Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Sanal Savaş’ın on iki ilkesini sıralamıştı şeytanın çocuğu. Meraklı tek tek okudu bu ilkeleri, saldırdıkları ana merkez 'gerçek'ti:"
Çok büyük bir travmanın kaçınılmaz sonuçlarıydı bu yaşananlar; FETÖ, NATO güdümündeki ordudan inançlı Müslümanları düşmanlaştırarak uzaklaştırma stratejisine karşı orduya sızma stratejisi geliştirdiğini iddia ederek halkın masum çocuklarını devşirmişti.
Bu tipik Samirî tekniğiydi; alternatifleri de hazırlayarak sahneye sürüyorlardı ve güdüyorlardı insanları. Allah’ın dosdoğru yolundan gitmek için aradıkları hemen her alternatif onların kurduğu ağlara takılmak anlamına geliyordu her dinden ve ırktan insan için.
“Geriye doğru baktığınızda, şimdi, 15 Temmuz 2016'nın Türkiye tarafından insanlığa hediye edilmiş, egemen satanizme karşı bir haysiyet mücadelesi ve zaferi olduğunu çok daha iyi anlayacaksınız!’ dedim yüzlerine bakarak. ‘Ve anlatacaksınız her türden araçla... anlatacağız; insanların uyanmasına yardım etmeye çalışacağız. Bu işin başka yolu yok!’
Koltuğuma oturdum ve Meraklı’ya ‘Devam edelim!’ dedim kararlı bir sesle.
O da okudu kaldığı yerden:
“Sanal alanda savaşların nasıl yönetileceğine dair yeni yönetim ilkeleri belirlenmelidir. Amacım, aşağıda açıklanan işletim tanımlarını kullanarak savaşın sanal ilkeleri ile ilgili profesyonel söylemi başlatmaktır. Burada önerilen savaşın sanal ilkelerinin tasvirleri kişisel etik inancımı yansıtmıyor. Birleşik Devletler ve müttefiklerine karşı sanal alanda kullanılan anahtar araçlar ve teknikler ele alınıyor!”
‘Amerikalı Albay’ın kişisel etik inancını yansıtmıyormuş bu sahtekarlık!’ dedi Kolağası tiksindiğini belli eden bir sesle. ‘FETÖ’nün üstatları olan şeytanlar bunlar!’
‘Münafıklar, riyakârlar!’ dedi Sakallı.
Sonrasında hepimiz sessizce Meraklı’yı dinledik ve elimizdeki kopyalardan şeytanın aklını dikkatle izledik:
“ABD hükûmetinin, ABD özel sektörünün ve ABD ordusunun, savaşın ve yeni Sanal Savaş yasalarının öğrenme ve tasarımda rafine edilmiş sanal ilkelerini kolektif olarak nasıl yapılandırabileceğini düşündürmek yararlı olacaktır. Bu eylemler, savaşları daha rekabetçi bir güvenlik ortamında kazanmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, bu önemli konu için gelecekteki Sanal Savaş kampanyası tasarım gereksinimlerini desteklemek amacıyla, kurum çapında ulusal güvenlik diyaloğunu ilerletmek için sanal savaşla mücadele işlevlerinin kısa bir sunumu da dahil edilmiştir.”
Sanal Savaş’ın on iki ilkesini sıralamıştı şeytanın çocuğu. Meraklı tek tek okudu bu ilkeleri, saldırdıkları ana merkez 'gerçek'ti:
“Gerçek. Gerçek, Sanal Savaş bağlamında, bir birey, grup ya da daha büyük bir nüfus için öngörülebilir sonuçlar sağlayan tarihsel güvenilirliğe ve güvenilirlik kalıplarına dair algılara dayanmaktadır. Gerçek, tüm etkili gücün insanlar arasına yayıldığı yer çekiminin merkezidir.”
Meraklı okumayı kesti ve büyümüş gözlerle hepimizin yüzüne baktı:
‘Bu sıradan bir metin değil, Abi!’ dedi sıkıntısı yüksek bir sesle. ‘Bilgi ve akıl düzeyi ne olursa olsun, bir insan bu kadar büyük bir projeyi tek başına tasarlayamaz. Gerçeği bilmek gerekir her şeyden önce, ona saldırabilmek için. Bunlar gerçeği biliyorlar, hem de hiçbirimizin bilmediği kadar biliyorlar!’
‘Devam et, Meraklı!’ dedim soğukkanlı bir sesle. ‘Öyle, ancak bizim ve insanlığın geri kalanının derdi başımıza sardıkları geçim derdi, onlarınki ise gerçeği sarsmak!’
İkinci ilke daha endişe vericiydi, çok iyi anlıyorduk şimdi, insanın ve insanlığın başına gelenleri:
“İlişkisel Diyalektikler. Kalıcı istikrarsızlık sağlamak için kalıcı kültürel distal ve proksimal anlatılar arasına takozlar sürmek. Hedeflenen nüfus için akademik, bilgisel, siyasî, sosyal, dinî, ekonomik, güvenliğe dair, finansal ve kültürel anlatılarda var olan iletişim kalıplarının manipülasyonu birer hedef olarak sayılır. Demokratik ve otokratik toplumlarda kurumsal ve devlet sansürü önemli bir kolaylaştırıcıdır.”
‘Abi, bu nasıl bir kurgu?’ dedi Sakallı, öfkeyle. ‘Cümleleri anlamaya başlar başlamaz tüylerim ürperdi, da... distal, proksimal ne demek?’
Kolağası hızla sormuştu cep telefonundan internet arama motorlarına... yüksek sesle ve sözcüklerin üstüne bastıra bastıra okudu hemen bulduğu açıklamaları:
‘Proksimal, bir organın veya uzvun vücut merkezine ya da ana gövdeye daha yakın olan kısmını ifade eder. Distal ise bunun tam zıttı olup, merkeze veya bağlanma noktasına en uzak olan kısımları tanımlamak için kullanılır!’
İlk anda anlamalarını bekleyemezdim, bu iş öyle kolay değildi. Ayağa kalktım tekrar, odada dolaşırken onlara üzerinde çok çalıştığım metinden anladıklarımı anlattım:
‘İnsanlık tarihi boyunca bizlere kadar nakille gelmiş olan bilgi türlerinin her birinin kendi içlerindeki akışkan bütünlüğü bozmak, baştan sonuna kadar kavramları, algıları değiştirmek ve böylece gerçeğin olduğu gibi algılanmasını engellemek; takoz sürmek işte bu!’ dedim sakin bir sesle. ‘Aksi tutum ve davranışları da her türlü yönetim sisteminde yasaklamak, baskı altına almak ve insanları bir yankı odasına hapsetmek; insanı gerçekten kopararak köşeye sıkıştırmak. Proksimal ve distal sözcükleri nasıl yerleşiyor anlatıya ona bakalım; eğer din üzerinden anlatırsak ki Hristiyanlık çok net gözlem ve analiz yapmamızı sağlayan bir din... Vatikan’ın merkezini boz, öncekileri tasfiye et ve kendi adamlarını kardinal olarak atayarak merkezi ele geçir; rahipleri boz, tasfiye et ve istediklerini yerleştir; Vatikan ve rahipler arasındaki bağı yeniden tanımla; böylece dinî anlatıyı boz. İşte size ilişkisel diyalektikler ve sonuç olarak kalıcı istikrarsızlık. Bunu diğer alanlara uyarlarsak insanlığın nasıl kuşatılmış olduğunu çok daha net anlarız, Arkadaşlar!’
‘Vay be!’ dedi Sakallı şaşkın şaşkın.’ Sonuçları görüyorduk ve yorumluyorduk, ama neyi nasıl yaptıklarını çözemiyorduk. Kontrol altına alınmış insanları ve kontrol altına alınmış toplumları böyle oluşturuyorlarmış!’
Kolağası ise daha farklı bir heyecan içindeydi:
‘İnsanlara yönelik varsayımlarım ve kararlarım kökünden sarsıldı, Abi!’ dedi büyük bir sarsıntı yaşadığını belli ederek. ‘Artık insanları düşünceleri ve davranışları yüzünden doğrudan yargılamayacağım, nihayetinde yanlış tutum ve davranışlara sahip olsa da her insan bir kurban; bunu anlamak beni tahmin edemeyeceğin kadar çok etkiledi!’
‘Henüz ilk iki ilkeyi gördün, Kolağası!’ dedim gülümseyerek. ‘Diğer ilkeleri gördüğünde neden burada toplandığımızı ve ‘İlk Hasat’ın neden önemli olduğunu çok daha iyi anlayacaksın!’
‘Devletler, istihbarat örgütleri yayınlanan bu projeleri görmüyor mu, Patron?’ diye sordu Sakallı, isyankâr bir sesle. ‘Türkiye artık eski Türkiye değil; Cumhurbaşkanı, MİT bilmiyor mu?’
‘Bilemiyorum, Sakallı, fırsat bulamıyor olabilirler!’ dedim düşünceli bir sesle. ‘Bu projelerin politik, sosyolojik ve ekonomik kısımlarını fark etmiş olabilirler, ancak bütün olarak bildiklerine ve karşı tedbir aldıklarına dair kanaatim oluşmuş değil, eğer farkında olsalardı bugün Türkiye’de uygulanan birçok Pentagon-CIA-MOSSAD projesi etkili sonuçlar alamazdı. Türkiye toplumunun yarıya yakını bilişsel bir soykırıma uğramış durumda. 2002’den beri ısrarla Erdoğan’ı seçen kesim kısmen farkında olsa da onlar da bu projelerden etkileniyorlar ve değişen yeni nesille birlikte toplumdaki oranları hızla azalıyor!’
Telefonum tekrar canlanmıştı. Arayan yine Ankara’daki şirketin yöneticisiydi. Vakit daralıyordu, bu da onu telaşlandırmıştı.
Ona süreçle ilgili son durumu aktardım ve akşamki görüşmede temsil edeceğim tarafların şartlarını tekrar aktardım; hepsini kabul ettiklerini söyledi. Artık akşamı beklemekten başka bir işimiz kalmamıştı.
Henüz ikindi ezanı okunmamıştı. Amerikalı Albay’ın metni üzerindeki çalışmamızı tamamlayabilecek kadar vaktimiz vardı.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
