28 Şubat 2013 Perşembe

SA191/SD25: İslâm, Felsefe ve Tasavvuf

Aklını kullanan bir kul olmak insana neden zor geliyor?


Öncelikle tertemiz üç soru soralım? İslam'ın derdi ne? Felsefe'nin derdi ne? Tasavvuf'un derdi ne? Sonra temiz cevaplar bulalım. Çok zor değil bu iş.

Felsefe'nin derdine bakalım kısaca. Felsefe, 'Bilgi'nin peşine düşer. Evrene, varlığa ve varlığın oluşumuna dair sorular sorar. Burada İslam'la çelişen bir tarafı yoktur. Zira Kur'an sorular soran insanlara cevaplar verdiğine göre aslında İslam Felsefe'nin kafasını karıştıran soruları ve cevapları kesin bilgiyle temize çıkarır. Bu anlamda felsefe ve İslâm bütünleşiktir. Ancak felsefenin filozoflar tarafından saptırılan hedefleri, işleri karıştırır. Paradoksal kir burada başlar. Yani insanın ve iblis'in megaloman standartları felsefenin temiz yapısını bozar.

SA190/MB6: Kilise’nin Çöküşü/ Batılı Paradigmaların İflası

"Kilisenin vazettiği bütün değerler, karma bir din anlayışından besleniyordu ve kutsallaştırılarak dokunulmazlaştırılan duvarlarında büyük boşluklar vardı."



Bilgiye ilişkin manipülatif  paradigmalar değişiyor. Eğer elektronik iletişimin açtığı güçlü, akışkan, etkileşimli bilgi ağında bulunan ulaşılabilir bilgi türleri, hackerler aracılığı ile farklı manipülasyon teknikleri geliştirilerek engellenmezse, insanlık çok uzun bir geçmişi acımasız bir şekilde tarihin görünmeyen noktalarına gömecek gibi görünüyor. Papa XVI.Benedictus’un istifası, (Vatikan tarafından yayınlanan Annuario Pontificio ,‘Papalık Yıllıkları’na göre XVI. Benedict 265. Papadır) iki bin yıllık kozmopolit bir kültürün sonuna gelindiğini anlatıyor insanlığa. 

26 Şubat 2013 Salı

SA189/PZ12: “Silin O Hâinin Adını!”

"Beş sene akan kanı bir gecede durduracakken durdurmayan, darbe yapana kadar bekleyen bir ordu komutanı bu adam. Bu adam isteseydi bir tek genç ölmezdi bu memlekette."
Ömür bitmemişse kimse kimsenin canını alamaz. O saat gelince ne bir saat ileri ne de geri alınabilir, buyuruyor Allah. Amennâ. Ömrümüz varmış demek ki. Bizden bir sokak ötedeki bakkalı vurduklarında, aklıma çoluk çocuk gelmişti. Kimseleri kalmayacaktı Allah’tan başka. Kardeş yok, amca yok, dayı yok. Anam, hanım hadi neyse de en büyüğü on dört yaşında, en küçüğü yeni doğmuş kızımız, yedi çocuk meydanda kalacaktı. Büyük oğlumuz daha 8 yaşında. Ölümden korkumuz yok ama…

25 Şubat 2013 Pazartesi

SA188/AyS6: Metamorfoz Kelebekleri ve Canlı Performanslarıyla Bukalemunlar ya da Dinozorlar

"Ötekiler, birer hastalık birikintisi olarak dinozor çöplüğüne doğru usul usul yol alıyorlar. İstikballeri metamorfoz kelebekleri ile ortak…"


Metamorfoz geçirenler tırtıldılar, kozaya girdiler şimdi de kelebek oldular, uçuyorlar. Ve’den sonra gelenler ise her dönemde vardılar ve şimdi var olmak için renk değiştiriyorlar; arazinin rengi kahverengi yeşil.

Metamorfoz öncüleri, Müslüman etiketli, burjuva özentili sonradan görmeler. Duruşları 7.sınıf, kaliteleri, 6. sınıf duruş sahibi bukalemunlardan bir basamak aşağıda. Toplamda -burjuvanın ilk doğurganlarını 1. sınıf kabul edersek- her biri ancak palyaço kombinasyonlarında full izleyici çeker birer prodüksiyon olabilirler.

