Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Türkiye’nin Osmanlı’nın son döneminden beri sürüklendiği bilişsel kaosu hatırlıyor olmalıydı güzel ülkemin bütün insanları."
Birbirlerini çok iyi tanıyorlardı; farklı yöntem ve teknikler uygulasalar da aynı yolun yolcusu olduklarını biliyorlardı. Bu durum, başlı başına, insanlığa kurulan şeytanî pusunun büyüklüğü açısından yeterince açıklayıcıydı.
Biraz sonra uçuş sona erecekti ve Adana Şakir Paşa Havaalanına inecektik. Özgür mason Greg Stewart’ın söylediklerini azami dikkatle inceliyordum:
“Sufizm, kendisiyle kıyaslanan Hindistan alt kıtası uygulamalarının ve Münzevi Okulları'nın aksine canlıdır ve açık toplumlarda yaşanmaktadır. Üstatlar (Şeyhler) tarafından yönetilen küçük grupların aşamalı olarak eklemlenmesi sonucunda Büyük Tarikatlar ortaya çıkmıştır ki muhtemelen bunların içinde en tanınmış olanı Nakşibendilik'tir.” diyordu, birçok Müslüman’ın pek de bilgi sahibi olmadığı Sufi tarikatlarına dair ayrıntılı kök bilgiler verirken.
“Sufizm’in zahiri uygulamaları her 'Tarikat'a göre özenle belirlenmiştir. Bu uygulamalar özellikle kurucu Şeyh'in açılışını ve yönetimini gerçekleştirdiği büyük törenler ve bunların ardından gerçekleşen ibadet, niyaz, zikir, yemekten uzak durma, hac ve Müslüman dünyada uygulanan genel ve özel eylemleri kapsamaktadır."
İslam’a sokulan zikir maskeli ‘değişmez’ şirk terennümlerine ve ideolojik satanist örüntünün eklem yerlerine adım adım yaklaşıyordu:
“Zahirî uygulamaların aksine batinî uygulamalar, yabancı olanlar için idraki oldukça zor olan bütün ezoterik doktrinlerde olduğu gibi, Sufizm’le çok daha fazla kaynaşmıştır ve ilgili Tarikat'tan bağımsız olarak ortak ve benzer özelliklere sahiptir. Bu münasebetle Tefekkür’ün, İçsel Gerçeklik (Hakikat), zıtlıkların birliği, tüm insanlığın özünde var olan yaratılış Doğası (Fıtrat) üzerindeki uygulamaları ve benzer şekilde içsel anlamda Allah’ın varlığı ve Eksiksiz Yaratmasını teşhirinden (Zikrullah) bahsedebiliriz.
Bu uygulamalar, disiplinler arasında farklı şekillerde ortaya koyulsa da; bir Üstat (Şeyh) gözetimindeki topluluğa, hiç kimsenin 'Sufi’nin Uyanışı'nı sağlayacak sıkı bir denemeden (çile) geçmeden imtiyazlı bir şekilde kabulü mümkün değildir. Nadiren kullanılan Sufi’nin Uyanışı yerine genellikle “Dost’un Uyanışı” tabiri kullanılır ki bu, Masonluktaki “Kardeş Üstat Mason’un Dirilişi” tabirine çok yakındır.”
Onlar hep uyanıktılar; aklı sürekli öne çıkaran ve insanın ona ‘bireysel özgürlük’ kazandıran sorgulama bilincini diri tutmasını sağlayan Kur’an’ın ayetlerinin ne kadar hayati öneme sahip olduğu netleşiyordu:
“Aktarmış olduğumuz bu bilgiler, Sufizm ve Özgür-Masonluk arasındaki benzerlikler hakkında yüzeysel de olsa yeterli bir fikir vermektedir, öyle ki; ezoterizm çalışmaları ile ilgilenen bir kişi genel anlamda her iki yol tarafından ortaya koyulan kaynaklardan faydalanabilir.” diyor ve sonuç cümlelerindeki derin bağı sakin bir şekilde okurlarına aktarıyordu Greg Stewart:
“Önlüklü olsun veya olmasın bir Özgür-Mason, İslam Dünyası’ndaki Kardeş bir Gelenek’ten haberdar olmalıdır. Din düşmanları ve Masona benzer kişiler tarafından sapkınca karalanarak iftira atılan ve başarısız liderlerimizin hain iddialarına maruz kalan bu dünya (İslam Dünyası), Umut, İnanç ve İyilikle dolu olup tüm dünya insanlarına Kardeşçe Sevgi, Yardım ve Hakikat elini uzatmak için hazırdır.”
Masonların Batı’nın sırtında dünyaya hâkim olduğu son üç yüz yıl boyunca, tarihteki en kanlı, yaygın ve kesintisiz olarak süren savaşların, kalıcı hale gelen inançsızlığın ve ahlaksızlığın boyutlarına baktığımızda yaşanan şeylerin ‘Umut, İnanç ve İyilik’ten çok uzak olduğunu görüyorduk; dünya insanlarına ‘Kardeşçe Sevgi, Yardım ve Hakikat duygusu’ ile yaklaşan bir küresel yapı olmadığı gibi, bu söylemlerin şeytanî yalanların gizlemek için kullanıldığını artık herkes biliyordu.
Şeytan’ın çocukları insanlığı karanlık bir dünyada yaşamaya mahkum etmişlerdi.
“Batı insanlığa ne kaybettirdi, hiç düşündünüz mü?” diye soruyordu ‘Su Yazarı’; onun farkındalığının acısını yararak aldığı yol çok aydınlatıcıydı, bildikleriyle kendi içine gömülmüyordu umutsuzca:
“Düşünmüş olabilirsiniz, düşünenlerinizin epeyce fazla olduğunu da düşünebilirsiniz. Batı’yı suçlamak için hazır olduğunuza göre, başka türlü düşünemeyeceğinizi düşünmediğinizi biliyorum, ancak size başka bir soru sormak istiyorum: ‘Batı’nın da bir kurban olduğunu ve insanlıkla birlikte kaybettiğini hiç düşündünüz mü?’
Birkaç yüz yıl önce Doğu’nun insanlığa kaybettirdiğini düşünmüştü Batılılar, size de bu yanılgıyı kabul ettirdiler, hep birlikte Doğu’ya yüklendiniz, tıpkı şimdi Batı’ya yüklendiğiniz gibi. En önemli havucunuz insan haklarıydı; ne olduğunu bir türlü belirleyemediğiniz demokrasi ve bütün olarak her ulusun kendisini yönetme hakkı.”
Türkiye’nin Osmanlı’nın son döneminden beri sürüklendiği bilişsel kaosu hatırlıyor olmalıydı güzel ülkemin bütün insanları. Son iki yüz yıllık devletin, ideolojik bir çerçevede zorlayıcı bir aygıt olarak hoyrat bir şekilde kullanıldığı ve aydın kılıklı kişiliksiz-düşük karakterli ‘embedded’ yazarlarının ve gazetecilerinin övdüğü bol ışıklı gösteri dünyasına kapılmış olan, ancak şimdi Batı’nın çatırdayarak çöküşüne tanıklık eden gençlerin uyuşturulmuş, vatansız bilinçlerine tarihi ustalıkla yorumlayarak dokunuyordu ‘Bekçi’:
“Oysa tarihte ulus devletler de kurmuştunuz, yetmemişti, şehir devletleri de kurmuştunuz, çoğu zaman bir kabile ile sınırlı devletlerle varlığınızı güçlendirmek istediniz. İmparatorluklar çağı başladığında bile ulusların özerkliğini korumanın büyük bir kazanım olduğunu anlattılar size. İnandınız ve küçük liderlerinizin silsile halinde bağlı olduğu imparatorlar, krallar ve padişahlar gördünüz.
Peki, ya şimdi?
Bugün dünyaya egemen olan Batı üzerinden insanlığın bütün değerlerinin yok edildiğini görüyorsunuz. Avrupa ve Amerika kıtalarında siyahlarla beyazlar ve ara renkler ulus niteliklerini kaybetmiş topluluklar olarak değersizlikte eşitlenmiş durumdalar ve bu iki kıtanın herhangi bir toprak parçasında bile insanlığın temel değerlerinden bahsedemez hale gelmiş durumdasınız.
Suçlu arıyorsunuz haklı olarak; atalarınız da öyle yapmışlardı Doğu’dan nefret ederken.
Doğu’nun suçlandığı zamanları yaşadığınız için, bugün Batı’yı suçlayabilecek gerekçeler üzerinden düşünmeye hazırlandınız. İnsanlığa kaybettirdiği şeyler üzerinden Batı’yı suçlamak. size tarihin her kavşak noktasında olduğu gibi insan olarak kendinizi aklama hakkı verecekti.
Peki, bütünüyle Batı’ya dönmüş ve atalarınızın içinize ektiği tohumlardan kaynaklanan sebepleri asla unutamadığınız için bir türlü Doğu’ya döndüremediğiniz yüzünüzle kendinizi aklayabiliyor musunuz?
Şeytanın çocukları, dün Doğu’yu, bugün Batı’yı kullanarak önce Doğuluları, sonra Batılıları yaşanan şeytanî vahşetin sorumluları olarak ilan ettiler.
Oysa tarihin her döneminde Doğu’da ve Batı’da yaşayan insanların tamamı birer kurban olarak her şeylerini kaybettiler. Dün Doğu’da kaybedenlerden hiçbir farkı yok, bugün Batı’da kaybeden toplumların...
Kaybeden sadece insan.”
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
