30 Mayıs 2013 Perşembe

SA248/SD33: Ömer Lekesiz’in ‘Doymuş’ Nezaketi

“Ben, kaybettiğiniz vicdanınızım; aldatamayacağınız, susturamayacağınız, kaldırıp bir kenara atamayacağınız...”


Çayımı aldım. Bilgisayarın karşısına geçtim. Şu anda gülümsüyorum. Twitter’dan, Sonsuz Ark’tan ve Yeni Şafak’tan gerekli olan malzemeleri toparladıktan sonra yemeği yapmaya hazırım. Söylemem gerek; dün gece hiç uyuyamadım.  Twitter uzağı yakın ediyor yakını da uzak; nefsin fotoğrafını yansıtıyor insan farkında olsun ya da olmasın.

Bugün 29 Mayıs 2013. Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda tereddütlüydüm. Öçtüm, biçtim ve yazmaya karar verdim. Zira, bir Müslüman olarak hazmedemediğim ve bir Müslüman’a yakıştıramadığım bu fotoğrafı, en azından Ömer Lekesiz’e yarar sağlasın diye çekmek zorundaydım.

24 Mayıs 2013 Cuma

SA247/ME20: “Roman, Yaratmak mıdır?”

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-2



Yumuşak çağıltıyla gelen ses, art arda yankılandı zihninde:


Yazar bilmediği, tanımlayamadığı bir sesle kuşatılmış olmaktan dolayı sarsıntı geçiren zihnini toparladı ve yavaş yavaş cevap verdi:

SA246/KhB17: Riyâkâr Sessizlik



(Baktılar; birer biner ölüyor insanlığa henüz doğmuş çocuklar)
(Kalktılar; döndüler, kâtillere bağırdılar, sonra sırtlarını sıvazladılar)
(Sen sustun...)
(…)
Anlatılmaz diyorsun
Baktığında gözlerine
Gördüğün haykıran, doğuran ve ölen acı
Anlatılmaz diyorsun ve
Susuyorsun…

22 Mayıs 2013 Çarşamba

SA245/AH9: “Everybody's Fine - Herkesin Keyfi Yerinde” mi?

“Hiç kimse incinmek istemez!”


Amerikalılar, filmlerle dev aynasına taşıdıkları kendilerini yine filmlerle dev aynasından sıradan  insan basamağına indiriyorlardı.

Klasik bir Amerikan Noel’i; karlar, hindi, rengârenk ışıklar, mumlar ve Noel Baba şapkası. İki genç kızı, bir oğlu, bir damadı, iki torunu ve bir de torunlarından birinin annesinin ‘kız’ arkadaşı ile işçi emeklisi bir baba. Mutlu bir aile tablosu; “Everybody's Fine”

14 Mayıs 2013 Salı

SA244/YB9: Yeşil/ Sınanmış Renkler 9

“Yeşil, siyaha meyletmiş kırmızının kanatlarına sığınmış olanların ödülü olmaz; 
haberleri yoktur zavallıların.”


Bugün serin sabahın, sabah namazının dingin ruhuyla dümenine dokunalım gemimizin. Doğmamış güneşin tanyerinde beyazlayan, sonrada kızıla dönen habercilerini sağımıza alarak, masmavi suları yara yara yürüsün gemimiz. İnsan eli değmemiş kıyıları süzelim, huzuru arayan gözlerimizle.

Suyun, gökten aldığı maviyi saklayıp gelsin diye yeşile yer açtığı yerlere gidelim. Yeşilin her tonuna kondurulmuş cennetten kokuları çekelim içimize. Cennetten kokular, cennetin renklerinden Allah’ın bize anlattığı yeşili hatırlatırlar gözlerimize. Yemyeşil cennetler; ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyinmiş doğa.

SA243/SD32: IMF/ Bir Soygun Hikâyesi Yazarı; Stanley Fischer

"2001 krizinin sorumlusu IMF'dir. O dönemde Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynandı, bu oyunlar sonucunda da ülke uçuruma itildi."
Zekeriya Temizel, Eski Maliye Bakanı, Eski BDDK Başkanı 


Beyaz Yakalı Gangsterler’in Kar Maskesi: IMF 

Sizlere bu yazıda, çoğunlukla anlamadığımız bir konunun ‘gerçekliği kesine yakın’ muhtemel öyküsünü anlatmayı düşünüyorum. Öykümüzün başkahramanı Stanley Fischer olacak. Bu ismi gelecek kuşaklar, yüzündeki titr maskesi ortadan kalktığında büyük bir öfkeyle anacaklar. Bu isimle ilgili gerçekleri Dünya’da ve Türkiye’de ekonomi ile bir şekilde ilgilenmiş olan siyâsetçiler, bürokratlar, bilim adamları, bankacılar, finans uzmanları ve gazeteciler çok iyi bilmekteler. Ancak hepsi, korkularından veya çıkarlarından dolayı bunu bizlerle paylaşmazlar.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

SA242/AyS9: Ölümün Bekçileri

 “Ölüler tarihe sizi doğuracaklar. Sizi, iğrenç sesinizi, nefeslerinizi doğuracaklar.”



BM Güvenlik Konseyi 

Deli saçması değil her şey; herkes hiç olmadığı kadar akıllı. Herkes aklının en cevval fotoğraflarını dillerinden boca ediyor herkesin kulaklarına. Kim ne kadar çılgın, kim ne kadar kâtil; ardı ardına, hiç nefes almaksızın konuşuyorlar. İnsanlar, konuşamayan insanlar, artık konuşamayacak olan insanlar; hayaları kesilmiş, karınları deşilmiş, paramparça edilmiş yüzleriyle ayaklarının altında inlerken; köpeklerden daha vahşi, domuzlardan daha iğrenç, tarihin gelmiş geçmiş en ahlaksız yaratıkları ellerindeki sopaları, kandan kapanmış yüzün içinde, derinden inleyen baygın, ölmek üzere olan adamın sesinin geldiği yere, ağzına sokup çığlıklar atarak çeviriyorlar, çeviriyorlar, çeviriyorlar. Ve yaptıkları vahşeti kameraya kaydedip internette yayınlıyorlar.

12 Mayıs 2013 Pazar

SA241/AÇ11: Türkiye’nin İç Politik Sorunları ve İngiltere’nin Mayın Stratejisi

“Türkiye ne Almanya’nın ne de ABD’nin dostluğuna güvenebilir; İngiltere ve Fransa’nın düşmanlığına da çok dikkat etmelidir.”



İç politikanın teknik ayrıntılarından dikkatini çekip, Türkiye’nin iç sorunlarına küresel politikaların teknik ayrıntılarından bakan biri ne görebilir? İzleklerde gezinirken muhtemelen 1793’te III.Selim’le başlayan reform hareketleri başarısızlığa uğrayan Osmanlı Devleti’nin, büyük bir hızla indiği  yüz yıllık düşüşün son  dönemlerini  de hatırlayacaktır.

Şaşırtıcı değil; yüz yıllık dip seyahati sonunda Türkiye, inişin aksine simetrik yüz yıllık çıkışının başlarında yine aynı sıkıntılarla meşgul görünüyor. İngilizler her zamanki gibi Türkiye’nin iç politikasını  her sonucu çatışma olacak şekilde kompoze etmeye  çalışıyorlar. Birazdan inceleyeceğiz; ancak önce simetrik tarihin tezimize uygun kısımlarını irdelememiz gerekiyor.

9 Mayıs 2013 Perşembe

SA240/AS24: Masumiyet

“Cesedin eylemsizliğinde öfke yoktur; masumiyet öfkenin yokluğunda aslına, toprağa döner; ceset masumiyet gittiği için çürür.”


Dışarı çıkmak, görünür olmak; pırıltılı serinliğini, görmek isteyenlerin göz bebeklerindeki sevgi sunaklarına takdim etmek masumiyet için hiç zor değildir. Kırpılmış yıldızların mavi ve kırmızı gözeneklerindeki sıcaklığın kaç kadir ettiğine bakmaksızın, çıplak gözle görülebilecek kadar duru ve masumiyet rengine çaldığını kesintisiz ikrâr ile tekrarlar durur, insanın derinliklerine çalınan maya…

8 Mayıs 2013 Çarşamba

SA239/SD31: Tasavvufta İdeolojik Sapma: Cehennem'e Övgü

Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Hayır; ileride bileceksiniz! Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz! Hayır, kesin olarak bir bilseniz. And olsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz. Yine and olsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz  (Tekasür 1-)


Cennet-Cehennem ve İbn-i Arabî ile El Cilî'de Cehennem’e Övgü 

Cennet ve Cehennem nedir? Cennet ve cehennem neden vardır? Bu iki soru insan için çok önemlidir. Önemine binâen birçok dinî veya felsefî metin/öğreti bu iki temel gerçeği kendi değişkenlerini kullanarak anlatır. Herhangi bir dinin -kaynağın sadece Allah olduğunu idrâk ederek- köken olarak insan üretimi olma olasılığını sıfır olarak kabul edersek, cennet ve cehennem ile ilgili başlangıç tanım ve tasvir değerleri ile son bildiri Kur’an’daki tanım ve tasvir değerleri arasında herhangi bir farkın olmaması gerektiğini görürüz.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

SA238/MEY20: Saatleri Sayma Enstitüsü

 

“Ben saatlerimi saymıyorum ama... gecelerimi, hafta sonlarımı, vicdanımın çalıştığı saatleri de sayarlar mı acaba?”

Zaman kısıtlıydı. Benden sonra gelecek olan arkadaşlarımla sonradan ‘aşılmış süre’ sıkıntısı yaşayacağımı da biliyordum. Pazar günü dinlenen, eşi ve çocuklarıyla yapmayı tasarladığı kahvaltısını tedirgin olmadan yapma rahatlığını özleyen, ancak her nedense her seferinde pazar günü yapılan toplantılarla canı sıkılan meslektaşlarımın hakları vardı. Her sınıfta on dakikalık konuşma sürelerine uyup, işlerini yapıp çekip gitmek istiyorlardı. Hangi mesai böylesine daimî meşguliyetle iç içeydi ki başka?

4 Mayıs 2013 Cumartesi

SA237/MB8: Pozitivist-Ateist-Teist Köleler ve Feodal Endüstriler

İnsan aklı, Allah’ı, tek düşmanı ilan ederek kendisini laboratuarların sentetik kokularla dolu atmosferine mahkûm etti.


İnsan aklının perdelediği teknik bir sorun binlerce yıldır insanlık tarihini olumsuz etkiliyor. Aklın öne çıkarıldığı tüm mantık kurgularında ve denetimlerinde akıl tek etkin güç değil; ancak aldanmış akıl öyle sanıyor. Aklın başlattığı etkileşim alanına akıl dışı faktörlerin müdahalesini fark etmeyen/edemeyen insan aklı, ürettiği tüm önermeleri aklın ürünleri olarak tasnif ediyor, karmaşık, çelişkili sonuçlar karşısında haksız yere insan aklını da suçlayabiliyor.

3 Mayıs 2013 Cuma

SA236/IE12: Yalanlar Doğurur

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.*


İnsan aklının, zihninin en büyük kaos kaynağı, sonraki düşüncelere, hayallere ve güzelliklere ve iyiliklere açılan bütün kapılarını kapattıran, geçmişe uzanan kollarını kıran tek düşmanı yalandır. Yalanın bindiği kısrak her an doğurur; her an yıkanır kötülükler çağlayanında. Bir tek arınmış an kalmayana dek uzatır insanı iblisin boyunduruğuna.

SA235/ÂA16: Beyzbol Sopası’nın Çürüyen Ruhu

Amerikalıların ‘Beyzbol Sopası’ çürümüş ruhuyla tarih sahnesinden çekiliyor.


Suriye’deki katliama kimyasal gaz bahanesi üretmek için çok geniş çaplı, ancak düşük hızlı diplomatik turlar düzenleyen ABD’nin, Burma/Birmanya/Myanmar’daki Müslüman kıyımına neredeyse destek veren tavırları ve 15 Nisan 2013’teki ‘Boston Bomba Tiyatrosu’ sonrası Rusya ile Çeçenlere karşı sıkı kardeşler pozları vermesi dünyanın midesini bulandırıyor artık. Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki bütün Müslüman katliamlarından, daha doğrusu insan katliamlarından sorumlu olan tek devlet; ama en çok Müslüman kıyımlarından.

2 Mayıs 2013 Perşembe

SA234/DT14: Biz Çocukken Sanal Çocuklar Yoktu

“Duyguları neredeyse yok; sert, rekabeti hayatın temeline koyan ve en iyi olmaya çalışan kurbanlarımız onlar.” 

Çocuk yasak dinlemez. Yasağı anlamaz, yasağın nedenlerini anlamadığı için yasağı umursamaz. Bunu tüm anne-babalara anlatmak lâzım. Çağımızın yetişkinleri her şey hakkında kendinden eminler, ama bildikleri yanıldıklarına yetmiyor. Çâresiz kaldıklarında uzmanlardan(!) yardım istiyorlar. Artık ne yardımı alacaklarsa? Bizim çocukluğumuz daha zengin daha gerçekti, anne ve babalarımız da.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

SA233/ME19: “Tanrı Roman Yazmaz!”

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-1

Nerede olduğunu bilmiyordu. Karanlıktı. Sessizdi bulunduğu yer. Hiçbir şey duymuyor, görmüyordu. Elleriyle herhangi bir yere dokunmaya çalıştı. Dokunamadı. Paniğe kapıldı. Yürümek istedi. Bacaklarına hükmedemedi. Ayakları çıplaktı. Yere yapışmış gibiydi tabanları; kaldıramıyordu ayaklarını. Panik büyüdü içinde. Neredeydi, neler oluyordu? 

Zihnini toparlamaya çalıştı. Öncesini düşündü yaşadığı ânın. Olmadı, hiçbir şey hatırlamıyordu; hafızası silinmiş gibiydi. Bir an kaçırıldığını düşündü. Kim yapabilirdi bunu? Bir roman yazarından kim ne isteyebilirdi?

Seçkin Deniz Twitter Akışı