26 Ağustos 2013 Pazartesi

SA371/SD57: Harflerin Öyküsü / Yazma Sanatı

“Gerçek, algılandığı kadar paylaşılmayı da zorunlu kılar.”

'Gerekçe'/1

Neden harflerin öyküsü?...

Yazmayı seven herkesin anlatım öyküleri vardır... Benim birçok öyküm var... Bu öyküleri  sizinle paylaşmayı düşünüyorum...

Nasıl yazdığımı bilmenizi istedim; siz de yazmak istersiniz diye umuyorum... umursamamanız da mümkün... Kendini beğenmiş olmakla da suçlayabilirsiniz beni... ama düşünmenizi isterim ki; bunu sanırım yalnızca ben yapıyorum... ve burası da bir okul olmalı... yazı okulu...

Göreceklerimiz bizi yanıltabilir de; ama bu elbette korkmamızı gerektirmiyor... zaten korkaklar değildirler, değişimi getirenler... (26.01.2003, 14:50)


'Öz Geçmiş'/2

Çocukluğumun ilk yıllarını düşünürken, okuduğum kitapları hatırlıyorum. Onları yazanları hep merak ederdim. Çok şey bildiklerini kabul etmemle birlikte, bildiklerini nasıl yazdıklarını düşünürdüm...

Yazmayı istedim. Yazmak; okunmak içindi. On ve on üç yaşları arası, yazma isteğimi uygulamaya çalışma dönemimdi...

Kalemin gücünü fark etmem uzun yıllar alacaktı... Aldı da. Yazma isteğim, canlı ve yaşayan bir varlığa dönüşünceye kadar neler yaşadığımı anlatmak istiyorum aslında...

Bu çalışma bunun için var oldu. Gönlümün arzuladığı tek şey, yazmak isteyenler için kısmî açıklık ve ışık bırakmak... (20.04.2002, 15:43)


'Özel'lik-‘Ses, Vurgu, Anlam ve Amaç’/3

Uzun yıllar geride kaldığında biriktirdiklerinize bakmak istersiniz; ancak hafızanızı ve bilincinizi didikleme şansınız yüksek olmadığından bunu yapamazsınız...

Bu arada ayrıntılara önem verdiğinizi görürsünüz. Düşüncelerinizin altyapısını oluşturan hemen her şeyi "öğrenerek" elde ettiğinizi görünce mutluluk duyarsınız. Hayatın içinde olmadığınızdan olsa gerek, "öğrenme"nin yalnızca "okumak"la mümkün olduğu yanılgısı içindesinizdir.

"Yaşayarak öğrenme", yakın durduğunuz iklimde henüz filizlenmemiştir...

Yazmaktasınız. Yazarken, sizden öncekileri taklit etmeniz de normaldir. Beğendikleriniz ya da beğenmedikleriniz vardır. Gelecekte kendinize ait "özel tarzınız"ın olması en büyük rüyânızdır...

Yazmaya devam edersiniz…  (24.04.2002, 22:02)


'Süreklilik'/4

Tekrarladığınız her şey, her tekrarda yeni eksikler görmenizi sağlar... Tekâmül, içerdiği basamakların sağlamlığı ölçüsünde iyiye doğru yön alır. Yazdıkça eksiklerinizi fark edersiniz... Ancak bilmenizi istediğim şu; yazmış olduğunuzu düzeltmekten daha çok, yeni yazılarda hata yapmamaya çalışın... 

Yaptığınız hataları tekrarlamayın... Ve asla yazdıklarınızı yok etmeyin...

Yaşadıklarınızı olduğu kadar, yazdıklarınızı da takip etme yeterliliğiniz varsa, doğruların arttığı bir hayatınız var olacak demektir... (28.04.2002, 14:55)


'Ayna, Tutarlılık'/5

Anlatımlar, bilginizin ve kişiliğinizin aynasıdır. Siz, kendinize ait değerleri yalnızca konuşarak yansıtmazsınız. Yazdıklarınız, etkilendiğiniz tüm yazarlardan farkında olarak ya da olmayarak aldıklarınızı da okuyucuya aktarır...

