Sinema Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2020 Çarşamba

SA8840/AH25: The Outpost-Son Karakol; Afganistan’da Amerikan Zorbalığı’nın Sonu

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonuç olarak filmin kuru gürültüsüne gömülen, ancak bütün insanlığın bilmesi gereken bir gerçek var: Afganistan, hainlerine ve ödediği ağır bedele rağmen  işgalcileri Rusya ve ABD'yi ayrı ayrı zamanlarda rezil ederek 'yendi'.


Filmi izlerken çok karışık şeyler düşünüyordum. Bu bir film değildi, doğru izlenmesi gereken bir belgeseldi; Amerikan İmparatorluğu’nun yenilgisini anlatan nesnel olmayan bir belgesel, güneş doğmadan en az bir saat önce okunan sabah ezanını güneş doğarken okutan bir cehalete ek olarak film süresince sık sık ve zamansız bir şekilde fonda yankılanan ezan seslerine işlenen İslam düşmanlığını yayan propaganda videosuydu.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

SA8774/AH24: Tom Hanks-Greyhound; Hollywood’da bir Kırılma Ânı

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Editörlerin -ki kesinlikle eminim, editörlerden daha çok kurgu üzerindeki etkisini hissettiren senarist ve yapımcı Tom Hanks’in- filmin nesnelerine ve başrol oyuncusunun karmaşık duygularına başarılı bir şekilde yüklediği simgeler bir kırılma ânının yaşandığını gösteriyor."

Alman Gri Kurdu (GrayWolf; U-Bot Denizaltısı) ve Amerikan Tazısı’nın (Greyhound; Savaş Gemisi) Ölümcül Savaşı/ Atlantik 1942

Baştan sona asık ve kaygılı suratını izlediğimiz, zafer elde ettiğinde bile gülümsediğini görmediğimiz Kaptan Ernest Krause rolündeki Tom Hanks’in, senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını Gary Goetzman’la paylaştığı bu filmde neyi amaçladığını anlamak şaşırtıcı. Bir filmin ruhuna sinmiş olan şeyi keşfedebilmek gerçekten dikkat ve bilgi gerektiren bir öz geçmiş hikayesini zorunlu kılıyor.

29 Aralık 2019 Pazar

SA8246/AH23: Ateist Döngü’ye Hizmet Eden Bir Film: AD Astra-Yıldızlara Doğru

"Filmin akışında sonraki yüzyıllarda kurulan uzay kolonilerinin normalleştiğini görüyorsunuz. Roy’un iç sesinin Ay’da kurulan kolonide karşılaştığı şeylere verdiği tepki şöyleydi: “İçkiden ve tişört satan mağazalardan kaçıp buraya gelmiştik” İnsan insandan kaçtığı için uzayda koloniler kuruyordu, ama yine de kaçamıyordu kendisinden ve ürettiği hastalıklardan."


Satürn kuşağının altında uzaya demirlemiş olan ‘Lima Projesi’ gemisinin içinde 90. dakikada başlayan ve sonra dışında devam eden, gelecekteki şimdi için tarihin en iyi, en ünlü uzay komutanı olan efsane bir astronot baba (H. Clifford McBride'ın) ile onun yolunda ilerlemeyi hayatının amacı haline getirmiş olan astronot binbaşı oğlu (Binbaşı Roy McBride) arasındaki kesintili sohbet, 104 dakika boyunca izlediğim 100 milyon dolarlık maliyetle çekilen bu görsel efekt yığınının hangi amaçla çekildiğini anlamamı sağladı.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

SA6642/KY26-CA201: Bir Çayır Daha Ne Kadar Ağlayabilir ki…

"Ağlayan Çayır; her an yeniden göç edebilirmiş gibi azalan yüklerle bir sınırdan diğerine akan kafileler. İşte sınırdasın, yine göç edeceksin, yağmur hiç dinmiyor, o kadar çok yürümen ve koşman gerekir ki daha…"


Bir söyleşisinde Derviş Zaim, “Felsefenin yapmaya çalıştığı şeyi şu an sinemanın yapması gerektiğini düşünüyorum” diyordu. 1935’te Atina’da dünyaya gelen Theo Angelopoulos’un filmleri şiirselliğinin yanı sıra bu üstlenişe karşılık gelmenin de arayışını yansıtıyor. “Başka bir dünya mümkün” sloganının peşindeyken gösterdiği çabada, sosyalist ideolojiyi benimsemiş kuşağının umutları ve hayal kırıklıkları okunur Angelopoulos’un. Daha ötesine geçen cümleleri elbette vardır usta yönetmenin. Kim, nerede yanıldı ve daha az acı çekilebilir miydi? Daha az utanabilir miydi insan kendisinden… Esasında geriye kalan sadece haysiyetli bir zeminin, dürüst soru ve cevapların inşası değil midir?

20 Eylül 2017 Çarşamba

SA4894/AH22: 'Tepedeki Şehir'in Katliamcısı: Drone of USA

"2004 yılından bu yana ABD'nin Pakistan'da düzenlediği 416 drone saldırısında 3 bin 450'den fazla müslüman kişi hayatını kaybetti."


Bir dramın ya da trajedinin belgeselini izlerken ne hisseder insan? Zulmün, insanlık dışı katliamların acımasızlığını gözleri ile gören biri ne hissederse onu hissettim, filmi izlerken ve filmin en çarpıcı sahnelerinin yaşandığı final bölümünde. Amerika Birleşik devletleri 100 yıldır insan öldürüyordu, ancak bu kez Drone'ların mekanik acımasızlığı masum, sivil, çocuk, kadın, yaşlı demeden her türlü savaş dışı uygulamalarla müslüman insanları öldürüyordu. Bu bir savaş değildi birinci ya da ikinci dünya savaşı gibi; Kore ya da Vietnam da yerini tutmuyordu bu benzersiz vahşetin.

25 Ağustos 2017 Cuma

SA4776/KY48-SY14: Dondurmam Gaymak

"Teşekkürler, Mandacıların baş düşmanı, çocukların ise acımasız alaylarının çaresiz hedefi, bununla birlikte Kastilya ülkesinin büyük asilzadesi, Dondurmacı Don Quijote!"


17 Aralık 2006


Dondurmam Gaymak gösterime girmeden önce Yönetmen Yüksel Aksu''yla ve filmin başrol oyuncusu Turan Özdemir''le sohbet etme imkânım olmuştu. Fragmanları izledikçe, onları konuşturdukça merakımı uyandırıyordu bu hikâye. Düşünmeye başlamıştım; Burnumuzun direklerini bir Fellini rayihası mı devirecekti? Üst üste konulup pasta gibi dikine kesilmiş bir Kusturica filmleri dilimiyle kendimizden mi geçecektik? Bir “Cinema Paradiso”yla mı karşı karşıyaydık?

***

Dün akşam filme gittim..

5 Ağustos 2017 Cumartesi

SA4683/KY26-CA147: Geri Dönmeyen Baba

"Dahası, bütün cevapları hazır etmeyerek seyirciyi akışa katmasıyla ayrıca değerli bir film, yönetmeninin çekim sürecinde “Yüz kişi izlese de bana yeter” diyebilecek kadar güçlü bir inançla çektiği Dönüş."


Baba, Freud’u onca uğraştıran sancılı büyüme sebebi, aile ocağının sütunlarından biri, aynı zamanda kamusal bir güven sebebidir çocukları için. Erkek çocuk açısından baba nasıl bir erkek olabileceğiyle ilgili keşiflerin –aşılması gereken- sarp atölyesi, kız çocuğu için ise karşı cinsi tanıma ve tanımlamanın temsili.

Problemli baba ile problemli kamusal dil arasındaki bağ ise hiç dolaylı değil. Kuşkusuz hem kız hem erkek çocuk için ağrısı sızısı dinmeyen cerahatli bir bağ bu. Çekirdek ailedeki iş bölümünün özel/kamusal ayrımını aşan yeni seyriyle birlikte babanın oğul için modelliği gibi kız çocuğu için de kamusal dil güveni olduğuna ilişkin kalıplar yeterince açıklayıcı olamıyor. 

6 Nisan 2017 Perşembe

SA3179/ÇY4-DB78: Usulca Fısıldanan Yaşayan Ölüler Şarkısı

"Bize ekranlardan usulca fısıldanan bir yaşayan ölüler şarkısı bu… Bu şarkıyı yıllardır dinleyen ve bu görsel şiddete aşırı maruz kalmış, bilinçsizleştirilmiş, duyarsızlaştırılmış yaşayan ölülerle aynı dünyada yaşamak kesinlikle bu senaryolardan daha korkunç."


Uzun süredir ABD kaynaklı bir dizi ve film fırtınasına şahit oluyoruz hep birlikte. Kıyamet senaryoları… Bazen zombiler, bazen dış uzaydan gelmiş yaratıklar şeklinde geliyor kıyamet ekranlara. Hepsi karanlık, kasvetli, ürkütücü.

İlginç ve sürükleyici olaylar dizisiyle milyonlarca kişinin izlediği bu yapımların verdiği mesajın ne olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Kıyamet hak dinlerde insanlığın sonunun geleceği, hesap vermek üzere huzura çıkarılacakları elbette dehşetli bir zaman. Dünyanın sonu yani.

27 Mart 2017 Pazartesi

SA4143/ÇY4-DB77: Morgan; Bir Sentetik İnsan Filmi

"Kısacası Morgan sıradan bir bilim-kurgu değil. Duygusallığın bir tür zayıflık olduğunu göstermeye çalışan bir Hollywood yapıtı. İçinde bulunduğumuz zamanda insani özelliklerini yitirmiş, varmak istediği hedefe ulaşmak için her tür acımasızlığı mübah sayanları gördükçe insanı daha da ürperten bir film…"


Hollywood’un son zamanlarda bilim-kurgu türünde oldukça gözde konusu bir kez daha sinemalarda. 

Ünlü yazar Mary Shelly’nin Frankenstein’ından beri bu konu yüzlerce kez işlendi. İnsanoğlunun düşünebilen, hareket edebilen bir varlığı üretmeyi hayal etmesi, vazgeçemediği bir tutkusu sinema sektöründe. Asimov’un “I Robot”undan Spielberg’in “Yapay Zeka”sına, “Terminatör” serisinden Garland’ın “Ex Machinası”na kadar bir çok filmle furya devam ediyor. 

2016 yapımı olan Morgan da bu gruba dahil. Fakat çıkış noktası ve verdiği mesaj açısından biraz farklı. Ünlü yapımcı ve yönetmen Ridley Scott’un oğlu Luke Scott’un yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu Seth Owen’ın yazdığı film yapay zekası olan bir robotu veya sonradan canlandırılmış bir yaratığı anlatmıyor. Konu, hiçbir anne-babası olmadan kimyasallar yoluyla üretilmiş DNA’lar sayesinde yapılmış bir canlı üzerine.

18 Mart 2017 Cumartesi

SA4109/KY26-CA115: Hatırlamanın, Hatırı Gözetmenin Yönetmeni

"Kaplanoğlu Sineması seyircisini bir o taraftan bir bu taraftan bakarak sürekli yoruma çağırıyor ve anlaşılır gibi olan her merhalede başka bir ihtimale de açılıyor anlam.  Temsillerin katmanlı yapıda birbirini bütünleyerek bilinci asıl temsili keşfe seferber etmesi, katılımcı bir sinemaya özgü bir yetenek."


Sinema, bir endüstri aracı olarak çalıştıkça sanatla ilişkisini yitirmeye devam ediyor. Marguerite Duras yarım asır kadar önce Yeşil Gözler’de şöyle yazmış: 

“Sinema yapmak, kapitalist sinema tüketicisi rolünden sıyrılmak, bunun dışına çıkmak, cehennemi andıran bu bildik tüketim çemberini adeta göz göre göre tamamlayan, artık refleks halini almış olan bu tüketimden yakamızı kurtarmak demektir. Böyle yapmakla suçlamış oluruz.”

Başka türlü bir sinema gerçekleştirmek ne büyük bir fedakarlık istiyor! Söz konusu olan duyumlarımızın körelmesine, hatırlama yeteneğimizin tükenmesine karşı çıkacak, ancak aşkla mümkün bir faaliyet.

11 Mart 2017 Cumartesi

SA4082/KY26-CA114: Zannın Çoğu, Hüsne ve Vebal

"Zan karşısında ömrü boyunca şeffaf bir faaliyet içinde yaşamış olmanın bir faydası olmadığını gösteren örnekler, endişe verici."


Kardeşinin sözüne bile güvenmeni engelleyen kirli bir hava ortamı, fitneye de açık oluyor haliyle. Sözler, davranışlar, ilgiler kötüye yorulacak şekilde ters yüz ediliyor. Aynı davaya özgü samimi mücadele süreçlerinin oluşturduğu güveni sabote edebilir şayialar. Bütün konumlar nahif, kimlikler izafi görünebilir. Yitirilemeyecek hiçbir şey yok gibi gelir; ne itibar ne haysiyet ne de emek verilmiş dostluklar.

“Fetöcü” suçlaması hayat kaydıran isli bir leke halinde dolaşıyor ya ortalıkta şimdilerde, bazen en şiddetli yargılayıcıların “Fetöcü” çıkmasına hayret edemez olduk. Önüne geleni Fetöcülükle suçlayan, “Şehrin En Uzak Ucundan Koşarak Gelen Adam” değil.

4 Mart 2017 Cumartesi

SA4049/KY26-CA113: Geç Tanıdım Şükrü Amca'yı, Ama Hiç Yoktan İyi

"Türkiye’nin zor dönemlerinin emektarı, mutmain bir simayla ulaştı Rabbine, geçen hafta. Yalana, harama mesafe, alın teri, etrafına faydalı olma çabası, öğrenmeyi sürdürme… Asalet de başka hiçbir şey değil."


Yüzümüz, eserimiz. Allah’ın verdiği yüzü yaşayıp giderken amel, duygu ve düşüncelerimizle yeniden yapıyoruz. Şükrü Amca’nın nurlu simasıyla karşılaştığımda, hele hayat hikayesini de öğrendikten sonra buna bir kez daha inandım. O, “tevarüs etmemiş” asaletin bir başka örneği. İstanbul’da tutunabilmek için verdiği mücadele, emek mücadelelerin sosyolojisi içinde ele almayı hak edecek sayfalarla dolu.

Güngörmüş, hırstan ve kötü duygulardan uzak, mütevekkil bir insan Şükrü Karabul. Esenler’in Kemer Mahallesi’nde, 952. Sokak’ta bir apartmanın 2. katında yaşıyor. Doğum tarihini kesin olarak söyleyemiyor. Kayıtlara bakılırsa 1338 doğumlu, yani galiba 1919’da doğmuş. Öyleyse doksan sekiz yaşında olması gerek; ama kendisi daha yaşlı olduğunu öne sürüyor. Ne de olsa 1938’de, komşu oğlunun nüfus cüzdanıyla İstanbul’a gelmiş genç bir adam olarak ve Atatürk’ün cenaze törenine katılmış. 

25 Şubat 2017 Cumartesi

SA4019/KY26-CA112: Seçilmemiş Mülteci Mekânları

"Mülteci tek başına veya grup olarak hemen burada, gözlerimizin önünde de kayboluyor."


Birkaç aydır bir şehircilik projesi için Esenler’in çeşitli mekanlarında söyleşiler gerçekleştiriyorum. Esenler’in geniş bir mülteci nüfus barındırdığını fark ediyorum bu söyleşiler sırasında. Bir bakıma Suriye artık aramızda; Halep mahallelerimize dağılıyor. Kimileri müreffeh, çoğu yoksul. Binlerce yıl bu toprakların şahit olduğu gibi, savaştan kaçtılar ve yerleşmeye çalışıyorlar. Ülkelerinde canlarına yönelik tehdit ihtimali ortadan kalktığında kimileri geri dönebilir. Ancak muhtemelen çoğunluğu kalmayı tercih edecek.

Yerleşiyorlar ve insan evladının uzun tarihi boyunca yerleşirken yaşadığı zorlukların çoğunu da yeniden tecrübe ediyorlar. Devletin çeşitli şehirlerdeki kamplarında hayatları nispeten ferah, düzenli ve özellikle güvenli. Buna karşılık net olarak bilemediğimiz bir nüfus kendi imkânları veya toplumsal destekle hayata tutunmaya çalışıyor. Biz ise onlardan yeniden ev sahipliğinin inceliklerini, dahası bir yurda sahip olmanın anlamını öğreniyoruz.

18 Şubat 2017 Cumartesi

SA3990/KY26-CA111: Tutku, Temellükü Haklı Kılar mı?

"Bir insan ne kadar bir insana ait?" 


Metin Erksan, sinemamızda toplumsal gerçekçiliğin öncüsü bir yönetmen olarak anılır sıklıkla. Yılanların Öcü ve Susuz Yaz bu bağlamda ilk akla gelen filmlerinden biridir. Suyun ve toprağın mülkiyetini, kullanım hakkını tartışması, bunu da dönemin Mahmut Makal ve Fakir Baykurt gibi popüler toplumcu yazarların diline göre bir hayli farklı bir dille gerçekleştirmesi, kişisel dünyası ve sinemasının derinliğini yansıtır.

O dönemde Türk sinemasında nadir görülen yönetmen sineması olgusunu gündeme getirir onun filmlerindeki tematik bütünlük ve karakter özellikleri. Ahmet Hamdi Tanpınar’la Halide Edip’ten dersler almış. Türk sinemasında tamamen yasaklanan ilk film olan Karanlık Dünya’nın (1952) senaryosunu Bedri Rahmi Eyüpoğlu ile birlikte yazmış.

11 Şubat 2017 Cumartesi

SA3959/KY26-CA110: Altı Oyulan, Üstü Dar Edilen Filistin

"İsrail’in Filistinlilerin mahallelerinde sürdürdüğü yerleşim projelerinin karakteristik özelliği bu olsa gerek: “Artık burada başka bir varlığı koruyarak var olamayacaksınız.” Her yere el atılabilir, her mekan gasp edilebilir. Mahremiyet bu anlamda korunabilir bir özellik olmaktan çıkmıştır."


Son dönemlerde İsrail rejiminin Kudüs’te gerçekleştirdiği konut inşaatlarıyla ilgili haberlerde bir artış var. Siyonist yerleşimciler yeni yıla Nablus yakınlarında yeni illegal yerleşim inşaatı ile başladılar. AB’ye göre yeni yerleşmeler barışı baltalamakta.  “İsrail’in derdinin barış olmadığını anlayamadılar” diye izah ediyor Levent Baştürk.

Geçtiğimiz yüzyılın başından beri adım adım ilerleyen işgal, arkeolojik bulgular ve sembollerin desteğinde gerçekleşti. İsrail’in ilk başbakanı David Ben-Gurion, otobiyografisinde Siyonistlerin Filistin üzerindeki “haklarını” iki pratiğe, tarıma ve arkeolojiye bağlıyordu.

4 Şubat 2017 Cumartesi

SA3938/KY26-CA109: Metafor Olarak Grip

"Bir gün önce yazmak üzere zihnimde sıraya dizdiğim cümleler darmadağınık ve önemsiz. Yeni sızılarla tanışan bedenim emanet olduğunu bildiriyor benliğime. Başka türlü düşünmüyordum, ama yeniden öğreniyorum. Bedenimiz kime aitmiş?"


Nasıl başlasam, nereden başlasam? Öngörülmeyen bir yolculuktan henüz dönmüş gibiyim. Haftanın programı hazırdı oysa: Yazdığım mimarlık kitabı için saha çalışması yapacaktım her zamanki gibi, ertesi gün arkadaşlarla toplanacaktık, hafta sonunda Şehriyar’da Davut Göksu’nun konuğu olacaktım, bitirmem gereken bir öykü vardı. Grip geldi ve planlarımı işgal etti. İlk dersi böylece aldım, daha önce de almıştım, ama unutuluyor: "Plan despottur", demişti Le Corbusier.  Grip de aynı ölçüde despot.

Başka bir zaman ve mekan boyutuna geçiriyor sizi hastalık. Hızla akıyor, kısa süre öncesine kadar tek tek sayılan saatler. Oysa mesafeler uzuyor, beden ve zihin yavaşlıyor. Dünyayla aranıza bir perde gibi geriliyor mecalsizlik. Onu oradan alıp oraya koyamıyorsunuz. Buna karşılık algılarınızı bütün yaş çağlarınıza uçuran bir hamakta sallandığınızı da duyuyorsunuz.  Bir aynı hastalığa çarpıyorsunuz bir bambaşka türlüsüne.

28 Ocak 2017 Cumartesi

SA3915/KY26-CA108: Seyyit Han ve Adalet

"Güney, Yeşilçam klişeleriyle yetinmeyerek sinemasını gerçekleştirme yönünde önemli bir adım attı bu filmle, ancak aynı çizgiyi sürdüremedi. Gerçekliği 1970’lerde daha da sertleşen ideolojik kamplaşmaların diline teslim etmesi, dahası sinemasının gerektiği ölçüde hakkaniyetli bir şekilde değerlendirilememesinin sebebi de bu."


Yeni miladi yıl kanlı bir çentikle başladı, hemen sonra kar yağışı acele bir bildiri gibi kapladı gündemimizi. Birden bastırdı kar İstanbul’da, önemini kavrayamadığımız bir dersi baştan alma gereğini hatırlatır gibi günlerce yağdı. “Elhan-ı Şıta” layıkıyla okunmasa da, hatırlama sebebi oldu kar.

Uçsuz bucaksız kar, çocukluğumun oyunlarının bahçesi. Benliğimin derinliklerinde bir Sibirya sürgünü saklıymış gibi gelir bana. Bir gece vakti sakalı buz tutmuş olarak kasabaya ulaşan kaçakları konu alan hikâyeler elbette yer tutuyordu toplumsal hafızada: Sibirya’ya düşmemeye çalışan Kafkasyalılar. Stalin, sosyalizm görüntüsü altında hedeflediği kalkınma için milyonlarca insanı katletmekte tereddüt etmemişti. Kar yığınları İrkutsk’ta Sovyetlerin insanlık suçlarını bir yere kadar örtebildi.

21 Ocak 2017 Cumartesi

SA3889/KY26-CA107: Terörün Mekanlarına Karşı Dilin İmkanları

"Daha fazla açık olmalıyız iyilerin dayanışmasını sağlayacak ortamlara ve bu ortamları dayanıklı kılacak eleştirilere."


Katliamla sonuçlanan her terör olayı daha önce de benzer sahneleri yaşamamışız gibi sarsıyor bünyemizi ve nihayet bir yeni başlangıç isteği uyandırıyor. Kimileri kişisel çözüm arayışına düşüyor, şehri veya ülkeyi terk etmekten söz ediyor. Terörle birlikte yaşamak, teröre teslim olmak değil. Bu ülkede haysiyetli bir şekilde yaşamak isteyenlerin oluşturduğu yeni bir “Biz” öznesi oluşuyor aslında. Ömer Halisdemir, Safiye Bayat, Fethi Sekin misali asalet örnekleri, toplumsal benliğimizde kapitalizmin ve darbelerin oluşturduğu kirli tıkanma noktalarını açan bir etki uyandırıyor.

Konuşmak, anlatmak, yeniden düşünüp sorular sormak istiyoruz; terörizm yeni bir hamleyle gündemi karartıyor. Masum veya suçlu aramıyor, tersine, olağan hayatlarımızı karabasana çevirmeyi amaçlıyor.

14 Ocak 2017 Cumartesi

SA3864/KY26-CA106: Rüya: Bir Kapitalizm Sorgulaması

"Kusursuz olmaz kahramanlık hikayeleri, çünkü insan sürekli kendini geliştirmek zorunda." 


Klişe olsa da haklı bir gerçeklik bu: Kendinizi değiştirirken değişir dünya. Derviş Zaim’in 2016’da vizyona giren filmi “Rüya”, değişme cesareti üzerine bir sorgulama.

Piyasa sisteminin iğvaları, üşengeçlik, konformizm, helal kazancı umursamayan ihtişamın egemenliği, riyakarlığın olağanlaşması ve benzeri nice olumsuz hale rağmen nasıl olur da sorumluluk hissimizi uyanık tutabiliriz? Bu soruyu, rüyalarımızı zehirleyen bir kargaşa ortamını değiştirme yoluna düşmeden cevaplayamayacağımızı öne süren bir hikayesi var “Rüya”nın. Derviş Zaim sineması kendime yakın hissettiğim bir sinema; mimarlık ve sanat, mimarlık ve siyaset, şehir ve ekonomi gibi konularda ortaya koyduğu sorularla Rüya şimdiden, bu sinema içinde daha ayrıcalıklı bir yere sahip oldu benim açımdan.

15 Eylül 2016 Perşembe

SA3431/KY26-CA78: Kim Kime İyilik Ediyor Aslında?

"Benim kuşağımın gündemindeki vazgeçilmez başlıklardan biriydi, sokak çocuklarının sahipsizliği." 


Evsiz barksız insanlarla farklı gezegenlerde yaşıyoruz sanki. Evsiz barksız çocuklarla birileri mutlaka ilgileniyor olmalı, bir de böyle bir güvenimiz var.

Sait Faik’in, Füruzan’ın, Mustafa Kutlu’nun sokak çocukları, anlatıldıkları gibi, aynı terk edilmişlik içinde kaybolmaya devam etmiyor mu acaba? Cevabın olumlu olmasına ihtiyacımız var, ama bakalım bunun için neler yaptık? Geniş aile ve mahalle dağılırken bunun bedelini önce çocuklar ve yaşlılar ödüyor, ardından kadınlar. Bazen yoksulluk, bazen boşanma yüzünden artık aile vasfını yitiren kurum, ortada bırakıyor çocukları. İçlerinden kimisi bir şekilde –bir Kemalettin Tuğcu kahramanı misali- büyük güçlüklere rağmen nihayet hayata tutunuyor, kimine devlet ve toplum sahip çıkıyor, kimi de ne yazık ki sokak çocuklarının arasına karışıyor.

Seçkin Deniz Twitter Akışı