Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Sinirlenmiştim. Bu kadar açık kanıtlarla dolu bir alanda birilerinin kalkıp ‘ilim usul geleneğinin doğal sonucu olan akıl’dan bahsetmesi ve bunun dışındaki akıl yürütmeleri reddetmesi sadece ve yalnızca büyük bir cehalet örneği olabilirdi; başka bir şey değil."
Romanı yazmaya ara verdim, ayağa kalktım, pencereye doğru ilerledim ve düşündüm. Ben birilerinin akıl tanımını okuyarak aklımı nasıl kullanacağımı öğrenmemiştim, putperestleri sorgulayan çocuk İbrahim de... yaratılmış herhangi bir insanın benden farklı olmadığına da kesinlikle emindim. İnsan aklı, her insana verilmiş bir dokunulmazlıkla oluşuyordu doğduktan sonra ve hangi eğitimi alırsa alsın her insan kendi düşünme biçimi ile kendine özgü bir şekilde aklını kullanıyordu.
Eğitim eğer Allah’ın emrettiği amaca uygun bir şekilde gerçekleşmiyorsa aklı bükülmeye zorlanıyordu insanın; bükülmeye, ezilmeye ve özgürlüğünü kaybetmeye. Modern ya da felsefî akıl da tıpkı sınırları ve çerçevesi belirsiz İslamî ilim usul geleneğinden beslenen akıl gibi doğal işleyişinden zorla uzaklaştırılmış, çarpık bacaklı bir şeye dönüşüyordu.
Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd ve diğer bazı isimlerden oluşan, Aristo ve Platon’un çatışan ölü felsefelerini tercümelerle yeniden hayata döndüren ve her iki Antik Yunan filozofunu hakikatin kaynağı olarak gören Meşşâilerin çarpık akılla ürettikleri gelenek, kasıtlı olarak Sufizm’in akıl düşmanı diline dolanmış şeytanî aklıyla zorbalanmıştı sürekli. Ortak amaçları insanın aklını kullanmasını engellemekti.
Sufizm’in sayısız, kutsal insanlar zincirinden bağımsız olarak tarihteki imtiyazlı sınıfların en ünlülerindendi Meşşâîler; Onların Endülüs aracılığı ile Batı aklına, bilimine ve felsefesine katkıları çok olsa da, Kur’an’ın emrettiği çerçeveye hizmet ettikleri söylenemezdi; tam aksine bugün bu yüzyılda, tıpkı bin iki yüz yıldır olduğu gibi, hepimizin yaşadığı şeyin bütünüyle olumsuz olmasına ve Allah’ın gönderdiği son kitabın akıldan dikkatle uzaklaştırılmasına hizmet etmişlerdi.
Ayet ruhumda yankılanıyordu: “Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Serin olmayan ve faydasız, kapkara bir dumanın gölgesindedirler.”
Onları hakikatin kaynağı olarak gören bazılarının da bu ölülerin imtiyazlarının sürmesini istemeleri inanılmazdı. Onlar gibi düşünmemizi istemeleri, aslında onlar adına kendilerine imtiyaz ve dokunulmazlık istemeleri demekti. Bir tür tanrı olmak istiyorlardı gerçekte. Tanrı sözü söyleyebilme hakkı elde ettiklerini kabul etmemizi bekliyorlardı. Allah’ın bize bahşettiği, her birimizi kişi kılan bize özgü akıl, onların istediklerinin yapılmasına karşı büyük bir engeldi çünkü.
‘Bekçi’nin çarpıcı analizi artık sona eriyordu:
“Tartışmacının, modern veya felsefî akılla ilgili belirsizliklerle yaşadığı gerilimi üzerinden atamadan, ilim usul geleneğinin, modern ya da felsefî akıldan ne kadar uzak ya da ona ne kadar yakın olduğunu ihmal edilebilir bir ayrıntı olarak görmezden gelmesi, akılla ilgili daraltılmış varsayımlarının pek de güvenilir öncüllere sahip olmadığını görmemizi sağlamaktadır.
Fark ettiği ancak imtiyazlı olma kaygısının kendisine yüklediği cedelde ‘haklı olma-zaafa düşmeme telaşı’ ile hemen bir kenara ittiği, her insanda doğal olarak bulunan ve Kur’an’ın muhatap aldığı akıl, her anlamda ‘işlevselliği üzerinden tanımlanmış bir akıl’ olarak yeterli ve gerçekçidir.
"Onlara, Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?" (Bakara, 170)
Sonuç olarak; "Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?" (Yâsîn, 62) diyerek bizi, her bir tekimizi mükellef olarak uyaran Kur'an’ın muhataplarıyız; hesap verecek olan biz olduğumuza göre, hem hayatımız hem de ahiretimiz için gerekli ve zorunlu olan ve Kur’an ile bize bildirilen dinimizi yorumlayabilir ve bu yorumlarımızla kendi hayatımızı düzenleyebiliriz, daha teknik meseleler için de herkesin saygı duyacağı bağımsız, samimiyetinden kuşku duyulmayan ve mükellef olma yeterliliğine sahip, Müslümanlar tarafından seçilerek oluşturulmuş bir uzmanlar kurulunun yirmi birinci yüzyıl Müslümanının akletmesine yardımcı olacağını düşünüyoruz.
