28 Ocak 2014 Salı

SA537/AŞ35: Cemaatin Tilkileri; AB(D) Rızası mı, Allah Rızası mı?

“Ormanıma gönderdikleri tilkiler şeytandan fısıltılar taşıyor; ben de onları tilkilerinden yakalıyorum.”

Kıyam Pozu/  Namaz

‘Her şey demokrasi için, her şey AB’ye muktesebâtına uyum için.’ Birkaç zamandır kafamda dolaşan tilkilerle hasbihal ediyorum. Dikkat buyurun; bu tilkilerin hiçbiri bana ait değil, bunlar benim ormanımdaki tilkiler değil.  Benim ormanımda hiç tilki yok. Tilkileri de dışarıdan geldikleri için mecburen misafir ediyorum. Soruları hep onlar soruyor, ben de ters sorularla onları ayazda bırakıyorum: “Hani her şey Allah rızası içindi?”

Avrupa Siyaset Merkezi (EPC) ve TUSKON tarafından 24 Ocak 2014 Cuma günü Brüksel’de düzenlenen, ‘Türkiye’deki hengâme: Neler oluyor ve nereye gidiliyor?’ isimli panelde Zaman Gazetesi Brüksel Temsilcisi Selçuk Gültaşlı, “Gülen, AB sürecini 1970’lerden bu yana istikrarlı şekilde destekleyen tek İslam âlimi.” diyor

26 Ocak 2014 Pazar

SA536/SD95: "ehemmiyet dönüşümü" /11.03.2007/ 583. patika

...her insan, kendisine verilenlerle sınanır...
...varsıl varlığıyla, yoksul yoksulluğuyla...
...varsıllık, maddeye yüklenen ehemmiyetlerin tümü gibi görünse de, değildir...
...şüphesiz; maddenin göreli ehemmiyeti ruha değene dek madde varsıllık aracıdır...
...bu ehemmiyet ruha değdiği vakit ise, ehemmiyet olmaktan çıkar...
...hakezâ, yoksulluk da maddeye yüklenen ehemmiyete, aynı şekilde yakındır...
...maddî ehemmiyeti hâiz her şey, zamanın sınırlarından birinde maddî olmayan ehemmiyetlere dönüşüverir...
...fakat asıl mesele, bu 'ehemmiyet dönüşümü'ne kadar olan sınırlı sürede insanın düşündükleri ve hissettikleriyle beraber ulaştığı sonuçlardır...
...yani yaşadıklarıdır ve yaşadıklarından geçmişinde bıraktığı 'sabır' ve 'şükür' muhasebelerinden kendisine kalanlardır...

25 Ocak 2014 Cumartesi

SA535/KY9-NK4: Sürprizler de Var

“Şimdi kendim için okumak… Buna gücüm yoktu…”

 

Genel Cerrah Op. Dr. Süleyman Gökduman

Atila ile hastaneye gittiğimizde, Fevziye de çoktan gelmişti. Birbirimize durmadan espriler yapıp duruyorduk. Süleyman Hoca’nın odasındaydık şimdi. Mamografiyi ve diğer tahlilleri gösterdik. Hoca, asıl problemin sol göğüste olduğunu, simetrik olması gereken bir durumun asimetrik tablo sergilediğini, elimdeki son ultrason raporu ile ona gitmiş olsaydım bana 6 ay sonrası için kontrol önereceğini, ama Genel Cerrah Ali Bey’in titiz davranması neticesinde cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Kabul ettik elbette.

Tekrar Biyopsi, ama bu sefer açık oluyor

İkinci biyopsi 21 Ekim 2010 tarihinde yapıldı ve yanımda yine Fevziye ve Atila vardı. Atila bana bir sürü cebi olan büyük bir kot çanta hediye alıp getirmişti hastaneye. Kanser hastalarının ellerinde tahlil dolu mağaza poşetleri ile koşturmalarını hep üzüldüğümden tahlillerimi koymak için almıştı çantayı. Eh daha şimdiden iyi bir kanser hastası adayı olmuştum:)

23 Ocak 2014 Perşembe

SA534/SD94: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 17 (6-10 Ağustos 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

5-10  Ağustos 2011 (637 Tweet)

10 Ağustos 2011
5391. @mujganhalis Konu siz biz değildik de o zengin derinlikti nasıl bize geldi? hani bir eleştiri kadirşinaslığı vardır.Test ettik köpürdünüz:)

10 Ağustos 2011
5390. @mujganhalis Tuhaf neden biz olduk? Basit bir eleştiriyi nasılda abarttınız..Derinliğiniz bu muydu? Demek eliaçık sevenler hep benzerler:)

10 Ağustos 2011
5389. @mujganhalis derinlik ölçmek için iyi bir kıstas...Bir önceki tweette onun ismini görmüştüm... Eliaçık'ın göbeği yoksulluktan mı diye

10 Ağustos 2011
5388. @jamilabayraktar Evet işte bu..bu yaşına kadar neredeydi İhsan Eliaçık? O Göbek nerede büyüdü

22 Ocak 2014 Çarşamba

SA533/KY10-MrÖz1: Hayatımızın Mobeseleri

“Senin hayatında aynı bu arabayla yaptığın yolculukta olduğu gibi, bir sürü hata var, yanında akıl, vicdan, mantık gibi bir kaç arkadaşın olduğu halde onları dinlemiyorsun, dinlemeni tavsiye ederim.”


Yoğun ve yorucu bir gündü; bedenen değil, ruhen yorgun hissediyordum kendimi. Yürümek iyi gelebilirdi. Yaşam tarzını beğenmediğim, bir türlü sevemediğim, sırf bu sebeple istemsiz kırmaktan çekindiğim mesai arkadaşımın, “Hadi gel hem biraz laflar hem bir şeyler içeriz!” teklifini geri çeviremedim. Arabasına doğru yürüdük, acımamış paraya, son model lüks bir araba almış, biner binmez, ben “Hayırlı olsun!” diyemeden, müziği açtı birbirimizi duyamayacağımız kadar yüksek sesle.

Mesai ortamı dışında ne konuşabilirdik ki zaten iyi de oldu. Şehir içi trafiğinde, makasa girmeler, ani şerit değiştirmelerle nihayet elit bir cafeye geldik. O (telaffuzunda zorlanarak) alkollü içeceğini istedi, ben kahvemi istedim.

21 Ocak 2014 Salı

SA532/ KY5-PT12: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/2: Alaybeyi

-2-
Şeref babasını görmeyi hiç istemiyordu. Annesi kapıda karşılamış oğlunu bağrına basmış, “İyisin değil mi Şeref’im.. iyisin ya balam.. eşkıya itleri bir zarar vermediler ya!” diyerek iki göz iki çeşme ağlamıştı. Şeref annesini severdi. “Eşkıya dediklerin mert oğlu mert insanlar!” diyecekti. Yutkundu. Bu sözlerin annesine acı vereceğini biliyordu. “Yok bir şeyim ana.. iyiyim.. dokunmadılar!” diyebildi.

“Baban has odada seni bekliyor. Pek üzüldü.. bildiğin gibi değil!” dedi annesi. Annesinin kollarından sıyrılıp ikinci kata çıkan ahşap merdivenlere doğru yürüdü. Dönüp anneye baktı. O acıklı, yalvaran bakışlarla içi burkuldu, güçlükle, “Üzerimi değişip gelirim anne!” diyebildi. Annesi boynunu bükmüş, olduğu yerde kala kalmıştı.

19 Ocak 2014 Pazar

SA531/SD93: "zamanın billur çanağı" /20.03.2007/584. patika

...birileri ölçüp biçiyor, gergef örüyor ve insanları, onlara sezdirmeden, kendi menfaat akıntılarında sürüklüyorlar...
...adem'in evlâdından çoğu, çoğunluğun dışında kalan diğer az evlâdının açık gizli hükümdârlıklarına boyun eğiyor...
...aslolan bu mudur?...
...her insan bilmekle mükellef...
...asla aykırı olarak, insanların çoğu bilmeyi öteliyor, bilmeyi yakınlaştıranlara mahkûm olmayı tercih ediyor...
...o bilenlerin, neyi bildiğini bile merak etmeden üstelik...
...insanın tüm mâzisi bu gerçekle dolu...
...şimdi, yine eski zamanların tekrarını -daha farklı dizilişlerle ancak aynı akıntılardaki gidişi- yaşatıyor, insanın evlâdına...

SA530/AS46: Ali Bulaç'ın Aydınımsı İlk Epilepsi Nöbetleri

"Her gün ark değiştiren akarsuya ırmak denmez." Mustapha Méditerrané

Eylül ayının dördüncü haftasında (22.09.2008), Kanal 1’de Fatih Altaylı’nın Teke Tek adlı programında Gazeteci-yazar Ali BULAÇ’ı izlerken zihnimden geçenleri sınıflandırmakta zorluk çektim. İnsanın hemen her hâline alışkın olmama rağmen, Ali BULAÇ’ı izlerken ve dinlerken; onu  yadırgadığımı, bundan dolayı sorguladığımı, nihayetinde ona acıdığımı söylemem gerekir. Çevresi mor halelerle içeri çökmüş gözleri çok kararsız bakıyordu Altaylı’ya; kararsız, tedirgin, suçüstü yakalanmış gibi  (Eleştiri(!)lerinin başına açacağı işlerden kaynaklanan bir tedirginlik değildi, sanırım). Danışıklı bir döğüş vardı sanki orta yerde. Altaylı soruyor, BULAÇ ardı sıra, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu. AK Parti’ye karşı pozisyon aldığı gün gibi ortadaydı.
 ***
Söylediklerini dikkatle izledim. Çünkü; Ali BULAÇ, aydının tanımını yapmaya çalışan, böylelikle bir düşünür, aydın olduğunu söyleyen ve yazan biriydi. Ekranda ve mikrofonda olmanın getirdiği geçici güç sanrısı değildi onu etkileyen.Başka bir şeyler vardı; bir hesaplaşma, bir bakın “ipliğinizi pazara çıkarırım” tehdidi, “bu şimdilik başlangıç” tonlu girizgâhlar, ipucu türünden bilgi kırıntıları, vesaire… Eleştiri maskesi ardına saklanmış, kanıtsız, detaysız bir sürü olumsuzluk. 

18 Ocak 2014 Cumartesi

SA529/ME27: Döngü

“Çığlıklar mı fırlıyor zihnimden, zihnim mi fırlıyor çığlıklardan, bilmiyorum.”


Günlerin günleri, gecelerin geceleri, kuşların kışları kovaladığı günlerden tanıyordum onu. Saf bir niyetle bakmıştı hayata, bakarken yorulmuştu, yorgunken içine çekilmişti. Bir insandı. Kadın ya da erkek miydi; hiç önemli değildi. Hangi zamanda yaşadığının da önemi yoktu. Doğmuştu, yaşamıştı ve ölmüştü. Onun zihnine baktığım bir günde, zihnindeki kasırgalara şahit olmuştum. İnsanların zihinlerini okumak benim için hiç de zor değildi.  Belki onları anlamak içindi, belki de onları onlara anlatmak içindi bu yaptığım şey. Şunlar vardı baktığım o ân o insanın zihninde…

“Biraz öteye gitti zihnim; sonra geriye döndü. Geriye… Geri neresiydi? Az önce bulunduğu yer mi? Şimdiki yer mi? O kadar sık gidiyor ve geliyor ki ve o kadar sık aynı yerde olduğunu hissediyor ki. Belki de hiç ileri gitmedi ve geri dönmedi. Büsbütün bir kürenin merkezinde sanki. Issız bir ışıksızlıkta, kuşatılmış olduğu nesneler evreninde, o şimdi ışıktan bir küre gibi, bir nesne gibi; hırpalanmış ve dizginlerinden fırlamış.

14 Ocak 2014 Salı

SA528/SD92: 2008'den 2014'e Sıçrayan Bir Bakış: Ak Parti'ye Kapatma Davasını Kim Açtırdı?

"Şimdi daha iyi düşünme zamanı. 'Kapatma Davası'nı kim açtırdı?"


Dünya'daki yeni dengeler için yapılan hamleleri, örülen ilişkileri ve global-lokal uygulamaları doğru okumak gerekiyor; ancak izlemesi zorlaşan bir olgu/olay akışı var. Olayların kurgusal tonlamalarında alışılagelmiş olağan hesaplanabilirlik, çağın getirdiği çok aktörlü oyunlarla daha da belirsizleşiyor.


Gittikçe daha çok farklı ve artan sayıda parametreyle, çok boyutlu ve farklı düzlemlerde bir şeyler planlanıyor, uygulanıyor. Bu karmaşık görüntünün altında saklanan büyük kasırgalar var. Ne yazık ki; bu kasırgaların planlayıcıları, koordine edicileri biz değiliz; başkaları.


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Adalet ve Kalkınma Partisinin kapatılması için açtığı davaya gelen uluslararası tepkileri dikkatle incelediğinizde, alışılagelmiş tutum ve davranışların değiştiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Geleneksel tutumunu değiştirmeyen ve olaylarda "etkisi olduğunu" hissettiren sadece Amerika var. Buna karşılık Rusya'nın, iç siyaset ve iç hukuk düzleminden uzaklaşmış, global bir yapıya kavuşmuş bulunan bu dava hakkında henüz resmi bir açıklaması bulunmuyor. İngiltere ve Almanya, AB Dönem Başkanı Slovenya çok sert açıklamalarla davayı yadırgadıklarını deklare ettiler.

SA527/KY7-NY8: Renkler ve Çiçekler

 “Hem de vakit bu denli darken; hemen şimdi...”


Dışarıda yağmur var.

Bulutlardan salınıp yeryüzüne usul usul yağan damlalarına inat,  gözyaşlarım ince bir yol tutturmuş,  akıyor yüreğime.

Ötelerin sesi dolarken içime, hem doğadan hem de gözlerimden akan rahmet damlaları alıp götürüyor beni, baharı selamlayan doğanın koynundaki tüm güzelliklere.

Toprağın üzerine rahmet deryasından buseler kondururcasına dökülen bu damlalar gibi, kadife renkli envai çeşit çiçeğin renk cümbüşleri, pırıl pırıl izler bırakıyor gözlerime.

13 Ocak 2014 Pazartesi

SA526/SD91: "ölümün teri" /26.03.2007/ 585. patika

...ağrıların dişlediği ruh yapayalnız hisseder, kendisini...
...bedenin kuytu köşelerinde yer edinmiş; ancak vakitsiz bir demde tıbba yakalanmış habis hücrelerin verdiği haber, ölümün can yakıcı yakınlığını vızıldar durur..
...ölüm, bir haberdir artık, sık sık ruhun semâlarında gürleyen...
...unutulmuşluğun acısını çıkarırcasına derinleşen bir haber...
...hayat ne ileri gider ândan, ne de geri kalır...
...bir fark vardır ânların arasında, canlı bir beden ile cansız bir beden arasındaki fark kadar...
...geçmiş tüm kahırların bedende bıraktığı izler, gün ışığına çıktığında....
...ne bir öfke ne de bir teselli bahanesi kalır ayrıntılarda...

SA525/KY9-NK3: Kanserle Tanışmaya Başlıyoruz

“Bu öyle kötü bir histi ki; sanki biraz uzaktan da olsa üzerime doğru kocaman bir kaya ağır ağır yuvarlanıyordu ve ben er geç o kayanın altında kalacaktım, bundan kaçış yoktu.”

Audrey Hepburn
Sağ göğsümdeki kitleyi fark ettiğim gün kendimi çok kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Birkaç gün değişiklik var mı diye bekledim; yoktu. Bu arada dehşet baş ağrıları ile mücadele ediyordum, neredeyse gün aşırı bir acil servise gidip ağrı kesici ve kas gevşetici iğne yaptırıyordum. Ama göğsümdeki kitle şimdi baş ağrısının önüne geçmişti.

İlk olarak Atila'ya söyledim, sonra da Fevziye'ye. İkisi de hemen doktora gitmem gerektiğini söylediler. 14 Ekim canım Atila'mın doğum günüydü. O gün erkenden ASG Tıp Merkezine gittim. Genel Cerrah Ali Bey'e durumu anlattım, “Hemen ultrason çektirelim!” dedi.

12 Ocak 2014 Pazar

SA524/PZ20: Câhilin Kerameti, Âlimin Ferâseti ve İffeti

“Bir insana intisap gayreti cehaletten başka ne ki?”

İnsanın mayasında iki şey bulunur, bu iki şeyden hangisi galip gelirse insanın hayatı öyle geçer. Bunlardan bir tanesi hükümdar olma isteğidir, bu isteğe ram olan kimseler ölene dek kimseyi kaale almazlar. Onlar emrederler, başkaları yapar. İşlerin en doğrusunu onlar bilir, başkası hep eksik bilir. Onlar hasbelkader yanlış da yapsalar işin günahını yükleyecek birini hemen bulurlar. Öteki şey ise bir hükümdara kul olma isteğidir. Bu isteklerine mağlup olanlar hiç mesuliyet almazlar, emredileni yaparlar; başlarına gelene hiç itiraz etmezler. Hükümdarlarından başka hükümdar da istemezler.

Hükümdarlarla kulları bir ömür beraberce yaşamaya meyillidir. İnsanın atalarına bakın, hiç değişiklik görmezsiniz. Şu kadar uzun ömrümde, hakkıma, etrafımdakilerin hakkına el uzatanlarla hep mücadele ettim. Kimsenin aklına itibar etmedim. Etrafım cahildi; okuma yazması yoktu koca köyün. İki tane molla vardı, bir de askerde Ali Okulu’ndan yeni yazı öğrenenler. Ali Okulu’ndan okuma yazma öğrenenler de bir mektubu yola düzecek kadar maharetli değillerdi.

11 Ocak 2014 Cumartesi

SA523/DT23: İştah Açıcı Kebap ve Babam

“Babam ise, annem gibi, söylediğimde gelemiyor artık. Kebap da onlarsız iştah açmıyor.”


Babam, hiçbir şey yiyemediğim o iştahsız çocuk günlerimde, hemen kebap söylerdi. Kebap hiçbir zaman hayır diyemediğim bir yiyecekti çünkü. Kokusu bile iştahımı açardı. Hatta benden başka birinde böyle oluyor muydu bilmiyorum. Hasta iken aldığım kebap kokusu, hasta değilken aldığım kebap kokusundan farklı gelir bana. O kokuyu tanıyorum yani. Kebap yer yemez de tuhaf bir şekilde iyileşmeye başlardım.

Psikolojik etkisi olabilir, ama bence kebabın en büyük özelliği iştah açıcı olmasıydı; zaten kebap yedikten sonra annemin ya da nenemin pişirdiği yemekleri de yemeye başlardım. Beslenen vücut direnç kazanınca hızla iyileşiyordu.

SA522/SD90: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 16 (01-05 Ağustos 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 


(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

1-5  Ağustos 2011 (482 Tweet)

5 Ağustos 2011
4754. 87. Analiz: Türkiye'de "Sol" Bir İslâm Tasavvuru Gerekli mi? seckindeniz.fikir.tk/index/blog/87-…

Halil KARAKUVAT @hesap23
5 Ağustos 2011
4753. Seçkin Deniz - İslâm, Felsefe ve Tasavvuf seckindeniz.fikir.tk/index/blog/88-…

5 Ağustos 2011
4752. ve her bir ayrıntıyı bütünün genel kaidelerine bağlı olarak inşa eder.

5 Ağustos 2011
4751. Kur’an ayrıştırarak bütünleştirmez; ayrıntıları özel yöntemler ve yönergelerle kusursuzlaştırır.

10 Ocak 2014 Cuma

SA521/AŞ34: Krizler ve Sinerji Arasında Kızıl Elma Koalisyonu

“Genç, dinamik bir ülkeyiz, sürekli krizlerle yaşıyoruz, bu bir sinerji oluşturuyor.”
Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı, 09.01.2014/24TV

Yorgun insanların ülkesindeyim. Yorgun, ama vazgeçmemiş insanların ülkesi. Yoruluyorken dinlenmeyi öğrenen imkânsız ilişkiler ülkesi güzel ülkem; Türkiye. Paris’te ya da Londra’da doğmuş olmaklığı hiçbir zaman şanslı doğmak olarak algılamadım; aksine coğrafyaların kaçınılması imkânsız merkezinde, Müslüman olarak doğmuş olmaktan dolayı, Allah’a şükrediyorum. Ve biliyorum ki; hiçbir nimet kendi sınama araçlarını sırtında taşımadan bizlere gelmez, gelmeyecektir de. Her ay, her gün sınanıyoruz krizlerle, saldırılarla; ama ayaktayız, ayakta dinlenmeyi öğrendik
.
Başbakan Erdoğan bu gece Malezya’da. Bir yığın işbirliği anlaşmasına eklediği serbest ticaret dosyası ile imparatorun ağırladığı uzak doğunun suskun ve yalnız ülkesi Japonya’dan sonra, geçtiği Singapur’da Botanik Park’ta eşiyle el ele yürüdü Erdoğan.

8 Ocak 2014 Çarşamba

SA520/SD89: "kayıklar ve ermiş tanrılar(!)" /01.04.2007/ 586. patika

...adamın biri, bir vakitler, kendi hengâmelerinden kurtulmak için kendisine kıstaslar koymuş...
...yine başka adamlardan bir şeyler öğrenmiş; sonra o şeyleri düşüne düşüne genişletmiş; içine kendinden bir şeyler katmış...
...onu dışardan görenler, içindeki hengâmelerden ziyâde, onun diğer insanlarda görülmeye alışkın olunmayan hâllerine dikkat eder olmuşlar...
...aşikâr olan her şey, âşikar olmayan diğer şeyleri örtmüş...
...başka birileri, o adamı başka birilerine anlatmışlar...
...sonra o adam, ermiş bilinmiş...
...şüphesiz o bir şeye ermiştir; lâkin erdiği şey nedir, nerededir, bilen olmadığı için, genel kanaat üzre erilen şeyin hikmet olduğu sanılmış...
...adam, kendi hengâmelerini saklayagide, diğerlerinin peşinden koşmaya can attığı bir hikmet eri olarak yola koyulmuş...

7 Ocak 2014 Salı

SA519/ KY5-PT11: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2. Bölüm: İmtihan

2. Bölüm
 -1-
Kadı Cemalettin ile Şeref ikindi üzeri Değirmenci Yusuf’un değirmenine vardılar. Değirmenin suyunun azlığından değirmen çalışmıyordu. Yusuf sundurmada oturmuş, sırtını güneşe vermişti. Gelen atlıları duyunca arkasını döndü yavaşça ayağa kalktı. Kadı Cemalettin selam verdi. Atlarını durdurdular. Beyoğlu Şeref baygın bakışlarla süzdü ihtiyar adamı.

Kadı, Şeref’e, “Biraz soluklanalım, ne dersin Beyoğlu?” dedi, atından yavaşça indi. Şeref omuzlarını silkti. Bir şey söylemeden o da indi atından.

“Hoş geldiniz Kadı Efendi.. safâlar getirdiniz!” diye karşıladı Kadı’yı Değirmenci Yusuf. Şeref’e bakmadı bile. Şeref de umursamadı. Az ilerde kuru dere yatağına doğru atıyla birlikte yürüdü.

5 Ocak 2014 Pazar

SA518/KY9-NK2: Vira Bismillah!

"En çok sevdiğim filmlerden biridir 'Tiffany'de Kahvaltı'"
Neşe Kutlutaş 
Audrey Hepburn (4 Mayıs 1929, Brüksel - 20 Ocak 1993, Tolochenaz)

Blogumun adını da hem bu filmden, hem de o filmin sevimli yüzü Audrey Hepburn'den ilhamla ‘Tiffany'de Kahvaltı’ koydum. Audrey Hepburn hayatı boyunca güzel filmler yapmıştı; kanser nedeniyle yatağa düşünceye kadar da o güzel kalbi Afrika'nın mazlum ve masum çocuklarına için çarpmıştı.

UNİCEF'in iyi niyet elçisi olduktan sonra yaptığı bir konuşmada şunları söylüyordu: "Kendi çocuklarımızı önemseriz. Yalnızca hastalıklarında değil,  iyi oldukları uzun yıllar boyunca da... Benim gördüğüm binlerce sessiz çocuk için de aynısını yapabiliriz."

Evet, tam da böyle işte; kendi çocuğumuz için dilediğimiz ve yaptığımız şeyleri başka çocuklar için de esirgememek...  yapmamız gereken şey bu bence de...

SA517/AŞ33: Gülen’in Sulh Mektubundaki Engerek ve Serencâm

“Şantaj altında çalışamayız!”

"Bu küresel bir sûikasttir!" 
Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan, 04.01.2014, Dolmabahçe

İnsan aklı elindekine bakar, elindekini evirir, çevirir yorumlar; elindekinden daha uzaktakini de lazım olunca gider alır ve irdeler. Fakat insan aklının en büyük zaafı, daha uzaktakinin ne zaman  lazım olduğunu kararlaştırmakta tereddüt etmesidir. İnsan da bunu çok iyi bilir ve sürekli gündemi elinde tutmak ister; evirecek, çevirecek ve yorumlayacaktır. Gündemi takip eden bizlerin telaşı da bundan ileri geliyor, biraz da an itibarı ile olabilecek her şeye karşı pozisyon alma zorunluluğumuz var; taraf mıyız, değil miyiz? Tarafsak neyin tarafıyız, taraf değilsek taraf olmak ne demektir, falan…

Taraf olmak, nasıl bir şey; pek bilmiyorum galiba. Bir şey yanlışsa ona yanlış demek taraf olmak mıdır? Ya da bir şey doğruysa ona doğru demek? Körü körüne yanlışa doğru, doğruya yanlış demek ahmakların  işidir; zira en yakın vakitte bu taraf çektirisi, kendisini taşıyanları suya gömer. Şu an onu yaşıyoruz. Cemaat, yanlışlara doğru dediği için bindiği Fethullah Gülen çektirisi ile birlikte suya gömülüyor.

1 Ocak 2014 Çarşamba

SA516/SD88: "câhil olma hakkı"/22.04.2007/ 587. patika

...nefsin dar odalarında gezinirken...
...hangi aklın, hangi derde deva getirdiğini düşünen insan...
...hangi şey, hangi diğer şeyle ne kadar ilişkilidir, görebilir mi?...
...hem bir sürü önceki zamanın içinde kaybolup gitmiş bir sürü ölü...
...hem kederin alıp getirdiği çelişkiler örgüsü...
...aklın payitahtında oturan her şeyi derinden derine iten nefsin, cehâletin en serin ve kaygısız bozkırlarında koşturup durmasına ne demeli?...
...bilgi, neyi biliyor olmaklığı değil, neyi bilmiyor olmaklığı deşmekse eğer; insan, sonsuzun içindeki hangi şeyleri bilmediğini bilebilir?...
...nefs, hep bu çıkıştan geri döner, cehâlete...

SA515/ KY6-SK8: Elinde Silah Olmayan Örgüt...

“Ve bu yazı, bir "sorular yazısı" aslında.”


Birilerinin Başbakan Erdoğan'a sopa gösterdiği açık...  Peki ya hukuk? Günlerdir çelişkilerin altından kalkamıyoruz. Altından kalkanlar var. Bazıları kesin çizgiler ile bir boyuta zaten inanmış sorgulamadan gidenler.

Samimi sorular var...  Günlerdir sorulan... Ve bu yazı bir "sorular yazısı" aslında... Zira doğru soru, doğru cevaplar için başlangıcın olmazsa olmazı.
****
Cemaat kullanıldı mı? Bugüne kadar veya referanduma kadar fiilen iktidarına, muktedirliğine şüphe ile bakılan (başörtü düzenlemesi vs nedeni ile) Ak Parti darbeler ile yüzleşmeyi, cemaat savcıları olduğuna inanılan yani bugün örgüt denilen yapı olmadan yapabilir miydi? Bu bir koalisyon muydu? Veya gönüllü bir koalisyon muydu? Eğer öyle ise bu süreç nasıl yürütüldü?  Malum davalardaki bazı hukukî itirazlara dair göz ardı edilen tutuma mecbur kalınmış gibi davranılmasının sebebi ne? Davalar prensipte haklı ve bugüne kadar müesses nizamın, hukukî zemine taşınmasına izin vermediği suçlarla yüzleşme olarak görülebilir. Ancak içine kısmî hukuksuzluk karıştıysa bugün dikkat çekilen bu hususlar neden o zaman görülmedi? İtirazlar neden şimdiye kadar yasal düzenleme ile cevap bulmadı da şimdi bu gündemde? Darbeler ile yüzleşebilmek için kısmî olarak hatalara göz yummaktan başka çare yok muydu? Eğer öyle ise yürütmenin bu durumdaki payı bugün nasıl değerlendirilir? Bugün yeniden yargılama gündemdeyken hükümetten isimlerin de dinlenmesi gündeme gelir mi? Genelkurmay Adli Müşavirliği bu itirazları, tapelere ekleme yapıldığı ve bazı çevrelerin avukatların uzun zamandır aktardığı nüansları tek tek yeniden inceliyor...

SA514/ÂA26: El Kaide Pentagon’un Hizmetinde

“Bütün agresif politikaların uygulayıcısı olarak El Kaide, tamamen pentagonun hizmetinde ABD’nin küresel liderliğini sürdürmek için çalışıyor.”



2013’ün son gününde, iki haber; biri Güney Sudan’dan, diğeri Suriye’den. Güney Sudan’dan gelen barış haberi, isyancı ‘Beyaz Ordu’nun lideri Riek Machar ile rakibi Cumhurbaşkanı Salva Kiir'in komşuları Uganda, ABD ve Avrupalı  ülkeler tarafından barış görüşmelerine mecbur bırakıldığını, Suriye’den gelen haber ise katil Esed ve müttefikleri ile savaşan Ahrar Eşşam’ın etkin komutanlarından Dr. Edu Rayan (Hüseyin Süleyman)’ın Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kaçırılıp işkence ile öldürüldüğünü anlatıyordu.

Güney Sudan'da son iki haftadır süren çatışmalarda en az 1000 kişi öldü. Obama, “Barış, beraberlik ve halklarının daha iyi geleceği için ülkedeki liderlerin, cesaret ve liderlik gösterme zamanı” diyerek asker gönderdi. BM Genel Sekreteri, toplamda 12500 asker göndererek savaşın bir an önce sona ermesi için çaba sarf etti. En son Uganda, barış görüşmeleri olumlu sonuçlanmazsa askerî müdahalede bulunacağını açıkladı.

Seçkin Deniz Twitter Akışı