Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Yüzleşme, evet; bir hesaplaşma ânı gerekiyordu tarihle. Müslümanlar için başka türlü arınmanın mümkün olmadığını gelişmiş tek Müslüman ülke olan Türkiye’de de görüyorduk."
İnsan aklının ya da insanın en büyük güvencesi olan vicdan ve doğru bilgiye duyduğu merak, açılacağı alanlarda doğru bilginin güvenlik alanına muhtaç durumdaydı. Tasarladığımız ‘İlk Hasat’ hakim gücün etkisinde kalmaksızın, soruşturulmuş ve emin olunmuş bilgi ile internet yayıncılığı yapacaktı. Güç savaşlarının ana alanı olan bilgi, bu anlamda içerdiği her şeyi yayanı da sorumlu tutuyordu çünkü.
Biz, sadece okurun doğru bilgiye ve yoruma olan ihtiyacını dikkate alarak çalışacaktık, ancak işimizin çok zor olduğunun da farkındaydım. Devasa bir güce karşı, ancak müstakbel okurunun samimi ilgisi ile yürüyebilecekti ‘İlk Hasat’; çok küçük adımlarla ilerleyebilecektik.
Buna karşılık bizi teselli eden şeyler de vardı; meraklı bir doğru bilgi arayıcısının ulaşabileceği bir yer inşâ etmiş olmak ve bilmenin getirdiği öğretme ve yayma sorumluluğunun gereklerini yerine getirmek.
Bir tür antik çağ gezgin vaizleri gibi azdık ve etki alanımız ancak ulaşabildiğimiz zihinlerle sınırlı olacaktı. Pozitivizmin Ateizme ve şimdi de Satanizme dönüştüğü bu kaos çağında Allah'a inanmanın verdiği güvenle ve sabırla çalışmaya devam edecektik; hiç değilse Yapay Zeka uygulamaları için doğru bilgi içeren bir kütüphane inşâ edilmesini sağlayacaktık.
‘Ateş Yazarı’nın notları düşüncelerimin arka planında gezinen değişkenlere daha derinden dokunuyordu.
"Pozitivizmin tüm dinlere karşıt bir akım olarak ne zaman başladığına dair kesin deliller mevcut değil; ancak gerek Antik Yunan dünyasında gerekse on sekizinci yüzyıl Avrupasında tarihe geçen kayıtlar, bu olguyu sınırlı bir çerçevede düşünmemizi sağlıyor.. Bahse konu her iki dönem de câri din kurgularının ve kurumlarının insanı her açıdan tâciz eden niteliklerinin zirve yaptığı dönemlerdir.” diyordu ‘Ateş Yazarı’. “Savaşan tanrılarla dolu Antik Yunan'da Putperest Din, bu yapıyı sorgularken 'doğurtma yöntemi'ni kullanan Sokrates'i idama mahkum ederken, on sekizinci yüzyılda Avrupa'da Hristiyan-Katolik Din, her türlü dinî otoriteye karşı çıktıklarını, akıl ve bilim dışında otorite tanımadıklarını iddia eden satanist masonları engizisyon mahkemelerinde yargılayarak yakmış, idam etmiş ya da özel işkence yöntemleriyle yok etmeye çalışmıştır.”
‘Ateş Yazarı’nın notları bana Müslümanların kendilerini birer paçavraya dönüştüren baskıcı ve zalim sistemlere karşı neden sessiz ve tepkisiz kaldıklarını sorgulamama neden oluyordu; satanist masonlar bile bedel ödemekten çekinmemişlerdi tarih boyunca; ama asla ideallerinden vazgeçmemişler ve bugün bütün dinleri ve bu dinlere inanan insanları yönetecek, yönlendirecek ve değiştirecek güce ulaşmışlardı.
“Antik Yunan'da din sorgulaması başarısız olurken, Avrupa'da başarılı olmuştur. Çünkü insan akıl dışı olana sonsuza kadar boyun eğmemek üzere inşâ edilmiştir. Bugün, insanın, mason pozitivistlerin 1789 sonrası neredeyse bütün dünyada yaygın hale getirdiği din dışı-din karşıtı bilimin ve yönetim sistemlerinin satanist bir dine dönüşerek ürettiği kaosa da yine akıl dışı olduğu için boyun eğmediğini görüyoruz.” diyordu ‘Bekçi’. “Pozitivizmin insan aklına hitap ederek söz hakkını elinden aldığı Katolik Kilisesi, rahipler-kilise düzleminde yaşanan ahlak dışı olayların açığa çıkması ile yirmi birinci yüzyıla saygınlığını kaybetmiş, pozitivist-ateist aklın ürettiği kan gölüne ve vahşete karşı itiraz edemeyen bir kuruma dönüşmüştür. Çünkü varoluş kurgusu akıl dışıdır ve ilahî niteliğini yitirmiştir.”
Biliyorduk ki İslam öyle değildi; Katolik Kilisesi gibi baştan akıl dışı kurgularla inşa edilmemişti, peki ne olmuştu da Şeytan’ın çocukları karşısında Katolik Kilisesi gibi darmadağınık olmuştu? Müslümanlar nasıl kötülükle, terörle ilişkilendirilebilir hale getirilmişti?
Sufizm’in Hindu mistisizminden alıp getirdiği miskinlik ve çarpıtılmış tevekkül ile kaderci bir İslam dışılık üzerinden çürümüş bir bilinç üzerinden yürütülmüştü her şey; şimdi de değişen çok şey yoktu. Hem miskinliği din olarak pazarlamışlar hem de bu miskinliğe itiraz edenleri terörle başkaldıracaklarına inandırılmışlardı.
“Masonik organizasyonun etkin gazetelerinden biri olan New York Times'ın son yirmi beş yılda yayınlarının %92'sinde İslam karşıtı ya da düşmanı bir dil kullandığı gerçeği dikkate alınarak bakıldığında küresel etki alanı açısından Hristiyan-Katolik Kilisesinden sonra İslam'ın neden hedef alındığı açıktır. İlahî kökene sahip dinlerin ahlak ilkeleri şeytanî kaosun karşısındaki en büyük engellerdir.” diyordu ‘Ateş Yazarı’ ve bugüne kadar samimi ve gerçeği arayan herhangi bir akademik aklın dokunuşlarından uzak kalmış olan alana dair bir şeyler söylüyordu:
“Hristiyanlığın itibarsızlaşması, içeriğinin akıl dışı beşerî niteliklere sahip olması dolayısıyla mümkün olmuş olsa da İslam kesin ve kuşkusuz kaynağı olan Kur'an'a sahip olmaya devam ettiği için felsefî anlamda da güçlü bir şekilde varlığını sürdürmekte ve kaosa, vahşete karşı söz söyleme hakkını muhafaza etmektedir. Ancak bu söz söyleme hakkını kullanacak bir İslamî kurum maalesef yoktur. Özellikle yine satanist-pozitivist aklın ürettiği ve İslam'a mal ederek yine Müslümanları kurban olarak seçen vahşi örgütlerin İslam algısında ürettiği tahrifat da ortadadır. Bu artık Müslümanlar tarafından sürdürülebilir bir ihmalkârlık olarak mevcudiyetini koruyamaz.”
Sonra da Hilafet’in Müslümanların cahil bırakılmasındaki günahlarına göz gezdirmekten çekinmiyordu:
“Hilafet'in beşerî bir sistem olarak İslam'ın söz söyleme hakkını kullanmak üzere kurgulandığı yedinci yüzyıldan kaldırıldığı 3 Mart 1924'e kadar sadece siyasî çerçevede, güçlü devletlerin elinde iken sonuç aldığı, buna karşılık felsefî niteliği bulunmadığı hatırlanırsa konunun önemi net bir şekilde anlaşılacaktır. Siyasî nitelikli Hilafet'i rekabet sahasından silen de pozitivist akıldır; bu da Hilafet'in, İslam'ın siyaseti değil, siyasetin İslam'ı kullanarak söz söyleme hakkı elde ettiği gerçeğiyle yüzleşmemizi de sağlamalıdır.”
Yüzleşme, evet; bir hesaplaşma ânı gerekiyordu tarihle. Müslümanlar için başka türlü arınmanın mümkün olmadığını gelişmiş tek Müslüman ülke olan Türkiye’de de görüyorduk. Türkiye, kapitalizmin, liberalizmin, ateizmin boğucu kolları tarafından kuşatılmıştı ve Müslüman olduklarını iddia eden siyasetçiler de korkudan İslam’dan, Kur’an’dan bahsedemiyordu. 2002’den beri Türkiye’yi yöneten Erdoğan bile ‘muhafazakar demokrat’ bir çizgi belirlemişti 2001’de kurduğu Ak Parti için.
“Sonuç olarak; İslam söz söyleme hakkını kullanacağı bir alana sahip değildir, gerçekte Allah'ın elçisinden sonra İslam bu hakkını kullanma imkanı da bulamamıştır, insan aklına hitap eden nitelikleri örtülmüş ve hurafelerin kutsallaştırılması ile sessizliğe gömülmüştür. Ancak bugün artık İslam'ın söz söyleme hakkını kullanacağı gündür, insanlığın buna ihtiyacı geçmişteki herhangi bir zamandan daha fazladır.”
Peki ne yapılabilirdi, ‘muhafazakar demokrat’ çizgide?
“Türkiye, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumu yeniden yapılandırarak, İslam'ın söz söyleme hakkına alan açabilecek, onu etkin bir şekilde kullanabilecek bir yasal zemine sahip değildir. Buna karşılık güçlenen ve yükselen Türkiye'ye paralel olarak küresel anlamda saygın ve etkili olabilecek, akademik ve hukukî altyapısı sağlam, uluslararası üyelere de sahip olabilecek nitelikte, işlevsiz ve herhangi bir saygınlığa sahip olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dışında, Kur'an'ı merkez alan İslamî düşüncesiyle sürekli raporlar hazırlayan ve açıklayan yeni bir kurum ihdas etmek zorundadır.” diyordu ‘Ateş Yazarı’. “Pozitivizmin tüm kurumları ile İslam'a ve Müslümanlara saldırdığı bu günde yapılacak en etkili faaliyet insanlara İslam'ın umudunu, itirazını ve alternatif ahlak ve hayat biçimini sunabilmektir.”
Bir ölümün ardından düşündüklerim, insanın doğduğu ândan öldükten sonraya kadar uzanan zamanda, her şeyin, din, kültür, ahlak ve gelenek üzerinden tasnif ve tanzim edildiğini, bunların da ya örgün eğitimle ya da sosyokültürel öğrenme yoluyla öğretildiğini bir arada ve berrak bir şekilde görmemden kaynaklanıyordu; basit bir taziyede bile insanı ilgilendiren din, siyaset, ekonomi dahil her şey vardı.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