"Bununla beraber müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar." (Tevbe, 122)
‘Su Yazarı’nın zihnimde oluşturduğu gerilimi sevmiştim ve bunun ürettiği zihinsel gerilim dolayısıyla ‘ilim usul geleneğinin doğal sonucu olan akıl’ denen şeyin tarihteki izlerini sürecektim.
Bu akıl bin iki yüz yıldır neredeydi? Beş yüz yıldır dünyaya hükmetmenin yollarını arayan ve insana istediği her şeyi yapmak için bilim denen yapıyı inşa eden Batı’nın aklı nasıl bir akıldı ki, amacına ulaşmıştı ve bugün dünyanın her yerinde Şeytan’ın Krallığını tesis edebilmişti?
Bilgi güçtü, bu doğruydu. ‘İlim usul geleneğinin doğal sonucu olan akıl’, Satanist bilimsel akıldan ya da Vatikan’ın aklından daha mı hakikate yakındı? Öyleyse neden küresel alanda Satanistler gibi ya da Vatikan gibi bir güce sahip değildi?
Osmanlı’nın bilimsel bilgi üretmediğini, elimizde hiçbir şey olmadığı için biliyorduk. III. Murad’ın 1577’de yaptırdığı ve 1580’de, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’ya verdiği emirle Tophane'den bombalatarak yıktırdığı tarihin ilk modern uzay üssü olan Galata Rasathanesinden başka kanıt yoktu. Padişah’ın etrafındakiler geleneksel akla sahiplerdi ve Astronomi ile ilgilenmeye ‘Şeytan işi’ diyorlardı çünkü. Hangi akıl yaptırdı, hangi akıl toplarla yıktı Galata Rasathanesini?
Altı yüz yıl dünyanın merkezine hükmeden Osmanlı’da ‘Allah’ın yeryüzündeki gölgesi’ olduğunu iddia eden ‘Halife’ sıfatlı padişahların himayesinde ‘gelişen bir bilim’ üretecek akıl neredeydi?
1923’te ‘Hayatta en hakikî mürşid ilimdir, fendir’ mottosu ile kurulan Cumhuriyet, 2002 yılında başlayan Erdoğan iktidarına kadar hangi türden bir akla sahipti? Osmanlı’dan miras aldığı uyutulmuş akıl değil miydi, bu milleti, bu dinin mensuplarını sefalete sürükleyen akıl?
Medreseler neden Batı’nın üniversitelerinden geride kaldılar ve ruhlarını kaybederek ‘üniversite’ye dönüştüler? Osmanlı Hanedanı'na hükmeden akıl nasıl bir akıldı? Dergahların aklının bu işte dahli neydi?
Sinirlenmiştim. Bu kadar açık kanıtlarla dolu bir alanda birilerinin kalkıp ‘ilim usul geleneğinin doğal sonucu olan akıl’dan bahsetmesi ve bunun dışındaki akıl yürütmeleri reddetmesi, sadece ve yalnızca büyük bir cehalet örneği olabilirdi; başka bir şey değil.
Sanki Allah, insanın ırkına veya dinî inancına göre akıl yaratmıştı da bazıları kendilerince seçim yapabiliyorlardı, tartışmacıya sormak isterdim:
‘Aklı yaratan Allah mıydı, yoksa senin tanımlama çabasına girdiğin şekliyle insan mı? Akıl, insan bedenindeki kalp, kol-bacak veya mide gibi bir araçtı, onu da insan ruhunun bir parçası olarak yaratan Allah’tı; sen hangi hakla onu tanımlayabiliyor ve bir kısmını reddedip bir kısmını kabul ediyorsun? Allah’ın, herhangi bir ayrıma tabi tutmadan bütün insanlara ‘akledin’ derken neyi murad ettiğini sen mi belirliyorsun?’
‘Su Yazarı’nın sabrına sahip değildim, çünkü bana göre bu tartışma saçma sapan bir zaman kaybından başka bir şey değildi, ancak Müslümanların akıllarını kullanmasının önündeki en büyük engellerden birinin de bu tartışmanın konusu olan imtiyazlı sınıfların baskısı olduğunu biliyordum. İlahiyat fakülteleri, kör kuyuya dönüştürülen akıl konusunda debelenip duranların her türlü çürük akılla eğleşip boğuşarak günlerini geçirdikleri viraneler haline gelmişlerdi.
Birilerinin sabırla bin iki yüz yıldır uyutulmuş olan bu aklı yerden yere vurması ve artık Müslüman insanın başına bela olmaktan çıkarması gerekiyordu.
Aşçı Sultan, öğle yemeğinin hazır olduğunu bildirmeye geldiğinde de ellerim pantolonumun ceplerinde sinirli bir şekilde odamda dolaşıyordum. Onu görünce zihnimde bir şimşek çakmıştı; imtiyazlı sınıfların ürettiği terörün altyapısının ne kadar çürük olduğunu Aşçı Sultan'ın aklıyla kanıtlayacaktım.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
