29 Aralık 2019 Pazar

SA8246/AH23: Ateist Döngü’ye Hizmet Eden Bir Film: AD Astra-Yıldızlara Doğru

"Filmin akışında sonraki yüzyıllarda kurulan uzay kolonilerinin normalleştiğini görüyorsunuz. Roy’un iç sesinin Ay’da kurulan kolonide karşılaştığı şeylere verdiği tepki şöyleydi: “İçkiden ve tişört satan mağazalardan kaçıp buraya gelmiştik” İnsan insandan kaçtığı için uzayda koloniler kuruyordu, ama yine de kaçamıyordu kendisinden ve ürettiği hastalıklardan."


Satürn kuşağının altında uzaya demirlemiş olan ‘Lima Projesi’ gemisinin içinde 90. dakikada başlayan ve sonra dışında devam eden, gelecekteki şimdi için tarihin en iyi, en ünlü uzay komutanı olan efsane bir astronot baba (H. Clifford McBride'ın) ile onun yolunda ilerlemeyi hayatının amacı haline getirmiş olan astronot binbaşı oğlu (Binbaşı Roy McBride) arasındaki kesintili sohbet, 104 dakika boyunca izlediğim 100 milyon dolarlık maliyetle çekilen bu görsel efekt yığınının hangi amaçla çekildiğini anlamamı sağladı.

“Belki birlikte eve döneriz” diyordu Roy.

“Ev mi? Benim evim burası. Bu yolculuk tek yönlü oğlum. Dünya’dan mı bahsediyorsun? Orada benim için bir şey yoktu. Ne sen ne annen ne de küçük fikirleriniz umurumda oldu. 30 yıl boyunca bu havayı soludum bu yiyecekleri yedim, zorluklara göğüs gerdim, ama bir kez bile evi düşünmedim.” diyordu 30 yıldır Satürn’de mahsur kalan babası.

“Biliyorum baba.”

“Annenin dul senin yetim kalacağını biliyordum tabi, ama ben kaderimi bulmuştum. Bu yüzden oğlumu terk ettim.”

“Yine de seni seviyorum baba, seni geri götüreceğim.”

“İşim var, yapacak sonsuz işim var. Zeki varlıklar bulmalıyım.”

“Gitme vaktimiz geldi, fazla vaktimiz yok.”

“Mürettebatım her türlü veriyi inceledi, bir hayat belirtisi bulamadı. Başka bilinçli varlık yoktu. Pes ettiler. Bazen İnsan imkansızın üstesinden gelmeli. Seninle ben yolumuza devam etmeliyiz Roy, birlikte. Bilimin var olmadığını iddia ettiği şeyi bulmalıyız. Senle birlikte Roy. Çünkü Lima Projesi bize bilinen evrende yalnız olduğumuzu gösterdi, başarısız olamam. Başarısız olmama izin verme Roy!”

“Baba başarısız olmadın, artık biliyoruz ki birbirimizden başka kimsemiz yok.”


Gravity’de (2013) , uzayda yapayalnız ve çaresiz kaldığında dua etmek öğretilmediği için dua etmeyi bilmeyen ve bu çaresizlikte bir Tanrı’nın var olduğunu kabul eden bir kadın astronota karşıt olarak Interstellar 1 (2014) ve Interstellar 2 (2019) insanın insana yardımcı olan doğa üstü güçlerin de yine ruhanileşmiş ataları olduğunu öğretmeye çalışıyordu. AD Astra da bir Tanrı’ya inandığı belli olan ve 30 yıl Satürn’ün yörüngesinde kaldığı halde onu bulamadığı için hayal kırıklığı yaşayan oğlu üzerinden aynı mesajı veriyor: “Artık biliyoruz ki birbirimizden başka kimsemiz yok.”

Sanki herhangi bir yerde herhangi biri bir ayet bırakmış ya da bir Tanrı, “Ben güneş sisteminde saklıyım, gelin beni bulun” demiş gibi, sadece Satürn’e kadar gidip orada tanrı bulamamış olmak , bir tanrıya inanmayı gerektiriyormuş gibi ahmakça bir gerektirme bile olamayacak bir zincire saplanmış bir akıldan bahsediyoruz. Üç boyutlu bir varlık olan ve görme, duyma, anlama kapasitesi sınırlı olan İnsan’ın Tanrı kavramını bir mekana veya bir zamana indirgemesi kadar saçma bir fikrin bilimsel olamayacağı gerçeği de göz ardı ediliyordu burada: “Geldim, ama Tanrı evde yoktu, o halde Tanrı yok”

Hollywood’ın ateist, siyonist ve pagan ruhunun yaydığı küresel dalgalar bugün, çocuklara tecavüz eden Hıristiyan Katolik ve Protestan rahipler, IŞİD gibi ABD tarafından üretilen vahşi terör örgütleri üzerinden düşman olarak tanımlanan ve sürekli öldürülen, işkencelere maruz kalan müslümanların sahip çıkamadığı İslam, ateist ve laik siyonizmin baskısına yenilmiş olan ve kendileri gibi düşünmeyen Hasidik hahamlara yapılan saldırılara bile itiraz edemeyen Yahudi hahamlar, bir tanrıya sahip olmamasına rağmen insana zarar vermeyi reddeden Budizmin Müslüman katliamınısavunan rahiplerinin karşısına dikilerek bütün dinleri reddetmeyi ve Ateizm’i ve bununla birlikte Hümanizm’i din olarak emrediyor…

Şaşırtıcı mı? Hayır. Amaçlarına ulaşıyorlar mı? Çoğunlukla evet; ancak tamamen değil. Biz Müslümanlar sağlam bir umuda sahibiz, eğer farkında isek. Neden umut? Filmin başından sonuna kadar işlenen şey umutsuzluk, bıkkınlık, bunalmışlık ve aslında yine bu agrevasyonun patronları tarafından uzay keşiflerinin temel amacı haline getirilen, sanki bu mümkünmüş gibi, dünya dışı zeki varlıkları bulma amacının ‘kof’ bir amaç olduğunu kanıtlamaya çalışan ve insanı insana döndürerek umutsuzlaştıran döngüsel bir ateizm. Tabi, fark ediyorsunuz Allah’ın elçilerini neden umut ve rahmet olarak gönderdiğini. Tarihin hemen bütün aralıklarında insanı umutsuzluğa ve kaosa sürükleyen her türden paganizme ve ateizme karşılık peygamberler umut olarak gönderilmiştir.

Filmin akışında sonraki yüzyıllarda kurulan uzay kolonilerinin normalleştiğini görüyorsunuz. Roy’un iç sesinin Ay’da kurulan kolonide karşılaştığı şeylere verdiği tepki şöyleydi: “İçkiden ve tişört satan mağazalardan kaçıp buraya gelmiştik” İnsan insandan kaçtığı için uzayda koloniler kuruyordu, ama yine de kaçamıyordu kendisinden ve ürettiği hastalıklardan.

ABD Başkanı Trump’ın 2019’da Amerikan Hava Kuvvetlerine bağlı olarak kurulduğunu ilan ettiği Uzay Komutanlığı, filmin yaşandığı yüzyılda bütün güneş sistemine hâkim bir konuma gelmiş görünüyordu, oysa bu batmış bir ekonomiye, trilyonlarca dolar borca sahip ABD için gerçekleşmesi mümkün olmayan eski bir Amerikan hayal kurma alışkanlığından başka bir şey değildi. Üstelik koloniler kurulan Ay’da terörist gruplar da vardı. Amerika’nın hayallerinden çıkamıyordu kendi ürettiği terör.  

Ve aslında film, meslekî kariyerini dünya dışı zeki varlıklar bulma amacına adayan inanan bir insanı bir teröriste dönüştüren süreci sorguluyordu. Düşündürtmek istiyorlardı: “İnananlar inançları için öldürürler” Oysa iki dünya savaşını çıkaranların ve ikinci dünya savaşından sonra da iç savaşlar, biyolojik vekimyasal silahlar, darbeler ve terörle milyonlarca insanı öldüren, evsiz ve vatansız ve aç bırakanlar bir Tanrı’ya inananlar değildi, bu agrevasyonun patronlarıydı.

Filmin sekansları arasındaki doğal geçişler filmin sonunda dünyaya geri dönmek gibi bir zafer sevincine monte edilirken seyircinin artık sorgulamaması gereken mantıksızlıklar zincirine dolanmıştı. Mesleği yüzünden sevgilisi tarafından ‘benim de bir hayatım var, sürekli seni bekleyemem’ denilerek terk edilen ve film süresince yürüyen bir ölü kadar umutsuz yüz hatlarına sahip olan ve sürekli belirsizliği ve umutsuzluğu sorgulayan Roy, dünyayı ve güneş sistemini babasının neden olduğu uzaydaki elektrik akımı dengesizliğinden kurtardıktan ve dünyaya ulaştıktan sonra kendisine geri dönen sevgilisinin yaşattığı derin ve tek amaçmış gibi gösterilen umutla gülümsemişti.


Film’deki teknik sorunlar ya da uzayda fiziksel hareketle ilgili eleştiriler altta linklerini verdiğim yorumlarda mevcut. Şimdi filmin neden yapıldığına geri dönelim ve filmin hem senaristi hem de yönetmeni olan James Gray’e dönelim ve soralım filmi neden  ve nasıl yapmış?

Yönetmen James Gray, 2016 Cannes Film Festivali sırasında 12 Mayıs 2016'da Ad Astra'yı yazma ve yönetme planlarını olduğunu doğrulamış. Nisan 2017'de Z Kayıp Şehri'ni tanıtırken Gray, Ad Astra'nın öyküsünü Joseph Conrad'ın Karanlığın Kalbi ile karşılaştırmış. Gray ayrıca filmin "bir filme konulan en gerçekçi uzay yolculuğu tasvirini sunacağını ve temelde "Uzay bizi çok düşmanca karşılar" diyeceğini söylemiş. 

10 Nisan 2017'de Gray, Brad Pitt'in Ad Astra'da başrol oynayacağını duyurmuş. Haziran ayında Tommy Lee Jones, Pitt'in kayıp babasını canlandırmak için oyuncu kadrosuna katılmış, Ağustos ayında Ruth Negga, John Finn , Donald Sutherland ve Jamie Kennedy oyuncu kadrosuna eklenmişler.

Filmin 60 gün süren ana çekimleri, Ağustos 2017'nin ortalarında, California, Santa Clarita'da başlamış. Zayıf bulunan başlangıç ​​test taramalarının ardından, (Pitt henüz kadroda olmamasına rağmen)  üretim bütçesi 80 milyon dolardan 100 milyon doların üzerine çıkarılmış.

Görsel efektler Moving Picture Company, Method Studios, Bay X, Weta Digital, Brainstorm Digital ve Capital T tarafından yapılmış ve Allen Maris, Christopher Downs, Guillaume Rocheron, Ryan Tudhope, Aidan Fraser, Olaf Wendt, Anders Langlands , Eran Dinur, Jamie Hallett ve Territory Studio Max Richter filmin müziğini bestelemiş, Lorne Balfe daha sonra ek müzikler yapmış. James Gray, görsellerden ilham almak için deneysel film uzmanları Gregory Zinman ve Leo Goldsmith ile görüşmüş.

Görüntü yönetmenliğini birçok isimle paylaşan Hoyte Van Hoytema’nın, sanat yönetmenliğini yine birçok farklı isimle çalışan Kevin Constant’un yaptığı AD Astra’nın editörleri John Axelrad ve Lee Haugen.

Oyuncular ve rolleri ise şöyle:

Brad Pitt (Roy McBride), Tommy Lee Jones (Clifford McBride), Ruth Negga (Helen Lantos), Donald Sutherland (Col. Tom Pruitt), Jamie Kennedy (Sergeant Peter Bello), Liv Tyler (Eve McBride), Kimberly Elise (Lorraine Deavers), Ravi Kapoor (Arjun Dhariwal).

Liv Tyler’in, Eve McBride rolüyle ekranda çok fazla görünmediğini belirtmek ve ‘Eve-Havva’ vurgusuna dikkat çekmek gerek.

20th Century Fox tarafından piyasaya sürülen Ad Astra, 29 Ağustos 2019'da Venedik Film Festivali'nde gösterilmiş ve 20 Eylül'de tarafından Amerika Birleşik Devletleri'nde gösterime girmiş, dünya çapında 127 milyon dolarlık hasılat elde etmiş.


Filmin özeti de şöyle:

Yıldızlara Doğru, astronot Roy McBride'ın gerçekleştirdiği uzay yolculuğunu konu ediyor. Astronot Roy McBride’nın babası, 20 yıl önce uzayda hayat olup olmadığını araştırmakla görevlendirilmiştir. Ancak bu görev sırasında kaybolan adamdan bir daha haber alınamaz. Kaybolan babasını galakside aramak isteyen Roy, gezegeni tehdit eden bir gizemi de çözmek amacıyla güneş sisteminin dışına yolculuk eder. Bu yolculuk Roy’un beklediğinde de farklı şeyler öğrenmesine neden olur. Yolculuk sayesinde astronot, insan varlığının doğasına ve kozmostaki yerimize meydan okuyan sırların ortaya çıkmasını sağlar.

Küresel asker’ı zorbalığı süren ABD’nin kültürel hegemonyası da sürüyor ve maalesef henüz bu şeytanî gücü kullanan Hollywood’un kendisine karşı koyacak kadar büyük bir rakibi yok. Türkiye bütün dünyaya sinema filmleri ve özellikle dizi filmler ihraç ederken bir rekabet kokusu yaysa da miktar henüz çok küçük. 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy Mart 2019’da "Türkiye, ihraç ettiği dizi filmlerde çok büyük rakamlara ulaşmış durumda. 350 milyon dolar gibi bir bütçeye sahip ve dizi film ihracatı Amerika'dan sonra ikinci sırada. Biz bunun amacına uygun şekilde artmasını ve Türkiye'nin, gösterildiği yerlerde doğru tanıtılmasını istiyoruz." diyordu. 


Ahmet Haydar, Sonsuz Ark, 29.12.2019, Sinema Notları 23




AD Astra İzlekleri:


AD Astra Yorum İzlekleri




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı