4 Ekim 2026 Pazar

SA12177/SD3902: Sıkıntı (Roman); 16. Bölüm-Ateş 12

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "‘Gerginlik’ çok sıcakkanlı bir kavramdı; dışlayıcı kavramlar tasarlanmış amaçlara uygun olarak daha sonra doğuyorlardı."


Ben, iyimserliğin emeksiz mümkün olmadığını düşünüyordum, çünkü tarih bize acı dersler vermişti bu konuda. Kur’an var olduğu sürece, inananın imanını, inanmayanın da öfkesini, nefretini ve düşmanlığını attıracaktı. 

Bakara Suresinin 26. ayeti, Tevbe Suresinin 124-125. ayetleri, İsrâ Suresinin 82. ayeti, Mâide Suresinin 64. ve 68. ayetleri bize bunu açıkça bildiriyordu. Ne yazık ki biz Müslümanlar, Kur’an’a layık inananlar olmaktan çok uzaktık; cehaleti ilim ve irfan diye pazarlayan sahtekâr Sufizmi yücelten devlet yöneticileri varken bu çok daha uzak bir ufuk gibi görünüyordu bana.

“Hiç kuşkusuz yirmi birinci yüzyıl, yok olan Batılı nesillerden sonra, yepyeni çocukların doğduğu, bütün insanlık geçmişinden çok daha iyi bir yüzyıl olacak.” diyordu ‘Ateş Yazarı’. “Üç ayrı tanrının koruyamadığı bir zihni, sınırsız sayıda tanrıdan oluşan Sufizmin teolojisi asla koruyamaz. Bunun için Müslüman akılların geleneksel İslâmî algıların ve Sufizmin karanlıklarını sorgulaması ve onları da, kilise gibi kirleriyle tarihe gömmesi gerekiyor.”

Müslümanların yapması gereken ilk iş Sufizm’le ve onun insanın kılcal damarlarına kadar yayılan zehirleri ile yüzleşmekti. Çünkü Sufizm de Şeytan’ın Allah’ın yolunun üstüne oturarak insanları saptırdığı etkili araçlardan biriydi, insanı değiştiriyordu ve onun Allah’a verdiği sözü tutmasını engelliyordu:

“İnsanın inşâsının bilgiyle mümkün oluşu, bilgiyi ve bilgi üreteçlerini önemli kılıyor. İnsanı bilgilendirme süreçlerinin tarih boyunca çatışma alanları olarak egemenlerin gündeminde sık yer bulmasının tek sebebi, bilginin ve bilgiye ulaşımın kontrolü ile tasarlanan insan profilini inşâ etme hakkını süreklileştirmekti. Sürekliliğin kesintisizlikle ilgisi, akıntıya kontrol dışı verilerin girmesini engellemeyi de zorunlu kılıyordu.”

İnsanın ve onun eğitilmesi ile ilgili süreçlerin hiç değişmediğini de gösteriyordu bize ‘Bekçi’:

“Bugünden geriye doğru bakıldığında her devlet ya da sistem yapısında örgün ve yaygın eğitim-öğretim için tasarlanan müfredat hedeflerinin, çerçevelerinin ve içeriklerinin ideolojik çatışmalara neden olduğu görülebilir. İdeolojik çatışma alanları psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve politik değişkenlerin konumlarına bağlı olarak çeşitlendiğine göre, bu dört ana başlığı kendisine bağlayan dinler ya da din dışı ideolojiler eğitim-öğretim süreçlerini kontrol etmek isteyenler için önemliydiler; başka türlü hedeflerine ulaşmaları mümkün olamayacağı için de önemli olmalıydılar. Çünkü; dinlerin ve ideolojilerin, bireylere, toplumlara vaat ettiği temel şeyler, bireysel ve toplumsal mutluluğu ve refahı sağlayan yönetsel stratejilerdi. Aksi hâlde dinler ve ideolojiler insanlar tarafından önemsenecek hiçbir değer taşımayacaklardı.”

Devletler, insanları Allah’a değil, insanlara ve Şeytan’a ‘kul’ olmaya zorlamışlardı tarih boyunca:

“Devlet kurgularının tasarladığı insan tipinin inşâsında sözlü ve yazılı geleneklerin (tradisyon) postulatlarına tam bağımlılık vardır ve devlet erki bu bağımlılığın sürmesi için toplumları ve bireyleri zorlar. Sorgulanamaz dayatmaların, dogmaların, sözlü ve yazılı geleneğin içinden gelerek ve sürekli kendi akıntılarında kendilerine benzer doğurganlıklarla üremesi, geleneğin ihmal edilemez bir gerginlikle kuşatılmış olmasını da gerekli kılar.”

‘Gerginlik’ çok sıcakkanlı bir kavramdı; dışlayıcı kavramlar tasarlanmış amaçlara uygun olarak daha sonra doğuyorlardı:

“Bu gerginliğin, doğuştan gelen özelliklerine bağlı olarak insan aklını zorlaması ve isyana yöneltmesi, yeni ve tatmin edici arayışlara duyulan ihtiyaçtan kaynaklansa da, temel hareketlendirici faktör, insan bilincinin dayatmalardan uzak ve bağımsız düşünebilme refleksleri ile sonsuz dinginliğe duyduğu özlemdir.”

İnsan huzuru arayacaktı; Kur’an bunun için vardı ve arayan insana şifa verecekti:

“Tradisyonel gerginlikler, aile içi sözlü ve uygulamalı örnek davranışlardan dinî öğretilere ve ibadetlere, inisiyatik formlara ve ritüellere, determinist ve katı bilimsel tutumlara kadar süren tek yönlü korumacı/ konformist bilgi akışını süreklileştirmeyi hedeflediklerinden, bireyleri doygun ya da yarı doygun sorgulamalarla farklı çıkış noktaları aramaya sürüklerler.”

Kur’an, sorgulayan insanlar arttıkça ve bilinçlendikçe, devletleri yönetebilecek çoğunluğa ve güce ulaştıkça, iyileştirme ve koruma gücünü çok boyutlu etkisiyle insana ve insanın hayatına yansıtacaktı.

“Gerginlik yoksa arayış da yoktur. İnsanlık tarihi, bundan dolayı yasak meyve gerginliğinin ortaya çıkışı ile başlar. Ancak yasak meyve gerginliği, tradisyonel bir gerginlik değil varlıksal bir gerginliktir. Bu tamamen eksiksiz bir sınanma sürecinin başlangıcıdır. Çünkü; bu gerginliğin beşerî öncesi yoktur. Her insan bundan dolayı dogmatik olsun ya da olmasın herhangi bir dayatmanın ürettiği gerginliklerin etki alanından çıkmak üzere donatılmış olarak doğar.”

İnsan her şeyi sorgulayabilecek yeteneklerle donatılarak yaratılmıştı, bu onun var oluşunu koruması için kendisine verilen çok büyük bir nimetti aslında:

“Her insan doğduğu ve büyüdüğü ortamlarda ve kişiliğinin inşâsında kullanılan bilgiyi sorgular, organik akıl yürütmelerle, kendisine özel çabalarla ve arayışlarla kendi kişiliğini diğerlerinden bağımsız bir olgunluğa ulaştırmak ister. Kuşkusuz bu, kişinin başarılı olabileceği gibi başarısız da olabileceği bir arayış sürecidir.

Tradisyonel gerginlikten kaynaklanan müdahalelerin tümü, kişinin yaygın/ konformist kişilik tiplerine uygun bir gelişim süreci içinde kalmasını sağlamak içindir. Aralıksız bir şekilde süren bu gerginlikler, kişinin arayış sürecini olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkilerler. Başarısızlıklar, geleneğin zaferini, başarılar bireyin zaferini simgelerler.”

Din, sistem bozucu müdahalelerle yapısını koruyamıyor ve gelenekleşiyordu her zaman. Geleneğin sorgulanması da zorlaşıyordu. Oysa Allah, Mâide Suresi 104. ayetinde açık bir şekilde soruyordu:

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Resul’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?”

Zuhruf Suresinin 22 ve 23. ayetleri daha çarpıcı bir ayrıntıya, varlıklı ve güçlü insanların tepkilerine dikkat çekiyordu:

“Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler. İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar.”

Yûnus Suresinin 78. ayeti, gelenek dayatmasında bulunanların gerçek amacını şöyle anlatıyordu bize; 

Firavun ve etrafındakiler, Allah’ın iki kardeş elçisi Musa ve Harun’a, “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresiniz de yeryüzünde büyüklük ikinizin eline geçsin diye mi bize geldiniz? Biz ikinize de iman edecek değiliz!” dediler.”

‘Ateş Yazarı’nın aklı, onların ruhundaki çelişkileri, anlamlı karşılaştırmalar yaparak dillendiriyordu:

“Tarih boyunca gönderilen peygamberlerin karşılaştığı sorunlar da tradisyonel gerginliklerden kaynaklanırlar; ancak aynı zamanda peygamberlere inanıp, onların tekliflerine evet diyenler kişiler ve onların kişilikleri de tradisyonel gerginliklerin ürettiği arayış süreçlerinin özel sonuçlarıdır. Modern-post-modern çatışmaların geçmişi on dokuz ve yirminci yüzyıllardan çok daha önceye sırf bu yüzden uzanır.” 


<<Önceki                      Sonraki>>



[02.10.2026, 16/25 (1182)]


Seçkin Deniz, 04.10.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı