK19: Çevremden Kopmaya Başlıyorum...

 “Sonra bir gün kimseyle görüşmek istemediğimi söyledim arkadaşlarıma. Her şey, ama her şey ağır gelmeye başlamıştı çünkü…”


Şimdi gelelim gündelik hayata; toz alınacak, ev süpürülecek, çamaşırlar yıkanacak, ütü yapılacak, yemek pişirilecek, yazı yazılacak vs. İyi de bunlar nasıl yapılacak, kolumu kaldıramıyorum ki.

Hastaneden ayrılırken, değerli doktorumuz Süleyman Gökduman Hocam, sağ kolumu bir an önce kaldırabilmem için bir takım egzersizler gösterdi. Bunlardan birisi de kuşların kanat çırpma hareketine benzeyen bir şeydi, ama o bunu gösterirken gayri ihtiyari güldüm. Çünkü sağ elim bedenime yapışıktı neredeyse; işin açığı kıpırdatamıyordum ve bundan sonra öyle kalacağını sanıyordum. Kolumu bedenimden yarım santim uzaklaştırmak bile büyük bir başarıydı benim için.

SA734/SD141: "vicdan'ın kökeni" / 06.10.2006/ 559. patika

 “The Vulture and The Child- Akbaba ve Çocuk"/Sudan, Kevin Carter. 1994 Pulitzer Ödülü 

...vicdanı dinden bağımsız sanıyorlar...
...ne kadar sığ bir kanaat...
...vicdanî kıstasların hangi derelerden akıp geldiğini, hangi nehirlerin kokusuna sarındığını ve hangi okyanusa döküldüğünü akledemeyenlerin yapacağı başka ne olabilirdi ki?...
...dinden uzak, özgün kişilik rölyeflerinde sanatkâr olmaya zahmet çeken aklı evvellerin, mevcut kültürel miraslarını nasıl edindiklerini, ebeveynlerinden onlara ve diğer ebeveynlerden onların çocuklarına ve herkese sirayet eden kıstasların nasıl oluştuğunu, hep beraber düşünmeliler...
...vicdan, insanın dışladıklarından veya vazgeçilmezlerinden kıstas edinmişse, insan bu ayrımı nasıl yapacak?...
...ona mal edilen ve özellikle o rölyef meraklılarının ısrar ettikleri mahiyet, vicdana nerden girmiştir?...
...insanı hayvandan ayıran, hayvanda yavrusuna, insanda her varlığa yönelik tavır koyan ve ruhsal bileşenlerin tümünü kullanabilen vicdan, 'doğru'yu nereden almıştır?...
...dinden kaçışın mümkün olmadığını nerden görecekler?...

24 Haziran 2014 Salı

SA733/KY10-MrÖz8: Bütün Bunlardan ‘Ordu Masum’ Sonucu da Çıkmasın

“Halkın çok büyük bir kesimi için darbe, yaşarken ölmek, demek; her alanda özgürlüğünü kaybetmek, demek; yargısız infaz, demek; katliam, demek.”


Ak Parti cemaatle işbirliği yaptı, düne kadar ortaklardı vs vs... Defalarca duyduk, okuduk bunları. Nihal Bengisu Karaca, Dursun Çiçek'le röportaj yapmış, kızı İrem Çiçek de konuşmaya katılmış. İrem'in babası için gösterdiği gayret takdire şayan, evet onun ve onunla aynı pencereden bakanların gördüğü tam da bu olabilir. İnkâr mı edeceğim? Elbette hayır. Zira görünen köy ortada. Ben kendi penceremden gördüklerimi yazayım.

28 Şubat bin yıl sürecekti. Belki bin yıl değil ama etkisinin uzun yıllar süreceği kesin. 28 Şubat darbe postu giydirilmiş bir soykırımdı. Dindar bir neslin öğrenim ve çalışma hayatı katledildi. Bir neslin beyin ölümü gerçekleştirilmek istendi.

SA732/ÇY4-DB1: Esed Destekçisi Bir ABD Senatörü; Rand Paul ve IŞİD İtirafları

“Irak’ta IŞİD’i durdurmak için müdahil olanlar, Suriye’de IŞİD ile birlikteydi.”


 “Birleşik devletlerin (ABD) bölgeye aşırı ilgisi, Irak’ta bir “cihatçı harikalar diyarı” yaratıyor”
Rand Paul, Kentucky Cumhuriyetçi Parti Senatörü/Neocon

Kentucky Cumhuriyetçi Parti senatörü Rand Paul,  bugünlerde Kuzey Irak’ı kasıp kavuran kaosla ilgili olarak, Birleşik Devletler’in Ortadoğu politikalarını, Amerika’nın Suriye iç savaşındaki aşırı ilgisinin bölgede “Cihatçı bir harikalar diyarı” yarattığını savunarak suçladı.

Paul, Kuzey Irak’ın büyük bölümünü ele geçiren, şimdi de Bağdat’ı tehdit eden aşırı şiddet yanlısı Sünni İslamcı grup IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) ile başa çıkmak için, olası başkan adayının tercih stratejisi hakkında Pazar günü CNN'den Candy Crowley ile konuştu.

23 Haziran 2014 Pazartesi

SA731/ KY11-TG25: Rus Perspektifi: Kırım Sonrası Dünya/ Yeni Dünya Düzeni Senaryoları-2

“Rusya dünyayı değiştirmeye karar vermiştir ve büyük bir risk almaktadır.”
Kartcev Dmitry, Vladimir Shpak, Andrey Veselov, Nikolai Anischenko ortak çalışması,
18 Mart 2014

Senaryo 2:  Çift Kutuplu Bir Dünya 2.0

Esas Oyuncular: Amerika Birleşik Devletleri ve Çin

Geliştirmeler: Ukrayna ile herhangi bir anlaşmaya varılamamıştır. Rusya’nın Ukrayna üzerindeki etkisine ısrarlı bir şekilde karşı çıkan AB, ABD’ye ise tam destek vermektedir. Buna mukabil Rusya, günler veya haftalar içerisinde Kırım’ı kendi sınırları dâhilindeki bir parça olarak kabul eder ve Ukrayna’nın doğu kesimlerini işgal eder. Yanıt olarak Batı, sadece resmi kurumları değil iş çevrelerini ve sıradan vatandaşları da etkileyecek şekilde belirli ülkelere girişleri kısıtlayan acil ve sert yaptırımlar getirir. Aşamalı olarak ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başlanır (Avrupa enerji kaynaklarımıza ve pazarımıza bağımlı olduğu için bu aniden gerçekleştirilemez).

22 Haziran 2014 Pazar

SA730/AH18: Çağan Irmak Uzaktan ve Eksik Soruyor: “Tamam mıyız?”

“Dünyanın kralı olabilir hâlâ Çağan Irmak, yeter ki kendi döngülerini aşabilsin, kollarına iyiliğin kanatlarını taksın.”


Jenerik başlarken simsiyah ekranda kırmızı harflerle sessizce konuştu Çağan Irmak: “Arkadaşlarıma adanmıştır.” Filmi kendi duygularına dokunan safralar yüzünden çektiğini öğrenmiş oldum. Gözlerim dolu dolu Allah’ın sınırlarına riayet etmeyen ailelerin, insanların birbirlerine çektirdikleri acıları tartıp duruyordum.

Keşke her türlü vahşetle paramparça edilen, öldürülen Suriyeli, Arakanlı çocuklar da senin arkadaşın olsaydı da, filmlerini çekseydin Çağan!, dedim. Çocukluğundaki acıları daracık çevrendeki acılarla akraba tutan ve onlar adına sanat yapan Çağan, duyarlılıkların ne zaman seni çekip çıkaracak senin ve toplumun boğulduğu yerlerden? Ne zaman kan gölüne dönen dünyaya bakacaksın? Ne zaman daracık sosyete mekânlarından çıkıp romantizmin doruklarında gözyaşlarından çare arayacaksın? Sence insanlar filmlerini izlediklerinde ağlamaktan başka ne yapacaklar? Sonrası ne bunun Çağan? Yeni bir kısır döngü değil mi?

SA729/ KY6-SK18: Bizi Kim Yönetiyor?

“Ne bir mezhebe ne bir cemaate ne de bir ideolojiye... Hükümet artık liyâkâta bakmak zorundadır.”


Cumartesi günü 'Balyoz'da masumiyet algısı ve cemaatin vebali' başlıklı bir yazı okudum... Çok önemli bir başlık...

Yine çizelim manzarayı...

Anıtkabir'e ziyarete giden darbe girişimi davalarından tahliye edilen subaylar, komutanlar... İntihar eden ve vefat eden Albaylara kabir ziyareti...

Yazının başlığı farklı bir büyük tehlikeyi işaret ediyordu... Ben ise bu konuda masumiyet algısının tehlikesinden korkmaktan öte bir yerden bakacağım...

Kim mağdur kim darbeci bundan bahsetmiyorum.

SA728/AS59: Islak İmza; Mertliğin Reddi

“Bu imza da kurudur kardeşim, ıslak olduğunu kanıtlayın, tüm belgeleri kimin hazırladığını/hazırlattığını söyleyeceğim!”

Sahiden ıslak mıdır bu imza? Islaksa, sürekli ıslak tutulmak için nasıl bir mürekkep kullanılmıştır acaba? Kadınların makyaj malzemelerindeki kimyasallardan kullanılmış olabilir mi? Kullanılmışsa, kadın kokusu da sinmiştir muhtemelen. Aklım alamıyor; yahu hangi imza ıslak kalabilir?
***
İlk duyduğumda ıslak-kuru imza görüntüleri doldurdu hayallerimi. Kuru imza’yı anlamaya gayret ettim. Niye kuru? Nasıl kuru? Kuru ise bir de bunun yaş hâli vardı elbette eşyanın tabiatı gereği –imza eşyâ mıydı bu arada?-. Kuru üzüm, kuru kayısı ve dâhi kuru fasulye ıslak yani yaş, yani suyu buharlaşmamış hâllerini de gömmüşlerdir hâfızâmıza.

21 Haziran 2014 Cumartesi

SA727/FT18: Hanımın Çiftliği ve Nazım Hikmet - Necip Fazıl Polemiği

"Fakat, ekranda romanın ve dizinin doğallığını bozan bir kılçık dolaşıyor birdenbire. Ölüler mezarlarında dürtülüyorlar ve gereksiz bir polemik bilhassa taraf tutularak bugüne taşınıyordu. Necip Fazıl, en büyük zaafından yakalanıyor ve bel altından bir vuruş yiyordu."


Türkiye televizyonlarında yayınlanan dizilerin senaryo ve kurgu kalitesi artıyor. Bazı karakteristik züppeliklerin seyr-ü seferi devam etse de, diziler edebiyat dünyasının özenle işlenmiş eserlerine sırtlarını dayarken, dizi deneyimleri artan üreticilerin ve karakter oyuncusu olma özellikleri şaşılacak derecede nitelik değiştiren oyuncuların ortaya koydukları performans takdir edilecek düzeyde.

Bu dizilerden biri de Orhan Kemal’in ünlü eserinden uyarlanan “Hanımın Çiftliği”. Mehmet Aslantuğ, Özgü Namal ve Caner Cindoruk’un oynadığı Hanımın Çiftliği dizisi ilerleyen bölümleriyle ciddî bir izleyici kitlesini ardına takmış durumda.

19 Haziran 2014 Perşembe

SA726/SD140: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 26 (1-31 Ekim 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

1-31 Ekim 2011 ( 435 Tweet)

31 Ekim 2011
9812. ...kokulara vurgun olan sofradan uzakta olandır...

31 Ekim 2011
9811. ..."rastlaşan gözlerde hayata başlayan duyguların, ilk damlalardan sonra ruha devredilen mülkiyetine aşk denir", der, yaşlı bilge...

31 Ekim 2011
9810. ...ruhlarınızda saklı kalan mücevher kümeleridir hatıralarınız; asla paylaşmak istemediğiniz ve gizli gölgelerde çıkarıp sevdiğiniz...

31 Ekim 2011
9809. ...öngörüleriniz ile gerçekleşenler arasında çok büyük farklar olmamaya başladığı zaman, size 'kehânet isnadı'nda bulunabilirler...

SA725/SD139: Ters Dualitik; Ahlâksız, Müflîs, Rezil Batı - Mürebbî, Zengin, Büyük Doğu

"Batı menşe'li barbarlığın son yıllarda artmasının temelinde de bu muharrik var; Ölürken daha çok düşman öldürmek istiyor."


On altıncı yüzyıldan itibaren aşırı yoğun bir hızda ardışık/bütünleşik hamlelerle bitişik/sürekli büyük oyunlar üreten ve ürettiği oyunların uzak hedefi olarak "Ahlâksız, muflîs rezil doğu - Mürebbî, zengin büyük batı" yahut "sürüngen kâfir (Hıristiyanlık dışı her din mensubu)-efendi hıristiyan" dualitiğini şiâr edinen Batı (sırasıyla Vatikan, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan İmp., İspanya, Portekiz, İngiltere, İtalya, ABD) diğer kültür ve medeniyet müntesiplerini dilediği forma sokmayı başardı. Bu başarıyı resmetmemek/inkâr etmek neredeyse imkansız; Japonya'dan Fas'a, Orta Asya Ülkelerinden Afrika'nın güney ucuna kadar "hedef dualitik" neredeyse eksiksiz olarak realize edildi.

Uluslararası dil'in İngilizce olmasını hazmedemeyen Batı'nın diğer unsurları, egemenliklerinin sürmesi adına bu durumu ortak fayda gereği kabullenir göründüler. Hatta Vatikan Latince için öngörülerde bulunmuştu; bundan bile vazgeçildi. Dil, her türlü iletişimin temeli olduğu için gerekli görülen kültür ve medeniyet parametrelerinin minimal-maksimal koordinatları "hedef dualitik" ölçeklerine endekslendi. 

18 Haziran 2014 Çarşamba

SA724/KY1-CÇ62: Gerçekten

“Kadın itaat etti ve Alaca’yı sağdı.”


Her şeyin başlangıcı “alaca ineğin” sağılabilirliğinin sağlanmasıyla başlamıştı. Öyle düğmeyi çevirince veya dokununca aydınlatılamıyordu evlerin içi. Kah tek gözlü, kah bir-kaç gözlü olan evlerin.. Yine bir düğmeyi çevirince ya da dokununca ocakları da yanar değildi. İdare lambalarının aydınlattığı odalarda ya yanık türküler sızardı ya kesik baş öyküleri..

Kimi evlerden Fuzilinin içli sesi bir su şırıltısı gibi ulaşırdı kulaklara.. Hz. Alinin Hayber’in kapısını sırtlandığı andaki naranın cılız bir taklidi veya.. dardı ‘Gabişot’un yolları.. Dar ve uzun. Upuzun. Giderek artardı meyil. Beş yaşında bir çocuk ve iki canlı anne tırmanırlardı ay ışığında o yolu.

SA723/ KY5-PT22: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 3/3: Köroğlu’na Doğru

-3-

Yemekler yenilmiş kahveler içilmiş sohbet meclisi kurulmuştu. Hüsam dayı gençliğine ait hatıralar anlatıyor, Şehrinaz’ın babası araya giriyor meclisteki diğerleri de onların anlattıklarına kahkahalar savuruyorlardı.

“Bunun anası Sultan’la” demişti Battal Ağa Şehrinaz’ı göstererek, “Komşuyuz, evlerimiz yan yana. Üç dört ev aşağıda biri var, ona meyilliyim. Çeşme başında onun yolunu gözlerim. Buluşur konuşuruz Sultan da bize gözcülük ediyor. Gel zaman git zaman babam at için beni taa Sivas’a yolladı. Bir aylık yol.. neyse efendime söyleyeyim gittim. Giderken bir şey yok aklımda. Dönerken Sultan aklıma mıh  gibi saplandı. Ulan aklıma Hamiyet düşse –bizim çeşme başındaki- anlayacağım.. ama komşu kızı gözlerimin önünden gitmiyor! Neyse döndük geldik. Aradan birkaç gün geçti. Hamiyet’i babası vermiyor. Babamla aralarında niza mı çıkmış her ne ise anam durup dururken “Hamiyet’i unut!” dedi. Unutulur mu? Hoş aklımda Sultan var.. ama işin içine inat girmiş. Hamiyetle anlaştık, kızı kaçıracağım. Gözcümüz de yine Sultan. Ağama söyleyeyim gittik kızı beklemeye koyulduk. Epey bekledik.. gelen yok giden yok. Sultan bana ‘Ağabeyi geç oldu beni evden merak ederler!” dedi. Ben de tersledim ‘Bir daha bana ağabeyi deme!” dedim. Sultan donup kaldı. Onun da meyli varmış. Hamiyet’le kaçacaktık Sultanla kaçtık o gece..”

17 Haziran 2014 Salı

SA722/SD138: "önemli şeyler ve maskeler" /07.10.2006 /560. patika


...hiçbiri diğerine benzemeyen yılların alıp götürdüğü biz, nereye gidiyoruz?...
...ömrün başlangıçlarında ve az sonralarında merakın ve istikbâl telaşlarının getirip önümüze koyduğu her şey, o kadar mühimdi ki...
...ne aslında gerçekten mühim olanı ne de mühim olmayanı ayırdedebiliyorduk...
...toplumun ve ondan önce ailemizin, bizler için sürekli vurguladıkları ve öne aldıkları önemli şeylerle, bizim ve hayatın önemli şeyleri örtüşmekte miydi?...
...yetişkinlerin bir yerlerde saklı kalmış hâyâlleri ile bir türlü tedavi edilememiş kaygı çörekli saplantıları, herbirimizin istikbâl telaşlarını arttırıyor, hiçkimseye hissettirmeden, kendimiz için önemli olanı merak ediyorduk...
...bedenimizin bizi bir yerlere doğru itip durduğunu hepimiz bildiğimiz hâlde, hiç kimse bizim bedenimizle ilgili meselelerimizin önemli olduğunu ve bunları da çözmemiz gerektiğini söylemiyordu...

16 Haziran 2014 Pazartesi

SA721/ÇY3-BŞ11: İnsanı Tanrılaştırma Süreçleri/ Egemenlerin Seküler Din Travmaları

“Tek Dünya Düzeni ve Tek Din... Kurduğumuz bu sistemle zulmetme hakkımız elimizden alınırsa mazlumuz! Zulmetmek bizim hakkımız!”

İlk insandan bugüne kadar inanç ve inancın sistemleştirilmiş hali olarak adlandırılan din, hem bireysel hem toplumsal yaşam içinde daima var olmuştur. Dinler tarihi incelendiğinde İslam'a kadar her dinin, her çağa, coğrafyaya ve kültür değerlerine göre insanlar tarafından müdahale edilerek yeniden şekillendirildiğini görürüz. Bu nedenle etimolojik olarak din "yasa, hüküm, yol" gibi anlamlara sahip olsa da her çağda ve her kültürde tanımlamasında da çeşitlilik mevcuttur.

Sümerlerde belli kurallar çerçevesinde algılanan din, Yunan'da felsefe ile anlamlandırılmaya başlanmış, Roma'da toplumsal ihtiyaçlarla ve ahlaki değerlerle birleştirilmişti. Roma, ilk çağda diğer tüm toplumlar gibi çok tanrılı bir dine sahipti. Her doğa olayının arkasında "vehmettikleri gizli güçler" tanrılar veya tanrıçalar vardı. Romalıların bu dönemde; Yunan'da olduğu gibi putları ve özel tapınakları yoktu. Hemen hemen her mekânı tanrıları ve tanrıçalarıyla "haberleşme / iletişim ve tapınma yeri" olarak kullanıyorlardı.

SA720/ KY11-TG24: Rus Perspektifi: Kırım Sonrası Dünya/ Yeni Dünya Düzeni Senaryoları-1

“Rusya dünyayı değiştirmeye karar vermiştir ve büyük bir risk almaktadır.”
Kartcev Dmitry, Vladimir Shpak, Andrey Veselov, Nikolai Anischenko ortak çalışması,
18 Mart 2014


Şüphesiz dünya Kırım’daki olaylardan sonra asla eskisi gibi olmayacak. Şu ana kadar uluslararası anlamda eşi benzeri görülmemiş şekilde Rusya, Batı’yı bir karar almaya zorluyor- ya onu gelişmiş ülkeler kulübüne eşdeğer bir üye olarak kabul edecekler ya da onu şimdi ve sonsuza dek dışlayacaklar ve sonrasında ülkemiz (Rusya) kendi ayakları üzerinde durmaya çalışacak. RusRep, yeni dünya konfigürasyonunun nasıl olabileceğini ortaya çıkartmaya çalıştı. Tarafımızdan öngörülen senaryoların her biri günümüz dünyasına dayansa da sonunda ne olacağını önümüzdeki günler belirleyecektir.

Bugün Kırım’da olanlar neden eşi benzeri görülmemiş şeklinde tanımlanabilir? Her şey oldukça basit: Savaş sonrası küresel politikaların temelini, sınırların dokunulmazlığı prensibi oluşturmuştur. Genel anlamda bu prensip Sovyetler Birliği’nin dağılması ve sosyalist blokun çöküşü sırasında çiğnenmiştir, fakat Yalta ve Potsdam konferanslarında esas ve öncelikli olarak tartışılan,  bir ülke tarafından diğer bir ülke parçasının ilhak edilmemesi prensibiydi. Bu prensip, büyük (veya çok büyük olmayan) güçlerin aşırı büyümesine karşı bir engel ve mutlak anlamda güçler dengesi sağlayacak bir garanti olarak görülüyordu.

11 Haziran 2014 Çarşamba

SA719/SD137: Zengin Hıristiyan ve Yoksul Diğerleri ya da Müslüman Ülkelerin Geleceği

"BOP, yüzbinlerce ölünün gömüldüğü demokrasi mezarlığına batılı çelenkler bırakarak tarihe gömülmüştür."
Seçkin Deniz, 11.06.2014


Yerküre'nin insanların yaşadığı bölgelerine "kuşbakışı" bir temelle bakıldığında -birileri buna "objektif bakış" diyor- Hıristiyan ülkelerde yaşayan insanların, diğer dinlere mensup ülkelerde yaşayan insanlara nispetle, daha zengin, birey olarak devlete karşı yüksek hak önceliğine  ve daha yaşanabilir yerleşim birimlerine sahip, istihdam edilme riskinin az olduğu, bilgiye ulaşmada sınırsızca özgür, beslenme, eğitim-tedavi görme ve tatil yapma, seyâhat etme yeterliliği sağlanmış, işledikleri suçun niteliği ne olursa olsun "yaşama hakkı" kanunlarla korunma altına alınmış "özel konumları" olduğu açıkça görülebilir.

Latin (Orta ve Güney) Amerika ülkelerinin, diğer hıristiyan ülkelere göre biraz daha geride kalmasının bu analizde çok fazla bir değeri yoktur. Nihayetinde onlardaki mevcut durum bile, gelişmekte olan diğer dinlere mensup insanların yaşadığı ülkelerdeki mevcut durumdan çok daha iyidir. 

10 Haziran 2014 Salı

SA718/KY9-NK18: Tamoksifen'e Başlıyorum

Bir sabah ilacı elime alıp onunla konuştum: “Lütfen bana zarar verme, seni kullanmaya mecburum” dedim. Besmele çektim ve ilk ilacımı aldım.


Bu arada lenf bezleri ile ilgili patoloji raporu çıkmıştı ve geçici bir sevinç yaşamıştım. Haberi aldığımızda Jale'de vardı yanımızda ve birbirimize sarılıp mutlu olmuştuk, Atila, Afak, Jale ve ben. Kendimi tutamayıp Fevziye’ye ve Gökhan’a telefon açtım. Herkes çok sevinmişti. Ama içimdeki his bu mutluluğun çok kısa süreceğini söylüyor ve o andaki sevincimi yok etmek için üzerime yine koca koca kayalar yuvarlanıyordu sanki.

Kemik sintigrafisi

İşin içine girildiğinde neler öğreniyorsunuz neler… Lenflerde bir şey yoktu, ama şimdi bir de kemik sintigrafisi çektirmem gerekiyordu. Bu konuda Kadri Hocam’a, izni olursa, sintigrafiyi 19 Mayıs hastanesinde çektirmek istediğimizi söyledik, makul karşıladı. Genel Cerrah Süleyman Hocam’ı aradık, hemen yardımcı olacağını söyledi.

9 Haziran 2014 Pazartesi

SA717/FT17: Psikolojik Harp Kurbanı Bir Film; Nefes

"Yüzbaşı ile doktor kod adlı teröristin telsiz diyalogları, kirli savaşın başlaması ve otuz yıl sürmesi ile ilgili gerçeklerle örtüşen bir özet gibiydi."


Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri yanlış bir zamanlamayla vizyona girmesinin kurbanı oldu. Kurbanı oldu diyorum, bence olanı anlatacak başka bir cümle yok. Haziran’da açığa çıkarılan İrtica ile Mücadele ve Ak Parti’yi bitirme planının sürüklediği önyargıların kuşattığı, psikolojik harbin bir parçası olarak kullanılacağının düşünüldüğü; demokratik açılıma karşı duranların kulakları tiksindiren öfkelerinin zirveye ulaştığı Ekim 2009’da sinemalarda gösterilmeye başlandı film.

Film vizyonda iken Ulusalcı-ergenekoncu ekiplerin hem karşıt fikirli generallere hem de siyasetçilere karşı giriştikleri amansız saldırılar kimseye göz açtırmadı; sağduyulu insanların çoğu filmi çöp tenekesine atmakta hiç insaflı davranmadılar. Hatta filmde terör örgütünün propagandasının yapıldığı da söylendi. Gazete köşeleri bile bu filmi objektif bir gözle analiz edecek cesareti bulamadı kendinde. Başbuğ’un bulunduğu yerle ilgili kuşkuları bulunanlar bu filmi izlemekten çekindiler. Başbuğ, filmi gerçek öykülere dayanan bir film olarak izlediğini ve beğendiğini söylemişti, çünkü.

8 Haziran 2014 Pazar

SA716/PZ23: Düğün Telaşı Zordur

“Hadi gel, dünür iki kadının dırdırını kes bakalım Müftü Efendi!”

Davetiyeler artık böyle:)
Hayattaki en zor şeylerden biridir kız evermek. Erkek evladı everirsin evinde bir kişi artar, ama kızını everdiğinde evinden gider, bir kişi eksilir hânenden. Senelerin acısı, sevinci, kederi, heyecanı aklına üşüşür o vakitlerde. Yüzün asılır elinde olmadan. Aklında sürüyle soru. Senden tarafta olanlar bir sürü şey söylerler, karşı taraftan olanlar bir sürü şey. İki insanı evermiyorsun, iki aileyi, iki sülaleyi everiyorsun bu hesapla. Önce karşı taraf diye bakıyorsun dünüre, düğünden sonra da aile olarak.

Amma zor, çok zor. Dilin kemiği yok, huyların zabtı zor. Her kafadan bir ses çıkar, en son evereceğin gençlerin haberi olur. Onların derdi başkadır, bizlerin derdi başka. Sinisi, kap-kacağı, yastığı, makinesi, örtüsü derken, çeyizinin telaşı başka bir yana, o şunu dedi bu şunu dedi kafasını şişirir insanın.

7 Haziran 2014 Cumartesi

SA715/SD136: "zavallı psikiyatri, zavallı psikolog" /13.10.2006/ 561. patika


...bir yerlere takılı kalmış bir aklın, bağlı olduğu zekâya verdiği zahmet ve esaret kadar büyük bir eziyet yoktur...
...nihayetinde zekâ eziyette ise, kişi eziyetlerin tümünü yüklenir...
...ki; o, bu yüzden hastadır...
...psikiyatri ile psikoloji bu hususların tümünde, değme hastalara bir kılıf bulmakta pek mâhirdir...
...lâkin bu iki 'insan sarrafı' alanın, hastalara uygun ve kesin sonuçları olan birer tedavi geliştirebildiği pek nâdirdir...
...buna rağmen bu 'iki mühim dal'ın itibarı hâlâ yerlerde değildir...
...işin en garip tarafı da budur...
...insan, kendisine iyi geleceğinden kuşkulansa bile, bu minvalde hâlâ bir umut beslemekten vazgeçmemiştir, görülen o, ki; vazgeçmeyecektir...

SA714/SD135: Kutsal Devlet, Kutsal Lider; Sürekli Hâkimler ve Halk

"Açsın ve özgür değilsin; ancak çok güzel elbiselerin var ve sen bu elbiselere sahip çıkmalısın!"


Türkiye, kendi tarihsel varlığı süresince halk hakimiyeti esasına dayalı herhangi bir dönem yaşamış değildir, böyle bir dönem yaşama olasığı da çok düşük gibi görünmektedir; ancak halk hakimiyetinin mevcut düzeyinden biraz daha etkin bir düzeye gelebileceği düşünülebilir...

Bu ülkede cumhuriyetin ilanından sonra, antik çağ site devletlerinden bu yana hayâl edilen cumhuriyet rejimi, resmen var kılınmış olmasına karşılık, resmi yapısı dışında, halkın egemenliği sadece halkın dilenen formlara sokulması amacını gütmekte etkili olmuştur; "açsın ve özgür değilsin; ancak çok güzel elbiselerin var ve sen bu elbiselere sahip çıkmalısın", şartlanmalarıyla cumhuriyetin egemenlik kayıtları halktan uzakta tutulmaya devam edilmiştir...

5 Haziran 2014 Perşembe

SA713/ KY6-SK17: CNN Muhabirine Ajan Demek...


Bazen her şeyi, senin aleyhine işletilen bir planın parçaları sanırsın... Bazen ve hatta çoğunlukla, haklı da olabilirsin.

Bir yabancı basın mensubunu ajan olmakla suçlarken, aslında kendi içinde kaynayan kazanı, etrafında kaynayan kazanı dışarı vurmuş olursun bazen...

Başbakan Tayyip Erdoğan böyle şüpheci olmakta haklı...

Gelin ortama bir göz atalım...


Etrafındaki onca adam koltuk sevdalısı. Erdoğan ile birlikte köşke gitmek istiyor veya Parti'nin başına geçme hayali kuruyor yıllardır.

SA712/ KY5-PT21: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 3/2: Yâr Baharı

-2-
“Daha çok var mı?” diye sızlandı Aysema. Hiç alışkın değildi böyle dağ-tepe tırmanmak. Önde bir keçi gibi tırmanan Mehmet Ali, durdu. Ardı sıra gelen iki genç kızla ihtiyar adama baktı. Soluk soluğaydı üçü de. Alınlarında, yüzlerinde boncuk boncuk terler birikmişti.

Şehrinaz’ın babası nefesini toplamaya çalışarak,“Ula oğul az soluklanalım.. biz senin gibi yeğin yeğin gelemeyiz ki!” dedi güçlükle. “Az yolumuz kaldı Dayı! Şu tepeyi aşınca vardık sayılır ondan sonrası düzlük!” deyip on beş yirmi adımda çıkılacak tepeyi gösterdi Mehmet Ali, gülerek.

“Olsun olsun..” dedi. İhtiyar kızları gösterip, “Burada azıcık soluklanalım! Bir adım daha atacak takatimiz kalmadı!” karşılığını verdi yaslandığı kayanın dibine çöktü. Kızlar da yanına varıp oturak gibi taşlara oturdular.

4 Haziran 2014 Çarşamba

SA711/ÇY3-BŞ10: Bir Pencere Hikâyesi

“Geceleri, kimse bilmese bile, bizim gibi üşür müydü pencereler?”


Açsa mıydım pencereyi?

Kendimle konuştuğum, yüreğimi hesaplara çektiğim, doluyu boşa, boşu doluya döktüğüm o gecenin ardından güneş çoktan doğmuştu... Hemen herkesin mışıl mışıl uyuduğu bir pazar sabahının erken saatlerinde pencerenin önündeydim. Yatakta bir sağa bir sola dönmelerin ardından birkaç saat de olsa uyumayı başarmıştım.

Uykusuzluğuma rağmen beni erken uyandıran aralanmış penceremden süzülen meltemin odama savurduğu çiçek kokularıydı. Böyle bahar sabahları açılmalıydı pencereler... Hem gecelerin üşüten karanlığına ve sukûnetine inat gün çoktan pencerelerden girmişti içeri... Pencereyi açtığım an ışığın dolduğu odada her şey gerçek renklerine bürünüvermişti zaten...

SA710/AŞ47: Türkiye ‘Bir Şey’in Zirvesinde: “Demirtaş, Yüreğini Bana Satsın”

“Yeni Türkiye’deki ‘Bir Şey’ toplumun ruhunda dolaşıyor; herkes aynı anda farkına varıyor.”


Türkiye’nin 2002’de başlayan yolculuğu sürüyor. Eski kirli beyazların, ‘Her yıl en az şu kadar büyüme şart; yoksa Erdoğan’ın büyüme hedefleri hayalî” dedikleri günden bu yana çok yıllar geçti, çok badireler atlatıldı. Engelli koşu diyorum ben buna. Ama engelli koşuların bir ahlakı var; engeller belli ve antrenman yapabiliyorsunuz. Türkiye’nin koşusunda engeller belirsiz ve buna bağlı olarak birilerinin attığı zarlara göre bariyerler konuyor. Erdoğan liderliğindeki halk da her seferinde şaha kalkıyor ve engelleri bir bir aşıyor.

Oyun masasında zar atanlar ise hiç yılmadan ve yenilgilerini umursamadan yeni zarlar atmaktan bıkmıyorlar. Oluşan zafer boşluklarında da Türkiye büyük adımlar atmaktan vazgeçmiyor. Her gürültüde, her kaotik atmosferde eski kangrenli organlarını acımasızca kesip atıyor ve yerine yenilerini monte ediyor. Şu sıralar bu koşunun başkahramanı pozisyon değişikliği yapmakla meşgul olduğundan tarih zikzaklar çizmeye yanaşsa da ‘Bir Şey’ hemen  zikzak noktalarına müdahale ediyor ve Türkiye koşusuna devam ediyor.

2 Haziran 2014 Pazartesi

SA709/YB20: Yürüyüp Giden Geminin Kanatlarında/ Sınanmış Renkler 20

“Belki böyle yaratıldığımız için böyleyiz, belki böyle yaratıldığımızı düşünüp böyle olmayı kendimize bir hak sayıyoruz.”


İnsan, büyüklerden gizli saklı yaramazlık yapan çocuklar gibi. Hiç kimsenin kendisini görmediğini ve duymadığını sanıyor, gizli-saklı günahlar işlediğinde. Entrikaların, tuzakların insanlara yakalanmadan meşru sayılacağını düşünüyor. Ne büyük gaflet. Şu serinliğini geri almaya çalışan havaya bakınca, bunları düşünüyorum. Daha dün soğuğun, sıcağın çekip çevirdiği zihnim, bu gün serinliğini giyinmeye uğraşan göğe asılı sesleri duyuyor, rüzgar yelkenleri tatlı hışırtılarla dalgalandırırken.

Kimler geçip gitmedi ki, buralardan? Kraliyet gemileri, ambarları genç ve sağlıklı kadın-erkek kölelerle dolu insan kibirli tacirlerini taşıyan gemiler, içlerinde toplarını, oklarını, kılıçlarını kuşanmış leventlerle dolu savaş gemileri, baharat fıçılarından ipek toplarına kadar tıka basa doğu dolu ticaret gemileri… Hepsinde binlerce insan vardı, binlerce ses, binlerce hikâye…

SA708/SD134: "hüznün insanı getirip bıraktığı yer" 16.10.2006/ 562. patika


...hüznün insanı getirip bıraktığı yer, bir annenin onu acılar içinde bırakan hastalığıysa...
...insana teselli verecek olan 'insana dair' hiçbir şey yoktur...
...içtenlikle yükselen dualar, asla bu zamandaki kadar saf ve duru olamazlar...
...ve o demde duadan başka şifâ bulmak insan için mümkün değildir...
...şüphesiz herkes gidecek bu yerküreden...
...geçmiş zamanlar ne kadar çok keder, sıkıntı ve dert biriktirmiş olursa olsun, bazen insan hiçbir zaman rahat edemeden bu toprağın yüzünden bu toprağın içine göçer...
...vâde dediğimiz şey, aslında sürekli değişen dünya hayatının artık değişmezlikle son bulması demektir...
...ölüm sıkıntıları beraberinde taşıtmaz insana...
...ölümden evvelkiler ölümden sonrakilere benzemese de, ölüme kadar yaşanan birçok şey ahiret için keffâret olur...

1 Haziran 2014 Pazar

SA707/FT16: Totemci Mistisizm Bombardımanı; Avatar

"Beyaz insan bir tanrıydı Cameron’un efsanesine göre. Çünkü; Hinduizme göre sadece Tanrılar avatarlaşabilirdi. "


Sinema tarihinin en yüksek bütçeli filminin adındaki aşinalığa projektör tutmadan geçmek olmazdı. İnternet kullanıcılarının üye oldukları formlarda veya sohbet odalarında ‘bir avatar seçiniz’ irkilmesiyle başlayan şaşkınlığın sonradan yavaşça ortadan kalktığını, şimdi hatırladığımızda ürperiyoruz.

İnternet kavram dizinine Hint Mitolojisinin nasıl yedirildiğini, insanların bilinçaltlarında tanrılar-beden ilişkisinin sezdirmeden sıradan bir eyleme dönüştürüldüğünü de net bir şekilde anlamış bulunuyoruz. Acaba şu güzel mavi kürede kaç internet kullanıcısı farkındadır, bu aldatmanın? Daha başka hangi deformasyon kavramları zihinlerin üst köprülerine asılı bırakılmıştır? Dahası bu kavram Avatar filmiyle daha çok dikkat çekeceği yerde, sadece bir isim olarak kalacak gibi görünüyor. Hepsi o kadar; biz veya başkaları domuz yağı kullanılmış olmasından kuşkulansak da çikolatayı yemiş bulunacağız.

SA706/SD133: Genişletilmiş Sultanlık Mekanizması ve Sürü Manipülasyonu

"Cumhuriyet, sürü karanlığını azaltma hedefine, sultanlar mekanizmasına rağmen, ulaşmaktan vazgeçmeyecektir..."


Uzun yıllar boyu son Osmanlı Padişahı'na atfedilen ,"Bu millet sürü gibidir, ona bir çoban lâzım; o da benim." ifadesi, bir çok satıhda acımasızca eleştirildi. Aslında halkı sürü olarak görmek Sultan'a has özelliklerden biri değildi, zira; binlerce yıl halklar sürü telakki edildi ve siyasi figürler ve memurlar halklara bu bakış açısına göre davrandılar. Sultan'ın bunu bu bahiste beyan edişi, sadece sıradan bir vaka idi...

Siyasetin ve siyasi kurumların -elçiler ve ilahi bildirgeler dışında - temel işlevi, sıradan bireylerden oluşan halkı önemsemek ve yüceltmek değildi; hiç olmadı da. Bunu bilmelerine rağmen cumhuriyet seçkinleri de Sultan'ı kötülemek adına "sürü" mekanizmasına karşı halk yararına eleştiriler yaptılar. Kuşkusuz cumhuriyetin yerleşik temeller oluşturması adına, bu eleştirilerin kaçınılmaz olduğunu kabul etmek mümkündür. Ancak; sürü karanlığına küfreden Cumhuriyet aynı karanlığı derinleştirmeye çalışan yönetici unsurları içermemeliydi...

Seçkin Deniz Twitter Akışı