4 Kasım 2017 Cumartesi

SA5114/MEY35: Burnunuzu Az Geri Çekin

"Gerçekçi olun; çocuklarınız da sizin bir zamanlar olduğunuz gibi çocuk, ergen, genç..."


Biraz da sizi eleştirelim mi, siz anne-babaları? O çocuklarınızı her gün eleştiren ağzınızın ayarı çoktan bozulmuştu; her şeyi biliyordunuz, biliyorsunuz, ama emin olun bildiğiniz yanıldığınıza yetmiyor. Niye yetmiyor diyorum, çünkü siz artık çocuklarınıza yetemediğiniz için... Sizi âciz bırakıyorlar, her gün görüyorum bunu... Siz ne isterseniz isteyin çoğu sizin isteklerinizi umursamıyor, ama kendi istediklerini size kesinlikle yaptırıyorlar... Hadi konuşalım bunu.

Konuşmamız lazım artık. Okullara gidip öğretmenlerin başının etini yemeden önce, sizi sorguya alalım. Nesini beğenmiyorsunuz çocuklarınızın? Bütün derslerinden 100 alamadıkları için mi bu kadar tepkilisiniz ya da doktor mühendis avukat olmak istemedikleri için mi? Peki onlar sizi beğeniyor mu? Kaçınız doktor, mühendis ya da avukat? Siz öğrencilik hayatınız boyunca hep 100'mü aldınız ya da 10 üzerinden 10?

Gerçekçi olun; çocuklarınız da sizin bir zamanlar olduğunuz gibi çocuk, ergen, genç... Nasıl anne-babalarınıza kapalı idiyse iç dünyanız, onların da iç dünyası size kapalı, boşuna o kapıyı yumruklayıp duruyorsunuz, sizi içeri almayacaklar; sizin istediğiniz gibi olmayacaklar, sizin hayallerinizde kurduğunuz mesleği seçmeyecekler, çünkü siz de anne-babanızın sizin için kurduğu hayalleri umursamadınız, çünkü her insan özgür yaratılmıştır ve o özgürlük alanını korumak üzere programlanmıştır. Kendinizi boşuna yıpratmayın, çocuğunuzu baskılarınızla paranoyaklaştırmayın.

Başarıyı ne zannettiğinizi bilmiyorum, ama emin olun çocuklarınız sizin anne-babalarınızın çocuklarından çok daha iyiler. Şöyle bir bakın; o kadar büyük bir saldırı altındalar ki o masum yavrularınız, halen eğer delirmemişlerse bu onların dayanıklılığından, sizden daha bilgili, daha gelişmiş olduklarından... Emin olun bu böyle.

Ne tür saldırılar mesela? Bilgi kirliliği, çeldiricilerin sınırsızlığı, çevre ve anne-baba baskısı, nefsi uyaran çevresel faktörler, dijital dünyanın ürettiği bağımlılıklar, diziler, filmler, yerel ve küresel örgütlerin-cemaat ve tarikatlerin av listelerinde olmaları, gelecek kaygısının gün geçtikçe daha da ağırlaşması, mesleklerin çeşitliliği, eğitim-öğretim ortamlarının istikrarsızlığı, öğretmen ve okul yeterlilikleri - özel okullar bu anlamda tam fecaat- ve daha birçok 'bilmediğimiz' saldırı türleri... Bunlardan kaç tanesini siz yaşadınız?

Çok basit bir örnek vereyim; sizin gençken kıyafetleriniz nasıldı, şimdiki gençlerin kıyafetleri nasıl? Sizin yakışıklılığa veya güzelliğe verdiğiniz kişisel önemle şimdiki gençlerin verdiği önem aynı mı? Sizin aşık olduğunuzu düşündüğünüz biri için harcadığınız zamanla şimdiki gençlerin harcadığı zaman aynı mı? Tabi sizin onlara bu konularda nasıl yaklaştığınızla anne-babanızın size nasıl yaklaştığı konusunu da düşünmeniz gerekir.

Sizi yaşadığınız sıradan problemler yüzünden anne-babanız hemen psikologa ya da psikiyatra götürüp ilaca boğmuyordu, ama siz her şeyi bilen olarak her şeye burnunuzu sokmakta çok mahirsiniz, peki bunun bedelini o masum çocuklar nasıl ödeyecekti sizce? Delirerek mi ya da ilaç bağımlısı olarak ömür boyunca acı çekerek mi?

Derslere  gelmeden bakın ne kadar çok şey konuştuk. Henüz derse girmeden şunu da konuşmamız gerekir... Okula gitmek için ve okuldan dönmek için kaçınız şehrin bir ucundan diğer ucuna gittiniz her gün?

Derse girelim ve bakalım, acaba kaç çocuk kahvaltı yapmış olarak okula geliyor? Siz anneler, kaçınız anneniz gibi erkenden kalkıp o değerli yavrunuza kahvaltı hazırlıyorsunuz ve okulda yiyeceği şeyleri paketliyorsunuz?

Eğer sabahları okullara giderseniz o zavallı gençlerin kantinde üst üste kuyruğa girdiklerini ve kahvaltı adına, kraker, kek, simit ve içecek bir şey almak için nasıl çaba harcadıklarını görecektiniz. Ama gelmiyor ve görmüyorsunuz, çünkü harçlığını verdiniz ve onun ne yapacağını çok iyi biliyorsunuz, uykunuza kıyamadığınız için...

Bilmezsiniz tabi gözlerini size dikip baktıklarında o gözlerden binbir çeşit acıyı nasıl okuduğumu... Vicdanınızı evde kavga ederken birbirinizle kaybetmiştiniz çünkü.... o çocuklarınız da sizi görerek büyüdüler... Mutsuzluğu daimi sandıkları için mutluluğun ne olduğunu bilmeden büyüyorlar... Çünkü mutluluk size göre sizin istediklerinizin olması, peki ya onlar ne istiyor, hiç sordunuz mu?

Marka ayakkabıları aldınız, marka kıyafetleri de, kimseye sormadan, özellikle ona sormadan onu en iyi etüd-kurs merkezine de  kaydettirdiniz binlerce lira ödeyerek, özel ders de aldırdınız, ama istediğiniz gibi 100'lük öğrenci yok ortada... Tabi hemen yüzüne vurdunuz çocuğun, biz bunları görmedik diye... dedim ya kaçınız onların gördüğünü gördü de şimdi kendi gördüğünüzü/görmediğinizi onların başına kakıyorsunuz?

Bu konuda daha çok konuşmalıyız; onlara kararsızlığınızdan ve geriliminizden başka bir şey vermediğiniz halde onlardan çok şey bekliyorsunuz.

Bilmenizi isterim, değişen sistemlere en iyi tepkiyi çocuklar veriyor ve bu çocuklar şu anda, 2017 yılında yedi yıl önceki, dört yıl önceki çocuklardan daha iyi yetişiyor, daha çok şey biliyorlar ve daha çok dengeliler... durum zannettiğiniz gibi felaket değil yani... Siz öğrenci iken de sınıfınızda en iyi notu birkaç kişi alıyordu, şimdi de öyle... hatta şimdi en iyi notu alanlar daha fazla... Bin yıl sonra da bu değişmeyecek; herkes eşit hayallerle dopdolu olmadığından her derste herkes eşit başarıyı elde edemeyecek...

Devletin okulları da gün geçtikçe çok daha iyi imkanlara sahip oluyorlar ve öğrenciler iyi ortamlarda yetişiyor; bu yıl kaldırılan TEOG'un ya da YGS-LYS'nin 2017'deki binlerce birincisi nerede yetişiyor görmüyor musunuz? Kaç tane özel okul öğrencisi var bu birincilerin içinde? Özel okulların hiçbirinde devlet okullarındaki etkileşimli-dokunmatik-bilgisayarlı dev ekran ders tahtası yok; anlamıyor ve görmüyor musunuz? Devlet okullarına güvenin artık.

Yeter mi şimdilik? Burnunuzu az geri çekin, kendi sınırlarınızı yeniden gözden geçirin lütfen; bunlar sizin çocuklarınız, anlamalısınız artık rakipleriniz ya da robotlarınız değiller...



Mustafa Eyyüboğlu, Dört Kasım İkiBinOnYedi – OtuzBeş




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.




Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı