29 Aralık 2012 Cumartesi

SA137/IE7: Yalnızlık Değişkeni

"Yalnızdır insan; döllendiği andan itibaren çoğalan ya da azalan bir yalnızlıkla doludur."


Sarsık adımlarıyla yürüyen birinin… bir insan çocuğunun yalnızlığı içine doğrudur; içinden dışına doğrudur.  O insan çocuğunun içinden dışına sürüklenen her şeyin içinde bir değişken vardır. İsteklerle, kişilerle, hayallerle, durumlarla, mekânlarla ve eşyalarla doldurulan bir değişken… ya da kıyısına, derisine, ruhuna doluşan, doldurulan çöplerle, tıknefes çoğalan, çoğaltılan bir değişken ve her seferinde fışkırmak için kaçış yolları arayan bir değişken.

Zarif ve kırılgan; taşıya taşıya damarlarındaki umudu, her seferinde bir köşede, saklı bir tenhada yerlere saçıp tekmeleyen insan çocuğunun yeniden yeni umutlar peşinde koşmasını sağlayan değişkendir, yalnızlık değişkeni.

Yalnızdır insan; döllendiği andan itibaren çoğalan ya da azalan bir yalnızlıkla doludur. Ama kökünü kimseye kaptırmayan, kimseden ödünç alınacak bir yalnızlıkla doyurulmayan bir açlığın dibinde toprak zerresi olana dek değil; topraktan yeniden inşâ olunana kadar doğurur kendisini yalnızlık. Değişkendir, yalnızlığı her seferinde tekrar var kılan ve varlığın farkına vardıran.



Yalnızlık değişkeni doyduğunda, insan çocuğu tüm yüklerini atmak isteyip atamadığında, kopar hayat damarları… kopar intihar uçurumlarının sesi, insan çocuğunun ciğerlerini parçalarcasına. Yeri ve göğü inleten haykırışlarını duyar insan. Değişkeni çalınmıştır; katledilmiştir; paramparça kalmıştır sarındığı bütün yüklerin altında… Ve insan bir tenhada dökememiştir gözyaşlarıyla eskiyen umutlarını.


Umut kadarınca, umudun zarif ve kırılgan dalgalarında serpilerek gelişen bir hayat değildir, doğrulardan uzak bir hayat. Doğruların birbirine sürtünerek kıvılcımlar çıkaran kavgasında da değildir umut. Doğruların doğru olduklarını sorgulatan bir dirilikte, Allah’a, Kur’an’a doğrulan bir baş gibi, kesin doğrulara baka baka umut sürükleyen bir hayat arayışındadır yalnızlık değişkeni.

Yalnızın doğrulukla doyduğu yeri arayan bir canlılıkta sürekli, kesintisiz umut doğurması içindir doğrular. İnsan çocuklarının doğrulara ihanet ettikleri dağ başlarında, kulelerde, kristal tablolarda ya da rengi remze kaçmış meyve tabaklarında, şarap kadehlerinde acımasızca katledilen yalnızlık değişkenine kurtuluş için, insan çocuğunun içinde, derinliklerinde bir işaret bırakılmıştır.

O işaret, şahdamarından daha yakın olan Allah’ı hatırlayabilmesi içindir. Ancak Allah ile erilen bir kurtuluşun, dudaklardan fısıl fısıl üflenen sonsuz nefesiyle yalnızlık değişkenini dolduracağını, eksiksiz yapacağını anlatan bir işaret.

Yalnızlık değişkeni, Allah’ın insana ikram ettiği en büyük nimettir. Kitapların, şiirlerin ya da masalların küflü, kahverengi ruhuna eklenmiş, eklemlenmiş geçici sevinçlerin, huzura yüklediği ağır yük insanı terk ettiğinde, bütün gökler karanlık, bütün yapraklar kükürtlü göründüğünde, yalnızlık değişkeninin doyacağı bir ufuk çıkışı açıktır daima…

“And olsun ki insanı biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.” Kur’an, Kâf 16

Daima parlak, daima çağıran ve bağışlayıcı… tövbelerle yıkanmayan günahkârlığın, insan çocuğuna vaat edeceği hiçbir şey yokken üstelik, şahdamarından daha yakın olan Allah’ın, sonsuz bir ışıkla doldurup sonsuz huzura kavuşturacağı tüm renklerin parıltısında sonsuza dek ferahlatıcı bir serinliğe aç kalan insan çocuğunun yalnızlık değişkeninde bulduğu kaçışların tıkanmayacağı vaadi vardır.



Irmak Elmas, Sonsuz Ark, 29.12.2012

Irmak Elmas Yazıları

Seçkin Deniz Twitter Akışı