Mustafa Eyyüboğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Eyyüboğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2020 Cumartesi

SA8682/MEY42: ‘Nasıl Bir Eğitim Sistemi?’ Sorunu ve Akademik-Pratik Ortaokullar ve Liseler Çözümü

"Bu çözümü uygulamadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği hedeflere ulaşmak mümkün olmayacak, çünkü bugüne dek mümkün olmadı. Artık kaybedilecek zerre kadar zaman yok; bunu bu millete borçlusunuz."


Bugün, adını YKS (TYT-AYT) koyduğumuz üniversite sınavına girecek olan (girmek için başvuran) öğrenci sayısı 2.433.219. 31 Aralık 2019 itibarıyla 83.154.997’ye ulaşan Türkiye'nin nüfusunun yaklaşık olarak %3’ü, 11,5 milyonluk (2019) Belçika’nın beşte biri, 10,7 milyonluk (2019) Yunanistan, 10,7 milyonluk (2020) Çekya ve 10,3 milyonluk (2019) İsveç’in dörtte biri, 8,9 milyonluk (2019) Avusturya, 8,6 milyonluk (2019) İsviçre, 7 milyonluk (2019) Bulgaristan ve 7 milyonluk (2018) Sırbistan’ın yaklaşık üçte biri, 5,8 milyonluk (2019) Danimarka, 5,5 milyonluk (2019) Finlandiya, 5,5 milyonluk (2019) İskoçya, 5,5 milyonluk (2020) Slovakya, 5,4 milyonluk (2020) Norveç ve 4,9 milyonluk (2019) İrlanda’nın yaklaşık yarısı, 3,6 milyonluk (2018) Moldova, 2,9 milyonluk (2020) Arnavutluk ve 2,8 milyonluk (2020) Litvanya’ya yakın ve 2,1 milyonluk (2019) Makedonya, 1,92 milyonluk (2019) Letonya ve 364.134 nüfusluk (2020) İzlanda gibi dört Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla genç insanımız, evladımız sınava giriyor.

16 Mart 2019 Cumartesi

SA7513/MEY41: "Nasıl Bir Öğretmen İstersiniz?"

"Demek ki ağaçta iyi ev yapamamışız. Demek ki her şeye rağmen biz de sizin gibi yenilmişiz, ama en son biz yenildiğimiz için bize kızıyorsunuz."


Bizler, biz öğretmenler, sistemin, toplumun, dünyanın ve zamanın ürettiği her şeyle doğrudan karşılaşan insanlarız, işimiz bu yüzden karmaşıktır, zordur, irade ve dirayet ister. Her meslek grubundan çok daha önce nesillerdeki değişimi gözleriz. Çünkü sıralı olarak dört nesil art arda bizim gözlerimizin önünde değişir ve bu dört nesil kendileri ile birlikte sistemin, toplumun, dünyanın ve zamanın ürettiği sonuçları sırtlarında taşıyarak gelirler karşımıza ve gün boyu onlarla birlikte yaşarız. 

5 Ocak 2019 Cumartesi

SA7353/MEY40: Başarısız Bir Eğitim Yaklaşımı ve Sonuçları

"Bizden kaçıyorlar, kurduğumuz kurallarla dolu duvarlardan kaçıyorlar, bizi umursamıyorlar ve biz kendi ürettiğimiz kaosun içinde çaresizlikle bocalayıp duruyoruz."


Hiç herhangi bir okulda, bir kenarda durup koridorlarda ya da bahçede oynayan, yürüyen, sohbet eden, bir şeyler yiyen-içen, ders çalışan, bağıran-çağıran liseli gençlere bakıp düşündünüz mi, bilmiyorum. Mesela yağmurlu bir günde herhangi bir katta pencerenin önünde duvara yaslanıp yağmur damlalarının camdan süzülüşünü dalgın dalgın izleyen herhangi bir gence baktınız mı? 

Ben çok baktım, çok düşündüm. Milyonlarca genci, üretebilecekleri en iyi çağda okul binalarında tutup onları sadece derslerle ilgili teorik bilgi vererek geleceğe, herhangi bir üniversiteye hazırlamak bana akıllıca gelmiyor. 

17 Eylül 2018 Pazartesi

SA6835/MEY39: Güzel Sanatlar Lisesi Öğrencilerinin Okulla İmtihanı

“Bu Okulda Resim ve Müzik Eğitimi Dışındaki Derslerin Eğitim ve Öğretimi de Yapılmaktadır."


2011 Mart Ayı’nın son haftasıydı. Bir gün dersim bittikten sonra arabama bindim ve okul çıkış kapısına doğru ilerledim. Çıkış kapısında öğrenci velisi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı bir bayanın arabaya bakıp durduğunu fark ettim. Belli ki; araca binmek niyetindeydi. Önünde durdum - okul binasından anayola gidebilmek için yaklaşık 500 metre yürümek gerekiyordu-. Bayan teşekkür ederek arabaya bindi. Yol boyunca sohbet ettik. 

Çocuğu gelecek yıl resim bölümünde okumak istiyormuş; o da okulu görmek, öğretmenlerle görüşmek ve kayıt koşullarını öğrenmek için okula gelmiş. Ona, Matematik öğretmeni olduğumu ifade ettim ve çocuğunun okulumuzda 9 ve 10. Sınıflarda matematik eğitim- öğretimi yapıldığından haberdar olup olmadığını sordum. Matematikle beraber Fizik, Kimya, Biyoloji, İngilizce, Tarih, Coğrafya, Edebiyat vb derslerin eğitim-öğretiminin de yapıldığını çocuğunun bunları bilerek tercih yapması gerektiğini söyledim.  

3 Eylül 2018 Pazartesi

SA6760/MEY38: Umuyor ve Diliyorum ki...

"Katılımcıların aktif olarak katılabilecekleri her türden çalışma öğretmenlerin motivasyonlarını arttıracak, bu dönemin amacına uygun bir şekilde tamamlanması sağlanacaktır. Toplantılarda alınan kararların öğretmenlerin aktif katılımı ile oluşturulması da etkin yönetişim için gerek şarttır."


Bugün bizim ilk çalışma günümüz; 1 Eylül'den okulların açılacağı güne kadar devam eden bu döneme seminer dönemi deniyordu, yenilerde Eylül-Haziran Dönemi Mesleki Çalışma Programı denmeye başlandı. Mesleğe başladığım ilk yıldan bu yana yirmi dört yıl geçti, bu yirmi beşinci yılım; her yıl bu Haziran ve Eylül dönemlerinde öğretmenlerin çektikleri eziyetleri kim merak etmiştir bilmem, ama en azından yeni bakan -yeni yönetim anlayışı ile karşı karşıya kaldığımız bu dönemde, bu kronik sorunla ilgili faydalı olur kanaati ile birkaç şey söylemek istiyorum.

30 Temmuz 2018 Pazartesi

SA6577/MEY37: Bizler Uyumsuzuz, Uyumsuzluğumuz Çocuklarınızın Garantisidir

 "Biz uyumsuzlar ayaktayız, biz uyumsuzlarla da konuşmanız gereken şeyler var."


Eğitim Sistemi'ne yönelik eleştirilere bakıyorum, eleştirenlere bakıyorum; işimizin ne kadar zor olduğunu bir kez daha görüyorum. Eğitimle ilgili herhangi bir zihinsel faaliyeti olmamış, eğitimle ilişkisi eski bir öğrenci ya da veli olmakla sınırlı, biraz daha ötede üniversitede bir şekilde akademik bünyeye dahil olmuş veya alanı olmadığı halde MEB'de bürokrat olarak görevlendirilmiş kişilerin söyledikleri, yazdıkları her zamanki gibi bu büyük meselenin nasıl konuşulmaması gerektiğinin somut örnekleri olarak önümüzde.

26 Mayıs 2018 Cumartesi

SA6203/MEY36: LGS Bir Araçtır; Peki Bu Aracı Etkin ve Adil Bir biçimde Kullanabilecek miyiz?

"Daha iyisini yapabilmek için bugün bunları yaşıyor olmamız gerekiyor... ve tabi yapılanı sağlıklı bir şekilde eleştirip değiştirebiliyor olmamız da şart."


Çocuklarımız, en değerli varlıklarımız... Hep böyle bakarız değil mi? Ama iyelik eklerini büyük bir keyifle kullanırken unuturuz onlar bize ait değil; onlar dünyaya getirmemiz ve kendi ayakları üzerinde durana kadar yetiştirmemiz için bize emanet edilmiş bağımsız insan yavruları. Terk edip gidiyorlar ya bizi, bizim anne-babalarımızı terk edip gittiğimiz gibi... hepsi bu.

Ama bunu kime anlatabilirsiniz ki? Kendisi 90 yaşına gelmiş annenin ya da babanın 70 yaşındaki oğluna ya da kızına bakışını nasıl doğduğu andan koparıp atabilirsiniz? Hangi toplumda, kültürde ya da dinde olursa olsun bu böyledir; bunun böyle oluşu bize onların sahibi olduğumuz yanılgısını nasıl yüklüyor farkında mıyız?

4 Kasım 2017 Cumartesi

SA5114/MEY35: Burnunuzu Az Geri Çekin

"Gerçekçi olun; çocuklarınız da sizin bir zamanlar olduğunuz gibi çocuk, ergen, genç..."


Biraz da sizi eleştirelim mi, siz anne-babaları? O çocuklarınızı her gün eleştiren ağzınızın ayarı çoktan bozulmuştu; her şeyi biliyordunuz, biliyorsunuz, ama emin olun bildiğiniz yanıldığınıza yetmiyor. Niye yetmiyor diyorum, çünkü siz artık çocuklarınıza yetemediğiniz için... Sizi âciz bırakıyorlar, her gün görüyorum bunu... Siz ne isterseniz isteyin çoğu sizin isteklerinizi umursamıyor, ama kendi istediklerini size kesinlikle yaptırıyorlar... Hadi konuşalım bunu.

Konuşmamız lazım artık. Okullara gidip öğretmenlerin başının etini yemeden önce, sizi sorguya alalım. Nesini beğenmiyorsunuz çocuklarınızın? Bütün derslerinden 100 alamadıkları için mi bu kadar tepkilisiniz ya da doktor mühendis avukat olmak istemedikleri için mi? Peki onlar sizi beğeniyor mu? Kaçınız doktor, mühendis ya da avukat? Siz öğrencilik hayatınız boyunca hep 100'mü aldınız ya da 10 üzerinden 10?

12 Ağustos 2017 Cumartesi

SA4716/MEY34: Eğitim Sistemimiz ve İmam-Hatiplerin 2017 LYS Başarısı

"Her şeyi bildiğinizi sanmayın, bakın sizi bir İHL mezunu sıfatıyla bilimsel olarak analiz ediyorum."


Herkesin her şeyi bildiğini sanmadığı bir devir oldu mu insanlık tarihinde? Olsaydı iyi olurdu. Örnek bir devir olarak gösterebilirdim, maalesef Adem ile Havva'nın devri dahil böyle bir devir yok, peki olacak mı? Olmayacak. Niye olmayacak? Çünkü insan sınanmaya devam edecek. Hiç mi umut yok? 

Var, ama bu umut devirler için değil aklını kullanan insanlar için var ve bu insanların çevreleri ile sınırlı bir umut, 'devir' olacak kadar güçlü ve genişlemiş bir zaman aralığı olma ihtimali yok. Her şeyi bilmediğini herkesin çok iyi bildiğini biliyoruz hepimiz, ama niye bildiklerini sanmayı seviyorlar, işte mesele burada düğümleniyor. Biraz bunu düşünmek istedim, beraberce düşünelim.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

SA4298/MEY33: Motivasyon Sorunları ve Matematik

"Biliyorum ki öğrencilerimiz ülke olarak, toplum olarak, aile olarak, okul ve öğretmen olarak hepimizin ürettiği sonuçların birer sonucudur, başarısızıkları sahiplenen olmaz, ama çoğu zaman başarısız olan çocuklarımız değil biziz, bunu da dikkatle ve ilgiyle irdelememiz gerek diye düşünüyorum."


Ne yapıyoruz, ne yapmalıyız?

Bu soruları hayatın en önemli işlerinden birini yaparken soruyorum, bir eğitimci olarak soruyorum. Çocuklarımıza, öğrencilerimize ne yapıyoruz, ne yapmalıyız? Akıl sorunları tesbit etmeden, yeni çözüm arayışlarının mümkün olmadığını söyler bize; daha doğrusu yaptıklarımızı sorgulamamızı ve yeni durumlara, yeni durumlardan kaynaklanan sorunlara karşı ne gibi çözüm yolları aramamız gerektiğini fısıldayan en önemli özelliğimiz olan akıl zorlar bizi.

25 Mart 2017 Cumartesi

SA4137/MEY32: Ağaç'ta Ev Yapmak

"Onlardan çok değerlendirme yazıları aldım, evde bir yerlerde duruyorlar... öğrencilerim hep değerliydi ve önemliydi; onlara emek verdim, onları yetiştirdim. İşte onlardan birinin düşünceleri... "


Tarlasını sonbaharda sürmüş, ekim aylarında ekmiş, soğukta, sıcakta tarlasından çıkmamış, gece gündüz çalışmış ve nihayet ilkbaharda yemyeşil yaprakların arasından görünen sıra sıra dizili ürüne keyifle bakan ve Allah'a şükreden bir çiftçi gibi hissediyorum hasada yakın. Bahar bu, verdiğiniz emeğin karşılığını size ikram eden Allah'ın umut dağıttığı şenlikli zaman.

Onbirinci sınıfta okuttuğum ve şu anda son sınıfta olan, ama dersine girmediğim bir öğrencimin, zaman zaman yanıma gelip hâl-hatır sormasından mütevellit, bir durum değerlendirmesi yapmasını istememe binaen yazıp bana verdiği aşağıdaki metin, yirmi üç yıllık meslek hayatımın öğrencilerime nasıl yansıdığını görmeme vesile olmuştu.  

25 Nisan 2016 Pazartesi

SA2799/MEY31: Okulda Zaman Öldürmek ve Nihayetsiz Sorunlar

“Çözüm çok da karmaşık değil; çocuklarımıza bir hedef vermek zorundayız, onlar kendileri hedefleri sorgulayana kadar bu vazgeçilmez bir şey ve ne değişirse değişsin insan doğasında bu değişmeyecek.”


Ders anlatırken öğrencilerimin hepsinin bana bakmasını isterim. Onların gözlerinde derse olan ilgilerini, anlattıklarımı anlayıp anlamadıklarını, sıkıntılarını, motivasyon durumlarını görürüm çünkü. Dersin akışını o gözlerdeki ifadelere göre düzenler ve sık sık sorular sorarak dikkatlerini diri tutarım.

Öğrenmek isteyen insana öğrenmek istediği şeyi anlatmak her zaman başarıyı arttırmış, tam öğrenmenin yollarını açmıştır; bunu yirmi iki yıllık meslek hayatımda çokça kez deneylemişimdir. Binlerce öğrencimle, ancak neden Matematik öğrenmeleri gerektiğine dair uzun süreli bir bilinçlendirme döneminden sonra bağ kurmam mümkün olabilmişti. Öğrenmek için bir nedeni olmayana zorla bir şey öğretmek mümkün değildir ve ne yaparsanız yapın başarılı olamazsınız.

13 Mart 2016 Pazar

SA2621/MEY30: Yıl 2016; YGS-LYS İşkencesi Sürüyor

“Hani, artık kimse ineğini satıp çocuğunu okutmayacaktı, hani 2016 sonuna kadar sınav mantığı değişecek, öğrenci birkaç saatlik sınavlarla geleceğini belirlemeye zorlanmayacaktı? Ne oldu?”


Bir yıldır yaşadığımız stresin haddi hesabı yok; geçen yıl bu zaman başladı iki milyondan fazla aile gibi, ‘Ne yapsak, nasıl yapsak da çocuğumuzu YGS ve LYS’ye hazırlasak?’ sıkıntısı. Bu dert zaten okullardan ebeveynlere geçeli çok oldu. 

27 Şubat 2016 Cumartesi

SA2543/MEY29: Gençlerin Çöp Kültürü ve Beceriksiz Ebeveynler

“Eğer çocuklarınızı bu şekilde yetiştirmeye devam ederseniz onlar sizi yaşlılığınızda birer çöp gibi bir yerlere atacaklar, çünkü işiniz bitmiş olacak…”


Öndeki arabanın penceresinden fırlayıp asfalta düşen bir çikolata ambalajı mı, boş bir sigara paketi mi tam fark edemedim, arabanın rüzgârıyla savruldu ve gözden kayboldu. Düşündüm; bazen ben de atıyor muyum diye. Sonra yine düşünüyorum; aklıma geliyor ana caddelerde çöp süpüren makineler ya da ellerinde bir süpürge bir çöp küreği ‘çöpçüler’. İnsanların ürettiği tüm çöpler konum değil sorguladığım bu görüntüleri izlerken, insanın ortak olarak kullandığı alanlarda ürettiği ve sağa sola savurduğu çöpler.

Kim ilgileniyor ki artık bu konularla? Herkes çok daha önemli şeylerle meşgul. Hiç durmaksızın koşturup duran  milyonlarca insanı ansızın durdurup sorsam, bana tuhaf tuhaf bakarlar mı bilmiyorum: “Neden çöplerinizi çöp kutularına değil de yerlere atıyorsunuz?”

29 Aralık 2014 Pazartesi

SA1069/MEY28: Öğretmenlere Tavsiyeler: Öğretmen Merhametli Olmalıdır

"Her stratejinin zarar kaydı olacaktır, ama emin olun öğrencileri kazanacak, derslerimize bağlayacak her strateji kendi kayıplarından kat kat fazla kazanç sağlayacaktır herkese..."


Elinizde bir güç olsa, sizin yapabileceğiniz herhangi bir şeyle mutlu olacak onlarca insan olsa, o gücü nasıl kullanırsınız?

Bu soruyu kendime sormuştum, ama bu mesleğe başladığımda değil; öğrenci iken. Üniversite son sınıfta, yaklaşık on yıldır yardımcı doçentlikten doçentliğe geçememiş, üniversitedeki egemen siyasî baskının kıskacında denge noktalarını kaybetmiş, Eğitim Fakültesi Matematik Bölümü'nün tek akademisyeni olan öğretim üyesinin vermediği beş puanla yaşadığım bir yıllık stres süresince sormuştum kendime.

16 Aralık 2013 Pazartesi

SA501/MEY27: Evlat Acısı

“Yüzyıllık stres, şimdi acıta acıta, öldüre öldüre çıkıyordu yüzeye.”


Beyaz plastik eldivenli iki kişi, biri kadın biri erkek, karı-koca, erkek doktor, kadın hemşire, kilit parke taşlarının üzerinde sere serpe yatan genç kızın bedenine hamle yapıyorlar durmaksızın. Kadın, elinde serum, bizim kapıcı kadına “Kaldır!” diyor bağıran, telaşlı bir sesle. “Yukarı kaldır, pompala!” Erkek, genç kızın yüzüne bir bez sermiş, ona suni teneffüs yaptırıyor, sonra ara veriyor, kalbini pompalıyor usta hareketlerle.

Anlamsız gözlerle bakıyordum olanlara.  Olmayan bir şey izliyormuşum gibi, gerçek değilmiş gibi geliyordu bana. Etrafa baktım, bahçe duvarlarının üzerinde birer ikişer insan kafası görünmeye başladı. Hızla çoğalıyordu bakan gözler, ne çabuk toplandılar, ne çabuk duyuldu bu sessiz çaba?

24 Kasım 2013 Pazar

SA485/MEY26: “Tahtayı Açtınız mı Çocuklar?”

“Hiç dinlediniz mi, sevgiyle çağlayan yağmurun sesine karışmış olan, sevgiyle ışıldayan bir insan sesini?”


Dışarıda güzel bir yağmur var. Neredeyse iki aydır sesini duymamıştık, özlemişiz. Ve ben oturmuş yağmurun sesini dinleyen ve bir yazı yazan bir öğretmen olarak, bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü masalına dair yazmak istemiyorum. Yağmurun tadı, karşılığı ödenerek çıkarılır diye düşünüyorum. Yağmura ondan hoşnut olduğumuzu belli edersek karşılığını öderiz, diyorum. Rahmettir çünkü… Hem bedenimize hem ruhumuza.

Yağmur yağar, hiç kimse karışmasa bile yağdığı yere bereket verir, dirlik verir, hayat verir. Ama karışır insanlar, onu yönetmeye kalkarlar. Onun Allah tarafından üretildiğini ve yağdırıldığını unutarak, diledikleri zaman yağdırmak ve durdurmak üzere onu terbiye etmek isterler. Başarabilirler mi? Hayır; tabi ki başaramazlar. Çünkü yağmur, insanın hükmedebileceği bir tıynette değildir. Barajlar bile ona hükmedemezler.

30 Ekim 2013 Çarşamba

SA462/MEY25: Okullar Paradoksal Sorunların Çözüm Yeri Değildir

“Bu bir terbiye ve ahlâk meselesi. En önemlisi aile terbiyesi meselesi.”


Bir soru sordum kendime… “Herkes işini yapıyor mu?” Sorumu cevapladım sonra. “Hayır, yapmıyor!” Yapmıyor, çünkü; mahkemeler adalet dağıtamıyor, hastaneler şifa veremiyor, emniyet, asker güvenlik sağlayamıyor, siyaset kurumları yönetemiyor, bürokrasi hâlen kağnı gibi, meclis halkı temsil edemiyor, ulaşım aksıyor, iletişim kontrol ediliyor… çok şey daha sayabilirim; bakkal, kasap, manav, pazarcı, esnaf, marketler, alışveriş merkezleri, petrol istasyonları işlerini yapmıyorlar. Bütün bunların yanında koskoca ülkede elbette okullar da işlerini yapmayacaklar, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi insanlar tali yollarla işlerini görmeye çalışacaklar.

Bir iş ya yapılır ya da yapılmaz; bunun eksiği yoktur, fazlası yoktur. Bir okul soyuluyorsa, okulun beş tane kliması dışarıdan sökülürken, yaşlı bir kadın gece vakti görüp polisi arıyorsa, polis de ona 'hırsızların eşkallerini bildir!' diyerek görev yüklüyor ve gerekli olan işlemleri başlatmıyor ve zavallı okul, kameralarıyla beraber soyuluyorsa, kimse işini yapmıyor demektir.

8 Eylül 2013 Pazar

SA399/MEY24: TEOG-Sondan Önceki Sürüm ve Yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği

Nokta atışlarla, blok perspektiflerle uygulamadaki birçok sorun ortadan kaldırılmış.”

Biz, birlikte iş yapmaya alışkın bir toplumuz  ve dünyayı, çağdaş uygulamaları inceleyerek en iyisini arayan yeni devletin bize yaklaşması hoşumuza gidiyor.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın, müsteşar Yusuf Tekin’in ve diğer bürokratların olguları ve olayları algılama ve yorumlama biçimi ve hızı alışılmadık derecede sonuç almaya yönelik. Ankara’daki soğuk bakanlık binasına yıllardır girip-çıkan ve sürekli sorun üreten kadronun değişmesi, hantal işleyişin sona erdiğini de gösteriyor.

Yeni yönetimin sevimli özellikleri fazla. Müsteşar, sosyal medya ile iletişim kurmayı, etkileşimlerle karar vermeyi tercih eden aktif bir karakter. Bakan ve müsteşar tartışmayı seviyorlar; itirazları duymak ve haklı itirazlara mantıklı tepkiler vermek, yeni yönetişim stratejisinin gereği. Bakanlık, yüzlerce yıllık tekleyen sistemler üretmekten vazgeçmiş; teklemeyen, kurumsallaşan  geliştirilmeye müsait android sistemler üretmeye kararlı. Asıl sevindirici olan bu. Önceki analizimi okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

3 Eylül 2013 Salı

SA390/MEY23: Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) Sistemi, Sorunlar ve Eleştiriler

“Okula bağlılık oranını arttıracak olan bu sistemin, öğretmen ve okul performansını ölçecek bir özelliği de var.”


Çok eskiden, hayatın daha zor olduğu dönemlerde anne-babalar çocuklarının okul süreçlerini pek takip etmezlerdi. Takip etmezlerdi, çünkü takip etmek gibi bir zorunlulukla kendilerini sorumlu tutmazlardı; onların derdi hayat süreciydi. Sorumluluk bilinci çocuğun kendi iradesine yüklenen bir yüktü.

Okuyacak olan çocuk, okurdu; bunu belli de ederdi. Anne-baba ‘Sırtımızdaki ceketi satıp okuturuz’ der, açık destek verirlerdi çocuklarına. Ya da sanayide çıraklık gibi bir hedef gösterirlerdi.

Seçkin Deniz Twitter Akışı