2 Mayıs 2026 Cumartesi

SA11973/SD3789: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 27

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Hangi yana dönecekti insan? Yönünü nasıl belirleyecekti? Müslümanların bile aklını özgürce kullanmasını engelleyen geleneksel din müktesebâtına karşı insanın elinde ne vardı? Hakikat neredeydi?"


‘Su Yazarı’nın sabırla, hiçbir ayrıntıyı atlamadan, sorunları görme, algılama, yorumlama ve çözme biçimini gözlemlerken, insan aklının nasıl baskı altına alındığını, gerçeğin nasıl çarpıtıldığını daha net anlıyor, belirsizliğin sınırlarının uzman kişiler tarafından ısrarla genişletilmesinin ve sorgulayan insanların karanlık  labirentlere zorlanmasının asıl sebeplerini de görüyordum.

Herhangi bir insanın bu karanlık labirentlerden sağ akılla kurtulup Kur'an'ın emrettiği şekilde düşünebilmesi mümkün değildi; imtiyazlı sınıflar imtiyazlarını böyle koruyorlardı, Allah’ın ayetlerine aykırı olarak, kendi sınıflarının dışında kalan her insana doğrudan ve dolaylı olarak ‘sen anlamazsın’ diyorlardı.

Hangi yana dönecekti insan? Yönünü nasıl belirleyecekti? Müslümanların bile aklını özgürce kullanmasını engelleyen geleneksel din müktesebâtına karşı insanın elinde ne vardı? Hakikat neredeydi?

İnsana özgürlüğünü hiç kimse ile paylaşmaması gerektiğini öğütlüyordu ‘Bekçi’nin akıl yürütme biçimi:

“Tartışmacının kendisinin de bir mükellef olarak, imtiyaz istediği o muhayyel sınıfa aitmiş gibi davranması da bir çelişkidir, kendi tarif ve tahditlerine göre kendisinin bu tartışmayı başlatması ve sürdürmesi bir imtiyaz olarak değerlendirilebilir, kendisi de kendisi tarafından reddedilebilir; kendisi de kendi tasnifi gereği Modernizm'den etkilenen modern bir özne olarak kendisinin saldırısı altındadır, ancak her şeye rağmen bunun farkında değildir ve daha büyük bir ithamla mükellefi edebî birikim yetersizliği dolayısıyla ‘bir edebi şaheser olan Kuran’ın herhangi bir ilim olmadan tercümeler aracılığı ile öğrenilebileceğini söylemeyi’ seviyesizlikle damgalamakta ve hakikate herkesin ulaşamayacağını, eğer bu mümkün olsaydı peygamberin varlığının gereksiz olacağını, dolayısıyla 'her arayanın hakikati bulamayacağını' iddia etmekte ve bu iddialarını 'gerçek' diyerek dayatmaktadır. 

Halbuki Kur’an’ın bildirdiği hakikati anlamak isteyen insan yaldızlı sözler bilmek zorunda değildir.

"...aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak." (En'âm, 112)

Tartışmacı, Kur'an'dan hesaba çekilecek olan peygamber sonrası Müslüman mükellefin hakikat arayışının sürdüğünü, sürmesi gerektiğini düşünmektedir. Oysa Kur'an, 'Hakikat'in ta kendisidir; hakikat arayışı Kur'an'la nihayete ermiştir. Kur’an’ı da Allah son peygamber aracılığı ile insana hakikati öğrensin diye göndermiştir. Hakikat, arayışı süren belirsiz bir yerde gizli değildir; sabittir, somut olarak peygamberin bize getirdiği, peygamber olmazsa olmayacak olan Kur’an’dadır.

"Allah size işte böylece âyetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız." (Bakara, 242)

Kaldı ki tartışmacı, peygamberle aynı dönemde, peygamberin yanı başında yaşamış olan Müslüman’ın hakikate karşı ne türden bir ayrıcalığı olduğunu, sonraki dönemlerde yaşayan Müslüman’ın neden bu ayrıcalıktan mahrum bırakıldığını da izah etmekle mükelleftir.

"Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler." (En'âm, 48)

Eğer Allah tarafından muhafaza edilen Kur'an, hakikat için yeterli olmamakta ise, hangi saikle Müslüman mükellef bu kitaptan hesaba çekilecektir?

"De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız." (En'âm, 151)

Ona göre, ‘bağlam, tarihsel süreç ve ayetlerin hangi sorulara istinaden indirildiği gibi birçok ayrıntı isteyen bilgiye sahip olmayan herhangi bir mükellefin kendi yorumu ile akıl yürütmesinin tutarlı bir mantığı yoktur.’

Tartışmacının cevaplanması gereken yüzlerce, hatta binlerce soru içeren geleneksel müktesebâta yüklediği büyük değer, hatta 'kutsal değer' bugün bütün varlığı ile kendisini inkar etmektedir. Hristiyan, Yahudi veya Ateist Batı karşısında gerileyen, girdiği kısır döngüden çıkamayan geleneksel müktesebât, Müslümanların Kur’an’dan uzaklaşmasından başka bir şeye hizmet etmemiştir, mükellefi Şeytan ve kötülük karşısında yapayalnız bırakmıştır.

Oysa, tartışmacının temelsiz gerekçelerle küçümsediği herhangi bir imtiyazlı sınıfın üyesi olmayan âkil-bâliğ mükellef, hakikatin tek kaynağı olan Kur'an'ı okuduğu için ‘âlim'dir ve sıradan herhangi bir insan gibi okuduğundan anladığı ile hüküm çıkarır, anlamadığına da iman eder; onun tarihsel süreci ya da hangi ayetin hangi bağlamda, hangi soruya istinaden indirilmiş olduğunu bilmesini zorunlu kılan bir gerekçe yoktur. O, indirilme süreci tamamlanmış olan ayetlerle bir bütün olarak muhataptır. Müslüman mükellef Kur'an ayetleri üzerinde düşünerek akıl yürütmektedir. Ki bu usul bizzat Kur'an tarafından emredilmektedir. 

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (erdemlilik) değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır." (Bakara, 177)

Tartışmacı, Kur'an okuyan bir mükellefin Kur'an ayetlerini tek tek ele aldığını zannetmektedir, onu bir bütün olarak okumadığını, üzerinde düşünmediğini varsaymaktadır, hatta imtiyaz istediği o muhal sınıfın ve Sufizm’in ya da diğer baskı-şiddet-ölüm dağıtan sınıfların yaptığı gibi 'ayetleri' tartışmaların ana malzemesi olarak 'tek tek' bağlamından kopuk bir şekilde kullandığını görmezden gelerek mükellefe haksız suçlamalarda bulunmaktadır.

Sonuç olarak da akıl yürütmenin doğasına aykırı bir şekilde, mükellef için "kendi yorumu ile akıl yürütmenin tutarlı bir mantığı yoktur" derken çelişkili-tutarsız ve anlamı-hükmü kendi içinde neshedilmiş bir cümle kurmaktadır.

"Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık." (En'âm, 126)

Tartışmacı, çok sert hüküm cümleleri ile sürdürdüğü tartışmasının izah gereken bütün yerlerini izahtan kaçınarak, imtiyazlı sınıfların sorumluluğu altında bulunduğunu iddia ettiği konular hakkında sosyal hayatın her alanında ortaya çıkan karışıklıklardan ve mükellefin kendi hayatı için yetkisiz kılınmasının ürettiği kargaşadan şikâyet etmektedir. Üstelik bunu yaparken de tartışmasının nihayetinde baştan itibaren karşı çıktığı mükellefin câri aklını kendisine göre tanımlayarak, parçalara ayırarak, etkilendiği akla dair okumaların taşıdığı kargaşayı ve belirsizliği de yansıtarak çözüm bulduğunu düşünmektedir.

Ayrıca, ‘mutlak bir düşünce karşıtlığının da mümkün olmayacağını’ düşünerek, ‘mutlak anlamda bir akıl karşıtlığını Müslüman açısından düşünülemez’ bulmakta ise de aklın, modern veya felsefi akıl üzerinden tanımlanmasını bir Müslüman için anlamsız bulmaktadır. Ona göre modern veya felsefi akıl ‘artık akıl tanımlanmış ve kesinlik ifade eden bir tanıma sahiptir’ doğal olarak ‘bu aklı eksene alan bakış ayeti de doğru yorumlama imkânını kaybeder.’ 

Tartışmacıya göre, Müslüman için akıl ’işlevselliği üzerinden tanımlanmış bir akıl’dır ve bu akıl ‘ilim usul geleneğinin doğal sonucu olarak ortaya çıkan akıl olmalıdır.’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[26.04.2026, 14/55 (1090))]


Seçkin Deniz, 02.05.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı