20 Eylül 2026 Pazar

SA12159/SD3892: Sıkıntı (Roman); 16. Bölüm-Ateş 8

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "İnsan çok karışık ve karmaşık bir şeydi; neyi zaman düşüneceği belli olmayan bir varlıktı. Zihni durmuyordu çünkü, aralıksız çalışıyordu. Aklı gittiği yere kadar gidiyor ve sonra gidemediğinde bocalıyor ve başka bir yön arıyordu."


Doğal olarak İslam dinine mensup olan Müslümanların bu bozunmayı fark etmesi için bilgi sahibi olmaları ve bilgilerini de Allah tarafından korunma garantisi verilen Kur'an'la denetlemeleri ve hayatlarına yansıtmaları şarttı.

İnsanın Allah ile, insanla, toplumla ve bütünüyle hayatla kurulan bağları dosdoğru tanımlaması ve sürdürmesi için, aklını ve iradesini muhatap alan ilâhi emirlerin ve yasakların bulunduğu Kur'an'la bağlarını sağlam kurması gerekiyordu.

Kur'an'la bağını doğru kurmamış ya da doğru kurma çabalarına girmemiş olan bir Müslüman’ın Müslüman olmanın ne demek olduğunu tam olarak bilmesi de mümkün değildi; onun zihninde oluşan İslam algısı ve Müslüman imajı bozulmuştu ve amacı dışına çıkarak ezberler ve ritüeller bileşimi olan geleneklerle varlığını sürdürüyordu.

Bütün insanlar için İslam-hayat-akıl ilişkisi doğru bir çerçevede ve zeminde kurulmak zorunda iken aksinin vâki olması insanlık adına büyük bir yıkımdı, İslam'ın umut, Müslümanların örnek olma olasılığını yok ediyordu.

Her birimizin Müslüman olarak İslam algımızı sorgulamanız gerektiğini düşünüyor olmamız bu yıkımı sona erdirecek süreçleri başlatmamız anlamına gelecekti. Hepimiz bu konuda endişelenmeliydik, hem de gece-gündüz demeden çalışmamız gerektiğini idrak edecek kadar çok endişelenmeliydik.

Bu, sadece Müslümanların değil, bütün insanların sorunuydu. Samirîler, önce Hristiyanlara, sonra Müslümanlara 'insan memeli bir hayvandır' demişlerdi ansiklopedilerde ve okullarda, insanı öyle tasnif etmişler ve insana maymundan geldiğini öğretmişlerdi. Hristiyanlar ve Müslümanlar hiç itiraz etmemişlerdi, işte her şey o zaman başlamıştı. 

Sonra bütün insanlara hayvan gibi muamele etmişlerdi, insanlar yine susmuşlardı. Çünkü bu dayatmaları yapanların hepsi kendilerini ‘çimenlerin üstündeki çiğ’ olarak tanımlayan, zengin, güçlü ve acımasız aşırı ırkçı satanist Yahudi idiler; diğer insanlar ise korkmaktan, sinmekten başka hiçbir hakkı olmayan goyim...

Taziye yerine döndüğümde yemek faslı bitmişti, küçük sohbet halkaları kurulmuş, çaylar içiliyordu; arada bir yeni gelen ya da ayrılacak olan birileri ‘El-Fatiha’ diyor, kısa bir sessizlikten sonra sohbetler devam ediyordu. Kim bilir buraya gelenlerden kaçı sonraki taziye yerlerinde buluşmadan ölüp gideceklerdi.. o kadar çok uzaklaşmışlardı ki insanlar birbirlerinden...

Ben bile neredeyse yirmi, belki de otuz yıldır görmediğim insanları görünce afallıyordum; onların yeryüzünde var olduklarını bile unutmuştum. Oysa onlar beni görünce gülümsüyor, sanki dün görüşmüşüz de yarım kalmış sohbeti kaldıkları yerden sürdürüyorlarmış gibi sohbet ediyor, kimi zaman da sitemkâr bir şekilde davranıyorlardı.

Zihnime, asırları, şehirleri, ülkeleri ve sayısını bilemediğim kadar çok insanı yüklediğim için eskiden gelen insanları unuttuğumu, onların dar çevrelerinde karşılaştıkları belirli şeylerle zihinlerini taze, diri ve canlı tutabildiklerini fark ediyordum.

Kabul ediyordum; ben onları unutmuştum hadi, kusuru büyük olan taraf olarak, ama onlar da beni hatırladıklarını belirtecek hiçbir şey yapmamışlardı yirmi-otuz yıl boyunca. Kusursuz değillerdi yani... ‘hayat böyle bir şeymiş demek ki’ deyip birbirimizi affediyorduk sonra...

Babamın durgun yüzü, taziye yerinin nasıl olması gerektiğini hatırlatıyordu herkese... onu görüp de yanına gitmeyen yoktu neredeyse; hemen hepsinin hayatına dokunmuştu yıllarca önce. İş buldukları, barıştırdıkları, sahip çıktıkları derin bir vefasızlıkla unutmuşlardı babamı... şimdi görünce de suçluluk duygusuyla yaklaşıyorlardı ona.

Babam her zamanki gibi ‘Allah rızası için yaptım yaptıklarımı!’ diyordu. ‘Gerçi insan üzülüyor böyle olunca amma, insan böyledir işte!’

İki günlük taziye süresince, kendilerinden biri olduğum bu insanların, bulundukları yerlerde, yani en alt tabakada kendi çıkmazlarını oluşturduklarını ya da adaletsiz sistemler tarafından maruz bırakıldıkları çıkmazlarda didinmekten yorulduklarını görmüştüm. Amerika dahil dünyanın her yerinde bu böyleydi. Kast sistemleri vardı ve her üst kast kendi konumunu korumak için çabalarken alttakileri eziyor ve sömürüyordu.

İnsan çok karışık ve karmaşık bir şeydi; neyi zaman düşüneceği belli olmayan bir varlıktı. Zihni durmuyordu çünkü, aralıksız çalışıyordu. Aklı gittiği yere kadar gidiyor ve sonra gidemediğinde bocalıyor ve başka bir yön arıyordu.

İtiraz etmeyenlerin akıllarının diğer insanlar ya da şeytan tarafından kuşatıldığını düşünüyordum. İnsan, aklının sınırlarında durduğunu fark ettiği vakit kararsız kalan, dünyaya ait aklıyla dünyaya ait değerlendirmeler yapan bir varlıktı; ancak insan aklın sınırlarının ötesinde, dünyaya ait hiçbir şey yoktu. Bu nedenle aklın bağlı olduğu insan, akıl ötesi deneylerle tefekkür ediyordu, hasadını sarf ettiğinde ise, dünyada yaşıyor olmanın acılarını görüyordu.

Eğer, akıl çokluğun gücünü fark ediyorsa o çokluğun ‘bir parçası’ olduğunu da idrak ediyor ve çokluktan ayrılmayı değil, çokluğun hâkimi ya da temsilcisi olmayı kendisine ait bir ‘hak’ olarak görüyordu. 

Ne var ki bu yanlış bir ‘hak’ arayışıydı. Bir tek insan asla ‘çokluk’ olamaz; çokluğu temsil edemez, ona hâkim olamazdı. Bu şımarıklıktı; isyandı, inkârdı. 

‘Çokluğun gücü’ asla insana ait olmayacaktı; çokluğun sınırsızlığı da... o hâlde tüm nitelik ve tanımlamaları içermeyen ‘bir tek akıl’ asla çokluğun parçası olmaktan çıkamazdı. Biz de çoğalarak ortak bir aklın işlemesini sağlayacaktık.

İnsanlık tarihi boyunca insan, edindiği bilginin hayatına yansıması ile bir kimlik ve kişilik inşâ ederken daima edilgen olmanın acılarını yaşamıştı. Bilgi, doğru ya da yanlış (manipülatif-spekülatif) bilgi olarak tasnif edildiğinde, insan zihninin ne kadar büyük bir tehdit altında olduğu daha net görülebiliyordu. Doğru bilgi ile yanlış bilginin mücadele alanı insan zihniydi; çünkü davranışlar insan zihninin ürettiği sonuçlardı.

Doğduğu ândan itibaren ailesinin ve çevresinin baskılayarak öğrettiği bilgi insanın her şeyine müdahale ederek onu yönetiyordu; doğal olarak insanı yönetmek isteyen herkes insana öğretilecek olan bilginin de kontrolünü eline almak ve kesintisiz bir şekilde de elinde tutmak istiyordu. Bundan dolayı da insanlar sistemler ve devletler üreten hâkim küresel gücün amaçları doğrultusunda eğitiliyor ve yönetiliyorlardı.

Bu devasa güç karşısında insan çok zayıftı; Allah'ın insanlara elçi göndermesinin temel amacı da, bu hakim gücün manipüle ederek değiştirdiği doğru bilgiyi yeniden öğretmekti.

Geçmişte, güç savaşlarının bilgi odaklı sürdüğü zayıf iletişim zamanlarında tapınaklarda ya da herhangi bir vaaz alanında vaizler gücün elçileri olarak istenilen form ve içerikteki bilgiyi insanlara yaymışlardı, çok az sayıdaki yazıcı da aynı işlemi metinlerde yapmıştı, ancak yazılı metinler gücün kontrolü altındaydı ve sadece seçilmiş kişiler onlara ulaşabiliyordu; matbaanın keşfi ile birlikte bilginin yayılma hızı arttı ve eş zamanlı olarak bilgi üretim merkezleri olarak Ateist-Pozitivist paradigmanın savaşçıları binlerce metin ürettiler. 

Bilgi ulaşılabilir oldukça içeriği daha fazla yanlışla insanları etkilemeye başladı. İnsanlar son üç yüz yılda her geçen yıl daha da artan hızla kendilerine öğretilen bilginin etkisi ile değiştiler.

Bugün, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarını yaşarken insanın bilgiye olan ihtiyacı derinleşen mutsuzluk ve kaos sonucu evrilerek doğru bilgiye olan ihtiyaca dönüşmüştü. 

Yanlış-manipüle edilmiş bilginin insanı getirdiği noktada ona kazandırdığı davranışlar, bütün olarak insanı aşağılayan, onun hassasiyetlerini yok eden ve onu hayvansı özgürlük katmanlarında bir sarhoş gibi gezinir hale getiren özellikler kazandılar. Çok hızlı değişen insan, nesiller arası geçişi doğru yönetemez hale geldi ve tıkandı. 


<<Önceki                      Sonraki>>


[16.09.2026, 16/17 (1174)]


Seçkin Deniz, 20.09.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı