30 Temmuz 2018 Pazartesi

SA6577/MEY37: Bizler Uyumsuzuz, Uyumsuzluğumuz Çocuklarınızın Garantisidir

 "Biz uyumsuzlar ayaktayız, biz uyumsuzlarla da konuşmanız gereken şeyler var."


Eğitim Sistemi'ne yönelik eleştirilere bakıyorum, eleştirenlere bakıyorum; işimizin ne kadar zor olduğunu bir kez daha görüyorum. Eğitimle ilgili herhangi bir zihinsel faaliyeti olmamış, eğitimle ilişkisi eski bir öğrenci ya da veli olmakla sınırlı, biraz daha ötede üniversitede bir şekilde akademik bünyeye dahil olmuş veya alanı olmadığı halde MEB'de bürokrat olarak görevlendirilmiş kişilerin söyledikleri, yazdıkları her zamanki gibi bu büyük meselenin nasıl konuşulmaması gerektiğinin somut örnekleri olarak önümüzde.

Öncelikle şunu konuşmamız gerekiyor; nasıl Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Teşkilatı, Adalet Sistemi ve devletin diğer kurumları FETÖ'nün ağır deformasyonu ile yaralanmış bir halde ise Eğitim Sistemimiz de aynı şekilde, hatta daha ağır travmalarla malul; bir savaş gazisi. Fakat bu zannedildiği kadar onarılmaz hasarlara sahip olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü öğretmen dayanıklı bir varlık, iyi niyetli olmayan amirlerin de FETÖ ya da başka bir güç tarafından kasıtlı olarak değiştirilen müfredatların da öğrencilere zarar vermesini engelleyebilecek potansiyele ve sağduyuya sahip... Yine en ayakta durabilen kurumlarımız okullar; görüyor olmalısınız dünyanın en az suç işlenen okulları bizde. Bunu güvenlik güçleri sağlamıyor, bunu o beğenmediğiniz öğretmen sağlıyor.

Öğretmenin sahibi yok; bunda hemfikiriz. Sendikalar siyaset-entrika-tayin-çıkar merkezleri olarak  tanımlanmış algısal 'değerleri' üzerinden yasal olarak tanımlanmış işlerini yapmaktan, öğretmenlerin haklarını korumaktan ya da geliştirmekten aciz. Öğretmen sağduyusu ile sendikalara da bel bağlama alışkanlığını kazanamayan bir 'uyumsuz' olarak ayakta kalmayı başarıyor.

Bizler uyumsuzuz, sizlere uymuyoruz, her gün fikir değiştiren bürokratlara, akademisyenlere de uymuyoruz, illegal bir şekilde bizi baskı altına almaya çalışan PKK, FETÖ, ETÖ gibi örgütlere karşı da uyumsuzluğumuzla direniyoruz. Çünkü hepinizi yetiştiren biziz, size uyum sağladığımızda sistem de eğitim de çocuklarımız da yenilmiş sayılıyor, farkında değilsiniz nesillerinizi biz koruyoruz, biz öğretmenler.

Biz öğretmenler diyorum; asıl mesleği öğretmen olmayan yüz binlerce insan 'öğretmen' sıfatı ile aramızda, bunu sağlayan sizsiniz, bu güzel mesleği mahveden sizsiniz ve hiç sıkılmadan en küçük bir sıkıntıda 'öğretmen'i suçluyorsunuz. Mesleği öğretmenlik olmayan insanlara bizim sıfatımızı hediye ederken, haklarımızı da elimizden alıyorsunuz, üniversite mezunu devlet memuru olarak en düşük maaşı biz alıyoruz, giyecek-yol-yiyecek yardımımız yok, ikramiyemiz yok; yılda bir kez eğitim-öğretim tazminatı adı altında verilen bir miktar para var, bir de sık sık dilinize doladığınız ek ders ücretlerimiz var, bir milyonu aşan öğretmen sayısı ile ne kadarlık ek ders ücreti aldığımızı da bilmiyorsunuz üstelik. Kıskandığınız yaz tatillerimiz, 1 Temmuz'da başlayıp 31 Ağustos'ta sona eren bir özrehabilitasyon dönemimiz; 15 günlük Şubat tatilimiz, çoğunlukla akraba ziyareti ve parasızlıktan 'ev palace' tatillerimiz.

Biz uyumsuzuz, ama biliniz, uyumsuzluğumuz çocuklarınızın garantisidir. Size küçük gelebilecek, ama benim için büyük hatıralarımdan bahsetmek istiyorum. Uyumsuzluğumuzun ne türden hayat kurtarıcı olduğunu anlamanız açısından.

İlk hatıram 1994'ten, doğudan... Öğrencilerimin üçte biri PKK'lı, üçte biri devletle çalışan korucu, üçte biri de o dönem Hizbullah denen Hizbülkontr'e dahildi; bunu devletin her kademesi de biliyordu, bahse konu örgütler de. Biz o atmosferde İstiklal Marşı okutuyorduk, ders işliyorduk, savaşla değil eğitimle gelişeceğimizi öğretiyorduk. Yüzlerce öğrenci yetiştirdik ve onları o örgütlerin kollarından uzakta tuttuk.

Yıl 2001-2002, 28  Şubat zulmü sürüyor. Öğrencilerim arasında zerre kadar ayrım yapmadım hiç, her bir öğrencimle özel olarak ilgilendim meslek hayatım boyunca. Onuncu sınıfta bir öğrenci velim, subay, bir binbaşı, o güne dek tanımadığım, mesleğini bilmediğim biri; çocuğuna gösterdiğim ilgiden dolayı bana teşekkür etmek istediğini söylemişti, biraz sohbet etmiştik. Ona İmam-Hatip mezunu olduğumu ve kendi ilkokulundan, ortaokulundan, lisesinden ve üniversitesinden mezun olduğum devletimin beni istenmeyen adam ilan ettiğini, bunu hangi hakla yaptığını sormuştum. Susmuş ve başını eğmişti. Binbaşı'nın teşekkür etmek için geldiği öğretmen devletin sakıncalı ilan ettiği İHL mezunu bir matematik öğretmeniydi..

Üçüncü olay 2011'den. FETÖ'nün üniversite sınav sorularını çaldığı dönemler, öğrenciler birileri tarafından kışkırtılıyordu, Erdoğan'ın başbakanlık ettiği hükümet suçlanıyor ve derslerde "Nasılsa sorular veriliyor, neden ders dinleyelim ki?" diyordu bazı öğrenciler. Ve ben "Kimin ne yaptığı bizi ilgilendirmez, biz işimize bakalım," diyordum, derslerimi işlemek için bu tür şeylerle mücadele ediyordum.

2002'den beri defalarca müfredat değişti, FETÖ değiştirdi, başkası değiştirdi, şimdi de FETÖ etkisini silmek için yeniden değişen müfredatımız var; Çoklu Zeka Kuramı dediler, Yapılandırmacı Eğitim dediler bizim matematik müfredatımızı mahvettiler, sayı bilgisi derlenmemiş, elden geçirilmemiş dokuzuncu sınıf öğrencilerine ağır müfredat konularını yüklediler, mantık gibi önemli bir konuyu da dokuzdan onbire aldılar, polinomları ve polinom denklemleri işletmeden ikinci dereceden denklemleri işlememizi istediler, sık sık üniversite sınav sistemini değiştirdiler, ÖSS gibi sadece dokuz ve onuncu sınıf konularını içeren, 11. ve 12. sınıf konularını gündemden çıkaran sınav sistemleri çıkardılar... Ben müfredatı işlediğim, üniversitelerde temel olarak kullanacakları konuları önemsediğim için bana son sınıflardan ders vermediler.

Ve her şeyi Türkiye'ye çağ atlatan Erdoğan'a yüklediler, tek amaçları onu suçlamaktı. Biz uyumsuzluğumuzla buna da engel olduk.

Ben ve benim gibiler uyumsuzduk, çocuklarımızı, çocuklarınızı korumak için herkesle mücadele ettik, çocuklarınızı sizden de sizin öfkelerinizden de koruduk... her türlü terör örgütüne karşı da koruyoruz.

Eğitim Meselesi büyük bir meseledir; o yüzden devlet-hükümet bu işi en hak etmiş olanlarla konuşmak zorundadır. Bu iş bir bakanla yürümeyeceği gibi, yükün tümünü bir bakana yüklemek de doğru değildir...  Biz uyumsuzlar ayaktayız, biz uyumsuzlarla da konuşmanız gereken şeyler var.



Mustafa Eyyüboğlu, Otuz Temmuz İkiBinOnSekiz– OtuzYedi




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.


Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı