9 Mayıs 2026 Cumartesi

SA11982/SD3794: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 29

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Aşçı Sultan soruyu duyar duymaz başını eğdi, biraz düşündü, sonra bana baktı gözlerindeki berraklık artarken."


Aşçı Sultan kapıda durmuş, yemeğin hazır olduğunu, istediğim zaman yiyebileceğimi söylüyordu. Bir ân öylece durdum, ona baktım. Şaşırdı, hafifçe telaşlandı.

‘Gel otur biraz, Aşçı Sultan!’ dedim. ‘Eğer acil işin yoksa!’

Ayşe Sultan’ın telaşı tedirginliğe dönüşmüştü.

‘Acil işim yok da Mühendis Bey!’ dedi bakışlarını yere yönelterek. ‘Sesin yerinde duramıyor, hayırdır, neye canın sıkıldı?’

Sesimdeki gerginliği fark etmemiştim, gayr-i ihtiyarî güldüm:

‘Yok bir şey, yok, sen telaşlanma, gel otur iki dakika!’ dedim ben de Fırtına ile konuşurken oturduğum koltuğa otururken.

Biraz rahatladı ben gülünce, sonra usulca ilerledi, tekli koltuklardan birinin ucuna yarı oturur vaziyette ilişti. İki elini kucağına koymuştu, hâlâ heyecanlıydı.

‘Sana bir soru soracağım, Aşçı Sultan!’ dedim gülümseyerek. ‘İçinden geldiği gibi cevap verirsen çok memnun olurum!’

‘Elimden geldiği kadar bildiğimi söylerim, Mühendis Bey!’ dedi bu kez meraklı bir şekilde bakarak. ‘Ahiretten sual etme, onu anca Allah bilir!’

‘Dünyadan, dünyadan!’ dedim heyecanını yatıştırmak istediğimi belli ederek. ‘Allah’ın bildiği, bize de bildirdiği bir şeyden...”

‘Sor, Mühendis Bey!’ dedi Aşçı Sultan omuzlarını dikleştirerek.

‘Akıl nedir, bana anlatır mısın, Aşçı Sultan?’ dedim ciddî bir sesle ve sustum.

Aşçı Sultan soruyu duyar duymaz başını eğdi, biraz düşündü, sonra bana baktı gözlerindeki berraklık artarken.

‘İşin içinde başka bir şey yok değil mi, Mühendis Bey?’ diye sordu duygusuz bir sesle. ‘Mühendissin, üniversite bitirmişsin, akılla yürüyen bu işi sen kurdun, sen yönetiyorsun. Ben şimdi akıl şudur desem bana gülmeyeceksin değil mi?’

‘Estağfurullah, gülmek ne haddime, Aşçı Sultan!’ dedim. ‘Akılla ilgili bazı düşüncelere canım sıkıldı biraz, sesim o yüzden yerinde duramıyordu, çok sinirlenmiştim; sen anlattıktan sonra izah ederim sebebini!’

‘Tamam, o zaman Mühendis Bey!’ dedi rahatlayarak. ‘Akıl şudur diyemem, senin gibi okumadım ben, ama akıllı kişi neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilen kişidir, derim desem. Akıl insana yaptığı işin zararlarını da düşündürtür, faydalarını da. Akılsız kişi sonrasını düşünmez, hani ‘aklın neredeydi?’ deriz ya biri yanlış bir şey yaptığında, hani ‘akılsız’ deriz ya düşünmeden konuşana, koşturana!’

Onu dikkatle dinliyordum.

‘Sana ‘akıl şudur’ diye aklı öğreten oldu mu, hiç, Aşçı Sultan?’ diye sordum aynı dikkatle.

‘Yok!’ dedi hemen. ‘İnsana ‘akıl şudur’ demek lazım değil ki Mühendis Bey, her insan çocukluğunda gördüğünü, bildiğini aklına katık eder, öyle büyür. Büyüdükçe de doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğrenir. Anasından babasından gördüğünü bile kendi aklının eleğinden geçirmeden kabul etmez. Allah insana aklı doğarken vermiştir, insan aklın ne olduğunu bilmese bile ne işe yaradığını bilir. ‘Akıllı ol’ derdi annem beni tembihlerken, ‘Kendine söz söyletme!; ben de şöyle dersem şöyle olur, böyle yaparsam böyle olur diyerek çocukluktan beri her şeyi inceden inceye düşünmeyi huy edindim!’

‘Peki!’ dedim duygusuz bir sesle. ‘Herkesin aklı başka mıdır, yoksa aynı mıdır, Aşçı Sultan?’

Birdenbire cevap vermedi Aşçı Sultan, yerinde kıpırdadı, elleriyle başörtüsünü iki yanından düzeltti.

‘Senin aklınla benim aklım bir değil Mühendis Bey!’ dedi ansızın. ‘Sen okumuşsun, ben ilk mektepten sonra okumadım. Şimdi desem ki ikimizin aklı aynıdır, belki kızarsın, belki ben kendime ‘yanlış' derim' o okumuştur aklı benden fazladır’, bilmem ki... Sen helali-haramı bilirsin, iyiliği-kötülüğü de bilirsin; ben de bilirim. Sen yalan söylemenin haram olduğunu bilirsin; ben de bilirim. Sen namaz kılarsın; ben de kılarım, sen oruç tutarsın; ben de tutarım. Böyle düşününce ‘ikimizin aklı bir’ derim, öbür türlü düşününce ‘bir değil’ derim!’

‘Allah her insana akıl vermişse, o akılla da her insanı hesaba çekecekse, niye herkese farklı akıl versin ki, Aşçı Sultan?’ dedim daha da rahat konuşması için onu teşvik ederek. ‘Akıl doğru ile yanlışı ayırt etmeye yetmiyor mu?’

‘Yetmez mi, Mühendis Bey!’ dedi. ‘Fazlasıyla yeter, bu kadar çok akılsızın olduğu dünyada insan ‘bile bile böyle yapıyor bunlar’ diye düşünüyor mecburen!’

‘Benim okumuşluktan gelen aklımın fazlalığı ne işe yarıyor o zaman, Aşçı Sultan?’ dedim imtiyazlı sınıfların yücelttikleri akla vurgu yaparak. ‘Benim aklımı senin aklından ayıran ne?’

‘Aklınla para kazanmanı sağlıyor, Mühendis Bey!’ dedi. ‘Bedeniyle para kazananlara göre aklınla para kazanıyorsun. Ben ellerimle yemek yapıyorum, o yemeği de akılla yapıyorum, para kazanıyorum, sen kendi aklınla şirket yönetiyorsun, para kazanıyorsun. Bir de benim aklımın ermediği şeylere senin aklın eriyor. Desem ki senin de kadınların yaptığı bazı şeylere aklın ermiyor, o da başka bir akıl!’

Güldüm yine. Beklediğim cevabı almıştım.

‘Kadınların söylediği ve yaptığı çok şeye aklım ermiyor, Aşçı Sultan!’ dedim ayağa kalkarak. ’Okumuşunun da okumamışının da aklı benim anlayamadığım bir şekilde çalışıyor, buna kesinlikle eminim. Para konusuna gelince, işte bu çok doğru; akılla para kazanmak, onunla geçinmek. Çok sağ olasın, var olasın; yemekte ne var?’

O da ayağa kalktı biraz da utanarak.

‘Sen de sağ ol, Mühendis Bey!’ dedi. ‘Yemekte, Zaza usulü mercimek çorbası, kuzu kavurma, tereyağlı bulgur pilavı, çoban salata ve ayran var; meyve olarak da üzüm, şeftali ve siyah erik hazırladım. İstersen, tatlı olarak sizin Bân'ın sütünden yaptığım güveçte sütlaç var!’

‘Eline sağlık, biraz daha çalışacağım, ondan sonra gelirim!’ dedim çalışma masama doğru ilerlerken. Aşçı Sultan’la sohbetimizi yazacaktım hemen.

Kapıdan çıkarken durdu Aşçı Sultan, döndü ve sordu:

‘Sebep neydi?’ dedi merakla.

Unutmuştum ona sebebi anlatmayı.

Çalışma masamın önünde ayakta duruyordum, koltuğuma oturmamıştım henüz.

‘Bazı âlim geçinenler, herkesin kendi aklıyla Kur’an’ı okuyup anlayamayacağını iddia ediyorlar, anlasalar bile anladıklarının Allah’ın murad ettiği şeylerden sayılmayacağını söylüyorlar!’ dedim gülümseyerek.

Aşçı Sultan’ın yüzü gerildi birden.

‘Bir tek onlar anlasın diye mi göndermiş Allah, Kur’an’ı?’ diye sordu sinirlenerek. ‘O zaman namazı da onlar kılsın, orucu da onlar tutsun, zekatı da onlar versin, kurbanı da onlar kessin; ahirette de hesabı onlar versin bizim yerimize!’

‘Sesim niye yerinde duramıyordu, anladın mı şimdi, Aşçı Sultan?’ dedim sakin bir sesle. ‘Ben de senin dediklerini diyordum, aklımız işte tam olarak bu yüzden aynı; erkek ya da kadın, âlim ya da cahil de olsa insanlar, Allah Kur’an’ı herkes anlasın diye göndermiştir. Kur’an okuyan biri cahil olamaz zaten!’

‘Demek onların da derdi akıllarıyla para kazanmak, Mühendis Bey!’ dedi Aşçı Sultan sesini yumuşatarak. ‘İnsanlar Kur’an okuyarak Allah’ın emirlerini öğrenseler onlar aç kalacaklar. İstiyorlar ki otursunlar, konuşsunlar, herkesin üstünde olsunlar, Allah’ın neyi murad ettiğini de bir tek onlar bilsinler. Şimdi anladım dertleri neymiş... herkesin aklı kendine!’

O kapıyı kapatıp çıkarken ben keyifle gülmeye devam ediyordum. Aşçı Sultan’ın aklı imtiyazlı sınıfların aklını pazara çıkarmıştı işte. 


<<Önceki                      Sonraki>>


[08.05.2026, 14/59 (1094))]


Seçkin Deniz, 09.05.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı