30 Kasım 2016 Çarşamba

SA3700/KY25-NO76: Fidel Castro Yazısı ve Diken'in En Zehirli İğnesi

"Neden bu tuzaklara her fırsatta düşüyoruz? Cevabı çok basit. Çünkü bizim mahallede veya genelde doğu toplumlarında kendi durum ve pozisyonu üzerinden değil rakibin zaafları, yanlışları üzerinden konuşmak daha cazip olagelmiştir hep." 


Neden böyle bir giriş yaptım. Aslında bambaşka şeyler yazmak istiyordu canım. Romantik solumsuların yaşayan, pardon daha düne kadar nefes almakta olan, son efsanesi olan Fidel Castro, dünya değiştirdikte bizim ülkemizde gezegenin geri kalan hiçbir yerinde görülmeyen bir Fidel Castro geyiği baş gösterdi. Komünist Fidel Castro, Atatürk’ü övdüğü için onu Atatürk’e kardeş kılan insanlarla, ateist Fidel Castro’yu “anti kapitalist Müslüman” kabûl ederek “tek başıma da olsam cenaze namazını kılacağım” diyen İhsanlar yarışır oldu!

Bizim muhafazakâr mahalle yani Ak Parti çizgisine yakın medyanın sosyal ve asosyal, pardon ulusal medyadaki temsilcilerinin hemen hepsi Fidel Castro’ya her zamanki gibi “karşı mahallenin bakışına yan bakış” olarak ifade ettiğim değişmez ölçüsü üzerinden bakarak kısaca “geberdi gitti” veciz değerlendirmesiyle özetlenebilecek bir tepki geliştirdi. İç ve dış siyasetin zehirli havasına aşırı dozda muhatap olmanın, kapılmanın kaçınılmaz sonucu olarak öyle bir mahallemiz oluştu ki; yanan ağacı ve ormanı bile kime ait olduğuna göre “oh olsun! daha beter olsun!” larla tefsir ve tevil edecek duruma geldik maalesef…

SA3699/KY1-CÇ335: Bir Akrep Masalı

"Genç adam biri kolunda, diğeri ensesinde ne yapacaklarını bilemez bir halde iki akrep yakaladı. Önce ürktü. Gözlerine inanamadı. İki akrep. Sokmamışlardı onu. Bu nasıl olabilirdi ki? Oluyordu işte."


Akrep iriydi. İriliği yaşlılığına delildir akreplerin. Kocamışlığına. Yaşlı olduğuna göre anılar çöplüğünü karıştırıyordur sık, sık. Yaşlılık, kocamışlık anı çöpçülüğünden zevk alma demleridir.

Kendi çöpü kokmaz kişiye. Burnunu sızlatması kötü kokuşundan değil artık giyinemeyeceğindendir. Küçük gelir, dar gelir. Midesi kaldırmaz.. eline alacak kadar bir büyüklükten ıraktır.. gözleri ancak seçer. Elini uzatır un ufak olur. Zaman öğütmüştür. Hevesi kursağında kalır. Omuz silker, istemez görünür, çeker gider gibi yapar. Sonra yeni bir umutla koşar ve yine hüsrandır bekleyen. Kaç kez yinelenirse yinelensin, hep öyle sürer. Bıkmadan usanmadan karıştırılır bu çöplük. Belki, belki ufak tefek de olsa kullanabileceği sarılabileceği bir şey bulur umuduyla dalar çöplerin içine.. çocuklarını beklerken çöplüğü karıştırıyordu anne akrep.

SA3698/KY38-SevDur34: 28 Şubat Mahkumlarına Sıra Ne Zaman Gelecek?


Takdim

28 Şubat sürecinde mahkum olan Müslüman tutukluların mağduriyetleri hala devam ediyor. Çoğunun yargı kararlarında FETÖ’cü hakimlerin imzası bulunmasına rağmen, yeniden yargılanma yolu açılmadı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kendilerine kumpas kuran hakim ve savcılarla yan yana hücrelerde kalıyorlar. İslam davası uğruna yattıklarını düşünüp bunca yıl çile dolduran mahkumlar için sabretmek artık o kadar da kolay değil.

“İçeride yaşadığımız acı ve hüzünlü hatıralar anı defterlerinde kalsın; varsa tarihin vicdanı günün birinde belleğindeki hüzün sarısı yaşanmışlıkları gün ışığına çıkaracaktır. Bir dava için yola çıkmış ve bunun için bedel ödemeye hazırdık. Çoğu zaman, tarih onları kaydetmese de, biliyoruz ki davalar genellikle bedel ödeyen isimsiz kahramanların omuzlarında yürür ve yükselir.”

29 Kasım 2016 Salı

SA3697/SD572: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 133 (01-05 Haziran 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(01-05 Haziran 2013)  ( Haziran 2013: 6085 Tweet+Önceki Toplam: 66.562= 72.647 Tweet)

  Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
@msztfr SA112/AS12: Peygamberî/ Kutsî Hadisler ve Truva Atları sonsuzark.blogspot.com/2012/11/sa112a…

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
@msztfr Hadisi Kutsi'nin dayanağı nedir?

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
@msztfr O halde siz de diğerleri de insan olduklarına göre, peygamberler dışında bu 'bilme'yi nasıl insanüstü sayabilirisniz?

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
@sdilfeza Link var mı? Tekzibi okumak isterim...

SA3696/SD571: Telveler 24

"Ve siz bu sonsuzluğun içine girdiniz... düşünmeye başladınız; sorgulamayı düşündünüz..."


Çocuktunuz... yeni öğreniyordunuz düşünmeyi... size özlü sözleri öğrettiler; yarım yamalak doğrularla birlikte... Sonra atasözlerinin "ince bilgeliği"ne şartlandınız... Sonra hep iyi düşünenleri ve iyi konuşanları izlediniz; kitaplarda, masallarda mükemmele hayâl kurdunuz...

Sizi geleceğin "yüzakı" olacağınıza inandırdılar...

Size öğretilenleri sorgulamaya başladığınızda, isyanlarınızın ilk nedeni insanların ikiyüzlülüğüydü.

SA3695/SD570: "yokluk yoktur" /23.12.2005/ 427. patika


...varlık ve yokluk ikilisine dair kuruntuların ve kuramların başlangıcında akılların ürettikleri bilgilere sorulan en önemli şey onların tanımları olmalıdır...
...bu hâl üzre, tüm bilimsel görünen etkili ve kadim görülere bakmalı hiç vakit geçirmeden...
...ve tanım klasörlerinin bulunduğu soğuk, net, açık ve kesin gibi görünen bilimsel terimler yahut felsefî kavramlar dizinine girmeli...
...düşünmeyi seven her insanı ürküten o kavramlar dizini, daha önceki düşünürlerin o soğuk ve değişmez kalıplarıyla, kendi bildiklerinin ışığında tarif ettikleri o şeyler, orada bekliyorlar...
...yani, epey eskiler...
...sürekli yenilenen bilim ne yazık ki, onların var olmuş olmasını pek önemsemiyor...
...zira, bilim eskimiş kavramları veya onların tanımlarını câhilliğe ait kabul edip, kendi kavramlarını oluşturmayı seven insanlarla ilerlemeyi seviyor...

28 Kasım 2016 Pazartesi

SA3694/TG213: Bükülgen Selefiler

"Hizb el-Nur, Müslüman Kardeşler’e temelden karşıydı çünkü şeyhler şuna inanmıştı ki; eğer Mursi otoritesini kurmada başarılı olacak olursa, Müslüman Kardeşlerin siyasi hegamonyası otomatik olarak dini bir hegemonya kurmalarını da sağlayacak ve bu durum, dini ortamda selefilerin varlığını tehdit edecekti."

Supple Salafis

In an interview, Stéphane Lacroix talks about his recent Carnegie paper on Egypt’s Hizb al-Nour
Stéphane Lacroix  Mısır'ın Selefi partisi Hizb al-Nour'la ilgili yaptığı araştırmaları Carnegie röportajında değerlendiriyor

Stéphane Lacroix, Paristeki Sciences Po siyasi bilimler bölümünde doçent olarak görev yapmaktadır. Ayrıca Kahire’deki Ekonomik, Adli ve Sosyal Bilimler Dokümantasyon Merkezi’nde çalışmaktadır. Uyanan İslam: Çağdaş Suudi Arabistan'da Dinsel Uyuşmazlık Politikası ve Mısır Devrimleri: Siyaset, Din ve Sosyal Hareketler kitaplarının yazarıdır. Carnegie Orta Doğu programına yönelik “Mısır’ın Pragmatik Selefileri: Hizb el-Nur Politikaları” isimli makaleyi (Egypt’s Pragmatic Salafis: The Politics of Hizb al-Nour) kısa süre önce tamamlamıştır. Aşağıda kendisi ile bu makale hakkında yapılan röportaj yer almaktadır.    

SA3693/KY1-CÇ334: Kumpas/ Roman - Bölüm V-8

"Bu hekat ölümü, ölümleri kutlayan değil yaşamayı ve yaşatmayı seçenlerin hekatıdır. Bu hekat bir dirilişin sessiz çağıltısıdır."


Bölüm Beş
-8-

Fuat Sansar görüşme biter bitmez, özel telefondan Salih Çopur’u aradı. Telefon uzun uzun çaldı. Neredeyse vazgeçip telefonu kapatacaktı ki bitkin bir ses yankılandı kulaklıktan.

“Benim müdürüm..” 

Bu deyişin anlamını biliyordu Fuat Sansar. Bu deyişin aynını kendisi çıkarmıştı. 25 yaşındaki oğlu Turgut’un feci bir trafik kazasında öldüğü haberini alınca, baş sağlığı için arayanlara bu ses tonuyla yanıt vermişti müdür. Bu bitkin, bu ölgün, bu hayret dolu ses bütün bir ay hatta bütün bir yıl sürmüştü. Bu sesi çok iyi tanıyordu. Gözlerinin önüne yaşadığı o anlar geldi. Oğlunun otomobili hızla bir tırın altına girmişti. Arabanın içinde ikiye katlanmış oğlunun cesedine bakmıştı.

SA3692/KY28-ATA231: Mont Pelerin’de Verdiklerimiz

Anastasiadis’in masadan kaçıp, Kıbrıs’a döndükten sonra “Bıraktığım yerden devam etmeye hazırım” demesini anlamak ve herhangi bir etik kuralın içine oturtmak zor. Madem bıraktığı yerden devam edecekti ne diye müzakere masasını terk etti, ne diye müzakereleri çıkmaza soktu, bunu önce Rumlar, sonra da aramızdaki Rum sevdalıları ve de Rumların destekçileri açıklamalı….


Mont Pelerin müzakere süreci, bilip de bilmediğimizi sandığımız birçok gerçeği gene bize tekrardan hatırlattı. Herhalde dünya siyasetinin üzerimizde yarattığı baskı, birçok gerçeği bize zaman içinde unutturuyor veya da görmememize yol açıyor.

Rum ve Batı medyası tarafından, aynen geçmişte müzakere masasına oturan tüm Rum liderlerin “Adada çözüm isteyen melek”ler, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin de “Çözüm istemeyen ve hiçbir öneriyi kabul etmeyen Mr.No”lar gibi yıllardır tanıtılmasının arkasına saklanan Anastasiadis, gerçekte Mont Pelerin zirvesini tıkamak ve Akıncı’yı ve dolayısı ile Türk tarafını anlaşmaz taraf olarak tanımlamak ve lanse etmek için Mont Pelerin’e gitti ve bu doğrultuda elden geleni yaptı.  

SA3691/KY33-YO147: Tenis Kulübü’nden Boks Kulübü’ne...

"Mısır’ın darbeci diktatörünü bağırlarına basan, Suriye’de Esad’a yanlayan, Türkiye’de her gün katliamlar yapan PKK ve darbe girişiminde bulunmuş FETÖ’yü, onlarla mücadele eden Türkiye’ye tercih eden bu Avrupa snobizmi sadece Türkiye’yi Batı ittifakı içinden uzaklaştırmıyor ayrıca Avrupa Birliği’ni de bitiriyor."


Avrupa Parlamentosu dün (24 Kasım) 479’a karşı 37 oyla Türkiye ile müzakereleri dondurma tavsiye kararı aldı. Ama ondan önce gelin Avrupa Parlamentosu’nun bir gün önce aldığı başka bir karara bakalım. Karar 304 evet, 179 hayır ve 208 çekimser oyla verildi.

Tasarıda Rusya, think tankler, İngilizce yayın yapan gazeteler, internet siteleri, sosyal medya üzerinden “AB’ye karşı düşmanca propaganda yapmak, AB kurumlarını itibarsızlaştırmak, üye ülkeler arasındaki farklılık ve çatışmaları kullanarak AB’yi bölmeye çalışmak, AB-ABD ilişkilerine zarar vermek, gerçekleri bozup, kuşkuyu provoke” etmekle “birlik içinde siyasi parti ve organizasyonlara destek vererek propaganda yapmakla” suçlandı.

27 Kasım 2016 Pazar

SA3690/KY25-NO75: Erdoğan Bizi İplemiyor

"Aynı Bild’in sorduğu gibi soralım. Peki nereye gidiyor bu gidişat?!"


Diğer Avrupa ülkelerini bilmem ama Almanya’da biraz da Alman Medyasının aylardır yaptığı yayınlar yüzünden bir numaralı gündem maddesi Erdoğan ve Türkiye ve azıcık da Amerika’daki başkanlık seçimleri. Ne zaman Google’da bir şey aramaya kalksam hava durumunun hemen altında Almanya’nın ciddi, gayri ciddi gazete, dergi veya televizyonlarında yayınlanan Türkiye ve Erdoğan haberlerini görmek mümkün. Haber ve yorumların hemen hemen hepsinin ortak noktası; ülkemizde olup biten aktüel olaylar söz konusu edilerek Erdoğan’ın gidişatı ve Batı’nın suskunluğu, tavır koymaması…

SA3689/KY1-CÇ333: Hazırlık

"Aklım çoraplarımdaydı. Hâlâ niye çıkardığımı bir türlü anlamış değildim."


Günün ilk ışıkları perdelerden sızmaya başladığı bir andı. Çoraplarımı çıkarıp yatmıştım bu gece nedense. Günün bu saatlerinde uyandığım hiç vâki değildir. Hoş buna uyanmak denmez. Düpedüz uyandırıldım. Üzerinde yattığım yatak korkunç gürültülerle sallanıyordu. Hem de ne sallanış. Sanki görünmez bir elin elinde elekti yatağım. İki katlı, duvara monte edilmiş bir ranza. Altta kimse yoktu. 

Hoş olsa bile her hangi bir insanın bu yatağı sallama gücü olamazdı. Pek sağlamdı. Ben üzerine çıkarken kıpırdamadı bile. Anlayamadığım çoraplarımı niye çıkardığımdı. Kendi evimde bile çıkarmazdım ki.. nasıl olmuşsa çıkarmışım işte. Belki utanmışımdır. İhtimal utanmışımdır.

SA3688/KY35-YTK137: Şaşırma Duygumuzu Yok Eden Dünya

"Şimdi farkında değiliz ama hepimiz bütün olup bitenlere bakarken öğretmenlerimizin bize katabildiği ne varsa onunla da bakmıyor muyuz hayata, yaşananlara, gelişmelere?"


Bilmiyorum ki bizim öğretmen algımızla şimdiki çocuklarınki aynı mı? Gerçekten ikinci bir anne gibi sevdiğimiz o kadınlardan var mı yine ilkokullarda?

Öğretmen sevgisi çok erken tanışıp sonra ömür boyu taşıdığı bir pencere mi yeni kuşaklarda da? Bilmiyorum… Ara sıra çok çok kötü hatıraları nedeniyle öğretmenlerinden nefret eden insanlara rastladıkça şaşırırım. Büyük talihsizlik gerçekten. 

Kur'an'ın “Oku” emriyle başlamasından, Hazreti Ali'nin “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” demesinden alın öğretmen sayesinde yurttaş olabilme, alt sınıflardan olup da normal şartlarda ulaşması imkansız yerlere ulaşma imkanını vermesine kadar hem manevi hem somut çok değerli bir varlık öğretmen.

26 Kasım 2016 Cumartesi

SA3687/SD569: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 132 (26-31 Mayıs 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(26-31 Mayıs 2013)  (1102 Tweet)

Fatih Tezcan @fatihtezcan
31 Mayıs
66.562. 31 Mart'ta Abdülhamit'i indirip Topçu Kışlası'nda askerlerimizi öldürenlerin takipçileri, 31 Mayıs'ta Erdoğan'ı halletmek istedi.Hadise bu.

31 Mayıs
@demokratyargi demokrat yargı mı demiştiniz?

demokrat yargı @demokratyargi
31 Mayıs
@Seckin_Deniz pardon.. ne ergenekonu?..çok farklı şeylerden bahsediyoruz galiba. ergenekon mu? hala inanan var mı bu kurguya?

SA3686/KY1-CÇ332: Karışık Bir Durum

"İşin yoksa gözlerini ağart dur. Birden içine bir korku düşer gibi oldu Suat’ın. Ya bütün bunlar olursa? Böyle bir olasılık yok muydu?" 


Verdikleri kabristana gitme kararlarında bir tuhaflık yoktu iki amcazâdenin. Uzaktan akraba oluşları aile mezarlığında yatan büyük dedelerinin her ikisine yakınlığını etkileyecek bir durum değildi. Biraz çekinerek “Asri mezarlığa gidelim mi?” demişti otuz yaşlarında kısa boylu, beyaz tenli, zayıf, avurtları çökmüş, dişleri sapsarı saçları dağınık olan Murat, kendisine göre daha düzgün –öteki amcazade biraz pejmürde gibiydi- olan amcazadesi Suat’a. 

Teklif alan amcazadenin –yani Suat’ın- saçları taralı, boyu epeyce uzun, dişleri beyaz, yanakları dolgun biriydi ve teni esmerimsiydi. Ve mezarlığa gitmeyi teklif eden amcazadesine –yani Murat’a- biraz mesafeli durmuş gibiydi. Sanki onun bu hali ötekine –yani Murat’a- ağır gelmişti. Sanki biraz mahzun olmuştu Murat. Sanki biraz içerlemişti. 

SA3685/KY20-MEK46: Mağaraya Çağıranlara Rağmen Medeniyet Mümkün

"Eğer herkes kendi mağarasına geri dönecekse bu kadar kitaba, okula, bilime ne gerek var?"


'İnsanoğlu içinden belirdiği hiçliği ve onu yutmuş olan sonsuzluğu anlamakta aynı ölçüde beceriksizdir' 
Pascal

Genç bir arkadaşım Gezi olaylarını konuştuğumuz bir sohbette; 'Değişime inanmıyorum' dedi, ona kalırsa 'aslında kimse değişmiyor'. Onca üniversite, kitap, ideoloji, siyaset ve bunlar üzerinden geliştirilen dostlukların hepsi, sıcak sütün üzerinde beliriveren ince kaymak tabakasından bile zayıf ve anlamsız, ilk küçük hararette eriyip tekrar eski haline dönüşüveriyor. Hemen her kes ilk dönemeçte 'fabrika ayarları'na geri dönüyor.

Bu tahlil İnsan'a dair çok umut kırıcı bir tahlil. Sonuçta değişim yoksa eğer, ilerleme ve yükselme de yoktur. Değişim yoksa medeniyet dediğimiz büyük insani sıçrayışı, insanlığı cangılın içinden çekip bir aile, bir dil, bir istikamet sahibi kılan insanın acılı ve büyülü deneyimini ne ile izah edeceğiz. Eğer her küçük hararette mağaralarımıza ve kabilelerimize geri dönüyorsak, insanlığa sunduğumuz bütün gelecek perspektifleri kocaman yalanlardan ibarettir.

SA3684/KY26-CA98: Dünya Bülteni Günleri

"Elinden dilinden emin olunan Müslümanın medyası, haber dili nasıl olmalı gibi konular üzerine düşünmeye devam edeceğim, düşünmeye devam etmemiz gerekiyor şüphesiz."


Yerleşilmiş bir mekandan veya muhitten ayrılmak zordur, bunun layıkıyla ifadesi de hiç kolay değildir. Dünya Bülteni’ne sonuncu yazımı yazmak için oturdum ve çağrışımlarla kuşatıldı zihnim. 2007’nin sonlarında kıymetli düşünür Akif Emre sitenin genel yayın yönetmenliğini üstlendikten sonra bana yazmış ve hayal ettiği sitenin ilkelerini tarif ederek katkıda bulunmaya çağırmıştı. 

O dönemde bir gazetede haftada iki gün yazıyordum, ama yeni bir dil oluşturma amacına dönük bir internet sitesine özgü tecrübeyi göz ardı edemedim. İlk yazımı 2008’in Şubat ayında göndermiştim hatırladığım kadarıyla. Her hafta bu köşede ve bazen de haber-analiz köşesi için yazdım. Ne çok şey yazdım ve ne kadar az yazdığım hissi içindeyim şimdi.

25 Kasım 2016 Cuma

SA3683/KY28-ATA230: Mont Pelerin ve Sonrası

"Mont Pelerin müzakereleri, Rumların Kıbrıslı Türklerle “Ortak bir devlet kurmak” niyetlerinin olmadığını ve uzun vadede adanın tümünü ele geçirecek bir strateji ile masaya oturduklarını göstermektedir." 


İsviçre’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis’in katılımıyla yapılan ikinci tur görüşmeler, sözcü Barış Burcu’nun deyimiyle, “Kıbrıs Rum tarafının maksimalist tavrından vazgeçip, makul çizgiye yanaşmaması” nedeniyle ileriye götürülemedi ve şimdilik kış uykusuna yatırıldı.

Umarım siyasi platformda bir kazık yememişizdir ve BM müktesebatı içine de aleyhimize kalıcı bir madde daha girmemiştir. Kıbrıs Türk tarafında kalacak toprak oranı konusunda Akıncı ve ekibinin yaptığı teklif, Türklere kalacak olan toprak miktarının yüzde 29.2 olması şeklindeydi ve bu teklif de, herhangi bir mutabakat olmamasına rağmen kayıtlara geçti.

SA3682/KY1-CÇ331: İki Yüzlü

"Onları hiç sorma.. ben hayatımda onlar kadar pısırık, onlar kadar yüzsüz, onlar kadar korkak, onlar kadar iki yüzlü, onlar kadar onursuz insan görmedim. adam zaten iğneleyip durdu yemek başladığında."


- Lan sizin alayınızı.. hepiniz şerefsizsiniz, dedi..

- Hadi ya! Eee.. sonra ne oldu?


- E ne olsun? Buz gibi bir hava esti ister istemez. Hani sanki o anda sıcaklık bir den bire eksi altmışlara, yetmişlere belki yüzlere düşmüşçesine.. herkes donup kaldı. Bana öyle geldi ki her biri nefes almayı bile unuttu. Düşün bir buzdolabının sesinden başka bir ses duyulmuyordu.

SA3681/KY36-CK123: Pers Koridoru Kurulurken...

"İran bu amacına ulaşmak için Hizbullah, Haşdi Şabi ve PKK gibi taşeronlarını kullanıyor."


Sincar, Kuzey Irak'ta dağlık bir alan. Stratejik anlamda önemi yüksek. Türkiye, Suriye ve Irak üçgeninde lojistik açıdan kritik bir bölge. Irak Kürdistan'ı ile Suriye arasında, Türkiye'ye çok yakın bir alan.

2014'te DAEŞ, Sincar bölgesini ele geçirdi. Musul'da Irak ordusundan kalan askerî mühimmat ve silahlarla yüklü DAEŞ karşısında Peşmerge direnemedi. Sonuç trajik oldu. Sincar bölgesindeki Yezidiler'e karşı katliamlar gerçekleşti, Yezidi kadınlar seks kölesi olmaya zorlandı. 2015'in Kasım ayında Peşmerge ve Yezidi militanlar bölgeyi DAEŞ’ten kurtardı.

24 Kasım 2016 Perşembe

SA3680/KY1-CÇ330: Teneke Kutu

"Biraz ötede gözleri olsa kendisini bütünüyle görecek teneke kutuya baktı. Adeta kutuyla göz göze gelmeyi istercesine. Kutunun gözleri olmadığını, kutunun görebilme yetisi olmadığını bile bile bir süre baktı gözdağı verircesine. Arkasını döndü hırdavatçı dükkânına doğru yürüdü."


Teneke kutuya gözü ilişince çocukluk günleri aklına geldi ihtiyar adamın. Ne zaman sokak ortasında, yürüdüğü herhangi bir yolda böyle yamulup yumulmuş kutulara denk gelse hiç düşünmeden bir tekme savurur uçup giden teneke kutunun peşinden gözlerini ayırmazdı. Elbet bunu sadece kendisi yapmıyordu. Hemen hemen neredeyse herkes yapardı. Hem yaşlı başlı adamlar bile yapardı. Atılan tekmenin ardından bir de ıslık çalınmaya başlardı her kimse. 

Tuhaf bir sevinçti, bu sevinç tekme atan için geçerliydi elbet. Yoksa uçup giden teneke kutunun bir yerlere, kişilere –örneğin yerden bir evin bir dükkânın camına yahut o esnada kutunun güzergâhında kendinden emin bir biçimde yol alan kadın erkek herhangi birine- çarptığını düşünsenize.. o durumla karşı karşıya kalan hiç kimsenin kutuya tekme atanın yaşadığı sevinci yaşamayacağı açıktır. 

SA3679/KY35-YTK136:Tarih ve Coğrafya'nın Ettiği

"Tarih zıddına döner gibi oluyor bazen tersine akacak gibi geliyor… sonra sadece aktörlerin yer değiştirdiğini ama aslında hep kendi yoluna devam ettiğini anlıyoruz."


Salı günü Cumhurbaşkanı, Başbakan, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve üst düzey komutanlar Yalova'da altı saat süren toplantı yaptı. Gündemin ana konusu aslında NATO üyeliğiydi.

Ama bundan fazla söz etmeden daha çok bir savaşa katılıp katılmama kararını ele aldılar enine boyuna. Birleşmiş Milletler'in dünyaya yaptığı çağrıya ne cevap vermeleri gerektiğini uzun uzadıya bütün yönleriyle tartıp biçtiler.

Sonunda karar alındı; BM çağrısına uyulacaktı. Savaşa taraf olunacaktı. Çünkü böylece NATO'ya üye olunabilecekti…

SA3678/KY49-İTIĞLI23: Uluslararası Ceza Mahkemesi Afrika Ülkelerine Karşı mı Kuruldu?

"Artık Afrika ülkeleri için yeni bir dönem başlıyor; kendi mahkemelerini kurma dönemi. Afrika ülkelerinde işlenen suçlar ancak Afrika Ceza Mahkemesinin kurulması ile cezalandırılabilecek. İşte o zaman Afrika, hukuk açısından da beyazların hegemonyasından kurtulacaktır."


Kısa adı UCM olan Uluslararası Ceza Mahkemeleri adında merkezi Lahey’de olan bir mahkeme var. Bu mahkeme Roma belgesi gereği Temmuz 2002’de kuruldu ve yargılamalarına 2003’de başladı. Benim de dahil olduğum birçok kişi bu mahkeme kurulduğunda artık savaş suçları veya insanlığa karşı işlenmiş suçların cevapsız kalmayacağını düşünerek çok sevindi. ABD’nin Afganistan ve Irak’ta, İsrail’in Filistin’de, Çin’in Uygur bölgesinde yaptıklarının cezası verilecekti. Myanmar’da, Arakan’da, Keşmir’de Müslümanlar rahat bir nefes alacak, yapılanların hesabı sorulacaktı.

Hatta MAZLUMDER o yıllarda UCM’le ilgili bir rapor hazırlayarak UCM’nin ne kadar gerekli bir kuruluş olduğuna bizi inandırmıştı. Artık biraz da olsa yeryüzünün masumları Müslümanlara ve diğer topluluklara işlenen suçlarda önemli bir azalma olacaktı.

SA3677/KY26-CA98: Mülteci Taşınması

"İnsan kendine nereye kadar indirgeyebilir peki? Bir dağa tırmanırken, bir çöle doğru ilerlerken neye ihtiyacınız olacaksa öyle giyinmelisiniz, ancak mültecilik bulduğuyla yetinmeyi öğretiyor. Kıyıda köşede yüzlerce hatıra değeri taşıyan nesne ve belge vardır. Eleyip dokumaya zaman vermiyor can korkusu. Yükte hafif olmaları gerek. Hızla aşıldı bin yılların tecrübesi. Yatak yorgan, çaydanlık, tencere, çatal kaşık, çerçevelere yerleştirilen fotoğraflar, beşik ve televizyon…" 


Mimarlar “ilk ev” olarak “Adem’in Kulübesi”ni model alırlar. Yalın, fonksiyonel, sağlam, korunaklı. Bir mülteci çadırı birçok açıdan Adem’in Kulübesi’ne benziyor. Ayrıntılara dalmadan, en temel ihtiyaçları karşılayacak şekilde kurulup döşeniyor. Eşyalar birikmeye başladıkça geride bırakılan evin geniş dolapları, mutfağı ve yalnız kalmaya izin veren köşeleri daha sık hatırlanacaktır.

Mülteci çadırkente yerleşinceye kadar, insanın tabiat içindeki ilk barınma serüvenine benzer bir tecrübe sergiliyor. Korunaklı, tehdidin ulaşamadığı bir adrese ulaşmalı zorlu yolculuğu. Yıllarca yaşanmış evin un ufak olması, düşmana dönüşen komşunun sebep olduğu tahribat yanında ne ki… Yaşanılan korkunç olaylar bakışlara ürkeklik halinde yerleşiyor.

23 Kasım 2016 Çarşamba

SA3676/KY29-YA76: Turkexit’in Acısı Brexit’i Unutturacak

"Yani AB, bütün bileşenleriyle Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışsa da nicelik ve nitelik olarak eski gücü yok. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının restinin ve halkın bu reste verdiği sessiz desteğin prestij boyutu Brexit hezimetinden de hazin AB için!"


Financial Times Gazetesi, ‘Türkiye’de yönetimin otoriterleşmesinin, ülkenin AB’ye üyeliğini olanaksızlaştırdığını” söylüyor.

Buna göre Avrupa Parlamentosu, bu hafta içinde Türkiye’nin AB üyeliğini durdurmayı tartışacak ve bunu oylayacakmış! Büyük ihtimal üyeliği durdurulabilirmiş Türkiye’nin!

Yazının devamındaki ‘Recep Tayyip Erdoğan’ın 2013’ten bu yana gelişen otoriterliğinin Türkiye’yi AB üyeliğinden men ettiği’ yorumuna gülmemek elde değil.

SA3675/KY1-CÇ329: Bir Öykü'nün Yazılmasında Yazar'ın Çektiği ya da Çekeceği Sıkıntıların Öykülendirilme Denemesinin Öyküsü

“Bir sözcük bulmalıyım. Önce bir sözcük bulmalıyım. Bir sözcük.. öyle bir sözcük ki dikkatli okuyucunun bile daha önce duymadığı ayrımsamadığı bir sözcük olurken alelade bir okuyucunun dahi dikkatini çeksin ve dikkatli bir okuyucu oluşa götürecek ilk adım olsun. Bir sözcük.” diye düşündü yazar ceviz kaplamalı masasının başında.


“Neyse ki elimde kalem, çalışma masasının üstünde kâğıt var!” diye geçirdi içinden yazar. Masa ceviz kaplamaydı. Her halinden özel yapım olduğu belliydi masanın. Sözün kısası masa ceviz kaplama ve köşeli bir çalışma masasıydı ve iki parçadan oluşuyordu. Çok sağlam bir masa olduğu daha ilk görüşte anlaşılırdı. Masanın her iki tarafında bir çekmecesi ve iki kapaklı dolabı mevcuttu. Her iki taraf da yüz otuza yüz otuzdu. 

“Eğer başka bir masa olsaydı yazabilir miydim? Sanmıyorum. Tıpkı daktiloda, PC yahut Laptop'ta yazamadığım gibi e1 kalite standardında 18 milim suntalamdan üretilmiş bir masada da yazamam. Bu o kadar belli ki!” Tümceleri ağzından döküldü yazarın, “Neyse ki elimde kalem, çalışma masasının üzerinde kâğıt var!” iç geçirmesinin hemen ardından.

SA3674/KY25-NO74: Demek ki Neymiş? Türkler Kızdırmaya Gelmezmiş!

"Aradan günler geçtiği halde halâ Alman Medyasının bir numaralı gündemi olduğu ve kaldığına göre Almanlara bayağı koymuş bu son ziyaret." 


Mevzu Erdoğan-Steinmeier görüşmesi. Görüşmenin muhteviyatından bana ne! Ben görüşmenin nasılındayım. Bild’e çok koymuş bu nasıllar! Nasıl mı? Bakalım nasılmış…

Efendim havalimanında ne kırmızı halı varmış, ne de karşılayacak üst düzey bir diplomatik ekip. Galiba Esenboğa mahalle muhtarı gönderilmiş! Steinmeier’i beklemesi gereken siyah limuzin kendilerini havaalanında değil de otelin önünde beklediği için mecburen otobüsle gelmiş arkadaş otele kadar…

Neyse otele gelindiğinde bir de ne görsünler?! Arabanın önüne takılan Alman Bayrağı yok. İlgisiz yetkililer bayrağınızı asacak anten bulamadık demişler!

SA3673/KY38-SevDur33: Mülteci Çalışmalarını Kilise Yönetiyor


Takdim

Uluslararası Mülteci Derneği Başkanı Uğur Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda Avrupa’nın önemli kentlerindeki mülteci kamplarını ziyaret etti. Ziyaretlerinin arasında Fransa’daki Calais kampı da var. Bugünlerde güney kısmının dağıtıldığı, yıkılıp yakıldığı haberleriyle gündemimize giren Calais kampıyla ilgili gelen bilgilere göre; 29 Şubat Pazartesi günü Lille İdare mahkemesi, Nord-Pas-Calais Valiliğinin kampı boşaltma kararını onayladı. Sebep olarak da devletin resmi ağzıyla ‘‘6000 mülteciyi o küçük alanda barındıramayız, imkanlar yetersiz” denildi. 

SA3672/KY36-CK122: Kimlik Siyasetinin Çöküşü...

"Trump'a oy verenleri suçlayan, bu insanları aşağılayan, halkı küçümseyen bir söylemle avuntu bulmaya çalışan Amerikan liberalleri teselliyi “biz güzeliz, iyiyiz ama halkımız bizi anlamıyor”da buldu."


Geçtiğimiz günlerde, New York Times gazetesinde ABD'de liberallerin kimlik siyasetine saplanmasının Hillary Clinton'a nasıl seçim kaybettirdiği yönünde bir yorum yazısı çıktı. Yazının New York Times gibi kimlik siyasetinin popülerleşmesinde en çok katkı sağlayan mecralardan birinde çıkması, Amerikalı liberallerin öz eleştiriye başladığını gösteriyor.

Clinton'ın kampanyası, aslında Obama'dan yadigâr kalan bir strateji üzerinden ilerledi. Kadın, azınlık ve eşcinsellerin hakları, yani Amerika'da ezilen kimliklerin meselesi başkanlık kampanyasının ana eksenini oluşturdu.

22 Kasım 2016 Salı

SA3671/SD568: "her şey yok'tan yaratılmıştır" /24.12.2005/ 428. patika


...yok/yokluk yok'sa yok'tan var etmek ne demektir?...
...yüce yaratıcımızın her şeyi yok'tan var ettiği, insanın bildiği en kesin gerçeklerden biridir...
...bilimsel çalışmalar bugün insanı ikna edebilecek düzeye geldiyse de, henüz birçok iblis ardılı insan bunu kabullenmiş değildir...
...zaten bu ardılları tartacak değiliz...
...varlık, Allah'ın var ettiği her şeyi içerir ve Allah, varlığı yoktan var etmiştir...
...ancak hiçbir şey yok iken sadece Allah vardı...
...yokluğun yokluğunu, yaratılmış olan insanlar için kabullendiğimizi hatırlatarak, insanın yokluğa dair ürettiği ne varsa, onun zaman, mekân ve zekâ ile diğer yardımcı araçlardan yararlanılarak varlığa dair terimlerle ölçülebildiğini tekrarlayalım...
...ve varlık ve yokluğun insanların algılarına göre değişen bir temelle sorgulandığını söyleyelim...
...yokluğun yokluğuna kadar ulaşan çıkarımların tamamı insan bilgisine dayalıdır...

SA3670/SD567: Telveler 23

"Siz en çok annenizi üzdüğünüz vakit, anne-evlat mâzisine ihanet edersiniz."


Zamanın en küçük parçasında bile sizi hissettiler...

Sizi dünyaya getirene kadar içlerinde ağırladılar, hiçbir misafire davranılamayacak kadar cömert; bedenlerini de paylaştılar...

Onlara sevgi duygularının refakatinde acılar verdiniz.

Siz varlığınızın en bilinçsiz döneminde, onları zevklerinden mahrum ettiniz. Kederlerini size bağladılar, sevinçleriyle beraber. Bedenleri normal değildi; sizler için öğürdüler, sizler için tedavi olamadılar; hastalıklarını bedenleriyle aştılar.

SA3669/SD566: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 131 (21-25 Mayıs 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(21-25 Mayıs 2013)  ( 673 Tweet)

25 Mayıs
65.459. @ahamitbilici hımm...özgürlükçü bir çıkış... sanırım propagasyon etkisi devam ediyor... gerçekten tuhaf...

25 Mayıs
(…) Anlatılmaz diyorsun Baktığında gözlerine Gördüğün haykıran, doğuran ve ölen acı Anlatılmaz diyorsun ve Susuyorsun sonsuzark.blogspot.com/2013/05/sa246k…

25 Mayıs
@markaresayan Endişelenmeyin islam hakkında yaptıkları tartışmalar da aynı kalitede... saçma ve temelsiz safsatalar:)

Markar Esayan @markaresayan
25 Mayıs
İsa Roma askeri olarak çarpışmış ve ölmüş. Bunu da ilk defa duydum:)

21 Kasım 2016 Pazartesi

SA3668/KY1-CÇ328: Kumpas/ Roman - Bölüm V-7

"Bu hekat ölümü, ölümleri kutlayan değil yaşamayı ve yaşatmayı seçenlerin hekatıdır. Bu hekat bir dirilişin sessiz çağıltısıdır."


Bölüm Beş
-7-

Kaan Ardıç makam odasında oturmuş gazeteleri gözden geçiriyordu. Tamim denen ifritlerin gazetesini didik didik etmişti. Birinci sayfada hemen hemen başka gazetede olmayan –bir iki gazetede daha vardı onlar da aynı grubun gazetesiydi- bir haber dikkatini çekmişti. 

Mafya tarafından infaz edilen genç bir güvenlikçi. İki kurşun sırtına bir kurşun da alnına sıkılmıştı. Hemen olayla ilgili detayları emniyetten istedi. Tanık yoktu. genç güvenlikçinin evinde adamın anasının bile haberdar olmadığı bir çanta bulmuşlardı, çantadan yüz elli bin dolar çıkmıştı. Çanta havalandırmaya ustaca gizlenmişti ve fakat emniyetten külyutmaz bir ekip eliyle koymuş gibi bulmuşlardı ilk üstün körü aramada.

SA3667/KY28-ATA229: Rumlar Sadrazam’a Karşıymış

" Anastasiadis’in kendisine ve heyetteki tüm DISY’lilere itirazım var, 1976 yılında Glafkos Klerides DISY’i kurarken, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak için darbe yapan katil EOKA B’cileri bünyesine alarak partiyi kurduğu için..." 


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Mont Pelerin görüşmelerinde bulunan heyet içinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan emekli Kurmay Albay Halil Sadrazam'ın da yer alması, 1996 Derinya olaylarıyla alakası olduğu iddiası ile Rum tarafında "ciddi soru işaretleri" oluşturmuş. İtirazları varmış Sadrazam’ın heyet içinde yer almasına. 

Yedikleri naneye bakın siz. 

Bu faraziyeye dayalı, ipe sapa gelmez iddiaya Kantara’nın Keçileri bile güler.

SA3666/KY33-YO146: Franca Viola’nın Âhı...

"79 yıl boyunca geçen laik, muhafazakâr, merkez sağ, sol hükümetler tarafından  Türk Ceza Kanunu’nda yapılan 62 büyük değişiklik sırasında da tecavüzcüyle evlenme maddelerine dokunulmadı, üzerine çok dar çevreler dışında yüksek sesli itirazlar da duyulmadı."


Franca Viola, Sicilya’nın Alcoma kasabasında yaşayan bir çiftçi ailesinin kızıydı.

15 yaşındayken 23 yaşındaki Filippo Melodia ile nişanlandı. Fakat Flippo, bir süre sonra hırsızlıktan tutuklanınca Franca’nın babası nişanı bozması için kızına baskı yaptı. Nişan bozuldu. Filippo Almanya’ya taşındı. İki yıl sonra Franca 17 yaşındayken başka bir adamla nişanlandı. Bu sırada Almanya’daki Filippo, Sicilya’ya geri döndü. Haberi alınca sürekli Franca’yı, nişanlısını ve babasını rahatsız etmeye başladı.

20 Kasım 2016 Pazar

SA3665/YB41: Zihninizde Dolanan Yankılar / Sınanmış Renkler 40

"Belki de bir riyânın yürüyen ayak sesleridir o türden bazı susuşlar ve sırf susarak bir kötülüğü sürdürmeye hizmet edersiniz o türden zamanlarda."


Sustuğunuz zaman içiniz de susar mı dostlarım? Susmayı konuşarak mı konuşsak, susarak mı? Bugün bunu konuşalım mı? Güvertede uzun kaldınız biliyorum; tıpkı hayat gibi, hem zaten hayat bir güverte değil midir?

Yazın o sıcak ve uzun günlerinden bugüne dek çok şey sustuk, çok şey söyledi içimiz, gördük; dilimiz sussa da içimiz susmadı. Açıkça anladık hepimiz, biz asla susmuyoruz, uykumuzda bile, gündüz susarak ya da konuşarak içimize taşıdığımız, içimizden dışımıza sürüklediğimiz, hem bazen kollarından tutarak dışımıza taşıdığımız her şey uykumuzda, gece rüyalarımızın içinden hiç anlamadığımız, hatta anlayamayacağımız biçimde, ilginç bağlantılarla tekrar tekrar susuşlarımızın tepesinde patladı.

SA3664/KY35-YTK135: Devlette Devamlılık Esası

"Ve tarih bütün bu benzer olup bitenlere karşı o değişmez esasları olan devletlerin nasıl davrandığını yeterince açıklayabilir mi rica etsek acaba?"


Yazıya başlayacağım son dakikalar izin verirse.

Küresel piyasalar brent petrol dolar falan zaten hep bir son dakika içinde yaşıyorlar. Onlar değil dediğim.

“Devlette devamlılık esastır” sadece bizim için geçerli değil tabii ki. Kimdi hatırlamıyorum, bir ülke yıkılınca bile istihbarat örgütü yoluna aynı şekilde devam eder diye. Devletlerde devamlılık karışık ama belli ki değişmeyen bir iş, değişmeyen bir özellik.

SA3663/KY13-AO97: Cinsel İstismar Suçlarıyla İlgili Değişiklik Önergesi Üzerine

"Toplumsal tepkiler oluşturabilecek olan böylesi değişiklik önergeleri meclise getirilirken en azından tepki odaklarına yapılmak istenen değişiklik anlatılmalı, onların bu konudaki görüşleri de alınmalıydı."


Ak Parti'nin Meclise sunduğu değişiklik önergesi, zamanlaması, içeriği ve hazırlanış şekli açısından bir çok yönden hatalıdır.

Yasa tasarısı "Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasını, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesini" amaçlamakta.

19 Kasım 2016 Cumartesi

SA3662/KY20-MEK45: Ruhumun Türküleri

"Veya bir yağmur sonrası ellerimde ekmeğe sıkıştırılmış yeşil soğan ile damda kedi köpek kovaladığım... Sonra..."


Ruhumun içinde kıpraşan bir melodi var.

Bazen acılı Doğu türkülerine benzetirim ve söz gelimi iç paralayan bir feryadı umarsız bir iniltiye dönüştüren 'Sarı Gelin'i tuttururum.

Her sabah uyku ile sarhoş ruhumu hayata adapte etmeye uğraşırken dilimde hep o anı iniltiyi, o coşkulu hüznü yakalarım.

SA3661/KY1-CÇ327: Hayır

"Öfkeyle kalktım yerimden. Filmin sonunu getiremeyecektim. Filmin kötü kahramanı zenci bir köşeye sıkıştırılmıştı ve teslim olmayacağı, öldürüleceği de açıktı. Sonu belliydi.. belli olan sonu görüntüye yüklemenin bir anlamı da yoktu."


“Hayır! Hayır!  O seri katil olmasın! Hayır zenci seri katil olamaz!” diye bağırdım. Kendimi kaybetmiştim. Filmin sonuydu artık ve dedektif seri katilin kim olduğunu apaçık öğrenmiş çevresindekilere de kanıtlamıştı. Ve fakat kabullenemiyordum. 

Böyle sinemada yahut tiyatro ve benzeri yerlerde bağırmak kuşkusuz çirkin bir şeydi, hatta düpedüz görgüsüzlüktü. Dönüp dönüp bakanlar mı, mırıldananlar mı, ürkenler-korkanlar mı ne ararsan var, katı açılmamış ve her hallerinde küfretmeye susamış oldukları belli kişilerin savurduğu küfürler.. bu tür filmlerin izleyici üzerinde ilginç etkiler bıraktığına tanığım.

SA3660/KY27-ŞT69: Kitap Günlüğü 3/ Biraz Dante, Biraz Guenon

"Guenon’a göre özellikle İtalya topraklarında gözlenecek biçimde hiç kopmadan süregelen bir gelenek söz konusudur ve bu geleneğin izleğinde de bütün dünya için söz konusu edilebilecek bir kadim bilgeliğin sırları gizlidir." 

Kitap Günlüğü(*)

13 Ağustos 2016 - 003

Cennet, cehennem ve ezoteri... ek: alemin hükümdarı, sembolizm, tradisyonalizm, vergilius, ilahi komedya

İnsan yayınları arasında 2014 yılında oldukça şık bir baskı ile yayınlanan Rene Guenon’un İsmail Taşpınar çevirisi 'Dante ve Ortaçağ’da Dini Sembolizm' adlı kitabını, adeta bu kitabı detaylandırarak tamamlayan yine İnsan yayınları arasında yine İsmail Taşpınar çevirisiyle çıkan ‘Âlemin Hükümdarı’ ile birlikte okumak gerekiyor. Hem Guenon’un kendi ifadesiyle de;‘Bize göre, coğrafi vakıalar ve aynı zamanda tarihi vakıaların kendisi, her şey gibi bir sembolik değere sahiptir. Zaten öyle olması, onlarınbir vakıa olmaları gerçeğinden bir şey eksiltmez…’ deyişini de göz önüne alacak olursak böylesi bir okuma bir gereklilik olmaktan çok neredeyse bir şart haline geliyor.

SA3659/KY26-CA97: Maraş Bereketi

"İstanbul’da kitapevlerinin toplanma mekanı olma özelliklerini yitirdiğini dile getirmiştim bir yazımda. Maraş’ta ise şehrin çeşitli mekânlarında kitap, hâlâ bir toplanma sebebi."


Maraş Kitap Fuarı bu sene bölgesel bir cazibe merkezine dönüşmüş gibi göründü bana. Çevredeki şehirlerden kafileler halinde gelen kitapseverler vardı. Radyo programcısı Hatice Durmuş ve Sema Vursalı, Adana’dan gelmişlerdi. Osmaniyeli Din Kültürü dersi öğretmeni Cevat Bal ve Türkçe Öğretmeni Zeki Özkan 20 kadar öğrenciyle dolaşıyorlardı stantları. Günlerden cumartesi olduğu için belki de kalabalıktı fuar. Bununla birlikte konuştuğum yayıncılar, memnuniyetsizliklerini dile getirdiler.

İlk sene fuar bitiminde İstanbul’a boş elle dönen yayınevi temsilcileri, bu sene mevcut kitapların yarısını geri götürecekler muhtemelen. İz Yayıncılık standının yöneticisi Ömer Tofa şöyle yorumladı fuarın bu seneki manzarasını: "Maraş’ta belli bir okuyucu oranı var. Bu okuyucu önceki fuarlarda alması gereken kitapları zaten aldı."

18 Kasım 2016 Cuma

SA3658/KY28-ATA228: Rumların Garantörlük Yalanı

"Ne vakit Rusya’nın Ukrayna üzerindeki garantörlüğü tartışılmaya açılır, o vakit Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki garantörlüğünün konuşulmasına da sıra gelebilir. 1897 yılında Girit’te yaşanan katliamlar ile 1963-1974 yılları arasında yaşadığımız soykırım zihinlerde olduğu müddetçe Türkiye’nin garantörlüğün asla sonlanmayacağı, Türk askerinin de KKTC’yi terk etmeyeceği gerçeğini konu ile ilgili herkesin kabul etmesi gerekmektedir ve böyle de olacaktır…"


Rum lider Anastasiadis, sözcüsü, görüşmecisi ve diğer tüm Rum liderler ağız birliği etmişlercesine “Garantörlük ve Garantiler” konusunda gözümüze baka baka yalan söylüyorlar.

İnanılmaz derecede pişkin insanlar. Yalan söylemekten ve inanılırlıklarını yitirmekten hiç çekinmiyorlar ve de son derece pişkinler. Söylediklerinin yalan olması durumunda da yüzleri asla kızarmıyor. Rum siyasilere baktıkça, söylediklerini duydukça aklıma 3 Mayıs 1469  tarihinde doğmuş,  21 Haziran 1527 tarihinde 58 yaşında ölmüş olan tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı düşünür, devlet adamı ve askerî stratejist Niccolò di Bernardo dei Machiavelli, Türkçe kısa okunuşu ile Makyavelli, geliyor hep. 

SA3657/SD565: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 130 (16-20 Mayıs 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(16-20 Mayıs 2013)  (646 Tweet)

20 Mayıs
64.786. @chn_aktas roman, özel olarak tasarlanmak üzere tartışılmalı...insana harflerle ulaşan en etkili damar bu

20 Mayıs
@chn_aktas Zeytinburnu sunumunuzu dinledim; katıldığım bir çok nokta var; teşekkür ederim:)

HNF
@H_N_F
20 Mayıs
Mercan Dede, İsrail'den konser teklifi geldiğinde şu cevabı veriyor; "Ancak '67 sınırlarına geri döndüğünüzde" #israilyargılanıyor

SA3656/KY1-CÇ326: Kısık Sesler

"Asıl öncelikli olan bir sağa bir sola giden parmaktı. Hiç hoş bir görüntü değildi ve kahretsin ki sabahın körü denecek bu vakitte parkta kendisinden ve biraz önce can havliyle kaçan kediden başka kimse yoktu."


İhtiyar adam çekinerek –adeta korkarak- fısıltıyla -neredeyse sessizlikle fısıltı arası bir tonla- “Onları buraya bırakamazsınız! Bırakmamalısınız!” dedi.

İri yarı kendinden emin etrafına korku salmakta mahir ve bu halden oldukça memnun kasıntılı kaslı adam ihtiyar adama yaklaşıp, “Bir şey mi dedin bunak?” dedi. 

İhtiyar adam bir adım geri çekildi –yahut geri çekildiğini sandı, evet bu bir sanıydı. İmdi bir takım okuyucular bu kendinden emin olmayış anlatımdan kuşkuya düşecek ve anlatılanın gerçek olup olmadığından yani gerçekliğinden kuşku duyacaktır. Olsun. Başkalarının kuşkusuyla bir şey anlatacak durumumuz yok. Eğer böyle ikircikli yani kendinden emin olamayış anlatımı birilerinde kuşku doğuracak olursa da olan bitene fazladan katacak bir şeyimiz yok. Olan ne ise o.- ihtiyar adam bir adım geri çekildiğini sanıyordu. Daha fazla geri gitmesinin bir anlamı yoktu. Nasıl olsundu ki zaten sırtı duvara değdi değecekti. 

17 Kasım 2016 Perşembe

SA3655/KY49-İTIĞLI22: Timbuktu Bizim Ruhumuz

"Timbuktu’da Bamako’da olduğu gibi yüksek katlı oteller yoktur. Modern tarzda bir şehir yapılanması da yoktur. Rüzgarın esintisine kendini teslim etmiş ağaçlarla karşılaşırsınız. Toprak ile insan arasındaki uyumun ne kadar derinden olduğunu burada hissedebilirsiniz. Balçıktan yapılmış şehrin en büyük camisine girdiğinizde, sıcak hava yerini serin bir havaya teslim eder."


Afrikalıların tarihi var mı? Oryantalist batılılar için bu sorunun cevabı basittir. Afrikalıların bir tarihi yoktur, olamaz da. Afrika için sadece Mısır tarihi ve medeniyetinden söz edilir. Bu koca kıtada yaşamış insanlar onlara göre bir medeniyet oluşturamamışlar, şehirler kuramamışlar, miras olarak sözlü kültür dışında nesillerine bir şey bırakamamışlardır. Afrikalıların tarihi olmadığı için hafızalarının da olmadığına inanırlar. 

Oysa Afrikalıların hayranlıklar uyandıracak bir tarihi geçmişi vardır. Afrikalıların tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Gana, Mali, Habeşistan ve Sudan’da büyük devletler kurmuşlar ve kendilerine has bir medeniyet oluşturmuşlardır.

Seçkin Deniz Twitter Akışı