24 Şubat 2013 Pazar

SA187/AH5: Tarantino’nun Klan Kırığı: Zincirsiz-Django Unchained

"Özgürlük, onur, tutarlılık, idealizm, analoji, tarih ve ırkçılık; Tarantino’nun zeka zembereği hızlı işliyor."


Efendilerinin şatafatlı elbiselerini giymiş biri kadın, iki eski köle, iki zenci atlarının üstündeler. Çiftlik kapısının önünde erkek, soylu atına zafer dansı yaptırıyor; arka fonda beyazların Antik Yunan tapınaklarını andıran büyük konağı, içindeki işbirlikçi zenci ile birlikte cayır cayır yanıyor.

Quentin Tarantino, bir zencinin cesaret edemeyeceği büyük bir iş yapmış. Uzak kıtadaki köleliğin tarihini, beyazların vahşetini, zencilerin itaatini bir belgesel kalitesinde ironik mesajlarla anlatmış. Zaferi de doğal olarak bir kölenin ellerine vererek beyazların hastalıklı ruhuyla alay etmiş. Irkçılıklarıyla bilinen Almanlardan birini zenci zaferinin en büyük destekçisi yapan bir senaryo, ırkçılıkla başka türlü nasıl alay edebilirdi ki?

SA186/YB6: Güvertedeki Soğuk/ Sınanmış Renkler 6

"Dostlarınız sizin köleleriniz değildirler"

Rüzgârlı biraz dışarısı; yağmuru hırpalıyor. Canını sıkıyor gökteki oynaşının. Dosdoğru okyanusa süzülecek, bırakmıyor. Çaresiz sudan kamçılara dönüşüyor, çarpıyor cama. Kaptan köşkü korunaklı ve sıcak. Seyri başka bir günde bambaşka; ama bugün biraz aykırı geliyor göğe bu karmaşa. Serin güne, daha fazla yük yükleyen bunaltıların kahveye çalan rengi gibi.

Kahve, dostluğu hatırlatır. Gözümüze hoş gelmeyen dışarıdaki karmaşada da belki bir dostluk var. Rüzgâr, yağmuru hırpalamak için fırtınadan koz sürüklüyor oluşunu, dostluğun kuvvetli kollarına güvenerek istiyor olabilir. Bu mümkündür tabi. Ama yağmurun fikrini sorsaydı, belki de yağmur kamçılara dönüşmek istemiyor olduğunu söyleyecekti ona. Belki de bu yüzden güverte yalnızlaştırıyor rüzgârı, yağmuru tutamıyor.

22 Şubat 2013 Cuma

SA185/KhB13: Bizi En Çok Münafıklar Vurdu Baba

(Babalar öldüğünde ansızın tıkanır oğullar)
(Boğulur tek tek boğazlarındaki yüklü boğumlar)

(…)
Bizi en çok münafıklar vurdu baba
Bir de ahmaklar…
(…)
Affettin seni inciteni 
Ben seni inciteni affettiğini gördüm
İncindiğini belli etmedin baba
Gözlerin hep geride kaldı…

20 Şubat 2013 Çarşamba

SA184/ME16: Şeytan’ın Gözleri

"Hesaplaşma bitmiş, ‘Şeytan’ın Gözleri’ ışığa çıkarılmıştı."


 Aydınlık beyazında sakince bakıyordu genç adam. Gözlerindeki öfke kıvılcımları geçmişin gözeneklerindeki karanlık uçları tırmalıyor; uzun saçlı kahkahaların, kısa, bıyıksız dostlukların doğduğu ilk zamanlarda, kucaktan kucağa uzayan seslerindeki arsızlığı sorguluyordu.

Sesi doygun ve parıltılıydı. Doygun farkındalığın kabuğundan çıkmış delikanlılığı, özgür bırakılmış dudaklarından ağır tonlu darbelerle, acımasızca çıkıyordu. Beyaz perdeler titriyor, sahneler kaçışıyor, ışıklar yanıyor ve saklandıkları karanlıktan insanları sinsice dikizleyen gözler suçüstü yakalanıyordu.

19 Şubat 2013 Salı

SA183/AS19: Yalçav Sözü Öykünmeleri

"Süzülmüş Sözlerden Artakalan Düşünceler"

"Kırkı aşmış aklı başında bir adam kitaplığının önünde durup düşünmelidir. Tümel’e ve tikellere hükmeden Allah’a itaat edeceği yerde, tikelleşip çoğullaşarak yalnızlaşacağını ve tümellere tek başına ulaşamayacağını bildiği halde süzülmüş sözün en güzelini bulduğu yerden, Kur’an’dan beslenmeden Allah’a çağırabilir mi? İyi iş yapabilir mi? “Ben Müslümanlardanım”, diyebilir mi?"

Kitaplığının önünde durup kitaplara bakan yaşı kırkı geçmiş bir adam ne düşünür?
***

17 Şubat 2013 Pazar

SA182/FT6: Sinema’da İkna Koşulu, II.Abdulhamid, Hays Yasası ve Muhsin Ertuğrul Faciası

"2002 yılına kadar, tanzimattan sonra tasarlanan masonik saldırılar gözlerinden ve kulaklarından girerek insanların ruhlarını tâciz ettiler."


İnsanları etkilemenin nasıl mümkün olduğunu bilenler, genellikle toplumların nasıl bir yapıda olması gerektiğini düşünenlerdir. Muhafazakârlık ya da muhafazakârlık karşıtı tüm postulatlar, insanların herhangi bir istendik davranışa yöneltilebilmeleri için öncelikle ikna edilmeleri gerektiğini bilen bir bilinç tarafından üretilmiştir. 

‘İkna’, insanların yönetilmeleri ile ilgili tüm süreçlerin ilk adımıdır; doğal olarak ‘ikna’nın mümkün olması için -kaçınılmaz olarak- bütün tasarımların önceden hazırlanmış olmaları gerekir. Tipik mimarî bir eser üretiminde olduğu gibi, gerekli olan argümanlar tasarlanmalı ve kurgulanan sistemdeki ayrıntılar ikna koşullarına uygun olarak hem tek tek hem de bütün olarak titizlikle üretilmelidir. ‘İkna’ gerçekleştikten sonra tasarımlar, sağlanan engelsiz arazilerde hızla inşa edilirler.

16 Şubat 2013 Cumartesi

SA181/AÇ8: Ahlak Dışı Talepleri Yasallaştırma ve Türkiye’de Toplumsal Talep Yetersizliği

"Cumhuriyet’in ilk yüzyılında hiçbir şekilde fikri sorulmamış bir toplumun ideolojik tüm saldırılara karşılık, sistematik olarak koruduğu, ancak yıpranmasına engel olamadığı birey, aile ve toplum yapısına yönelik yeni taleplerde bulunuyor olması umut verici."


“Toplumsal talepler nasıl oluşur?” Sosyolojinin bu soruya doğrudan verebileceği bir cevabı yok.. Çünkü; sosyoloji(1), kendi tanım sisteminde bu sorunun cevabını aramayı düşünmez. Bu soruya cevap bulmak sosyolojiyi bir bilim dalı olarak üretenlerin amacına aykırıdır. Sosyolojinin varlık sebebi toplumsal taleplerin oluşumunu irdelemek değil, toplumsal talepleri oluşturmak ve yönlendirmektir.

13 Şubat 2013 Çarşamba

SA180/MEY16: Derin Karanlık

"Umarım yol bittiğinde, ölümden aldığım dersi unutmazdım."
Gözlerindeki derin karanlığı gördüğümde bir tuhaf olmuştum. Derindi karanlık; apaçık görüyordum. Dudaklarından def ediyordu bu karanlığı; Allah’tan gelene boynumuz eğik dercesine. Cildi bembeyazdı; kemikleri irileşmişti ya da erimiş etinden kemikleri irileşmiş görünüyordu.

Ona: “Ölümden kaçış yok, biliyorsun!”, dedim, yekten. Gülümsedi. “Eğer vaktin gelmemişse, doktorun ne dediğinin önemi yok!” Başını salladı. Allah’a itimadını yineledi.

12 Şubat 2013 Salı

SA179/DT11: Çatlamış Dal Bir Daha İyileşmez

 “Çatlaklar iyileşmezmiş. Affetsen de iyileşmezmiş.”

Beklemediği anda yediği darbe insanın canını çok acıtır. Can dediğim, ruhu, kafasının içi, düşünceleri. Çocukluğun saflığı, sonrasızlığındadır; hesapsız akışındadır… Çocuk o an düşündüğü, istediği şeyi yapar ve onun için her şey bir oyundan başka bir şey değildir; o yüzden kavga eder ve kavga bittiğinde kavga ettiği ile tekrar oynamaya devam eder. Kızıp kırdığı oyuncağı onarmaya çalışması, onarınca da sevinmesi hep bu sonrasız masumiyete, hesapsız akışa borçludur çocukcalığını.

Çocuk, beklemediği darbeyi yediğinde oyun oyun olmaktan çıkmış, sonrasını da yok etmiştir. Hesap-kitap meselesi girmiştir içine. Beklemediğini yapan kişi de artık sonsuza dek güvenmeyeceği, ne yapacağı belli olmayan biridir. Çocuk ihaneti bilmediği için canını acıtanı tekin bulmayarak, zihninin bir köşesine koyar.

10 Şubat 2013 Pazar

SA178/SD24: Simetrik T Cetveli: Türkiye’nin Küresel Güç Olma Refleksleri/ Restorasyon

"Türkiye merkezli ‘Simetrik T Cetveli’, ABD hegemonyasındaki küresel çetenin karşısında çıkarılabilecek en etkin strateji gibi görünüyor."


Türkiye çok uzun, yıpratıcı, işkence ve ölümlerle, acılarla dolu bir yüzyılı geride bırakırken son on yılını çok büyük bir restorasyona harcadı. Siyasetteki değişimin ardından gelen hukuk, sağlık, ekonomi, ulaşım, konut, enerji, eğitim, yönetişim, ticaret, üretim, savunma ve uzay sanayi gibi alanlardaki reformlar, yorgun, ancak güçlü, bastırılmış bir enerjiye, başarıya aç bir toplum için yeterli olmadı.

İç politikanın özgüven üreten sonuçları, doğal olarak dış politikanın artık tiksindirici düzeye inmiş aşağılık ‘Monşer’ kompleksleri ve korkuyla giydirilmiş parametrelerine müdahale etme zorunluluğu doğurdu.  Güçlü bir içyapı olmadan küresel hiçbir iddiada bulunamayacağını bilen İktidar Partisi, dış politikanın kılcal damarları olarak konumlanan, bazen de belirleyicileri olarak rol çalan diplomatları etkisizleştirip daha aktif,  hükümetin vizyonunu önemseyen diplomatlarla çalışmaya karar verdi.

9 Şubat 2013 Cumartesi

SA177/AH4: Hollywood’un Diş Çürüğü: Operation ARGO

"Bu ödül (DGA) beni gerçek bir yönetmen yapmayacak belki ama doğru yolda olduğumu sanıyorum." Ben Affleck



Ayrılmaktan bir adım öncesinde, ayrı yaşamakla çocuğundan ve karısından kopan bir CIA ajanının başarıyla gerçekleştirdiği bir operasyon sonrasında gittiği evinde, kendisini sevgiyle karşılayan karısına sarılması ve onu özleyen oğlunun oyuncaklarla dolu odasında onunla birlikte uyuması. Film, üç aile ferdi ile bir toplumun can damarına üflenen kurtulduk sevinci.

8 Şubat 2013 Cuma

SA176/IE9: Şiddetin Mağdurları

“Kanunların ürettiği şiddetle, kitapların ürettiği şiddet, öğrenilmiş, öğretilmiş şiddetin semerini taşırlar.”


İnciten her şey şiddettir. İnsanı, hayvanı, bitkiyi, toprağı, havayı, ateşi, suyu ve Allah’ı inciten her şey şiddetin ruhunu taşır. Allah, incinmez insan gibi, insanın ve cinin yapıp ettiği hiçbir şeyden. Yarattığı her varlık için sınırlarını koyduğu hak diyarına tecavüz ederek yaratılmış her bir zerreyi inciten, Allah’ı incitmiş olur ancak. Allah’ın kendi hak diyarına müşrik olarak, âsi olarak da girer insan; onu değil kendini incitir. Her dahlinde, her teşebbüsünde yaratılmış olan nefsine zulmettiği için, kendisini incittiği için, incittiği kişi Allah değildir.

SA175/ÂA13: Ricciardione Krizi’nin Perde Arkası/ Ahlaksız Amerikan Diplomasisi

"Erdoğan, Türkiye'nin terör sorununu çözmesini engelleyen ülkelere açıkça tavır koymaya devam ediyor."


Diplomasinin ahlaksızlık olduğunu Amerikalılara İngilizler öğrettiler; Türkiye de ahlaksız diplomasiyi ‘Sıfır Sorun Stratejisi’ne uygun bulmuyor.  Son üç gündür; ABD diplomasisinin ahlak sorunu ‘Dışişleri Sözcüsü Victoria Noland’ın adını öğrenmemizi kolaylaştırdı ve küstah ‘Ankara Büyükelçisi Francis J. Ricciardone’nin karanlık bakışlarının neleri gizlediğini anlamamıza yardım etti. 

Türk-Amerikan ilişkileri belki de çoktandır olması gereken yerde, ABD’nin ahlaksızlığını sorgulayan bir merkezde. Türkiye’de iki sistematik darbe yapan, bunlara ek olarak iki de teknik darbe ile sistemi baştan sona kilitleyen, bir başbakan asan, bir cumhurbaşkanının ölümünden sorumlu tutulan, PKK terörünü Türkiye’nin başına saran, 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisini darbe teşebbüsleriyle, kapatma davasıyla sarsmaya, yıkmaya ve yok etmeye çalışan, Başbakan Erdoğan’ı delikten aşağı süpürmek için elinden geleni yapan ahlaksız bir ABD’den bahsetmek ve ABD diplomasisinin ahlak boyutunu sorgulamak için en uygun zaman şimdi.

6 Şubat 2013 Çarşamba

SA174/AS18: Zihinsel Dönüşüm Çemberlerinde Efektif Çıngarlar

“Bir düşünür, nefsinin şiddetle arzuladığı şeylerin süsüne kapılıp gittiği anda ölür.”

Efektif çıngarların cadı kazanına dönüştürdüğü zihinsel dönüşüm çemberlerinin, eski, yeni, yetkin, yetersiz her bir insanoğlunu kuzu kürkü gibi sarıp sarmaladığını anladığımda… Düşlerin kahverengi atmosferinde, griye, siyaha ve daha çok her bir koyu renkten en iç karartıcısına dümen kıran talepleri çözüp, aklın duvarına bağladığımda… henüz bir çocuktum.
***
Efektif çıngarlar zihnin karnını deşip bağırsaklarını sokağa döküyordu. Ortalık kokudan geçilmiyordu. Kadınlar, erkekler, çocuklar, yaşlılar ve daha niceleri burunlarını tıkayarak geçip gidiyorlardı, her bir karışı dökülmüş bağırsaklarla dopdolu sokaklardan. Sadece burunlarını tıkıyorlardı ve geçip gidiyorlardı. Birbirine kör, birbirine duyarsız, kendi efektif çıngarlarıyla baş başa, hatta onlarla yüzleşmiş bir şekilde kendi bağırsakları dökülmesin diye kaçışıp duruyorlardı.

5 Şubat 2013 Salı

SA173/AyS5: Twitter ve Facebook; Çağların Sosyal Patlaması

"İdeal etkileşim alanlarına ve yöntemlerine doğru elektronik yolculuk yapıyoruz; buna kimse engel olamayacak!"
Korkuyorlar toplumun önüne çıkmaktan. Sorgulanmaktan, sınanmaktan. Koltuklarını ve maskelerini kaybedecekler. Makyajlarla, sınırlı dakikalarla, tasarlanmış diyaloglarla, hazırlanmış konuşmalarla sakladıkları kişilikleri, burada doğrudan etkileşimle açığa çıkacak. Bilinir olacaklar ve kimse onları önemsemeyecek. Kendilerini çok iyi tanıdıkları için, içlerine sığındıkları balonların patlayacağına eminler. O yüzden uzak duruyorlar Twitter’dan, Facebook’tan.

4 Şubat 2013 Pazartesi

SA172/KhB12: Bereket Doğuran Kadın


(Hititin, Rumun, Persin, Arabın, Türkün, Kürdün, Zazanın)
(Dudaklarına dokunmuş sevgiyle, bereket doğuran kadın)

(…)
Kavruk tenli adamlar da doğdular
Yemenisi kıvrık, dudakları pembe kadınlar da…
(…)
Pürüzsüz mermerlere işlenmiş dolgun vücutlu kadınlar
Kıvırcık saçlı adamları doğurdular kılıç şakırtıları arasında
Buharlı hamamlarda keselendi insanlık, savaşlarda kurban edildi tanrılara
Şaraplar sunuldu sunaklarda, sığırlar kesildi adaklık

3 Şubat 2013 Pazar

SA171/AH3: Katil Yankee Evine Dönüyor; Karanlık Operasyon- Zero Dark Thirthy

“Siz bu topraklara ait değilsiniz”
Pakistanlı Gençler


CIA ajanı Maya, kendisi için özel olarak gönderilmiş dev askerî kargo uçağına bindiğinde Afganistan/Celalabad’daki Amerikan üssünün tozlu pistinin üzerinde sabah güneşinin ışıkları parlıyordu. Maya, pilotun, “Listede sadece sizin adınız var, nereye isterseniz sizi oraya götüreceğim!” dediğinde tıkanmış bir halde oturmuş ve emniyet kemerini bağlamaya başlamıştı.

Donuk yüzü gevşedi ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı… 12 yıllık CIA mazisindeki tek görevini başarıyla tamamlamıştı. Usame Bin Ladin onun ısrarla yürüttüğü bir çalışmanın sonucunda o gece, ay doğmamışken öldürülmüştü.

2 Şubat 2013 Cumartesi

SA170/YB5: İçinizdeki Kuşlar ve Çığlıklar/ Sınanmış Renkler 5

"Allah, insanın mâni olamayacağı bu çığlıkları neden kurmuştur kadının ve erkeğin içine?"

Güneş serin bakıyor güverteye. Bulutlar seren direğinden uzaklarda. Bir kıyıda demirledik bugün. Martılar her zamanki neşeleriyle atıyorlar çığlıklarını. İnsanın kıyısında demirlemek gerek bazen. İçindeki kuşların çığlıklarını dinlemek, onun sınırlı dünyasına bakmak, ona onu anlatmak.

Kahvelerinizi almak istiyorsanız, yapmalısınız önce. Gönlünüz el verirse, bana da bir fincan ikram ederseniz, beraber içeriz. Siz yapın istedim yine bugün kahveleri. Bana kahve yapmak içinizdeki kuşları küstürmez değil mi? Hani hizmet etmeye değil, hizmet almaya alışkın kuşlarınız var ya, onların çığlıklarına bakmayın bugün. Nasılsa her gün onların çığlıklarına bakarak yürüyorsunuz.

1 Şubat 2013 Cuma

SA169/SD23: Küresel Kur Savaşları için NATO'nun Yeni Formu: NAMMO

Global Currency Wars; US Monetary War Against The World or Future White Switzerland; Turkey*


Mavi gezegenimizin uzaydan çekilen fotoğrafları ve imitatif video görüntüleri, insan ve diğer canlıların fiziksel hareketleri, sözleri, davranışları ve ilişkileri ile örülmüş görünür-görünmez agresif-regresif-pasif ağların hiçbiri ile ilgili detaylar içermez. Maksimal kadrajla bakıldığında aslında her şey güzel görünür; savaş meydanlarında can alan savaşçılar bile yeterli bir yükseklikten alınan görüntülerde, tarlada çalışan işçiler ya da futbol sahasında skor yapmaya çalışan futbolcular gibi hareketli nesneleri anımsatırlar. Ancak; mavi gezegene yaklaşıldıkça detaylar kaba hatları ile belirginleşerek ilişkili oldukları sistemleri görünür hale getirirler. Görsel hız arttıkça kaba detayların görünürlükleri doğru orantılı olarak artar; kadrajı taşıyan mekanizma mavi gezegenin herhangi bir yerine konuşlandırıldığında görülebilir şeyler sınırlanır ve kadraj, daha dar alandaki detaylara odaklanır; sistemlerin diğer sistemlerle ilişkileri gözlemlenemez olur.

SA168/MEY15: Öğretmene Güvenmek

“Bu yazı, bu güzel ülkenin sahipsiz güzel, şirin ve zeki çocuklarına ithafen yazılmıştır.”


On sekizlik delikanlınınki gibi dalgalı, gür ve siyah beyaz saçlarını itina ile taramıştı; pahalı ceketinin içinden görünen, kaliteli çizgilerini muhafaza etmekten ziyade illaki göze batırmak için didinip duran gömleğine ve pahalı gömleğinin düzgün yakalarını bir araya getiren kaliteli kravatına bakıyordum ben, o konuşurken. Yaşı bana öğretmenlik yapacak kadar vardı; bense on yedi yıllık bir öğretmendim ve onun şu anda yaptığı konuşmayı yapmak aklımın ucundan bile geçmezdi.

Seçkin Deniz Twitter Akışı