Etkileşimler normaldir, çünkü; hiçbir şey etkileşim olmadan var olmaz. 

Yazılarınızda dikkat etmeniz gereken en önemli şey "tutarlılık"tır. Tutarlılık, sizin kişiliğinizin geliştiği düzeyi de gösterir...Tutarlılığınızı ölçebilmeniz için, eski yazılarınızı asla ihmal etmemelisiniz...

Yazdıklarınız sizi bağlar, değişmeye devam ettiğinizi yazılarınızla gözlemleyebilirsiniz... Yazarlar için en büyük "bireysel fayda" budur. 

Gelişiminizi gözlemleyebilirseniz; aksayan yönlerinizi fark eder ve düzeltmeye çalışırsınız... (05.05.2002, 15:15)


'Sistem, Dil-Ses-Anlam Bağı'/6

İyi bir yazı giriş-gelişme-sonuç dizinini içermek zorundadır. Size öğretildiği gibi, bu sıra bozulmadan da yazınızı düzenleyebilirsiniz... Ancak; bunun kesin bir kural olmadığını, yazarken anlayacaksınız.

Dilediğiniz zaman sonuçla başlayabilir, gelişmeyle devam eder ve girişle bitirebilirsiniz yazınızı... Bu konudaki özgürlüğünüzü ancak siz kısıtlayabilirsiniz.

Eksiksiz bir yazıda en önemli unsurlardan biri parağraflarınız arasındaki dil-ses ve anlam bağıdır. Bu bağ, yazınızı okunur hâle getirir. Bir çırpıda gözlenebilir ve algılanabilir olmanızı sağlar.

Kelimelerin bir araya geldiklerinde çıkardıkları ses, mûsikînin izlerini hatırlatmalı. Dil ve anlam, okuyucunun söz deposu ,bilinci ve bilinçaltıyla hızlı bir iletişim kurmalı... ona etkisini hissettirmeli, "yeni" değerler, değerlendirmeler katmalıdır.

Mükemmel yazı asla olmayacaktır. Bu nedenle mükemmel yazabileceğinizi hayâl etmenize gerek yok. Rahat olmalı ve dilediğinizi yazarken, kıstasları unutmalısınız... (05.08.2002, 21:55)


'Duyuş'/7

Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda duyarsınız. Tüm duyu organlarınız diri ve sağdır. Elleriniz duyuşlarınızı yazacak kağıt-kalem arar. Ancak korkularınız ağır basar; duyuşlarınızın dağılacağını düşünürsünüz... Dağılır.

İyi bir yazıcı, anlık değişimleri yakalamaya çalışmaz. Yazmak istediklerini dilediği zaman yazar. Birikimlerini, duyuşlarını organize edebilmek için,  iyi bir konsantre dönemi geçirmek zorundadır.Tasarladığı metni, çarpıcı yönleriyle değerlendirir ve yazar.

Yazmak, düşüncelerin elenmiş, derlenmiş ve paketlenmiş halidir. İşini seven her insan gibi, bir yazar da, birikimlerini yetenekleriyle harmanlar, belirlediği "konu" için ihtiyaç duyduğu "hükümleri" oluşturur.

Yazar, kendi zamanında bir yargıç ya da yasa koyucudur. Yazısının tüm evreni onun "emirleri"yle şekillenir. O düşüncelerinin görmek istediği kısımlarını görür sonuç olarak. 

Ve ne kadar "bilgi derlediğini", derlediklerini hangi ölçüde yansıttığını anlar.

Yazdıkları herkes içindir. (18.05.2002, 19:30)


'Ses Dizini-Mûsikî'/8

Her yazının içerdiği konuyla uyumlu bir ses dizini vardır. Gözler aracılığıyla, hâfızânın derinliklerine yapılan "okuma" eylemi bir yolculuksa eğer; bu yolculuğu zevkli kılan etkenlerden biri de canlandırılan bu mûsikîdir.

Yazıyı seslerin görüntüsü olarak kabul eden ilk zamanların "okuryazar" olmayan câhilleri bile, bu gerçeğin etkisinde kalmaktaydılar.

İşlenen konu ne olursa olsun, yazıcının ustalığı, kelimelerle hafızanın geniş kapsamlı işbirliğini sağlamak zorundadır. Bazen bir özlem, bazen bir acı, bazen de düşünülmeyenlerin uyandırdığı merak, sözcüklerin mûsikîsinde tahmin edilemeyecek etkilerle ortaya çıkar.

Yazar, tüm bunları yapmak zorundadır. (21.05.2002, 13:30)


'Plan/Tasarım, Farklılık ve Şemâlar'/9

İyi bir oyuncu, oyununun izlenebilirliğini oyunu izlendikten sonra ölçer. İyi bir yazar da aynı perspektifle bakmak zorundadır. Ancak, iyi bir taktisyen aynı perspektifi kullanmaz; izleyicilerin bakış açılarına uygun olanı değil, bakış açılarını farklılaştıranı arar. Yeniye, değişime ve en iyiye odaklanmış bir üretici denenmemiş olanı, deneyimleriyle ortaya çıkarır.

Bir mimar, farklı olanı tasarlar.

Farklı bir yazar da, konusunu, işlemeden önce onu akış şemâlarıyla sınırlamalıdır,yönlendirmelidir. Tek merkezli iç içe çemberler, paralel girişlerin bağlantı destekleriyle bütünleşmesi, soy ağacı şemâsı ve daha bir çok şablon üretim aşamalarında kullanılabilir.

Anlatım tekniklerinin bireysel olduğu bir gerçektir. Bir nefeste olabildiği kadar, serin ve kademeli geçişleri de kullanmak mümkündür.

Sanat için uğraş vermek değil asıl amaç; sanatı insanlara ulaşma da araç olarak kullanmaktır. İnsanlar,sıradan olanı değil, ilginç olanı, zor olanı özlerler. (30.05.2002, 22:22)


'Etki, Yeterlilik, Güven, Güç, Denge, Vurgular'/10

Herhangi bir yazı, okunurken diri ve etkileyici olmalıdır.

Sözcükler alışılagelmiş düzeneklerle sunuluyor ve anlamları dokunulmadan kalıyorsa, etkisi harcanan emek kadar olacaktır.

Planlanmış anlamlar yeterlilik sınırını aşınca, sözcüklere olan güven de kaybolabilir. Onlara yüklenen yan anlamlar, süreklilik arz ederse eğer; kullandığınız dil tamamen yan anlamlı sözcüklerden oluşan bir bütün olur.

Sözlerin gücü, kullanımlarındaki dengeye bağlıdır. Gerektiği kadar sanat, gerektiği kadar ses kompozisyonu ve vurgular, yazıyı güzelleştirir... (02.06.2002,16:45)


'Zamanlama'/11

Yazmak, zamanlama ile doğrudan ilgilidir. Düşüncelerinizin zamanı ile aktarma zamanlarınız denk düşmek zorundadır...Yazarın gücü bu noktada ortaya çıkar.

Yazarın birikimlerini, üretme aşamasında kullanabilmesi ve zamanları yaklaşık ölçülerde aynılaştırması gerekir. Sözcük tarayıcı zihinsel araçları kullanma gücü, hâfızâ ve bilinçaltını mükemmel bir zamanlama ile eşit hızlarda kullanma kabiliyetine bağlıdır.

Yazarın zamanlama da karşılaştığı en büyük zorluk, sözcüklerin ait oldukları dillerin ayrılmasında ortaya çıkar. İyi bir yazı doğu ya da diğer Avrupa dillerinden kaynaklanan sözcüklerin, yazının tarzına uygun tasniflere tabi tutulmasını gerektirir. Bu da zamanlamanın denk düşmemesine sebep olur.

Bütünlük sağlamayan söz dizilişleri yazıdaki ritmi bozacaktır...

Müzikteki zamanlama ile ritm yazıda aynı değerdedir… (07.08.2002,15:25)


'Örgü, Güvenilirlik'/12

Anlatım yöntemleri yazarlara göre farklılık taşır.

Kesine yakın, net ve etkili sonuç almak istenilen yazı türlerinde, konunun çok sık dokunan bir örgüsü olmalıdır. Cümleler arasındaki anlam boşlukları, mümkün olduğunca yazar tarafından doldurulmalı ve okuyucu için sıkı bir çalışma yapılmalıdır.

Bu yazı türünde yazardan çok ağır bir sorumluluk istenir. Genellikle, eşdeğer doğruluk değeri olan bilgiler yazının temelini oluşturur. Makale ve benzeri yazı türleri bu grup içinde değerlendirilir.

Okuyucunun yazara güven duyması ve konunun ayrıntıları için de aynı güvenin sürmesi gereklidir. Bu yazı türünde okuyucunun, konuyla ilgili ön bilgisi olması yeterlidir. Çünkü; yazıdan herkes yaklaşık oranlarda faydalanacaktır.

Okuyucu profiline göre farklı sonuçlar elde edilen yazı türlerinde ise, yazar daha özgürdür ve sorumluluk okuyucuyla paylaşılır.

Yazarın kendi görü, yetenek ve değerleriyle ürettiği bu tür yazılarda okuyucunun birikimi ve kültürel altyapısı önem kazanır. 

Cümleler, hatta kelimeler arasındaki anlam boşluklarını doldurması için okuyucu özgür bırakılmıştır. Bu nedenle her okuyucu kendi artı ya da eksi değerleriyle sonuçlara ulaşır. 

Her okur kendi ölçekleriyle anlayacaktır. Deneme ve benzeri yazılar bu gruba dahil edilebilir.

Her iki yazı türünde yazarın yeteneği önemli rol oynar. Güvenirlilik ve detaylandırma aynı çerçevede yazarın ufkuna bağlıdır. 

Okuyucu her durumda da akıcı bir yazı bulmalıdır… (25.08.2002, 17:21)


'Gerçeklik'/13

Herhangi bir yazı, içeriğinin gerçekliğini belirginleştirmek zorundadır. Konu, kurgu sanal ve hayâl olsa bile yazar, yazısının inanılır-güvenilir olduğunu yansıtabilmelidir. Kendi düşüncelerini berrak ve akıcı bir gerçeğin kelimelerdeki yankısı olarak işlemelidir.

Okuyucu, standart profil kriterlerine uygunlaştırılamadığı içindir ki; yazar, konuyla ilgili tüm rölatif gerçekliği en iyi şekilde analiz etmelidir. Maksimum uygunluk düzeyinde her okuyucusuyla buluşabilmelidir. Bu gereklilik çok yüksek bir hedef gibi görünse de, yazının kalıcılığında en büyük etkendir.

Konu, okuyucunun ilgi ve görü alanında kalabilme süresini, gerçekliğinin açıklanmasına borçludur.

Yazar, cümlelerindeki mantık örgülerini, varsayılan ütopik okuyucu profiline uygun genişlikte ve zorluk katsayısı derinlerde saklı olan bir tarzda denemelidir. Sıkmayan ve hemen doyurmayan, tadı derinlikleri algılandıkça çeşitlenen bir büyü halesi oluşturmalıdır.

Bu büyü, gerçekliğin iknâsı ile mümkündür. Başlangıcın gücüdür. (13.01.2003 19:13)


'Rota, Cesaret, Sebât'/14

Gerçek, algılandığı kadar paylaşılmayı da zorunlu kılar. Yazarın, düşüncelerinin akışında izlediği rota, belirgin olmalıdır. Konuda ki gerçek, bu rota sayesinde istenen izdüşümleri sağlayabilir.

Dağınık ve çok çıkıntılı yazıların taşıdıkları gerçekler yeterince net değildir. Okur'un bunu anlaması uzun sürmez. Ve yaşanan okuyucu-yazar çatışmalarının temelinde de bu vardır.

Okur, yazının başlangıcında kararını verir. Yazar'la ilgili düşüncelerinin orta yerinde çatışmadan çok ön yargı oluşur. Okuyucu bu ön yargılarını diğer okurlarla paylaşmaya çalışır ve yazarın "dedikodusunu" yapmaktan çekinmez. Çünkü okur, asla anlayışlı değildir. Kendi gerçeğine vâkıf olmayan, kendi gerçeğini anlatamayan bir insanın yazarlık sıfatıyla yazmasını affetmez.

Yazmak, cesaret mevcudiyetinin miktarına da bağlıdır.

Yazar, yazdıklarıyla kendi öngörülerini yansıtırken, okurda oluşan kendi profilini, kendi değer şablonlarını da yansıtır. Ancak gelecek zamandaki düşünce farklılıklarını okura kolayca anlatamaz.

Okur, onu tanımıştır; nasıl yaşadığını artık bilmektedir.

Yazar, tanınmaktan korkmamalıdır.Yazdığı an, tanınmaya başlayacaktır; bunu engelleyemez. (14.01.2003, 16:22)


'İçtenlik'/15

İçtenliğin gücü, yazının ve kullanılan dilin duygularına bağlıdır. Tersi de doğrudur; yazının ve kullanılan dilin duyguları da içtenliğin gücüne bağlıdır.

İçtenliği, harflerin bileşimlerinde, kelimelerin dizilişinde ve mûsikînin akışında anlamlara dönüştürmek, yazanın yazmaktan aldığı zevkle ve yazma gücünün etkisiyle mümkündür.

Somut olarak farkında olunan birçok duygu ve düşüncenin, ait oldukları zihinsel ve ruhsal mekânlardan çıkabilmesi, içtenliğin yazma sanatındaki yerini belirginleştirir. Yazmak bir nevi, dönüşüm/indirgeme mekanizması hâline gelir.

Yazı sanatçılarının, sürrealist ressamlarla gerçek benzerliği bu noktada ortaya çıkar.

Yazı dünyasının en vazgeçilmez unsurlarından biri olan içtenlik, yazarın inandırma ve kanıt arama gerekçelerinde azalma sağlar. Bir süre sonra yazar kendi çizdiği profiline uygun "standart içten", daima "doğru söyleyen", "güvenilir" gibi niteliklere sahip olur.

Okuyucu ile yazar arasında kurulan binlerce bağdan en görünür ve paylaşılır olanı yazarın içtenliği ile ilgilidir. (20.01.2003, 18:34)


'Tarafsızlık, Öz Eleştiri, Deneyim'/16

Kelimelerin diğer kelimelerle kurduğu ilişkilerin yapay olduğunu düşündürtmemek, kelimelerle nasıl dans ettiğini bilen bir yazar için olağan bir sonuçtur.

Kelimeler uygun ve uyumlu dizilişlerle anlamları yansıtırken, yazarın, yazmak ve düşünmekle olan dostluğunun ve dürüstlüğünün nişanesi olurlar.

Herhangi bir nehrin göze göründüğü ilk yerde, akışı, akışındaki güç, aktığı yerlerle olan ilişkisi, kıyılara dokunuşundaki saygınlık ve içtenlik, gözlerden yüreklere inen sıcak ve coşku dolu duyguların oluşmasını sağlar.

Bir yazının okuyucuda uyandırdığı etki de böyledir. Okuyucu, yazının herhangi bir yerinde yazarın, yazmaktaki becerisini denetler. Yazının tamamında aynı güveni yaşamak ister. 

Bir yazının tamamında aynı dikkat ve tutarlılığı sergilemek, belki yazarın üretkenliğini zorlaştıracaktır; ancak her çalışmada olduğu gibi bu da başlangıcın minik sorunlarından sadece bir tanesidir.

Yazma deneyimleri, yeryüzünün kazanımı en çok olan deneyimleridir. Olumlu ya da olumsuz herhangi bir sonuç, diğer çalışmalar için mutlaka olumlu bir kazanım olarak yazma becerisinin temel yapı taşı hâline gelir.

Yine bu yazıda konu edilen içtenlik, yazarın deneyimlerinden elde ettiği tüm sonuçları kullanabilmesindeki tarafsız yaklaşımını ve acımasız öz eleştirisini gerektirecektir. (01.02.2003, 12:56)


'Dağarcık, Dikkat'/17

Düşüncelerin derlenip toparlandığı harman yeridir yazılar... Bin bir türkünün çalındığı düğün yeri, belki de... Şenliklerin dolu dolu taştığı mekânlar olmadılar ama... Hiçbir yazı dört dörtlük neşe anlatmadı, anlatamadı...

Dört dörtlük neşe yaşayamayan insan, bunu yazamazdı da... Kederler çok doldururlar insan ruhunu. Başkasının neşesi gelir geçer insandan, ama kederi kalıcı olur hiç umursamadan...

Kelimelerin kifâyetsizleşmesi, insan eliyle yazar elinin karışmasındandır. Eğer kelime başka kökenlileri tarif için kullanılacaksa kifâyetsizlik yaşanmaz. Yazar kökenlileri tasvir edecekse ve yazarın yaşadıklarını gördürecekse, o zaman mesele başlar... Ya mükemmel bir ürün çıkar ortaya ya da kifâyetsizliklerin en derini meşgul eder yazma anlarını...

En akıllıca iş, yazma isteğinin sınırlanmaması olacaktır. Ne keder ne de kelimelerin kifâyetsizliği, sevince ya da mükemmele kadar umursanmalıdır. 

Dikkat, toparlandığı sürece üretilenin kalitesini değiştirir. (17.06.2003, 16:11)


'Tasvir, Fotoğraflama, Kurgu'/18

Ellerinizin herhangi bir olayı harflerle resmetmesini istersiniz. Olay, eksiği olmayacak kadar tam, yalın ve açık görülebilsin, dersiniz.

Eğer fotoğraflama yeteneğiniz aşırı gelişkin ise, duyguların ekli olmadığı resimleri çizemezsiniz. Tam tersine foroğraflama yeteneğiniz gelişmemiş ise, duygulardan kurtulup resmi tamamlayamazsınız.

Olaylar, yazarların hayâl dünyalarında kişilik kazanır, okurların hayâl dünyalarında yaşanırlar.

Bir öykünün tasvirlerle genişlik kazanması, fikirlerle derinliklerinin belirlenmesi, diyaloglarla şenlenmesi, duygularla yüklenmesi gerekir.

Bir romanda ise, sonsuzluk kadar özgür olduğunuzu bilmeniz gerekir. Roman kendi ölçekleriyle yazarın var oluşunu kanıtladığı en geniş yerdir.

Bu arada roman, en büyük riskleri taşıyan edebi değer olmasını bu yapısına borçludur. Başarısı kurgusuyla birlikte giden, Yaratıcı'nın kendi niteliklerinden bir kısmının insana verilişinin gözlendiği ve bu yeteneklerin kullanıldığı alanlardan biridir; risklerin en büyüğü de budur.

Yazar, kimliği ve birikimiyle ellerinden üreyen kelimelerin gücünü bilmelidir. Başarı ancak bu dengeyle var olur. (13.07.2003, 14:56)



Seçkin Deniz, Sonsuz Ark, 26.08.2013



Seçkin Deniz Twitter Akışı