Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Müslüman mükellefi bağlayıcı olan emir ve yasaklar Kur'an'da apaçık bir şekilde zikredilmiştir, bahse konu usuller Kur'an'ın bu açık hükümlerine aykırı hükümler çıkarmakta kullanılamayacakları için, bu usul ilmine sahip kişiler gerçekte herhangi bir mükellefi bağlayacak derecede ve önemde hükümler çıkarma hak ve yetkisine sahip değillerdir."
Su Yazarı'nı okurken, kendimi gittikçe derinleşerek ilerleyen bu felsefî tartışmanın içinde ona sürekli hak verirken buluyordum. Bu da tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyordu. 'Bekçi'nin imtiyazlı sınıfları, yani beyazları aklın elleriyle tokatlaması inanılmaz keyif vericiydi. Keyif almaya hakkım olduğunu düşünüyordum artık. Yalnız değildim, Avukat da Yargıç da yalnız değil mi; Mahir ve Sabır Taşı da. Gezgin muhtemelen bir kahve yapıp çekirdek çitleyerek izleyecekti bu amansız mücadeleyi.
"Tartışmacının tarihteki Emevî, Abbasî, Fatımî Halifeliği adı altında yaşanan siyasî çıkar çatışmalarının Sünni-Şii mezhep ayrılıklarından beslendiğini, siyasetin bir silah olarak kullandığı 'imtiyazlı sınıfları', Meşşaileri, Kelam tartışmalarını, Hasan Sabbah-Gazali-Nizam'ül'mülk-Sufizm felaketini, Osmanlı'daki medrese-tekke imtiyaz savaşında sarayın siyasî desteğini kaybeden muallimleri, müderrisleri, on dokuzuncu yüzyıldaki İslamcılık akımını, Cumhuriyet dönemindeki dine laik-seküler bakış açısı ile bakan ilahiyatçı akademisyenleri göz ardı ederek bütün bir geçmişi iki yüz yıllık yakın geçmişle sınırlaması nesnel ve geniş açıdan bakamadığı için yanlış teşhis koymasına neden olmuştur.
Tartışmacı, Müslümanların yoksul, cahil ve güçsüz kalmalarının sorumluları olarak ‘bir usul ilim geleneğine bağlı Müslümanlar’ı değil, ihanet sahibi muktedirleri, yani iktidar erkini elinde tutanları göstermektedir. Oysa çürümüşlüğün bin iki yüz yıllık tarihinin bin yılını yok saymakta ve son iki yüz yıllık sonuç kısmının bir tür mağdurları olan, Batı'ya karşı sürekli yenilen ve asla iktidar sahibi olamayan muktedirleri (!) suçlamaktadır, o muktedirleri imtiyazlarını korumak için destekleyen ya da kontrol altına alan imtiyaz sahibi sınıfları değil. Teşhisi yanlış koyduğu için tartışmacının tespitleri ve teklifleri de yanlış ve yetersiz kalmaktadır.
Tartışmacı, bin iki yüz yıldır var olan ve imtiyazlı sınıfların yönetiminde bulunan geleneğin sorunları çözmekte yetersiz olduğunun farkındadır. Var olduğunu iddia ettiği iki çözüm seçeneğinin ilkinde yine muhayyel modern özneyi işaret ederek "modern kültürün sağladığı bilinç ile yeniden dini düşünceyi yorumlamak ve aradaki bütün aracıları çıkararak kişisel yorumun kutsanmasını sağlayarak bunu Müslüman dindarlığının yegâne temeli yapmaktır" diyerek onu kişisel yorumunu kutsallaştırmakla itham etmekte; ikincisinde ise 'modern özne'ye yasakladığı 'kişisel yorumunu kutsallaştırma'yı imtiyazlı sınıflara hasredecek iken, kendisiyle çelişerek, imtiyazlı sınıf yerine, bir davranış biçimini öne çıkarmaktadır; 'modern düşünce ve kültürün ayartıcı bir kültür inşa ettiğini' ve 'Müslümanların bu kültür yüzünden ifsada düştüklerini' söylerken haklı olsa da 'ilim usul geleneğini kabul ederken onun sabit ve değişken yapısı üzerinden yeniden ama asli tecrübeyi dikkate alarak yorum yapmak ve yenileyici bir düşüncenin zeminini kurmaya çalışmak' gerektiğini iddia etmektedir.
Tartışmacı her iki seçenekte de bin iki yüz yıllık geçmişin son iki yüz yılını hatırlamakta ve yanlış kullandığı 'modern'e takıntılı olarak mükellefin asıl sıkıntıları ile ilgilenmekten ziyade imtiyazlı sınıfların imkanlarını sürdürmek adına, 'modern özne' diyerek günün dışına itmeye çalıştığı 'mükellef'in Kur'an'ı okuma ve okuduğu ile akletme hakkını ve görevini kendisinden öncekiler gibi elinden almaya gayret etmektedir ve birazdan yaşadığı çelişkiyi gidermek için çok emin göründüğü imtiyazlı sınıfa, geleneğe ve koruduğu müktesebâta dair kuşkuları ve sık sık öne sürdüğü usule dair tereddütleri 'usul ilim geleneğini belirleyen ilkeler'in neler olabileceği sorusu ile gidermeye çalışacaktır.
Tartışmacı, artık yoruma değil, yorum yapabilme usulüne itiraz ederken, geleneğin ya da geleneklerin sahip olduğu her türden müktesebâtın o geleneğin ilmî usûlleri sonucunda elde edildiğini ve mükellefin hayatını baştan sona kuşatan ve yöneten mezheplerin de bunun bir sonucu olduğunu, bugünkü çatışmaların, anlaşmazlıkların büyük kısmının da bu mezhep olgusu ile varlığını sürdüren imtiyazlı sınıfların çıkarlarını ve imtiyazlarını korumak için çıktığını/çıkarıldığını çok iyi bilmektedir; ayrıca tartışmacının asla denetlenemeyen bu imtiyazlı sınıfların Tefsir, Hadis ve Fıkıh meseleleri ile ilgili hususlarda asla uzlaşmayacağını ve herhangi başka bir imtiyazlı sınıfın denetimini kabul etmeyeceklerinin de farkındadır. Buna rağmen bin iki yüz yıllık büyük başarısızlığı unutarak aynı hataları aynı usulü harekete geçirerek yapmayacaklarını zan ve iddia etmektedir.
Ve ayrıca tartışmacı, Kur'an okuyan ve akleden herhangi bir Müslüman mükellefi, ilim usul geleneğini bilmediğinden dolayı yorum yapabilmek için yeterli derecede âlim-bilen görmemektedir. Ona göre geleneksel İslamî ilim usul tek ölçüdür, oysa her imtiyaz sınıfının kabul ettiği bir tek ilim usulü bulunmamaktadır.
Müslüman mükellefi bağlayan, zorunda kılan ayetlerin yanında diğer ek kriterler olarak peygamberin sünneti ve ayet ile birlikte sünnette de kaydı bulunmayan hususlarda akıl yürütmeye vurgu yapan kıyas, kıyas sonucu ulaşılan sonuçlardaki farklılıkları gidermede de âlimlerin icmâsını (ortak görüş) kabul eden geleneksel usullerin mükellefin sorunlarını çözmede yetersiz kaldığını görmezden gelmektedir. Yeni hükümler ihdas etmede birçok imtiyazlı sınıfın temel kaynak olarak Kur'an ayetlerinden uzaklaşarak, kimi zaman ayetleri yok sayarak, kimi zaman da icmâyı asıl alarak insanları etkilediğini, sünnet üzerindeki ihtilafların giderilememiş olması ile birlikte uydurulmuş hadislerle yeni hükümler ihdas ettiklerini ve kendilerinden önceki âlim yahudiler ve hristiyanlar gibi menfaatler temin ettiklerini bildiği halde, yine bilmezden gelmektedir.
Müslüman mükellefi bağlayıcı olan emir ve yasaklar Kur'an'da apaçık bir şekilde zikredilmiştir, bahse konu usuller Kur'an'ın bu açık hükümlerine aykırı hükümler çıkarmakta kullanılamayacakları için, bu usul ilmine sahip kişiler gerçekte herhangi bir mükellefi bağlayacak derecede ve önemde hükümler çıkarma hak ve yetkisine sahip değillerdir. Ancak tartışmacı, bu hususu vurgulamakla birlikte imtiyazlı sınıfa güncele dair hüküm çıkarma yetkisi vermeye çok heveslidir. Hüküm çıkarıcı imtiyazlı sınıfın fertlerinin hem tekil olarak hem verdiği hükmün sorumlusu olarak hesap vereceğini bildiği halde, bin iki yüz yıllık geleneğin ürettiği kargaşa ortada iken, başarısız imtiyazlı sınıf (veya sınıflar) yerine başka çözüm önerileri getirmeyi düşünmemektedir, tam aksine imtiyazlı sınıfların nasıl ve kim tarafından denetleneceğine dair herhangi bir cevaba sahip değildir.
"Onların ardından da (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?" (A'râf, 169)
Tartışmacı başlangıçta modern özneye yasakladığı imtiyazın aslında bizzat Kur'an tarafından mükellefe verildiğini, bu hususlarda da imtiyazlı sınıfa gerek olmadığını, yine başlangıçtaki iddialarının aksine kendisiyle çelişkiye düşerek beyan etmek zorunda kalmış, imtiyazlı sınıfın sahasını 'bir düşünce oluşturmak, bir yöntem üzerinden ilkeyi güne uyarlama çabaları' ile sınırlamak zorunda kalmış olmasına rağmen, 'serbest ve kişiye özel bırakma konusunda aynı kesinlik yoktur' diyerek 'modern özne' olarak küçümsediği mükellefe sınır koymaya, imtiyazlı sınıfların daha önce kendilerine verilen imtiyazları nasıl kullandığı ortada iken ve günümüzde de mükellefin ve cemiyetin devasa sorunlarına çözüm bulmaktaki acziyetleri, yetersizlikleri ve sessizlikleri âşikâr olarak herkesi rahatsız ederken onlara imtiyaz istemeye ve mükellef üzerinde baskı kurmalarına çağrıda bulunmaya devam etmektedir.
Ona göre, ‘bir düşünce oluşturmak, bir yöntem üzerinden ilkeyi güne uyarlamak serbest ve kişiye özel olamaz’.
Tartışmacının bu tezi mesnetsizdir, zira mükellef, ergenlik dönemi ile birlikte ömrünün sonuna dek, hesabını vereceği dinin emir ve nehiylerini yaşadığı an'a veya anlara teşmil ederek yaşar; bunun başka türlü olması mümkün değildir.
Tartışmacı, bahse konu imtiyazlı sınıfın hangisi olacağına dair belirsizliğe seslenerek birilerini sorumluluk almaya davet etmektedir. O birileri bin iki yüz yıldır bir yerlerden çıkıp gelemedikleri gibi, onların geleceklerine dair bir işaret bulunmamaktadır; mükellef ya da tartışmacının tabiri ile modern özne, hesaba çekileceği Kur'an'ı kendi başına okuyamayacağı, okusa bile Kur'an'dan dinî hüküm çıkaramayacağı, çıkarsa bile bu hükmün sadece kendisini bağlayacağı tehdidiyle karşılaşmaktadır...
Bütün problem, tartışmacıya göre, günün- güncelin sorunlarını aşmaktır, oysa Sufizm’in Kur'an akaidine karşı ürettiği saldırganlığın boyutları tarihte olmadığı kadar büyümüş ve alanı çok fazla gelişmiştir, hatta Sufizm günümüzde İslam'ın ta kendisi olarak takdim ve takdir edilmektedir; küçük detaylardan yola çıkılarak, insanları, Müslümanları -Kur'an'a aykırı olarak- sindirmeye, sömürmeye ve öldürmeye odaklanan imtiyazlı sınıflar inşa edilmiş ve bu sınıflar inşa edenler tarafından desteklenmişlerdir.
Mükellef, alındığı bu şeytanî kıskaçlardan güvenilirlikleri her zaman kuşkulu olacak olan yeni imtiyazlı sınıflar oluşturularak kurtarılamamıştır, kurtarılamayacaktır.
"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar." (Âl-i İmran, 7)
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
